Sayfalar

28 Haziran 2018 Perşembe

32 yıl oldu


Geçtiğimiz Cuma günü doğum günümdü. Özellikle kimseye hatırlatmadım çünkü iş yerindeki kutlamalar ve yapay sevinç gösterilerinden pek hoşlanmıyorum. Biri "aaa doğum günün mü bugün" deyip kalkıp tebrik edince, öpünce, sarılınca, domino taşları gibi peşi kesilmiyor ve her yaklaşanı "acaba doğum günümü kutlamak için mi geliyor" diye düşünüp durduğum yerde gerilmeye başlıyorum.
Aileme ise günler öncesinden söyledim. Nasılsa hatırlayacaklarını biliyordum (kız kardeşim sağ olsun), söyleme sebebim pasta alacaklarını garantilemek :)) ve hediye almamaları içindi. Sadece kız kardeşime, mumuso'da gezerken bana bu aynayı hediye olarak alsana dedim, zaten hediye almak istiyordu. Aldı ve doğum günüme kadar vermedi :)


Cuma günü erken çıkmam gerekiyordu, şansa da arkadaşın çiçek gönderesi gelmiş. Mesaj attı ağzımı arıyor napıyorsun falan diye, çıktığımı öğrenince süprizi söylemek zorunda kaldı ve ev adresimi alıp çiçekçiyi oraya yönlendirdi. Sanırım ilk defa bir doğum günümde çiçek aldım, evet evet ilk. Her ne kadar çürüyüp solacak olsa da canlı çiçeğin yeri ayrı.

Eve geldiğimde karşılaştığım manzara buydu:


Benim için bir şeyler yapılmış olmasına sevindim.

Pastaları yedikten sonra nihayet çiçeğim de geldi :) Arkadaşım telefonda çiçek gönderdiğini söyleyince aaa iyi tamam o zaman ama ne gerek vardı ya sağ ol canım falan dedim ama çiçeği görünce o sakinlik yok oldu, bir modum değişti, bir mutlu oldum. Çiçek almak nasıl bu kadar iyi gelebiliyor insana ben de bilmiyorum.

Daha önce şu yazımda, doğum günlerinde hediye almak yerine hediye vermekten bahsetmiştim, yorumlarda da anneme ve aile bireylerine hediye almanın anlamlı olacağını yazmışım. Aile bireylerini yazdığımı unuttum, almadım :) ama anneme aldım.
Şöyle adam gibi güzel bir hediye almak pahalı olabileceğinden, bari biraz daha katıp altın alayım dedim. Çeyrek altın aldım.
Çok hoşuna gitti, şaşırdı, duygulandı. Eskiden durumumuz pek iyi değildi, "sen doğduğunda kimse altın takmamıştı bana, sen kendi altınını kendin taktın dedi" :')
Duygusal ama sırıtkan anlar.
Velhasıl kelam, güzel bir doğum günü oldu. 32.yaşıma girdim... Hep böyle gülücüklü geçmesini diliyorum, 32 diş :))

19 Haziran 2018 Salı

İlk VSCO denemem


Vsco, bir android fotoğraf/video düzenleme uygulaması.

Yıllardır instagramda etiketini kullanıp kendisini paralı diye kullanmadım ve etiketiyle baya ziyaretçi/beğeni çekiyordum.
En sık kullanılan etiketlerdendi.

Geçen hafta uygulamasını indirdim, kayıt oldum. 7 gün sonunda 71 küsür lira kartınızdan alınacaktır gibi bir şeyler yazıp onay isteyince tedirgin oldum. Onay vermedim ama fotoğraf düzenleme kısmını da bulamadım. Sonra, ödeme yapmadan düzenleme yapamıyorum galiba deyip çok uğraşmayıp kaldırdım. Bugün fatofotofan blogunda vsco ile alakalı bir yazıya denk gelince tekrar indirdim. Yazıda, uygulamanın ücretsiz olduğu ama bazı filtrelerin 2 tl gibi bir fiyata satın alındığı yazıyordu. Tekrar indirince 71 lira falan yazmadı, albümümden bir fotoğraf seçtim ve düzenledim. Bu yazıya ekledim. Nasıl olmuş? :)

Bu da öncesi:


Dermoeczanem.com alışverişim


Annemin el kremi bitmiş, alır mısın dedi. İnternetten araştırdım, en uygun bu sitedeydi(dermoeczanem.com) ama stokta yoktu.
Diğer sitelerde de stokta kalmamış olduğunu fark ettim. Dermoeczanem.com'a dönüp, gelince haber verilmesi seçeneğini işaretlerim.

