Sayfalar

28 Şubat 2026 Cumartesi

Küçük bir an

Metroya doğru giderken iki küçük kızla karşılaştım. Sokak çocukları. Abla-kardeşler belli. Büyüğü 8-9 yaşındadır herhalde. Diğeri de 5 falan. Işıklara doğru giderken kaldırımda ayaktaydılar, naber kızlar dedim tatlı bi şekilde. İkisi de gülümseyerek yüzüme baktı. Büyüğü “para ver” dedi.😂 

Zaten versem mi diye düşünüyordum, nakit var mı diye baktım verdim ikisine de. Sonra birden büyük kız bana sarıldı, belime geliyo zaten. Çok tatlı geldi ben de ona sarıldım. Sonra küçüğü de sarıldı ben de bu sefer ona da sarıldım. Bu esnada da kırmız ışık yanmış arabalar durmuş onu farkettim. Hadi dikkat edin kendinize diyip karşıya geçmeye başladım, onlar da geçtiler. Nereden gidiyorsun abla dedi bu taraftan dedim onlarda tam tersi istikamete yönelmişti. “Abla sen bizim tanıdığımız abla olur musun” dedi, birkaç saniye anlamadan boş boş baktım sonra “tamam” dedim. El sallayıp vedalaştık. 

Metroya yürürken yol boyunca egomla savaştım. “Vay be onca araba da dört şeritli yolda sıra sıra dizilmiş tam da bize bakıyorlardı (ışıkların altındaydık tam), ne güzel örnek oldum herkese” falan bi yandan da kendimi susturuyorum utanıyorum böyle düşündüğüm için. Hani çizgi filmlerde olur ya bi omuzda melek bir omuzda şeytan birbirleriyle laf dalaşına girerler. Onun gibi. Şeytan “en kral sensin senden örnek alsınlar ne güzel de davrandı çocuklara ne şefkatli biri demişlerdir” diye diye kibir yüklerken melek “iyiliğini yaptın bitti tamam amma büyüttün şov yapma” diyor. Acaba melek böyle mi der gerçekten :))

Sonra metroda tekrar düşündüm, o sesi susturma çabam belki de. “Bazıları da kesin ‘bunlara böyle yüz veriyorlar sonra sümük gibi yapışıyor bunlar da herkese’ demiştir” dedim ve sesi susturdum. İyi mi yaptım bilmiyorum ama ses kesildi.

O kız çocuklarıyla ayaküstü geçirdiğim iki dk iyi geldi bana. Onlara sarılmak, gülümseyen yüzleri. Çirkefleşmeye müsait aslında büyük olan ama yapmadı. Nazlı’ymış ismi, küçüğünki de Yağmur. İkisi de güzel hayatlar yaşar umarım. Bir daha karşılaşır mıyız bilmem, haftada bir sadece 1 kere geçtiğim bir yer orası. Onların “tanıdıkları abla” olma sözünü verdim ama birbirimizi tanır mıyız ki görsek de… bakacağız.

Bugün başhekimle konuşacaktım güya, öyle yazmıştım buraya da ama konuşamadım. Ya o yoktu ya da asistanı. Bir türlü denk getiremedim. Ben de demek ki acele etmemem gerekiyor diye düşündüm, şimdilik vazgeçtim. Zaten hayır diyeceğinden de neredeyse eminim ama yine de sorasım vardı.

Düşünüyorum başka da söyleyecek bir şeyim yok sanırım. Rüyamda aşırı güzel kar yağıyordu pamuk parçaları gibi yumuşacık kocaman, hayırdır inşallah. Neyse ben biraz masumiyet müzesi izleyeyim. Görüşürüzzzzz

Bugüne foto bulamadım.

Son 7 günlük ziyaretçi dağılımı

 


Bu görüntü beni biraz şaşırttı. Son 7 gündür blogger ziyaretçilerimin binleri bulan kısmı Singapur ve Hong Kong'muş. Türkiye 5.sırada. 
Singapur'dan, Hong Kong'tan gelen ziyaretçiler gerçekten burada mısınız? :))

27 Şubat 2026 Cuma

Kafamda kentsel dönüşümler

Gün geçmiyor ki yeni bir şok edici bilgiyle gelmiyim. Bugün buradaki kızın engelli kadrosunda olduğunu öğrendim. Hem de zihinsel. Tam net bir şey öğrenemesen de zihinle alakalıymış. Zaten başından beri diyorum bişey var bunda. 

Ama ik’ya da aşkolsun yani, insan işe alırken söylemez mi? Bak orada iki kişi çalışacaksınız yanındaki engelli ama ciddi bir sıkıntısı yok şu engeli var vs. Ay yok işini düzgün yapan insan bulunca öpüp başımıza koyalım valla. Bazen acaba doktorlar, hemşireler de mi böyle diye düşünüyorum. Bunlardan çok da farklı olduğunu düşünmüyorum onlarda da işini sallayan ve gerçekten ciddiye alanlar vardır… ama nasıl ayırt edeceğiz ki işte anca o meslektekiler anlar onu da. 

Sigara içenlerin gittiği bir alan var dışarıda, fotoğraftaki yer. Ben oranın bize ait olduğunu bilmiyordum ve sigara içmediğim için de çok duman altıdır diye gitmiyordum. Bugün gittim baya çardak gibi bankları olan korunaklı tam bir mola yeriymiş. Tüm hastane de meğer orada kaynaşıyormuş. Üzerime leş gibi sigara kokusu sindi maalesef ama bir iki insanla muhabbet etme şansım da oldu en azından. Öğleden sonra bir de bahsettiğim ablayla çıktık, her konuştuğuyla beni tanıştırdı. “Seni nasıl hiç görmedik” diye şaşırdılar, çok sıcak karşıladılar, ayaküstü sohbet, muhabbet… daha şimdi yeni işe başlıyor gibiyim aslında yani. 2 ay aslında yokmuşum gibi, gerçekten de deneme süreci oldu ve bitti şimdi asıl süreç başladı gibi hissettim.

Ben bu gece de düşünmekten mi, kahve içmekten mi bilmem yine bir türlü uyuyamadım. İşe gitmek istemiyordum ondan galiba. Gidince isg ile konuşup yanımdakiyle çalışamadığımı bildirdiğim ve, ya o ya da benim yerimin değişmesini talep ettiğim bir dilekçe yazmak ve ik’ya vermek için destek isteyeceğime karar vermiştim. Sabaha doğru uyumuşum 2 saat anca sürmüştür. 

İşteyken bahsettiğim abla ile bunu konuşunca hiç bir sonuç almazsın moral bozukluğuyla kalırsın boşver dedi “it itin ayağına basmaz diye bir laf vardır” dedi. O engelli kadrosunda zaten bişey olacaksa da sana olur ona hiçbir şey olmaz, çünkü dava falan açarsa devlet destek çıkıyor kazanıyorlar falan dedi. Ne engeli dedim, zihinle alakalı dedi. Tamam o zaman madem ona göre davranayım çok da ciddiye almayayım dedim aynen öyle yap yerini belli et yüz verme dedi. Neyse bari uyum sağlayalım işleri paylaşalım falan çok da şey etmemek lazım o zaman. Herkes her şeyin farkında nasılsa. Ben kendi sağlığımı korumaya bakayım. 

Yani bu kız bi bok beceremese bile oranın demirbaşı demek ki. Tillahı gelse yerinden oynatamaz, kafası da kritk anlarda insan satmaya yalan söylemeye çalışıyormuş anca zaten. 

Bunu bilmem iyi oldu, kendimi suçlamalarımı azaltırım en azından. Benlik bir şey yok, karşımdaki normal değil. Ona uygun davranmam gerekiyor bu da çizgiyi belli ederek olur ancak. Nabza göre şerbet vermeyi öğreneceğim. Yine kolay olmayacak ama en azından kendimi suçlamayacağım. Umarım.

Holter için doktorun asistanına gidip bugün beni araya alamaz mısınız sonuç göstercem sadece dedim, holter sonucuna bakmak uzun sürüyormuş o yüzden araya alamıyorlarmış. Salı günkü randevuyu beklicem yani. 

Hastalığım da iyileşme sürecinde. Tam geçti diyemem ama normale döndüm sayılır. Ay ama bu iki günlük işten uzaklaşma o kadar iyi geldi ki. Geri döndüğümde başka bir gözle bakmaya başladım resmen. Ya da şöyle söyliyim, bi uzaklaşıp dönünce hala her şeyin aynı devam ettiğini gördüm ya biraz daha benimsedim orayı artık sanırım. 

Yarın başhekimle konuşmayı düşünüyorum cumartesi günleri ile alakalı. Dönüşümlü gelsek uygun olur mu diye soracağım cesaretimi toplayabilirsem. Bugün asistanına gittim yerinde yok dedi, sence bunu sorsam çok büyük tepki verir mi dedim çünkü herkes çok sinirli falan diyor ben sadece iş görüşmesinde muhatap oldum hiç tanımıyorum. Yok dedi evet ani parlamaları var ama iyi biri, en fazla hayır olmaz der dedi. Bakalım en azından bi şansımı denicem. 

Buraya da her şeyi olduğu gibi yazıyorum. Pek sanmıyorum ama yine de hastaneden birileri denk gelip okumaz ben de patlamam umarım :))

He bu arada dün Annabell ve Sade’Ce nasıl içten söylediyseniz bugün yakışıklı bir beyle tanışma imkanım oldu ama hemen umutlanmıyorum çünkü ayaküstü tanıştırıldım sadece ve evli mi bekar mı onu bile bilmiyorum. Bir şey çıkar mı onu da bilmiyorum ama en azından farklı biriyle tanıştım o bile bi adım sayılır belki de. Bişey olursa yazarım buraya zaten. 

26 Şubat 2026 Perşembe

Hat taşıdım, Masumiyet Müzesi’ne başladım

Öncelikle herkese geçmiş olsun dilekleri için teşekkür ederim. Bugün daha iyiyim. Sabah yataktan kalkabildim mide bulantısı olmadan. Sıcak bi duş aldım. Yarın işe dönüyorum. Sadece biraz boğazım ağrıyor ve bağırsaklar da arada yokluyor ama geçecek. 

Hasta nazı nasıl olur bilirsiniz, ufacık şeylerden nazlanıp ilgi ister insan. Bu sabah ayaklandığım gibi azıcık enerji bulunca nazlanmaya başladım ama bizimkilerden ters tepti tabi. Bizim evde babamdan başkasının nazlanması yasak :)) düşündüm de, güçlü olana kadar canım çıktı resmen ama güçlü olabilmeyi başarınca da nasıl herkes iyi olmaya başladı. İnsanlar güçsüz insana tahammül edemiyor. Bu kişiler en yakınlar olunca hayat daha da zor olabiliyor. Neyse günahlarını almayayım annem baya ilgilendi benimle ama babama nazlandım biraz insan bi gelir bakar en azından seni görmek isterdim dedim söyleseydin annene babam gelsin deseydin dedi, geçeceği belliydi zaten bişey yok ki dedi :))

Terapilerin meyvelerinden biri artık böyle anlara uzun süre üzülmüyorum, duygunun içinden geçip gidebiliyorum. Akşam kahve içmeye yanlarına gittim, tripsiz davrandım her şey tatlıya bağlandı. 

Bugün hat taşıma işlemim gerçekleşti, bir yıldır Türk Telekom’luydum önümüzdeki bir yıl da Vodafone’luyum. Bakalım bu nasılmış. 

Dün yanımdaki kıza mesaj atmıştım sabah, “Bugün gelmeyeceğim hastayım rapor alıcam” yazdım. Cevap olarak ne yazdı sizce? Hayır geçmiş olsun neyin var değil. “Nerden alcan raporu”. “Geçmiş olsun de geç napıcan nerden alacağımı bi yerden alıcam işte hastayım bi de onu düşünemicem” dedim sinirle. Tamam geçmiş olsun sordum sadece yazdı. Hasta hasta sinirlerim zıpladı ya. Ayyy valla hiç işe gidesim gelmiyor Allah’ım şu iş yerini çekici kılacak bir şeyler birleri bi ortam falan olsun nolur. Cezaevine gidiyormuşum gibi hissediyorum ya ne zaman alışıcam acaba.

Bir ara çok yoğun bi “kimse beni anlamıyor çok yalnızım neden bu kadar farklı hissediyorum neden diğerleri kadar hayatı idare edemiyorum” düşünceleri bastırınca acaba tekrar bi terapist arayışına mı başlasam diye düşündüm. Çünkü yaş aldıkça duygusallık artacak ve daha da zorlanabilirim. Sonra belki de hasta psikolojisindendir biraz zaman vereyim kendime dedim. Her şeye bir de duygusal açıdan bakan ve içselleştiren biri olmak zor. He he diyip geçebilenlere, yüzeysel yaşayabilenlere çok özeniyorum bazen. Yapay zeka ile konuşurken bazen duygusal zekama methiyeler düzüyor “sçarım böyle duygusal zekaya” diye geçiriyorum içimden. Ne hayrını görmüşüm acaba şu hayatta? Kendimi üzmekten başka.

Neyse böyle işte, pek bişey yiyip içemedim iki gündür bi tartılayım bakayım kilo vermiş miyim. Üfff yok yaaa vermemişim hatta almış gibi görünüyorum bu nasıl olabilir ki? Ödemdir belki de yani inşallah.

Bir de bugün ben Masumiyet Müzesi dizisine başladım daha iki bölüm oldu şu anlık güzel gidiyor. Kitabı da var bende ama okumadım daha. Siz izlediniz mi? Beğendiniz mi?


Fotoğraf Pinterest. 

Hastaydım

 

Selam millet. Dün buralara uğrayamadım, merak edenler olmuş (Annabell teşekkür ederim ❤️). Çok hastaydım, değil buraya uğramak gözümü bile açamıyordum. 

Gece bir anda mide bulantısı ve ishalle uyandım. Uyurken hiçbir şeyim yoktu oysa. 2 gibi uyandım, bu hikayeyi instagramdan paylaştığımda artık biraz WC’ye mola verebildiğim bir andı. Devamında da sabaha kadar aynı şeyler devam etti. Holteri çıkarma günümdü bugün, babam da doktora görünecekti. Mesaj attım babama ben işe gitmedim birlikte gidelim diye. Yola çıkmadan bi sağlık ocağına gidip istirahat raporu alayım diye çıktım evden. Başım döne döne gittim, söyledim şikayetimi. Bi ishal kesici, bi mide bulantısı kesici bi de karın spazmı ilacı verdi. 2 gün de rapor istedim yazdı. Aldım ilaçları eve döndüm ishal kesiciyi içtim ve babamı evden çıkarken apartmanda çıkardığı sesten yakaladım. Tüm aile herkesin telefona bakmayası tutmuş nedense. Benim ailemle hep böyle oluyor anlamıyorum bi ihtiyacım olduğunda genelde kimseye ulaşamam yani. Neyse. Beni görünce şaşırdı tabi neden işe gitmedin falan neyse gittik hastaneye. 

Neden çalıştığın hastanede doktora gitmedin diceksiniz çünkü orda neredeyse ölüyor olsan bile rapor vermediklerini duydum, özellikle çalışana. Hiç uğraşacak halim yoktu. Sağlık ocağı hemen veriyor diye işimi sağlama almak istedim. Bi de sıra bekle, indirimli de olsa ücret ver falan. Serum normalde 10bin demişti acildeki biri indirimi hali bile ne kadardır kim bilir.  Gerek yok diye düşündüm. Zaten gece çok kötüydüm ama gündüz geçer diye düşünüyordum. 

Holteri çıkarttılar, ama doktor müsait değilmiş Salı gününe randevu yazdılar sonuçlara baktırmak için. Dönüşte annemi Emaar’dan alacaktık, babam Migros alışverişi yapıcaz dedi. Online verirsiniz ne gerek var derim yok o bize uymuyor dedi. Ay Emaar otoparkı beni mahvetti ya. Kat kat dolaşıyoruz bir tane bile yer yok, babam da pes etmiyor ve yollarda sürekli kasisler var iki adım gidiyoruz yine kasis tüm araba çalkalanıyor midemle birlikte. Yeter midem bulandı dedim devam edeceksen ben ineyim bi yerde dedim. O da pes etti neyse ki, annemi aradı geldi de markete uğramadan eve döndük. Ben kusmamak için büyük mücadele verirken İstanbul’da bütün yolların ne kadar da çakır çukur olduğunu fark ettim. Dümdüz kaymak gibi bir yol yok. Sürekli sarsılıyor araba. 

Eve gelince başladı asıl benim mesai. O ishal kesici komple bağırsakları durdurdu tek hapla. Ama mide bulantım feciydi. Kusmaktan nefret ediyorum ama yine de mecbur kaldım. Üstelik kusma kesen ilacı da içmiştim. Annem bişeyler yedirmeye çalışıyor yiyemiyorum, su bile içemiyorum yani toplasan bi bardak içmemişimdir. Beni bi korku sardı, hem su kaybediyorum hem su içemiyorum. Bu arada kardeşim aradı açamadım, gözümü zor açıyorum zaten. Yabancı bi numara aradı onu da açmadım sonra mesaj attı geçen gün işyerinde yeni tanıştığım ablaymış. Numaramı yanımdaki kızdan almış. Geçmiş olsun yapabileceğim bir şey var mı falan diye soruyor. Biraz toparlayınca geri aradım, emekli hemşire kendisi. Neden buraya gelince acilden kan verip serum taktırmadın diye kızdı aklıma gelmedi dedim. Çok su iç sürekli su kaybediyorsun bir anda böbrekler iflas eder dedi ayyyy uyuz oldum he. Tamam içmeye çalışıyorum dedim. Çok ilgili sevecen davranıyor ama çok da sert lafları yani. Ödümü kopardı böbrekler iflas eder falan iyice moralim bozuldu zaten içemiyorum midem bulanıyor. Bu arada ben bu kadından da çok fazla hoşlanmadım sanırım ya, tamam yanımdaki kızın yaptıklarını anlattı ama kendisi de çok sert. Ve çok nefret dolu. Onu kapatınca kardeşimi de aradım geri, sonra tekrar yatmaya çalıştım. Annem arada geliyor kontrol ediyor gidiyor falan, dedim ki anne beni acile götürün ben çok kötüyüm serum taksınlar. Babama söylemiş babam da aciller çok doludur sabaha kadar sıra gelmez demiş.

Annem gece yoğurda ekmek doğrayıp da onu yedirdi biraz ben kendim kaşığı alıp yiyemiyordum bile. Sonra üzerime iki battaniye daha örttük terleyeyim diye. Ve inanır mısınız terlemeye başlar başlamaz benim bulantı azalmaya başladı. Tamam ben iyiyim anne dedim bir dahaki gelişinde, artık gelmene gerek yok dedim. Zaten bişey yiyip içemeyince wcye kalmak da gerekmedi sabaha kadar battaniyelerle yorgana sarılıp parça parça uyudum. Sabah yani şu an baya iyi hissediyorum, mide bulantım yok denecek kadar az. Su içebiliyorum. Oh be gerçekten. Bir anda başlayan bu şey neydi neden oldu anlamadım. Acaba bana takılan holter cihazı hasta birinin elinde miydi diye düşünüyorum o cihazı taktırdığım gece birden başladı çünkü. Ya da o gün yanımdaki kızla alakalı ciddi suçlamalar duydum abladan, o mu ağır geldi de psikolojik olarak bir tepki miydi bedensel sağlığımı da mı etkiledi diye de düşündüm. O ablayla molaya çıktığımızda üzerime mont falan almamıştım ondan üşüdüm mü acaba dedim. Ama saatler sonra gecenin bir yarısı pat diye olmazdı herhalde önce bir boğazda acı falan olur kendini belli ederdi en azından. Hiçbir şeyim yoktu.

Bi de ben bayadır hasta olmuyorum, o yüzden de çok fazla geldi. Gerçekten ya ölürsem diye bile düşündüm. Bugün inşallah gerçekten de geçmiş olur ve toparlarım kendimi tamamen. 

Böyle işte, seri azıcık bozulacak gibi olsa da kurtardık bence. Dünüm böyleydi bugünüm için de akşam görüşürüzzzz


24 Şubat 2026 Salı

Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim

Yanımdaki kızla alakalı öyle şeyler öğrendim ki. Banu dicem demiştim ama Banu’ya yazık. İsimsiz kalsın. 

Hani bizim katta bi abla var demiştim ya arada gel falan demişti, onunla karşılaştık holter için randevu almaya giderken. Sonra taktırdın mı diye sormaya odaya geldi ayaküstü sohbet ettik bu kız da odadaydı, o yüzden çok uzun konuşmadık. Öğle molasında karşılaştık yine ablayla, resmen bu anı bekler gibi her şeyi bir nefeste anlattı. Meğer benim yanımdakinden herkes nefret ediyormuş. İnsanlar aslında soğuk/tuhaf değilmiş, beni bu kızın yanında gördükçe ben de onun gibiyim sanıyorlarmış. Abla “ben de öyle sanıyordum sizi birlikte gördüğüm için, hani bi söz var ya bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim diye, demek ki o da ona benziyor anlaşıyorlar iyi bulmuşlar birbirlerini napıyolarsa yapsınlar diyordum” dedi. Benden öncekiler tam da tahmin ettiğim gibi hep bunun yüzünden istifa etmiş ya da bunun arkadan iş çevirmesiyle işten atılmış. Ama kıza sorunca hepsi için “maaş yüzünden” diyordu. Hatta bi tanesi 46lık olup atılmış, detayını da anlattı abla. 46 görevi kötüye kullanma, hırsızlık, ahlak kurallarına aykırı davranış vs bir daha kimse işe de almıyor yani böyle atılınca. Tazminat, işsizlik maaşı da alamıyor. Sonradan bu abla bizim kızın yanına gelip telefonunun ses kaydını açıp sorular sorup konuşturmuş, utanmıyor musun nasıl yaparsın falan diye. Sonra da uzlaşmacıya onu sunup 46yı kaldırtmışlar. “Napim işten çıkamam burdan çıkarsam başka iş bulamam” diyormuş. Ödü kopuyor işten çıkarılmaktan. “Sakın güvenme ona çok kolay adam satar o” dedi abla. 