Birkaç gün sonra mail geldi ürün stoklarımıza gelmiştir diye. Hemen sepete attım.
Annem yıllar önce bu kremi 20 liraya aldığını söyledi ama ben dermoeczanem.com'dan 12 liraya aldım. Alışveriş ile birlikte indirime giren bir kaç ürün listelendi aşağıya. Siteden herhangi bir ürün satın alana o ürünler indirimliymiş. Mesela BABE markasının şampuanı ya da vücut yıkama yağı 34-35 liradan 10 liraya iniyordu.

Zoretaninden dolayı çok kuruyan cildime uygun bir duş jeli olacağını düşünerek, el kreminin yanına bir tane de kendim için babe vücut yıkama yağını ekledim. İnternette küçük bir araştırmayla kuru ciltlere rahatlık verdiği ve uzun süre nemini koruduğunu yazıyordu. Kullananlar memnundu.

Ne zaman kargoya verilmesini istersiniz diye bir kutucuk vardı sitede. 18.06.2018 pazartesi gününü seçtim. Tam da o gün yani dün, sabah mesai başlar başlamaz kargom geldi. Nasıl akşamı edeceğimi bilemedim, biran önce anneme vermek istiyordum. Çünkü hediye paketi seçeneğini seçmiştim ve çok tatlı bir şekilde paketlenmişti.

Önceden başka bir iki sitede daha hediye paketi seçeneğini işaretleyip paketsiz almıştım siparişlerimi, o yüzden bu sefer de hediye paketini işaretlemiş ama çok da beklentiye girmemiştim. Hem paketlemişler hem de notumu da üzerine güzel bir kartla yapıştırmışlardı. Tek sorun, kendime aldığım ürün de aynı paket içindeydi. Oysa ki ben hangi ürünün paketleneceğini özellikle işaretlemiştim.


Annem hediye paketini alıp üzerindeki anneciğime yazısını okuyunca çok hoşuna gitti.

Paketi açınca karton kutu çıktı ortaya, o da gayet sevimli.


Bu görüntüye şaşırdık biraz. O hava yastıklarını koyacaklarına, ürünlerin sığabileceği daha küçük bir kutuya neden koymamışlar ki acaba? :)


Ürünler bunlar. Bir de eşantiyon krem var, La Roche Posay Effaclar Duo.

Yanlışlıkla iki tane el kremi sipariş ettiğimi ödeme yaptıktan sonra fark etmiştim ama zaten uygun fiyata aldım, iki tane olsa bir şey olmaz diye iptal ettirmedim.

Recete.com'daki siparişim gibi, kocaman hediye ürün koymalarını bekliyordum ama sadece küçük bir eşantiyon krem koymuşlar. Onu sonradan farkettiğim için yukarıdaki fotoğrafta yok.

Annem, Procsin el kremlerinden birini bana verdi. Hiç aklımda yoktu, bu krem benim gözümde hep anne kremi çünkü :)
Hem güneş koruyucu hem de nemlendirici el kremi.
Ayriyetten güneş koruyucu sürmene gerek yok, çantanda olsun dedi.


İlk defa dün akşam sürdüm. Yapış yapış kalmıyor, hızla emiliyor. Kokusu neredeyse hiç yok, var olanı ise hafif güzel bir koku. Annem yıllardır beğenerek kullanıyor. Ellerde güneşten oluşan çilleri gideriyor, yaşlanmayı/kırışmayı geciktiriyor. Hem tedavi ediyor hem koruyor hem de nemlendiriyor yani.

Babe'yi vücut yıkama yağı diye aldım ama şampuan çıktı. Sepete ekle çıkar yaparken şampuanı çıkaracağıma yanlışlıkla vücut yıkama yağını çıkarmışım.

Bunu da sen kullanabilirsin deyip anneme verdim. Benim saç konusunda hiç problemim yok çok şükür, zoretanin saçlarıma çok iyi geldi. Her daim düzgün, temiz ve asla elektriklenmiyor. İlacı bırakınca bu saçlarımı çok özleyeceğim galiba. Anneme yanlışlıkla şampuan almış olduğumu ama kendisinin saçları çok döküldüğü için ona verebileceğimi söyledim. Annem de erkek kardeşimin saç derisinde sıcaklardan dolayı yara olmaya başladığını ve eczaneden şampuan sormayı düşündüğünü söyledi ve son karar olarak kardeşime verdik :) Bakalım iyi gelecek mi?


Ve son olarak, eşantiyon ürünümüz La Roche Posay Effaclar Duo. Akneye meyilli ciltlerde kusurlarla savaşan ve tekrarlamasını önleyen, sabah akşam temiz cilde sürülmesi gereken bir bakım kremi. Yine ben zoretanin kullandığım için yüzüme ekstra bir şey süremediğimden dolayı, şimdilerde akne şikayeti başlamış olan kız kardeşime verdik bu ürünü de.

Bu alışveriş biraz kime niyet kime kısmet paketi oldu, babam hariç herkes nasiplendi :) Hepimizin memnun kalmasını umuyorum.

18 Haziran 2018 Pazartesi

Avokado çekirdeği köklendi


3 günlük bayram tatili sonrası işe gelir gelmez farkettim, sürpriz oldu :)
Fotoğrafta da görüldüğü gibi kök vermeye başlamış. Perşembe günü bıraktığımda alt kısımda hiçbir şey yoktu.

Bir an önce yeni bir avokado alıp onun da çekirdeğini çimlendirmem lazım çünkü tek başına bir ağaçtan meyve alamıyormuşuz. En az iki ağaç olmalıymış meyve vermesi için.

Hiç çimlendiremediğim bir avokado çekirdeği olmadı diyenler sadece sabretmeyi bildikleri için çimlendirebiliyorlarmış meğer.
Öncesinde de bir kaç denemem olmuştu benim ama ya ben ya da başkası olmaz bu artık deyip atmıştık... Birazcık daha sabretsek olacaktı demek ki.

Toprağa da ekseniz, suya da oturtsanız, çıkması için bir şeyler yapınca çıkıyor. Şimdi eğlenceli döneme geldik :)

13 Haziran 2018 Çarşamba

Avokado çekirdeği 1 ay sonra tepki vermeye başladı :)


Şuradaki yazımda, avokado çekirdeği çimlendirmeye çalıştığımı ama ofis ortamının havasızlığından çekirdeğin küflendiğini söylemiştim. Yine de bir umut, çekirdeği atmayıp dolapta bekletmiştim(buzdolabı değil normal dolap). Dün açıp baktığımda aralanmaya başladığını fark edip hem çok şaşırdım hem de sevindim. Henüz alt kısımda bir köklenme görünmüyor ama bu aralanması filizleneceği anlamına geliyordur diye düşünüyorum ve umuyorum.
2 ayı bulabilir diyorlar filizlenmesi. 1 ay oldu, kaldı bir ay o zaman.
Filizlendikten sonra hızla boy atıyormuş.

Bir ay kadar öncesindeki halini de eklersem aradaki farkı siz de daha net görebilirsiniz:


8 Haziran 2018 Cuma

Aklım hâlâ toplayamadıklarımda


Bu ayları çok seviyorum ama yere düşüp ziyan olan dutları gördükçe içim gidiyor. Evcil hayvan sahiplenmek gibi bir şey bu aslında, başa çıkamayacak olan yetiştirmemeli ya da herkese açmalı ağacını.
Ballı ballı kocaman dutlar yollara dökülüyor arabalar üzerinden geçiyor vs. Helal eder mi etmez mi korkusundan ağaca da dalamıyoruz.
İş dönüşü arkadaşla evimizin yakınındaki parktan dut toplamaya gittik. Halka açık bir dut ağacı görmek beni çok sevindirdi. İkişer tane bardağımız vardı hepsini doldurduk. Az ötede de kara dut vardı ondan da aldık biraz. Hâlâ bir ton var tabi ağaçlarda. Bir yandan yetişiyor bir yandan yeni dutlar ürüyor.
Keşke her dut ağacının altına file bağlama şartı getirilse...