Bi rahatlama geldi bana, hala umut var işyerime adapte olmamala alakalı demek ki. Demek ki aslında muhatap olacağım birilerini bulmak mümkün. 

O kadar ağırıma gidiyordu ki anlatamam, insanlara selam veriyorum ya almıyorlardı ya da mecburen cılız bir karşılık veriyorlardı o derece yani, sonra başkalarıyla güle oynaya konuşuyorlardı ama. Ve ben nedenini anlayamadığım için ya kendimi ya iş yerini sorguluyordum. Ne tuhaf bir yere düştüm diyordum sürekli. Ya da ben acaba çok kibirli, itici falan mı görünüyorum diye kendimi eleştirip duruyordum. Hatta kız kardeşimle konuşurken “abla kendinde bir sorun aramayı bırak artık” demişti. Nasıl ki herkes beni yanımdaki gibi sanıyorsa ben de herkesi yanımdaki gibi sanmaya başlamıştım çünkü herkes onun gibi tuhaf davranıyordu. Şimdi taşlar biraz yerine oturdu.

Abla dedi ki “benim sevmediğim insan sayısı çok azdır, ama ondan nefret ediyorum o kadar diyim sana, çünkü ne olduğunu biliyorum”. Bu kadar net söylemesi şaşırttı. 

Ben de bi tırsmadım değil. Hatta ufak tefek hırsızlık olayları bile olmuş öncekilerle. Öncekiler de hep kızın yanından kaçıp bu ablayla zaman geçiriyormuş her şeyi biliyor o yüzden. 

Bi de dedi ki sen sorumlusun o ise görevli ama sanki o sorumlu sen görevliymişsin gibi duruyor izin verme. Üstü olduğunu belli et dedi, bir kaç yaptığım işi söyledi sen niye yapıyorsun bunları onun yapması gerek dedi falan… kibar ve anlayışlı tavrımı biraz rafa kaldırmam gerek. Gerçekten de yüz verince ipin ucu kaçıyor zaten bu yüzden molalara yalnız çıkacağım diyip mesafe koymaya başlamıştım. İyi yapmışım o mesafeyi biraz daha açmak lazım şimdi. Yoksa oynatmaya az kaldı zaten.

Bu arada bugün holter takıldı, yarın çıkacak. Bu ablayla konuşup içim rahatladı diye mi nedir, bugün hiç çarpıntı hissetmedim. Holter takılmadan önce de takıldıktan sonra da. “Neden kimse beni görmüyor, ciddiye almıyor” üzüntüsüydü belki de sadece. Biraz ablayla takıldım etraftakiler bizi birlikte görsün diye “sicilim temizleniyor gibi hissediyorum” dedim gülerek. Gerçekten de onunlayken daha çekilir oldu işyeri, herkese selam veriyor güler yüzler var falan. Normal olduğumu bilsinler istedim “sen normalsin zaten merak etme” dedi. 

Sonra çalışma yerime dönünce her şey daha zor geldi tabi, enayi gibi ne kadar çok şey almışım üzerime diye farkettim. Yavaş yavaş görev dağılımını düzelticem. Bir şey belli etmeden, öfkelenmeden, usulca. 

Benden iki ay önce işe girmiş olan bir sekreterle konuştuk, aslında kimseye anlatmak istemiyordum ama herkese “ben öyle değilim” diye bağırasım geliyordu. Neyse biraz özgüvenim yerine geldi. Özgüvenim de ciddi anlamda zedelenmeye başlamıştı çünkü. Bu su meselesi bile bu sebepten büyüdü belki de. Su bile vermek istemiyorlar bize ya. Zamanla herkes tanıyacak beni elbet, o zaman daha kolay olacak her şey diye umut ediyorum. Sekreter de evet o yüzden yaklaşmıyor kimse size dedi. Sonra “belki de bu sefer sen onu gönderirsin” dedi gülerek. Sanmıyorum o çıkmaz asla işten dedim. İster çıksın ister çıkmasın, ben iyi olayım da. Kimseye zararım yok zaten. Kimsenin de bana olmasın.



Görsel yapay zeka


23 Şubat 2026 Pazartesi

Aşırı seven kadınlar ve bugün

Çok içten sevip karşılığında bir ilgi görememek yaralayıcı olabiliyor. Sevme ihtiyacımızı nasıl gidereceğiz? “Aşırı seven kadınlar” diye bir kitap adı duymuştum, okumadım ama merak ediyorum, acaba bu konudan mı bahsediyordur ki?

Neden bu kadar fazla seviyoruz, üstelik bizden böyle bir talep yokken. (Aksine talep varsa inadına sevmekten kaçabiliyoruz) 

Tabi ki herkes sevilmek ister ama onlar daha talep etmeden tüm kovayı boşaltıyoruz başlarından aşağıya. Musluğu sonuna kadar açıyoruz daha en başında. Kadın/erkek, büyük/küçük hiç kimse aynı seviyede karşılık veremiyor buna. Fark etmiyorlar bile kendimizden verdiğimizi, normali bu sanıyorlar. Sonra biz tükeniyoruz ve kırgın şekilde kısmaya çalışıyoruz musluğu. Musluktan değil bu sefer gözlerimizden akmaya devam ediyor. Çok sevmenin altındaki itekleyici güç ne? Beni görün mü? Beni sevin mi? Beni üzmeyin mi? Ben masumum mu? Ne? Neden sevmezsek solup gidecek ve tamamen yok olacakmış gibi hissediyoruz. Birincil çoğul şahıs kullandığıma bakmayın, kendime söylüyorum aslında siz belki hiç böyle değilsinizdir. Ya da herkes aslında böyledir ama sevgi dillerimiz farklı olduğu için anlayamıyoruzdur bazılarının aşırı sevgisini. 

Annelik zor diyip durmaları da bu yüzden. Aşırı sevgi ile çocukların kaçma isteğinin oluşması… evet aşırı sevmek böyle bir etki de yapıyor. Sevgiyi kabul edememek olabilir mi bu peki? Ya da bağ kuramamak hepsinin temeli. Hep bağımlı ilişkilere tanık olmak ve normal bağ kurmayı bilememek. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Kaçan kovalanır mantığıyla ama daha kaçmadan kovalıyor olabilir miyiz? Siz de sevince sınır bilemeyenlerden misiniz? Sonra da çok verdim kendimden diye huzursuz hissedenler… peki ne yapmak gerekir?

(Resim yapay zeka.)

(Ekleme…gün özetim)

Bu arada kardiyoloji randevuma gittim, çalıştığım hastanedeki bi doktora. Doktorların da hepsi erkek, ultrasonla bakması lazım çamaşırın kopçasını açmamı istedi ama benim çamaşır kopçasız ben de komple çıkardım valla uğraşamayıp. Sonra azıcık pişman oldum “ya bu doktorla aynı yerde çalışıyoruz orda burda karşılaşırız her şeyi gördü nasıl bakıcam yüzüne” diye. Sonra amannn unutmuştur bile dedim yani inşallah offf. Alışkındır onlar di mi ya. Kalp kapakçıklarına damarlarına vs baktı bi gerildi o da zaten ya da bana öyle geldi, açıklaya açıklaya yaptı o yüzden. Her şey normal, bişey yok dedi. Tansiyonumu ölçtü 12-7 normal dedi. Holter ve kan istedi, henüz yaptırmadım onları. Holtere zaten randevu almak gerekiyormuş. Çalışanlara indirimli bunlar ama yine de tuttu biraz. Asıl fiyatları nedir kim bilir. Gerçi hemen hemen herkes sigortalı geliyor benden bile az ödüyorlar. Neyse ciddi bişey çıkmasın da. Bu çarpıntılar ne acaba ya, ritim bozukluğu mu yoksa. Holter de ilk defa taktırıcam o nasıl olacak bakalım. 

Hastane o kadar dolu ki her yerde sıra sıra hasta var, yarın sabah alırım randevuyu ve kanı da veririm diyip yerime geçtim. Arşive bir hemşire geldi, daha doğrusu bir yeri ararken ışığı görüp bize doğru geldi. Hep telefonda konuştuğumuz tatlı bir hemşire. Bu hastane daha inşaatken başlamış işe hala burdaymış. Alıştın mı dedi pek değil dedim. Sizin yeriniz de çok ücra yerde kimseyi görmüyorsunuz ben bile ilk defa öğrendim şimdi yerinizi dedi. Evet dedim o yüzden de kimseyle muhabbet de kuramadım dedim, bak beni tanıdın her zaman çık gel dedi. İkinci ziyaret edilecek kişiyi de buldum ama ramazan sonrasına bırakıyorum ziyaretlerimi. Bu kattaki bi odada çalışan abladan bahsetmiştim, çay kahveye gel demişti, önce ona uğrarım ne de olsa aynı kattayız. Sonra üst katlara dolaşmaya çıkarım yavaştan. Hayır bi de herkes aynı durumda bi tek ben değil. Bu hemşire de sürekli istifa etmeyi düşünüp mecburen vazgeçtiğini para kazanmak zorunda olduğunu söyledi, diğer abla da sürekli istifa dilekçesi verdiğini söyledi müdürü bırakmıyormuş sanırım. Bazen nasıl bir yere düştüm diyorum :)) yeni bir yere alışmak bu kadar zor muymuş ya, unutmuşum… ama hastane ortamı da ekstra soğuk ve mesafeli bir ortam bence. 



Atatürk'e sarılmak

 


Rüyamda Atatürk’ü gördüm. Hemen gidip ayaklarına kapanıp ağlamaya başladım. Sonra “benden sonra kadınlar erkeklerin ayaklarına kapanır mı oldu da bu kız hiç zorlanmadan ayaklarıma kapanabildi” diye düşünmesin diye kalkıp normal sarılarak ağlamaya devam ettim. Başımın sol tarafını göğsüne dayamıştım o da sağ kolunu bana dolamış, eli de sırtımda. Gözlerimden nasıl kocaman yaşlar dökülüyor ama, hiç konuşamıyorum sadece ağlıyorum. O da hiç bozmuyor istifini ağlamama izin veriyor. Yanında da başkaları vardı, İsmet İnönü, Kazım Karabekir falan. Ve herkes siyah beyazdı ben dışında. Sarıldığım Atatürk de canlıydı ama siyah beyazdı. Sanki eski bir fotoğrafın içine girmişim gibi.

Rüyada Atatürk'ü görmek rahatlama demekmiş. Son günlerde dipteydim buraya da yazmıştım, herhalde bilinçaltım beni rahatlatmak için böyle bir rüya oluşturmuş olabilir.