Oruç oruç dut toplamak ama yiyememek zor oldu. Ne kadar toplarsak toplayalım gözümüz doymadı. Dönüş yolunda bir evin önünde başka bir dut ağacı vardı, bizim topladığımız dutlardan daha büyük daha suluydular ve hepsi yola dökülüyordu, asfalt kahverengi olmuştu arabalar eze eze.

Önüme çıkan her dut ağacına saldırmak istiyorum.

Goji berry ve limon kabuğu rendeli kek


Adı ne olsun? Mmmm... Goji rüyası :))
Bugün kahveicermiyizinblogunda gojiberry ile kek yaptığını görünce hemen aklıma aylardır buzdolabında bekleyen gojiberrylerim geldi. Kandaki alkalin seviyesini arttırması için yani vücut direncimin artması ve daha dinç, daha konsantre, daha sağlıklı olmak için aktardan aldığım ama bir iki gün tüketip pes ettiğim Goji berry.
Yaşasın yeni yaşam alanı diyerek eve gelir gelmez kek için kolları sıvadım. Gerçekten harika oldu. Sadece ben gojileri biraz fazla kaçırmışım, daha az olsa daha lezzetli olurdu.

Annem, nihayet yeniden kız olabildin mutfağa girip kendin bir şeyler yapmayalı yıllar olmuştu dedi. Hem keki hem de sahalara dönüşümü kutladı. Erkek kardeşim yeniliklere hiç açık değildir, burun kıvırdı yemem falan dedi ama hatırım için tadına bakınca iki dilim yedi. Herkes bayıldı kısaca.



Klasik kek tarifine sadece gojiberry ve limon kabuğu ekledim ama yine de tarifi yazayım.

Malzemeler:
3 yumurta
1 su bardağı şeker
1 su bardağı süt
1 su bardağı sıvı yağ
3 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
Yarım su bardağı Goji berry (ben bir bardak koydum ama tekrar yaparsam yarım bardak koyacağım bir bardak fazla bence)
Limon kabuğu rendesi


Yapılışı:
Yumurtaları ve şekeri köpürene kadar çırpın.
Süt ve sıvıyağ ilave edin biraz daha çırpın.
Un, kabartma tozu, vanilya ekleyip yine çırpın.
Gojiberryleri ve limon kabuğu rendesi ekleyip kaşıkla karıştırın.
Yağlanmış kalıba dökün, 180 derece fırında pişirin.
Piştiğini anlamak için kürdan batırabilirsiniz, kürdanda bir şey kalıyorsa biraz daha pişsin, kalmıyorsa kapatın.
İlk 10 dakika kapağı açmayın ki sönmesin kekiniz.

Denerseniz bana da haber verin :)

Beni hanımefendi çizgimden kaydırmayın aaaa


Dün recete.com'dan bir kaç ürün aldım. Fotoğraftakiler.
Mavi temizleme jeli ve iki minik şey hediye, diğerleri satın aldıklarım.
Daha sonra başka sitede(dermokozmetika.com) neredeyse 25 TL daha indirimli hallerini görünce ufak bir pişmanlık yaşadım ama genel olarak siteyle alakalı bir problemim olmadı.
Benim problemim kargo şirketiyle. (Şaşırdık mı?)

Zaten yurtiçi kargo ne zaman başarılı teslimat yapsa inanamıyorum sorun yaşamamış olmama.

Bugün ürünlerimin gelmesi gerekiyordu, genelde 11:30 civarı gelir kargo. Bekledim saat 12:30 oldu hâlâ yok, kargo takip kodundan durumuna bakayım dedim. Saat 9:45'te bana teslim edilmiş görünüyor. Aradım şubeyi, tabi ki ulaşamadım. Kalktım gittim, baktılar sistemden. Kargom başka bir özlem kutlu'ya teslim edilmiş. Siz numaranızı bırakın gelince haber verelim dedi kadın, tamam dedim verdim numaramı.
Hiç sorun çıkarmadım. İnsanlık hali, olabilir diye düşündüm. Şimdi ben sorun yaparsam kendilerini daha kötü hissederler, gerek yok dedim. Bazen çok fazla saf oluyorum. Ciddiye alınmak için anında, olabildiğince sorun çıkartmak gerekiyor sanırım...