22 Şubat 2026 Pazar

Kule Vinç ile muhteşem şehir manzarası

 

Şu an canım ne istiyor biliyor musunuz bu iş makinesinin cam kafesinde oturup manzaraya karşı akşamüzeri kahve içmek. Şehrin ışıkları henüz yanmamışken gidip bir süre sonra sonra tek tek yanmasını izlemek ve karanlıktaki ışıl ışıl haline tepeden bakmak. Camın olduğu yer tam da denize doğru bakıyor. Hava bugün çok net olmasa da adalar manzarası var önünde. Bi de bu kahve date sevgiliyle olsa ne romantik olurdu. Hatta kırmızı şarap ve evlenme teklifi eşliğinde hahshs böyle bir dizi çekilsin bence çok iyi olmaz mı? Sıkıldık aynı konulardan. 

21 Şubat 2026 Cumartesi

Deli deli günler

 

İki gündür modum düşük yine baya. Bugün buraya bile yazasım yoktu ama seriyi bozmak istemedim. Bazen ne oluyorsa birden büyük bir hüzün çöküyor üzerime. Bir şeyler eski yaraları tetikliyor ya da patlama noktasına gelmiş oluyorum sanırım.

Dün akşam o kadar ağladım ki sabah gözlerim kızarmakla mor arasıydı ve şişmişti. Göz makyajıyla bile kapatamadım şaşı gibi bakıyordum. İşyerinde maske taktım, kimseyle muhatap olmadan bitirip geldim. Bi sekreter geldi sadece hasta mısın dedi biraz dedim, o kadar. Zaten muhatap olacak insan da yok etrafta. Biliyorsunuz sadece bi kız ve ben. Dün bi de morga ex getirdiler o da etkiledi beni galiba. Yatakla getirdiler üstüne beyaz çarşafı örtmüşlerdi, morg görevlisi de geldi kapıyı açtı sonra bir form almaya gitti. O sırada da getiren iki kişi yerleştirdiler ölüyü. Görevli gelip “koydunuz mu” dedi, “koyduk” dediler boş yatağı geri götürürken. Sanki bir eşyayı yerine koyar gibi. Bir gün ben de mi böyle sadece bir et parçası olacağım diye düşündüm ister istemez. Hepimiz bir gün böyle duymayan, konuşmayan, hissetmeyen bir et parçasına dönüşeceğiz ve kokmayalım diye soğutucusunu biraz daha fazla açacaklar morgun… 

Bu arada yanımdaki kızın Banu Berberoğlu’na aşırı benzediğini farkettim bugün. Hem görüntü olarak hem de konuşma şekli, davranışları. O kadar aynılar ki. YouTube’a eklediği soru cevaplara bu kız da kesin aynı cevapları verirdi mesela. O yüzden belki ondan bahsederken isim vermem gerekirse Banu derim. 

Milleti eleştirip kendini akıllı sanan insanlardan uzak durun. Ömrünüz çürür nasıl olduğunu anlamazsınız. Bazı insanlar sadece bu şekilde hayatta kalmaya devam edebiliyorlar. Sürekli kendilerini başkalarıyla kıyaslayarak ve kendisinin ne kadar özel olduğunu anlatmaya çalışarak… belki biz de yapıyoruzdur bunu bazen, yapmamak lazım.

Öz eleştiri yapmamız gerek. Başkalarını eleştirmek bir sonuca vardırmıyor insanı, kendimizi dış göz gibi eleştirmek de gerekiyor ama acımasız olmadan. Yapıcı bir şekilde. Kendi iyiliğimiz için. 


20 Şubat 2026 Cuma

Daraltı gün

Bugün zor geçti, hatta geçmek bilmedi. Bir sürü de iş vardı zaten hala var. Çok daralıyorum bazen. Kalabalık ofis ortamlarını özlüyorum. 
Öğlen dışarı çıkınca kabim deli gibi atmaya başladı yine. İşe girdiğimden beri kalbim kendini çok hissettiriyor. Korktum randevu aldım kardiyolojiye, pazartesi günü gidicem. 
Bahar geldi malum, alerjiden olabilir. Havasız ortamdan bir anda oksijene çıkmaktan olabilir. Çalışma ortamımdaki stresten olabilir. Bilmiyorum sebep çok ama önemli bişey çıkmasın da. Panik atak geçmişim de var, acaba kapalı ve küçük alanda çalışmak tetikliyor da farkında mı değilim diye de düşünüyorum. Artık pazartesi öğreniriz inşallah.

19 Şubat 2026 Perşembe

Çocuk sesleri

 

Çıktım parkta oturdum bugün biraz. Etrafta ne çok küçük çocuğu olan varmış, çocuğunu kapan parka getirmiş. Küçükler baya, 2-3 yaşlarındalar sanırım. Şişme montları, minicik botları, kedi/ayı kulaklı şapkaları. Çocukların ciyaklamalarıyla doluydu park. Parkın diğer tarafında ise amcalar sıra sıra dizilmiş bankta oturuyorlardı güneşe doğru. 

Yaş almak çok tuhaf bir his. Küçükken görmezden geldiğimiz çoğu gerçekle yüzleşmeye başlamak, daha doğrusu buna mecbur kalmak… olgunluk böyle bir şey işte. Artık gerçekleri görmezden gelememek mecburen olgunlaşmaya sebep oluyor. 

Bu aralar, zamanı hiçbir zaman geriye alamayacağımızı daha net idrak edip, bazen üzülüyorum. Ebeveynlerimiz yaşlanıyor, biz çocukken genç olan herkes yaşlanıyor, biz de yaşlanacağız, aslında her günümüz ilk ve son günümüz. Birlikte yapılan her şey anı olarak kalıyor, gelecekte bizi ne bekliyor bilmiyoruz. Bu kadar korkutucu bir simülasyonda yine iyi dayanıyoruz aslında…

Birkaç ay önce amcam ve dedemin mezarlarını ziyaret etmiştim. Biri 34, diğeri 38 yaşında vefat etmiş. Ben yaşlarını hesaplayınca bi ağlamaya başladım ki sormayın, eve kadar durduramadım kendimi. O zamanlar ne kadar büyük sanıyordum, dedemi hiç görmedim ama amcamı gördüm. Ben şu an 39 yaşındayım ve ikisinden de büyüğüm. Bu gerçek beni çok etkiledi. İkisi de öldüğünde 3 çocukları vardı. İkisinin de son çocuğu daha 2 yaşındaydı. Onlar ise hep 34 ve 38 kaldılar. 

18 Şubat 2026 Çarşamba

Hayırlı Ramazanlar

Bugüne bi foto çekmemişim, ben de pinterestten çaldım. 

Bugün ilk teravihle birlikte ramazan ayı başladı. Bir çok iş yeri çıkış saatlerini öne aldı, işe gidiş saatlerini ise ileriye… bizde bi değişiklik yok tabi. Belki bu sayede trafikten kurtarmış oluruz da rahat gider geliriz.

Erkek kardeşim bir süredir, hatta birkaç yıldır sıkıntılı zamanlar geçiriyor. Bugün merak edip bi astrolojik haritasının aldığı etkilere bakayım dedim öğrendiğim bilgilerle. Ay’ının üzerinden Uranüs geçiyormuş. Hatta sürekli retro yapıp durduğu için tekrar tekrar dönüp yine geçiyormuş. Ay bizim ruh halimiz ve duygusal durumumuzu ifade ediyor, Uranüs ise beklenmedik şok edici şeyler ve elektroşok etkisi. Kardeşime bak bu yüzden bu kadar zor olmuş dedim iyi bari ben de bipolar falan mı oluyorum diyodum dedi. Astroloji’ye inanmıyorum aslında dedi ama ilgisini de çekti. Çünkü bir şeyleri bir sebebe bağlamak insanı rahatlatıyor. Aaa demek ki bu yüzdenmiş diyince bi hafifleme geliyor üzerimize. Benim astrolojiyle ilgilenip ders alma noktasına gelme nedenim de buydu zaten. Yaşadıklarımı bir yere bağlayabilmek. Böylece biraz olsun fırtınanın dinmesi, ya da fırtınaya karşı güç bulabilmek. 

17 Şubat 2026 Salı

Pasta yeme günü

Bugün magnezyum eksiğimi bitter çikolata ile kapatmaya çalıştım. Reklam değil ama baya lezzetliymiş, sevdim. Her bitteri yiyemiyorum midemi bulandırıyor bazıları.

Bugün evde bir doğum günü kutladık, kutlama derken sadece pasta kesiyoruz yani. Doğum günü bahanesiyle yaş pasta yeme gün de diyebiliriz. Bu sene ramazana geliyordu babamın doğum günü ve kızkardeşim burada olmayacak diye o da buradayken erken kutlama yaptık. İşyerimin ordaki pastaneden aldım pastayı, çok lezzetliydi. 4-6 kişilik 900₺ydi ama değdi. Hesaplayınca bi tatlı 200 desek 5 kişi diye hesaplasak 5x200 bin lira oluyor zaten aynı fiyata geliyor bence normal :)))

Bizimkilerle bu kadar uzun vakit geçirince benim ayarlar yine ufaktan bozulmaya başladı :) zaten 9 buçuk olunca esnemeye de başlıyorum. Hadi ben gidiyorum dedim vedalaşıp çıktım. İyi ki ayrıyım ya gerçekten… aynı apartma olsa bile en azından ayrı bir daire kapım var bu bile büyük bişey. Bu yaşta hala birlikte yaşıyo olsam çok kötü olurdu… düşünemiyorum bile. Allah 25+ olup da hala ailesiyle yaşayan herkesin yardımcısı olsun. En iyi aile bile olsa olmuyor, zor.

Bugün işyerinde bizim odaya bi sekreter kız geldi muhabbet ettik tüm hastane dedikodularını verdi iki dkda. Bu geçen benle flört eden eleman da arıza bi tipmiş, hiçbi şey beceremiyo bomboş biri falan dedi. Ben bişey demedim kendiliğinden ondan bahsedip gömmeye başladı. Zaten bana akıllısı denk gelse şaşarım :))

Pek çaktırmasam da sanırım dominant bir karakterim. Belki de çaktırıyorumdur bilmiyorum. Disiplinliyim. Çok uyumlu ve nazik olsam da çoğu zaman zor bir insanım sanırım. 

Biraz Yağmur-Pınar Atacan çiftinin YouTube videolarına baktım, Pınar ne kadar zor bir kadın diye düşündüm, sürekli üste çıkma çabası var, eşi bu kadar sabırlı olup alttan almasa geçinemezlerdi dedim sonra ben de biraz öyle olduğumu düşündüm. Ama ben pısırık erkeğe de tahammül edemiyorum. Sürekli suyuma gidilirse ona da sinir oluyorum. Yoksa aynı bu yağmur gibi birini bulmuştum aslında siyaha beyaz desem o da beyaz derdi ben ne desem oydu ama ben ona da gelemedim. Ben ne istiyorum acaba hala bulamamış olmam üzücü. Bazen hayatı tek başıma sırtlamak gerçekten ağır geliyor. Gerçi biri olunca onun destek olup omuz atacağının da garantisi yok, belki sırtına bi yük de o koyacak kim bilir. Hatta bu daha büyük bir ihtimal. Neyse ne olduysa en iyisi oldu, iyi ki de böyle olmuş. Şükür bu günlerimize.

16 Şubat 2026 Pazartesi

Mutluluk kavanozu

Bakın bu gördüğünüz kavanoz benim 2025 mutluluk kavanozum.