Çıktım şubeden, işe geri döndüm telefonum çaldı. Sizin kargoyu da bana vermişler dedi karşı taraftaki teyze. Kızının kargosunu almaya gitmiş, benimkini görünce orada çalışanlar aa bu da size gelmiş bunu da alın deyip benimkini de ona vermişler. Ben şimdi o tarafa gidiyorum, kargoya bırakırım ama istersen iş yerine de getirebilirim dedi teyze. Yok dedim olur mu öyle şey, hatta siz gitmeyin onlar gelip alsın onların hatası sonuçta dedim. Zaten yolun üstü, bırakırım ben dedi tamam dedim teşekkür ettim kapattım. Bir saat kadar sonra şubeden aradılar paket geldi, açılmamış gelip alabilirsiniz diye haber verdi numaramı bıraktığım kadın. Bir elemanınız getiremez mi buraya dedim, anca yarın getirebilirler dedi. Tamam ben bugün gelip alıcam dedim.

Akşam gittim içerisi kalabalıktı, sabah görüştüğüm numaramı verdiğim ve beni arayıp haber veren kadın oradaydı. Direk ona yönelip kargomu almak için geldiğimi söyledim ki beni hatırlasın hemen versin de gideyim diye.
Bekliyorum ki beni görür görmez hemen ilgilenecek kusura bakmayın diyecek işimi halledip gönderecek.
Tamam biraz bekleyin dedi müşteri ile ilgilenmeye devam etti, bekledim. Çok rahat davrandığını, yavaş yavaş çalıştığını görünce duramadım çok bekleyecek miyim dedim, dışarıda arabada da babam beni bekliyor bu arada.
Başka birini gösterip, o beyfendiden sonra sizi alıcam dedi. Ciddi ciddi kuyruk bekletiyor yani. Sanki kendi sıradan işimi halletmeye gelmişim gibi, onların hiç de normal olmayan hatasını büyütmeyerek bir de ayaklarına geliyorum. Onlar napıyor, uzamasın diye olayı biran önce sonuca bağlamaları gerekirken hâlâ bana bekleyin diyor.
O paketin içinde çok özel şeyler de olabilirdi. Yanlış teslim alan kişi açıp içinden bazı şeyleri çalabilirdi. Belki basit gibi görünüyor ama bu çok ciddi bir durum.
Normalde sesimi yükseltmeyi hiç sevmem, tartışma ortamları beni çok gerer hemen uzaklaşırım oradan. Tahammül edebildiğim kadar ederim karşımdaki kişiye, kalbi kırılmasın ya da kendisini kötü hissetmesin diye. Ama kadının bu rahat tavrı benim şartellerimi attırdı. Sizin hatanız olan bir şey için ben niye bekleyecekmişim? dedim. Sıradaki beyfendi de yok yere üstüne alındı tamam hanfendiyi alın tamam dedi trip atıp kenara çekildi. Dönüp adamın suratına boş boş baktıktan sonra devam ettim. Sabah kargoyu gidip başkasına veriyorsunuz sonra onlar gelip buraya bırakıyorlar bir de ben gelip alıyorum sabahtan beri kargomu alamadım falan dedim. Arkadan bir çalışan bey baktı ortam geriliyor, çıktı geldi tamam ben ilgileniyorum dedi.

Bu arada sabahtan beri muhatap olduğum kadın, İrem Derici'ye çok benziyor. Ben çok sık olmasa da işlerim oluyor uğruyorum o şubeye, artık bir yüz aşinalığımız oluştu sanıyorum. Normalde hiç bir sorunum yok o İrem Derici gibi olanla hatta sempatik bile gelirdi ama bugün çok sinir bozucu geldi.