Diğer yüzünde tersten de okuyabilirsiniz 2025 mutluluk kavanozu yazıyor. 

Görüldüğü üzere kavanozun dibini anca örtebilmişim. 

Tek tek ne yazdığıma baktım da, şunu ziyaret ettim bunun engelimi kaldırdım vs türünden şeyler. 

Sadece aşağıya eklediğim iki not belki kavanozun hakkını veriyor olabilir.  


Suluboya kursu birkaç aylık kısa bir kurstu ve aslında beklentimin altındaydı ama iyiydi yine de.

Sevgilim var dediğim de 3 ay sonra ruh hastası olduğundan artık emin olup yolları ayırdığım bi eleman. 

İlişkilerde 3 ay gerçekten çok önemli. Çünkü 3 ay sonra pembe bulutlar dağılıyor ve gerçekler çok farklı çıkabiliyor.

Bu sene kavanoz yapmayı düşünmüyorum, onun yerine bloga her günümü yazıyorum zaten. <3


 

Haftanın ilk günü bitti

 

Fotoğraftaki serçeyi gören var mı:)) birsürü serçe vardı ben çekerken bi tane kalmış sadece. Bu gül, serçe ve demirler güzel bir kompozisyon oluşturdu, kitap kapağı gibi sanki. 

Bugün hava işte fotoğrafta da görüldüğü gibi güneşliydi. Ve sıcaktı. Kuşlar çıkmış, çiçekler açmış, resmen bahar geliyor. Sabah uyanmak zordu, bahar yorgunluğu da başlıyor sanırım. Bu sene ilk cemre ramazanın birinci günü düşüyor.

İşyerinde albino bi çocuk var ve yanımdaki kıza ilgi duyuyor anladığım kadarıyla. Ben hiç yokmuşum gibi sadece onunla muhabbet edip gidiyor. Bugün kıza sordum “bu çocuk sana yazılıyor farkında mısın” diye “evet farkındayım” dedi güldü. “Sende bi karşılık yok ama galiba” dedim “yok ya kendi kendine ilgileniyor ben istemem” dedi “platonik” dedi. Bak bak bizim kızın havalara :) gerçi çocuktan da net bir adım teklif vs yok, habire gördüğü yerde ilgileniyor, muhabbet edip gidiyor. Belki çocuğa sorsak yanlış anladınız da diyebilir yani bilemedim. 

Eski işyerimdeki çalıştığım bölümden arkadaşlar ramazan öncesi yemeğe çıkalım dedi, benim planım var dedim katılmayacağım. Yarın buluşacaklar. Buluşunca habire işyerindeki olaylardan bahsediyorlar sıkılıyorum anca kurtulmuşum zaten. İçim şişiyor valla. Bi de yeni gelen kız varmış onu da katıyorlar, onu da çok tanımıyorum. Bi de aslında çok da birbirine düşkün bir grup değiliz ama sanki formaliteden devam ettirdiğimiz bir bağ var hala. Yakında kopmaya başlarız herhalde. 

Bugün yine herkes çok gergindi. Önünden geçtiğim bir dükkanda bi adam öyle bir bağırıp elini masaya vurdu ki ben dışarıdan korktum. İşyerinde de biri aradı bir sürü saydırdı öfkeyle. Bi de birini işten çıkarmışlar ama detayını öğrenemedim.

Bugün çok saçma bişey geldi aklıma, bok böceği yavrusu acaba bok böceği olarak doğmaktan memnun mudur yoksa içine doğduğu şeye alışıp kabulleniyor mudur? Bok böceğinin cenneti gerçekten bok mudur yoksa bok böceği boka mecbur mudur? 💩 

15 Şubat 2026 Pazar

Yazdan kalma bir pazar

Bugün pazar, temizlik günü. Odamı dip köşe temizlemeye üşendim ve robotu çalıştırdım bugün. 10dk çalışsa yeter diyip kapıyı kapatıp mutfakta reels kaydırdım. Sonra bi ses gelmeye başladı uyarı sesi. Meğer benimkinin imdat çağrısıymış. 10dk derken 25 dakika olmuş farketmeden. Şarjı tamamen bittiği için ötmeye başlamış, şarj yuvasına gidememiş çünkü fişten çıkarıp kaldırmıştım orayı da temizlesin diye. Aldım taktım şarja sustu. 

Normalde temizlik yapınca oh tertemiz oldu hissi gelir ya, odayı kapatıp robota temizlettikten sonra o odaya girince bu his iki katına çıkıyor sanki. Odanın havası bile temizlenmiş geliyor. Daha fazla farkediliyor o temizlik hissi. Evin diğer yerlerini de belki robota temizletirim diyordum ama şarjının dolmasını bekleyemedim kendim süpürüp temizledim. Sonra mopla yerleri sildim. 

Başka ne yaptım bugün, nevresimleri ve beyazları yıkadım, astım. Kıyafetleri toparladım. 


Saçlarıma bu iki spreyi sıktım bolca, tepeden topladım öyle yaptım işlerimi. Kokusunu çok seviyorum, biberiye ve başka şeyler var içlerinde. Besleyici, parlatıcı, kolay tarama falan yazıyor üstünde. Ben kökleri sağlamlaştırsın ve gürleştirsin diye almıştım. Düzenli kullanmadım arada aklıma gelince kullanıyorum pek fark da görmedim. Ama dediğim gibi kokusu güzel, bi de biraz parlaklık veriyor ondan seviyorum. Evi temizleyip toplarken ve çamaşırları asarken saçımda beklettim. 


Evi temizledikten sonra kendim de banyoya girip bi güzel temizlenip kendime latte görünümlü sütlü filtre yaptım. 

Fotoğrafta sol alttaki kalbi de ben örmüştüm bu arada.

Evde ekmek çok azdı, hava da çok güzeldi, bu bahaneyle markete gideyim dışarı çıkıp yürümüş olayım dedim çöpler de birikmişti onları da aldım çıktım. O kadar sıcaktı ki üstüme hiç mont almasam da üşümezmişim. Rüzgar bile ılık esiyordu. Günlük güneşlikti. Şok markete gittim biraz daha uzak bize, yürüyüş olsun diye. Kasanın yanında bu benim yaptığım örgü kalplerden anahtarlıklar satılıyordu. Tanesi 99₺ idi. Aynı böyle kırmız kalp yapıp anahtarlık aparatını takmışlar. Tek tek ambalajlanmış satılıyor markasını okuyamadım ama el emeği falan yazıyordu. Ben de yapıp satmayı düşünmüştüm zamanında ama sürekli yapınca bileğim ağrıyor ve sıkılıyorum diye hiç girişmedim.

Temiz nevresimler, temiz ev, güzel bir pazar daha böyle bitti. Bir yerlere gidip gezip kendimi daha da yormak istemedim açıkçası, ama işyerine alışıp rutinimi oluşturunca haftasonları hayata daha fazla karışacağımı umuyorum. 

Rutin demişken, bir arkadaşım okuduğu bir kitapta rutinlerin insanlar için çok önemli olduğunu yazdığını söylemişti. Kendimize rutinler oluşturmamız gerekiyormuş. Hangi kitaptı hatırlamıyorum şu an. Ben kendime rutin olarak ne oluşturdum şimdiye kadar diye düşündüm, en istikrarlı rutinim kahve saatlerim. Onun dışında şu an öğle yürüyüşlerim var. Ama bireysel rutinleri kurmak kolay, asıl maharet başkalarıyla ortak rutinler oluşturmakta bence. Çünkü o rutinleri tek başına yönetemezsin ve bozulduğunda da tamamen terketmek yerine ya kendin devam etmek ya da başka bir şeye dönüştürmek gerek. Mesela ben pazar günleri öğlen bir iki saat annem ve babamla görüşme rutini oluşturuyorum gibi. Bazen bırakmak geliyor içimden ve kendime nedenini soruyorum, “çünkü alışırım ve onlar bırakırsa üzülürüm” cevabı geliyor. Hayatta bir çok şeyden kaçmamın da temel sebebi bu. Üzülmekten kaçmak. Sonra “yarın öbürgün bu günleri değerlendirmediğim için pişmanlık hissedebilirim” diye düşündüm ve saçma sapan korkularla kendimi endişeye sokmadan rutine devam etmeye karar verdim.

Baya uzun yazdım bugün, umarım sıkılmadan okumuşsunuzdur okumadıysanız da canınız sağolsun :)) doğalgaz faturaları gelmiş, benim 3 petekli küçücük eve 1232₺ gelmiş ya. Geçen ay 680 gelmişti. Zam mı geldi yine acaba? Gerçi geçen ay çok aşırı soğuk olmadı ve ben gündüzleri işe giderken genelde kapatıyordum kombiyi, bu ay  bazı günler kapatmadım ama yine de çok gibi ya.

Şu an vakit gün batımına yaklaşıyor ve hava yeniden soğumaya başladı, ben de kapattığım kombiyi yeniden açtım. Hasta olmayalım durduk yere. 

14 Şubat 2026 Cumartesi

Sevgililer günü

 

Bugün öğlen baya trafik vardı, hava da sabah yağmurlu olsa da öğlene doğru açmıştı. Güneşli ve sıcak bir gündü, yaz gibi. 

Yol kenarlarında çiçekçi ablalar, avm önlerinde satılan kalpli balonlar, otobüste 20li yaşların başında sevgililer. Biran önce hepsinden kurtulup eve gelmek istedim:))) ben de 20lerimdeyken çok özenirdim ama artık saçma geliyor. 

Hiçbir ilişkim sevgililer gününe denk gelmedi benim. Ya bitmişti, ya başlamamıştı ya da uzaktaydık. Kutlamak nasip olmadı yani hiç. Zaten şu hayatta neye çok özendiysem olmadı bir türlü. Mesela herkese çiçek yollarım ama kimse bana çiçek almaz, kıyafet kitap vs hep böyle şeyler. Ya bi Allah’ın kulu da çiçek almaz mı üstelik söylememe rağmen unutup başka hediyeler alırlar. Bunun nedenini gerçekten de hiç anlayamadım. Artık ben alıyorum kendime canım isteyince.

Bu hafta o kadar çok yedim ki. Önüme ne çıkarsa yedim içtim sürekli. Genellikle de sağlıksız şeyler. Yüzüm cildim biraz pütür pütür olmaya başladı o yüzden. Daha fazla abartmadan bol su ile desteklemeye çalışıcam karaciğeri. 

19 Şubat’ta ramazan başlıyor. Hem seviyorum hem de korkuyorum ramazandan. O havaya girmek hoşuma gidiyor ama açlık aşırı zorluyor. Bu sene de deniycem eğer çok zorlanırsam ara vererek bazen tutcam. Ama inşallah bırakmam gerekmez de tutabilirim. Bi de keşke biraz da zayıflatsa, nedense aksine kilo aldırıyor :) e tabi gece yiyince.

Bu arada dün işyerinden bir çocuk benimle sanki flört ediyordu. Klavyem sıkıntılıydı sabah yeni klavye istemiştim, akşam mesai bitimine yakın aradı “zor oldu ama buldum hem de çok zarif çok güzel bir klavye ama yarın getirebilirim” dedi tamam dedim. Şaka yapıyor konuyu uzatıyor falan, benim de hoşuma gitti şimdi ne yalan söyliyim morgun dibinde işkolik hayatsız bir çalışma arkadaşıyla olunca böyle yaşam belirtisi veren şeyler iyi oluyor. Du bakalım yarın geldiğinde yüzüme karşı da böyleyse kesin flört ediyordur dedim. Ama benim şansıma, lavaboya gittiğimde gelmiş. Yerime döndüğümde klavyeyi takmış gidiyordu. Yüzü bi karıştı çünkü eğer yanlış yorumlamıyorsam yanımdaki kız ile muhatap olmak istemiyor bazı insanlar ve o da bunlardan biri… o kız yokken benimle çok iyiler konuşuyoruz gülüyoruz falan ama yanımda o varsa biran önce gitmek için lafı kısa kesiyorlar. Birkaç kişide farkettim bunu. Ve bazıları da beni gözlem altına almış gibi merakla uzaktan izliyor. Yanıma gelip konuşmuyorlar ama nerde görseler izliyorlar. Neyse anlarız elbet dertlerini ilerde. 

Yazımı bitirirken sevgililer gününüzü kutluyorum.

Fotoğraf geçen gün arkadaşlarda gittiğimiz cafeden. 

Yarın görüşmek üzere.

13 Şubat 2026 Cuma

Sçtın mavisi

 

Sabahları servisten indiğimde hava siyahtan mora dönmüş oluyor artık.  Bu fotoğraf 7:30da çekildi. Buna sıçtın mavisi diyorlardı sanırım, ya da bu vakitten az evvelki renk de olabilir. Üni zamanı derslere çalışmayıp çalışmayıp son gün gece sabahlayıp yetiştiremeyince bu renk sabah olduğunun habercisi olduğu için “sıçtın” demek oluyor :))

Bugün gratiste büyük indirim varmış, bi gidim bakim dedim öğlen, neredeyse içeri girilmiyor. Normalde gittiğimde en fazla benden başka bir kişi daha olurdu çalışanlar da kendi işlerini yapardı. Çalışan kıza “ilk defa bu saatte bu kadar kalabalık” dedim güldü. Bakmam gereken şeylere uzaktan bile bakamadım kasa sırası kapattığı için. Boyalara bakayım dedim orda da benim numaralar bitmiş. Çıktım sıkılıp. Sonra yine kafama göre yürüdüm, etrafı gezdim. Başka bir yoldan geçtim burada neler varmış diye. Böyle böyle her şeyin yerini az çok öğrenmeye başladım. Kuru temizleme, tuhafiye, kuaför, bir sürü market, sgk, kaymakamlık, muhtarlık hepsinin yerini biliyorum şu an :))

12 Şubat 2026 Perşembe

Güneş tutulması

Ben bu kahveciye geçen haftalarda da gelmiştim, ismi Costa Coffee. Buraya eklemiş miydim bilmiyorum ama instagrama eklemiştim @yinebirgunbizboyle hesabımda hikaye olarak. Kafeinsiz kahve alacaktım, ama kafeinsiz kahve henüz gelmemiş. Ben de bol sütlü latte aldım. Yeni mi açıldınız dedim, evet 15 gün oldu dedi. Hayırlı olsun dedim sonra bana bol sütlü dediğim için normalden büyük bardakla hazırladı. 

Demek ki ben ilk açıldığı gün falan gelmişim geçenkinde, zaten dış kısmı camekansızdı ve aşırı ilgiliydiler. Bugün de ilgiliydiler ama o gün baya mutlu olmuşlardı beni görünce.

Siz de saçma bir şekilde normalden fazla gergin hissediyor musunuz bu aralar? Yalnız olmadığımı bilmek istiyorum. Güneş tutulması varmış. Her gökyüzü olayı gibi bu da pms dönemime denk geldi tabi, stresten kalbim çarpıyor sürekli. Astrologlar da bu tutulma için kalp krizlerine dikkat demişti. Aman Allah korusun. Çok öfkelenmesek biraz sakinleşsek iyi olacak.  

Önceki yazıya Alpirik yorumda yazılarıma şarkı eklememi istemiş. Yıllar önce travmatik bir ayrılıktan sonra artık müzik dinlemeyi kesmiştim. Arada dinlesem de eskisi kadar dinlemiyorum. Bahsettiğim cafede bu yazıyı yazmaya başlarken çalan şarkıyı çok beğendim, onu eklemek istiyorum: İyi dinlemeler. 

11 Şubat 2026 Çarşamba

Buluşma

 

Öğlen çıkıp bir cafeye girip cappuccino sipariş ettim ve bir saat öyle oturdum kendimle. İşe dönmek istemiyordum, su mevzusu hala çok canımı sıkıyor ve gözlerimi dolduruyordu. Bu konuyu artık düşünmek istemiyorum ama hala bize su veren falan olmadı :) 

Benim de tekrar konuşacak halim kalmadı, biraz güç toplamam lazım önce…

Cafeden bir kahve fotosu paylaştım instagram kişisel hesabımda. Bayadır bir şey paylaşmıyordum. Eski işyerinden arkadaşlar yazıp buluşalım dedi. Ne zaman bişey paylaşsam “sana yazıcaktım hep unutuyorum nasılsın görüşelim” diyen illa oluyor. Dörtlü bir grubumuz vardı, herkes müsait olunca bu akşam buluşma ayarladık hemen. İşten biraz erken çıktım, onlardan geç çıkıyorum normalde. Uzun uzun oturduk konuştuk, iyi geldi. Ne zamandır muhabbet edecek birilerine hasret kalmıştım, hiç kalkasım gelmedi o yüzden. Onlar da aynıydı, baya hasret gidermiş olduk. Eve geldiğimde saat 10u geçiyordu. Normalde dün yatması gereken maaşlar bugün yattı, eski işyerimden az alıyorum burada ama kafa olarak daha rahatım. 

Bu su konusunda ne farkettim biliyor musunuz, bizim kattaki diğer ücra odalarda sebiller var hep. Bir şekilde herkes kendine bir sebil ayarlamış. Bi gariban biziz yani. Bunu farkedince iyice sinirim bozuldu. Duygusal anlamda gücümü tekrar topladığımda arayıp ben de isteyeceğim bakalım verecekler mi.

10 Şubat 2026 Salı

Yapay zekaya güvenmemek lazımmış


İşyerinde çalışana içme suyu verilmesi şart değil mi? 
Çok gergin ve şaşkın bir gün oldu bugün benim için. 
Bizim kata bazen arabayla su geliyor toplu şekilde, yukarılara veriliyormuş katlara falan. Biz de denk geldikçe kendimize alıyorduk. Bir haftadır gelmiyor ve aldığımız sular da bitmek üzere. Kimse de ses çıkarmıyor mızmızlanan yok ortalıkta. Ben aradım ilgili birimi, neden gelmiyor dedim. O da o sular hastalar için, çalışana su vermiyoruz demez mi… şok oldum. Öyle şey olur mu işveren çalışanına su vermek zorunda dedim. Sonra ik’yı aradım evet verilmiyor, bizim katta da sebil var ortak ordan alıyoruz dedi. Katlarda oluyormuş, ama bizim katta yok. Bu sırada Chatgptye de sormuştum onun verdiği özgüvenle "ama iş güvenliği kanunu var verilmek zorunda" dedim. Siz o zaman isg uzmanımızla görüşün dedi. Bi de "keşke işe alırken bunu da söyleseydiniz bu baya ciddi bir konu bu" dedim güldü. 
İş güvenliğini aradım. “Ben de ilk işe başladığımda şaşırmıştım ama evet personele su dağıtılmıyor sadece katlarda oluyor onlardan kullanıyoruz” dedi. Ben zaten dağıtılsın demiyorum ama bizim alacağımız bir yer olsun en azından dedim. Yine ona da "kanun var mecbur değiller mi" dedim o da hak verdi bi görüşün sıkıntı çıkarsa beni tekrar ararsınız dedi. 
Sularla ilgilenen birime bu sefer kendim gittim bari damacana kullanalım pompa versinler kullanabilmek için diye. Yine personele vermiyoruz bilmem ne dedi şefine yönlendirdi o tamam derse olurmuş. Hayati bir ihtiyaç için bu kadar zorlanmak çok ağırıma gitti. Gerçekten insanın ağırına gidiyor ya. Bi de bana yasak diyen elemanın da masasında şişe şişe su var, keşke söyleseydim "çalışana yoksa bunlar ne o zaman" diye o sinir anında aklıma gelmedi çıkınca fark ettim. 
Sinirlendiğimde yüzüm kızarıyor sonra da gözlerim dolmaya başlıyor. Ağlayacak gibiydim gittim WCye ağladım. Şefle konuşacak halde değildim, yerime geldim bi Türk kahvesi yapayım da kendimi toparlayayım istedim. Bu sırada yanımdaki kıza olan biteni anlatıyorum bir yandan da gözlerimden yaşlar inmeye devam ediyor. “Maaş için değil ama bu değersizleştiren tavır yüzünden istifa ederim edersem” dedim. Kahve içince kendime gelmeye başladım gerçekten ama hala çok gergindim. Sonra bizim katta başka birimden abi geldi ona anlattım durumu. Şefle değil direkt müdürle konuş damacana için pompa iste dedi. Biraz daha sakinledikten ve yemek molasından sonra aradım. Önce tamam ayarlamaya çalışırım gibi konuştu sonra yine arada “personele vermiyoruz normalde” gibi bişey diyince “ama kanun var” dedim gönderin o kanunu o zaman bana dedi tamam göndereyim dedim kapattı. Sonra isg yi aradım, müdürle konuştuklarımızı anlattım “kanunu göndermemi istedi” dedim. Tamam ben konuşurum dedi. Sonrası yok şu an. 
Ben yine de kanunu bulup göndereyim diye internetten aramaya başladım ama öyle bir şey ne yazık ki bulamadım. Chatgptyi darlıyorum bak sana güvendim millete öyle dedim bana bi madde bulmalısın diye. Son yazdıkları aşağıda. Yamuk yaptın yapay zeka. Kim bilir daha ne konularda böyle konuşup ben irdelemediğim için yanlış konuşma olarak kaldı. Ama çalışana içme suyu verilmemesi hala yasa dışı geliyor bana. Yemek var yol var su yok şaka gibi ya. En azından diyin ki evet sizin katta yok diğerlerinde var siz damacana alabilirsiniz falan. Sanki batacak koskoca hastane bi damacanadan. 




9 Şubat 2026 Pazartesi

Perşembe gibi pazartesi

Bugün pazartesi ama yarın cumaymış gibi hissediyorum. Bir süre inzivaya çekilip konuşmadan sadece öyle durasım var. Kötü hissetmiyorum, iyiyim ama kendimle daha fazla vakit geçirmeyi özledim sanırım. Günlerce evden çıkmayıp kahvaltı, kahve, kitap, dizi, yemek, pinekleme ile geçen günleri... İnsanoğlu böyle işte, neyden uzaklaştıysa onu istiyor. 