İrem Derici'ye benzeyen kadın fısır fısır arkadan kopup gelen beye durumu kısaca izah etti, o bey de bana dönüp durumu bilmiyordum o yüzden böyle oldu kimliğinizi alayım dedi, bu sırada da İrem Derici'ye benzeyen de başını sağa sola sallıyor bugün de herkes atarlı falan diyor söyleniyor hâlâ kendi kendine. Söyleyecek çok şey bulabilirdim ama hanımefendi çizgimden daha fazla kaymak istemedim. Paketimi aldım, sadece benimle ilgilenen görevlinin duyacağı şekilde kolay gelsin dedim ve bir hışımla çıktım oradan.

Ama huzursuz oldum. Sinirlenmek hiç hoşuma gitmiyor, deşarj falan olmuyorum aksine daha da geriliyorum. Acaba fazla mı tepki gösterdim, davranışım doğru muydu vs vs.

Kargo işi beni çok gerdi bugün(saat 12yi geçtiği için artık dün oldu), ama ürünlerimi sevdim. İlk defa recete.com'dan sipariş ettim, içine hediyeler de koyup gönderiyorlar. Bir arkadaş daha sipariş verdi onunki de hemen ertesi gün geldi ve yine iki denemelik boy bir tam boy hediyeleri ile birlikte geldi. Memnun kaldım, tavsiye edebilirim ama ben fiyat farkından dolayı bir sonraki siparişimde dermakozmetika.com'u denemeyi düşünüyorum.

7 Haziran 2018 Perşembe

Tuzla marina Alaçatı sokağı


Geçtiğimiz haftasonu bir kısım akrabalarla iftar yaptık Tuzla sahilde, piknik şeklinde. Mangal yapmadık, menü oluşturup getirdik. Kimisi çorba yaptı kimisi salata, içecek, meyve vs hepsi paylaşıldı. Mangal yapan çok kişi vardı(yasak olmamasına şaşırdım) ama bizi etkilemediler, bulunduğumuz yer güzeldi. Gördüğünüz kapıların her biri farklı bir kafe. Dışarıda masaları var, içerisi mutfak.

İftardan sonra şöyle bir yürüyelim dedik teyzem ve kuzenimle, Viaport Marina'ya doğru. Ne kadar güzel bir yermiş. Fotoğraftaki yerin adı, Alaçatı sokağı. Güzel bir konsept oluşturmuşlar.
Ama çalışanları gergindi. Biz, fazla vaktimiz olmadığı için sadece gezip bir iki fotoğraf çekip ayrıldık. Sakin bir günde, zaman sıkıntısı yaşamadan, demir atmış yatlara karşı kahve içip muhabbet etmek ne güzel olur burada.


5 Haziran 2018 Salı

Kardeşler arasındaki yaş farkı


Kardeşler arasındaki yaş farkı kaç olmalı bilmiyorum ama sanırım 19 olmamalı.
Çünkü bir gece küçük kardeşiniz, size jest olsun diye şarkı değiştirirken bu benim öyküm şarkısını bu benim ablaaam birazcık yaşlııı diye çevirebilir.
Yaşlı mı? diye tepki verince de eveeet, abla 30 yaşındasın sen, OTUZ! diyebilir.

Neyse, en azından 32 demedi.

(Fotoğraf : bir buçuk ay öncesi, Kadıköy-Nero)

4 Haziran 2018 Pazartesi

Ne bu dertler kalıcı ne de bu ömür


Öyleyse ne gerek var eski defterleri açıp açıp değiştiremeyeceğim şeyler için üzülmeye, dedim ve iftara bir saat kala bir hışımla tüm günlüklerimi yok ettim. Rahatladım. Hatta bir ara şarkı bile mırıldanıyordum.
Haftasonu, şu günlüklerimi bugüne gelene kadar bir okuyayım deyip liseyi bitirmiş ve depresyonda hissetmeye başlamıştım. Baktım hiç güzel anı kaydetmişim hep ağlama duvarım olmuş. Okudukça içimi karartıyorsa, elimde tutmanın da anlamı yok bence.