Paramı çarçur etmiyim diye bayadır dışarıdan yemiyorum, yemekhaneye gidiyorum, dışarıdan kahve de pek almıyorum. Ama bugün canım fastfood çekti, akşam eve gelince sipariş ettim. Bugün yemek yediğim halde akşam aç hissediyordum. Siparişi verdim bekle bekle 45 dkda geldi. Yola çıktı bildirimi geldi ama bildirimi açınca “sipariş hazır yola çıkmayı bekliyor” yazıyor, biraz daha gecikseydi kuryeye not kısmına lütfen yola çık artık çok acıktım yazacaktım, neyse ki yola çıktı, buz gibi geldi airfryerda ısıttım öyle yedim. Yiyince iyi hissedeceğimi sanıyordum ama hiçbir şey değişmedi. Bitkinliğim geçmedi. Sonra bişeyler izledim falan. Uyanmak zor oluyor diye erken yatacaktım ama yine 11 olacak saat sanırım. Umarımmm rahat kalkar hazırlanır gider ve güzel bir gün geçiririm. Umarım hepimiz için güzel bir gece ve gün olur.

Görsel pinterestten.

8 Şubat 2026 Pazar

Yoğun pazar, saçımı boyadım

 

Güzel bir pazar kahvaltısıyla başladım güne, bu sırada da renklileri makineye attım onlar yıkandı. Sonra temizlik yaptım. Ufacık ev topla topla bitmiyor ya. Yarısında oturup pes etmek üzereyken hayır dedim başladım madem bitireyim diyip kalktım bitirdim ama çok yoruldum. Bu hafta daha bi fazla tozlanmış ve dağılmıştı ortalık sanki.

Sonra bizimkilerle kahve günümüzdü onların yanına gittim. Ama hiç gidesim yoktu biraz zorladım kendimi, sıkılıp erken döndüm zaten. Annem dün dışarı çıkalım demişti onunla dışarı çıkmıştım ondan herhalde bu kadar vakit geçirmek fazla geldi. Bir de ne farkettim biliyor musunuz, işyerindeki kızla annem çok benziyorlar. Zaten bizimkilere anlattığımda da babam aynı annen diyip gülmüştü annem de kafa sallamıştı. Ben de gülüp geçmiştim ama dün annemle birebir zaman geçirince benzerliklerini çok farkettim… hayatımda hep beni çok zorlayan birileri olmuştur bu şekilde. Kişilik tipleri hep aynı, çok yakın olmak isteyip duruyorlar ben kaçtıkça daha çok üstüme geliyorlar. Annem gibi. Acaba annem böyle diye mi böylelerini çekiyorum ve kaçmaya çalışıyorum yoksa benim karakterimle mi alakalı direkt. Bu konuda babama benzediğimi fark ettim ama babam kadar değilim. Babam zor bir insan, annem de öyle. Aman neyse ya şimdi aile konularına girmeyi hiç istemiyorum. Gergin ve yorgun bir gündü zaten. 

Neyse işte eve geldim saçımı boyadım. Ben genelde sadece dipleri boyayarak devam ederdim ama bu sefer bi tık açık bir renge geçtiğim için tüm saçı boyadım ama ne zormuş tüm saçı boyamak öyle. Kahveden açık kahveye geçeyim dedim öyle pek bi fark yok aslında. Saçlarım omuzlarımda ama bir paket zor yetti. İnş komik bişey çıkmaz ortaya, güzel olur diye dua ede ede bekledim. Upuzun saçlarını kızıla falan boyayıp YouTube’da paylaşanları küçümseyerek haksızlık etmişim, bir dahaki boyamamda önce onları izleyeceğim. Yıkadım saçımı hiçbir değişiklik yoktu, boşuna tedirgin olmuşum. ChatGPT de zaten bir kaç boyama sonrası renk oturmaya başlar dedi. 2-3 ay sonra dedi. Yavaş yavaş geçeriz biz de o zaman sorun yokkkk

Bulaşıkları da hallettim, kaşlarımı da açtım, bi de ütü yaparım belki diyordum ama hiçç yapasım yok uydururum yarın bişeyler.

Bi de ben bahsettiğim filmi izledim dün. “İnsancıl (Humane)” evet tam da rüyamdaki gibiymiş ama rüyam daha güzeldi. Rüyamdaki konu daha güzel işlenmişti filmi çok yalapşap yapmışlar beğenmedim. Ben böyle 1 gün hatta bir kaç saatlik bir süreyi konu alan filmleri pek sevmiyorum. Öncesini, sonrasını da görmek istiyorum. Sadece bir aile üzerinden anlatılması hoşuma gitmedi, en azından örnek başka bir aile daha gösterip kıyaslama yapsalardı. Bi de bu konuyu zaten önceden rüyamda kendim yaşadığım için çok etkilemedi sanırım :))

Yarın iş var, birkaç haftadır çalışıyorum ama sanki yıllardır çalışıyormuş gibi hissediyorum bu normal mi? Sabah uyanmalar zorlamaya başladı yavaştan. Saat 21:21 şu an. Böyle uyumlu saatleri görünce “doğru yoldasın” mesajı almış gibi hissediyorum. Demek ki doğru gidiyorum diyorum. 

Dün bi de taslaklara aldığım bir sürü yazım vardı(365 gün 2017)  hepsini geri yayınladım, etiketleri düzenledim yan tarafa listeledim. Bloguma bi çeki düzen verdim yaniiii

Böylece bir hafta sonunun daha sonuna geldik işte. Yarın görüşürüz. ✌️ 

7 Şubat 2026 Cumartesi

Her kombine uyan beyaz ayakkabılar ve rüyam

 

Fotoğraf sabah 6:55'te apartman kapısını açmadan önce çekildi, sokak ışığının yansıması hoşuma gitti. Hava biraz yağmurluydu ama yine de bu ayakkabıyı giydim, kombinim siyah ağırlıklı olsa da yakıştırdım ben. Bence bu beyaz spor ayakkabılar kombin kurallarından muaf, istediğimiz gibi giyilebiliyorlar :)) Bugün cumartesi, kot pantolon giyebiliyoruz ama giymedim.

Bu gece çok tuhaf bir rüya gördüm, babama benim ölmem gerektiğini söylemişler. Trump mı ne söylemiş, ya da Erdoğan söylemiş ama ona da Trump söyletiyor. Öyle büyük yerden gelmiş emir. Babam da gelip bana bu akşam ölmem gerektiğini söylüyor. Geleceklermiş bir şey yapacaklarmış acısız ölecekmişim. Bir şey demiyorum, annemle kardeşim de demiyor. Herkes kabulleniyor hemen durumu kimse itiraz etmiyor. İnsanları azaltma çalışmasıymış sanırım rasgele insanları seçip ölümlerine emir veriyorlar. Bizim apartmanda bir tane de erkek seçilmiş öyle ölmek için. Neyse akşam oluyor ben önce biraz bekliyorum sonra banane ya diyip odama gidip yatağıma girip uyuyorum. Normalde salonda oturup gelmelerini beklemem gerekiyordu. Ama annem babam kardeşim herkes yatmaya gidince ben niye kurbanlık koyun gibi bekliyim diyip gidiyorum. Sabah uyanıyoruz annem benim ölmemiş olduğumu görünce gözleri parlayarak yanıma geliyor ama ben çok kırgınım ona yanıma yaklaştırmıyorum. Dün gece kızı ölecekti gidip uyudu şimdi de utanmadan ölmediğime seviniyor diyorum. Diğer seçilen erkek kişiye gelip bişeyler yapmışlar, sağ böbreğine bir şey basmışlar yani anjiyo gibi damardan girip böbreğe bir şey vermişler, ölmeyecekse de bunu vermiş oluyorlarmış yani. Sanırım bunu verip öldürüyorlar ölmediyse bırakıyorlar da olabilir. Annem "çok zorlanmış bir türlü yapamamışlar uzun sürmüş" diyor. Ölmemiş. Benim için de kimse bir şey demiyor, nerede diye soran da olmamış, beni bulamayınca gitmişler. Hayatıma kaldığım yerden devam ediyorum yani, ama aileme büyük kırgınlığım oluşmuş ve artık eski ben gibi hissetmiyorum kendimi. Ailem beni bu kadar kolay gözden çıkarabiliyormuş demek ki, meğer ben tek başımaymışım diye düşünüp yalnız ama güçlü hissediyordum. 

Babama anlattım, tam böyle bir film var dedi ama ismini hatırlamadı. İnternetten arattım “insancıl”mış adı. İzliyim bakayım rüyama beziyor mu :))

Eve giderken kardeşimden mesaj geldi, hediye gelen bir çiçek saksısından kocaman kırkayaklar çıkmış foto attı, bakmaya bile dayanamadım korkunçççç. 
Ufacık saksıya nasıl sığmışlar hayret. Chatgptye sormuş eve girmiş midir diye, betonda yaşayamazlarmış topraktan çıkmazlar demiş. Komple çöpe attı çiçeği saksısıyla. Bi çiçek gönderme uygulamasıyla gelmişti hangisiydi bilmiyorum ama belli ki kırkayakların yumurtladığı kötü bir toprak kullanmışlar. Böyle işler yapan işletmelerin buna özellikle önlem almaları gerekmez mi? En azından toprağı zararlılardan/böceklerden koruyacak bir sprey falan sıkmaları gerekiyor bence ya. Dışarıdan bir yerden toprak alıp koyulsa bile daha temiz çıkardı bundan. 



6 Şubat 2026 Cuma

Hayırlı cumalar, 6 Şubat yıldönümü

Bugün kalbim pır pır çarpıyor sabahtan beri. 

Birkaç yıl önce panik atak zamanı böyle olurdum.

Sabah gergin uyandım ve gergin geldim iş yerine. Dün malum kişiye tekrar kendimi açıklamak zorunda kalmak beni gerçekten artık çok sinirlendirmişti. Daha kaç defa açıklayacağım bıktım artık diyip durdum. Bir insana bir kere söylenir ve saygı duyar önüne bakar di mi? En ufak bi yakın davranışımda başa dönüyoruz. 

Bunun yanında bir de bugün 6 Şubat depreminin yıldönümü olmasının da çok etkisi var huzursuzluğumda. Bununla alakalı sosyal medyada video ve fotoğraflar görünce tüm vücudum karıncalanıyor. Bu karıncalanma olayı da panik atak öncesi olan bir şeydi bende. Yani anlayacağınız bugün atağın kıyısında dolaşıyorum gibi görünüyor. Çalışma ortamım boğuyor beni mesela bugün iyice, bu ufacık odada duvarlar ve dolaplar üstüme üstüme geliyor sanki. Durup dururken kalbim yine pıt pıt hissettirmeye başlıyor atışlarını. Bir şeylere yetişemiyorum, birşeyleri beceremiyorum, yetemiyorum hissi ya da kendimi koruyamıyorum korkusu da olabilir… gerçekliği tartışılır ama hissettirdiği şey gerginlik. 

Çıkıp dolaşayım bi kahve içeyim diyorum onun iyi geleceğine de inanamıyorum, aslında bir köşe bulup ağlamam lazım belli ki yoğun duygularla dolmuş içim dışarı çıkmak istiyorlar.


5 Şubat 2026 Perşembe

Kargo

 

Sabah işe geldiğimde şarjım %2ydi, hemen şarja taktım.

Çalışma hayatının çekilir hale gelmesi için verilen çabalardan biri de kargolar diyebiliriz sanırım… bir süredir almayı isteyip fiyatından dolayı vazgeçtiğim bir kremi sipariş verdim. 

Ama eskisi gibi artık sürekli harcama yapmamaya çalışacağım. Yatırımın ne kadar önemli olduğunu işsizken anladım, keşke daha önceden anlasaymışım, ama olsun zararın neresinden dönülse kardır. 

Bugün yine yürüdüm biraz, bir kaç mağaza gezdim. Odadaki arkadaş neden onunla gitmiyorum da tek gidiyorum diye yine sitem etti, ben de onunla alakalı olmadığını ve zaten sabahtan akşama kadar birbirimizi gördüğümüz için bari molalarda ayrı olmamızın bana iyi geldiğini söyledim…. Bir türlü anlam veremiyor mesafe ihtiyacıma, ben de onun yakınlık ihtiyacına anlam veremiyorum. “Üç senedir buradasın arkadaşların vardır illa ki onlarla çık sen de” dedim artık dayanamayıp. Onlar kattakilerle çıkıyor falan dedi. Birbirimizin tam zıttıyız. Ben mesafe koydukça çok ilginç bir şekilde mesela masadaki çiçeğime kendinden bir şey ekliyor ya da montunu benim montumun neredeyse üstüne asıyor falan… çok enteresan ya… ama ben eminim ki benden önceki beş kişinin de istifa sebeplerinden biri budur… bloguma artık bu durumu yazıp şikayet etmek istemiyorum ama elimde değil, çok zorlanıyorum çünkü ve bu sebepten ben de istifa etmek zorunda kalmak istemiyorum. Zaten güç bela koyabildiğim sınırlarım da sürekli aşılmaya çalışılıyor.

Bu arada şu an yanlışlıkla yazdıklarımı sildim ve nasıl geri alacağımı araştırdım umutsuzca. Meğer telefonda da klavyedeki ctrl+z gibi geri alma varmış. iPhone kullanıyorum, üç parmağımı ekrana koyup hızlıca sola kaydırınca yazdıklarım geri geldi. Dip not olarak bulunsun :)

4 Şubat 2026 Çarşamba

Mahalle turlaması

 

Öğlenleri çıkıp etrafı dolaşmak iyi oluyor. Başta telefondan harita açıp yürüyordum sonra kafama göre yürümeye başladım daha keyifli ve keşifli oldu.  

Burda Özel Dilan Polat kliniği diye bir bina var çok şaşırdım, kocaman.

Gratis ya da watsons var mı yakında diye bakınıyordum hep, bulamıyordum. Eve var sadece diye ben de eve’den alışveriş yaptım. Sonra biraz daha ileri yürüyeyim dedim meğer gratis de hemen birkaç adım ötedeymiş.

Çok uzaklaşmayayım diye devam etmeyip işe döndüğüm yerde biraz iç tarafta kalıyormuş görememişim. Demek ki eve’den almam gerekiyormuş…

Bir de burda bir A101 var ilk defa böylesini görüyorum. Alt katı var ve bir sürü elektronik alet ile züccaciye malzemesi satılıyor. Kahve makinesi, kurutma makinesi, airfryer, fincanlar, su bardakları, mutfak gereçleri vs… hatta büyük stanley termos bile vardı. Normalde diğer küçük marketlere birer ikişer gönderdikleri ürünler burda daha fazlalar anladığım kadarıyla.

Bunların dışında, dışarıdan biri aradı bizi işyerinde. Çağrı merkezi telefonundan. Kadın öyle sinirliydi ki bas bas bağırdı durdu, bişey demedik. Sonra dışarıdan ağlama sesleri geldi, bizim katta morg var, ex getirmişler yakınları da kapısında ağlıyordu. Ne tuhaf, yukarıda yeni doğan bebekler aşağıda ise hayatın sonuna gelmiş olanlar… burası bazılarının dünyaya başlangıç noktasıyken bazılarının da bitiş noktası.

Eve’den saç boyası aldım ama eve gelince çok üşendim vaz geçtim. Haftasonu boyarım.

Bu arada bugün çalışma arkadaşımla da konuştum dün gibi çalışmadık. Kalan başka işlerimiz vardı onları yaptık, ve ayrı takıldık molalarda. O yüzden bugün daha sakinim.

Dolunay etkisi de devam ediyor, sabah giderken Ay kocaman parlıyordu. Bir de güneş tutulması varmış yakında sanırım. 

Telefonun şarjı %6, şarja takmayacağım sabaha kadar idare eder bence. İşyerinde takarım. Saat 9 buçuğa geliyor, erken ama uyuyacağım sanırım… iyi geceler dileyerek gideyim en iyisi.

He bir de benim yarın online iş görüşmem vardı ya onu iptal ettim mail atarak. Başka yerle anlaştığım için katılmayacağım gibi bir şey yazdım chatgpt’nin de yardımıyla. 

Dip beyazlarım da uzadı baya ama o kadar üşeniyorum ki, neyse ki çok aşırı değiller. Yani bu aralar anca kendimi işe götürüp getiriyorum desem yeridir, ne giydiğim nasıl göründüğüm ikinci planda. Biraz daha işe alıştıkça kendime daha fazla zaman ayırabileceğim umarım.

3 Şubat 2026 Salı

Kölelik yapan da keyfine bakan da aynı kefededir aslında

 Bugün yanımdakine ayak uydurayım dedim hadi çalışalım bitirelim hatta bugün yemeğe de biraz geç çıkarım onla birlikte çıkarız dedim(o hep geç çıkıyor) ama yok olmuyor, iş dışında başka bir meşguliyetleri yok bazı insanların onu anladım. Robot gibi sadece çalışmaya odaklı sanki. İnsan bi oturup çay kahve içmek istemez mi, bi çıkıp hava almak biraz telefonla oyalanıp kafa dağıtmak… bütün enerjim emilmiş gibi hissediyorum. Mesai bitimine son bir saat ben artık köşeme çekildim, o hala çalışmaya devam etti. Bırak sen de dedim tamam dedi bırakmadı. Bu kadar acil bişey de değil ayrıca. Yapalım da rahat edelim diyor. Evet bence de yapalım bitsin rahat edelim ama canımızı da çıkarmayalım yani. Her şey iş değil ya, kendimizi de yok saymamak gerek… madalya takacaklar sanki. Sinirlendim. Yarın yine eski mesafemden devam edeceğim yakınlık kendimi kaybettiriyor. Maaş belli iş belli bu kadar fedakarlığa gerek yok… bi de diyor ki cumartesi tam gün çalışalım bitsin, te allam ya sabır, valla ben çalışmam sen bilirsin dedim. 

2 Şubat 2026 Pazartesi

Berat kandili

 

Öncelikle Berat kandilimiz mübarek olsun. 

Bu sabah evden kahve getirdim, iyi oldu. Kahvaltım kahveydi.
Öğlen annem ve kardeşim ziyarete geldi. Çok yağmurluydu pek bir şey yapamadık ama güzeldi yine de. 
Bugün bir yerden iş görüşmesi için aradılar, önce iş aramıyorum dedim sonra en azından bi görüşeyim diye geri aradım görüşmek istiyorum dedim. Doküman kontrolör pozisyonu içinmiş. Araştırdım da, stresli bir işmiş. Şu anki işimde iyiyim şimdi, hazır alışmaya da başlamışken hiç gerek yok. Perşembe gününe online görüşme ayarladık normalde ama cevap yazıp iptal etmeyi düşünüyorum. Aylardır iş başvurusu yapmıyordum nerden arayıp da kafamı karıştırdılar, “ya daha iyi olursa” düşüncesiyle bir süre ne düşüneceğimi bilemedim işime de konsantre olamadım. Mesai sonrası araştırınca olmayacağına karar verdim. Burda iyiyim, tek korkum bahar ayları gelince alerjimin arşiv tozuyla tetiklenip tekrar yüzeye çıkması, umarım olmaz…


1 Şubat 2026 Pazar

2027ye 11 ay kaldı

Evettt 2026’nın ilk ayını bitirdik. Bugün 1 Şubat. Her gün yazma serüvenim ilk aydan fazlasıyla yerine getirildi. 36 tane yayın paylamışım geçen ay. 

Bugün pazar, aile evinde kahve günümüz. Ben kahve makinemde hazırlayıp götürüyorum. Çünkü aynı apartmanda oturuyoruz:))

Fotoğraftaki kitabı kardeşim göndermişti. Kendisi okumuş pek beğenmemiş, genelde onun beğenmediği şeyleri ben beğenebiliyorum. Ya da o çok övüyor ama beni etkilemiyor. Bi de ben okuyayım beğenirim belki dedim. Henüz başlamadım ama bugün okumayı düşünüyorum. Bu yılın ilk kitabı olacak okursam.

Sabah 8:20 gibi bi uyandım, geri uyuttum kendimi. Sonra bi gözümü açtım saat 11:30 olmuş. Hiç kalkasım gelmedi 12ye kadar yattım. Sonra babam aradı kahveyi 2de içeriz dedi. Kalktım kahvaltı hazırladım kendime. Bir yandan da her zamanki gibi tabletten youtube’u açtım. Takip ettiğim kanallar yeni videolar yüklüyor ama hiçbirini izleyesim gelmiyor bu ara, sadece muhteşem yüzyıl izliyorum. 

Bugün temizlik yapacağım, banyo yapacağım. Saçımı da boyayıp kesmeyi düşünüyordum ama boya almadım ve kesimi de boyamayla birlikte yapmak istediğim için şimdilik erteliyorum. Kuaföre gitmeyi hiç sevmiyorum, saçımı çekiştirip duruyorlar çok rahatsız edici ve o baş yıkama lavabolarından da hiç hoşlanmıyorum. Bi de günün yarısı kuaförde bitiyor bekleyerek. Evde en azından beklerken başka şeyler de yapabiliyorum.

Bir ara alışverişe de çıkasım var, ama daha maaş almadım. Bizim maaşlar 10unda yatıyor, geçen yatan maaş 1 haftalık çalışma ücretimdi hemen bitti. Bakalım zamlı yatacak muhtemelen kaç verecekler acaba… 

Bazı .com uzantılı blog adresleri işyeri bilgisayarımda açılmıyor, telefondan da yorum yapamıyorum malum, bugün sırf bunun için (o bloglara da uğrayıp yorum yapmak için) dizüstü bilgisayarımı açtım. 

Bu arada instagramdan da her gün hikayeler paylaşıyorum gün içinde yaptıklarımla alakalı, takibe beklerim :)

Şubat’a girer girmez sevgililer günü kampanyaları başladı, insanın yalnızlığı her sene bu kadar da yüzüne vurulmaz ki artık yasaklasınlar şu günü ya :))