1 Haziran 2018 Cuma

Arabada mide bulantısını önlemek için göbek deliğine yara bandı yapıştırmak


Yengemi normalde çok araba tutar. Geçen gün bizdeydi, konu nereden geldiyse araba tutmasına geldi. Beni artık araba tutmuyor dedi, nasıl yani dedik. Ne oldu ne yaptın da tutmuyor? Kuzenim, annem göbek deliğine yara bandı yapıştırıyor deyince daha da şaşırdık.
Göbek deliğine, çapraz şekilde iki yara bandı yapıştırınca bulantı olmuyormuş. Uzun yolculuklarda daha denemedim ama işe yarıyor dedi.

Google'a bir sorayım dedim, çocuğunun göbeğine yapıştıran ve rahat yolculuk yapanlar olmuş.

Sizin de arabada mideniz bulanıyorsa, bir de yara bandı yapıştırarak yolculuk yapmayı deneyin. Açıklaması ne bilmiyorum belki psikolojik de olabilir ama illa ki bir bilimsel açıklaması vardır herhalde. Denemekten zarar gelmez. İlaç kullanmaktan iyidir :)

Mayıs ayı kitapları


En son dün, Ahmet Şerif İzgören'in kitabını okurken bunu da bitireyim de mayıs ayına iki kitap bitmiş olsun bari diyordum. Bugün 1000kitap'ta bu ay okuduğum kitaplara bakınca şok geçirdim. Ben meğer 5 kitap bitirmişim bu ay.

Rezonans kanunu, Nisan sonundan sarkan bir kitap ama sonuçta o da bu ay bittiği için Mayıs kitapları arasında.

Ekran görüntüsünü, 1000kitaptan aldım. Puanlamalarımı da görüyorsunuz. Tek tek yorum yapmam gerekirse:

Rezonans Kanunu: Bir defa yetmez bir kaç defa okunmalı. Kitabı yere düşürüp nerede kaldığımı bulamayıp geriden okumaya başladığımda bunu daha iyi fark ettim. Bir kaç cümle tanıdık geldi sadece, gerisi ilk defa okuyorum gibiydi ve daha güçlü etkiledi beni.

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku: Kızkardeşimin kitabıydı, bir saatliğine ödünç alıp okudum. İnce olduğu için hemen bitti. Değişik geldi bana, bittikten sonra ben ne okudum şimdi? dedim, iyi ya da kötü diyemiyorum, yorum yapamıyorum bu kitaba. Filmi de varmış.

Ateş Yakmak: Aslında bir günde bitecek kısalıkta bir kitap ama tek bir hikaye beklerken üç ayrı hikayeden oluştuğunu görünce hayal kırıklığı yaşadım. Ateş yakmak, ilk hikayenin başlığı sadece. Birinci ve ikinci hikaye iyiydi. Üçüncü hikaye sıkıcı geldi. Belki de ara vererek okuduğum için yüzeysel geçtim üçüncü hikayeyi. Jack London'ın genel tarzı, entrikasiz düz giden konular sanırım. İşin sonu en genel olarak nereye varabilir gibiyse oraya varıyor, bir sürpriz yok. Karakterlerin çaresizliğini işliyor genelde.

Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı: Yazım hataları, noktalama hataları ve düşük cümleler yüzünden çok akıcı gitmedi, çabuk ilerleyemedim. Bazı cümleleri anlamak için çok defa tekrar okudum ama hâlâ ne demek istediğini çözemedim. En sonunda, anlaşılır gelmeyen cümleleri üstünkörü geçerek okuyup bitirdim. Çeviri ve yazım hataları dışındaki kısım etkileyiciydi. Normal kişisel gelişim kitaplarının dışına çıkmış biraz. Istırap kaçınılmaz, başarısızlık aslında başarıdır gibi pembe gözlükleri çıkarıp gerçekçi bir şekilde bu hayatı yaşamayı anlatıyor.

Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır: Bir çok kişisel gelişim kitapları okuyan biri için basit kaçabilecek bir kitap. Kitabın yarısından fazlasında anlatılan olaylar, örnekler, önceden okuduğum/duyduğum şeylerdi. O yüzden çok sıkıldım. Nasılsa yazı puntosu büyük, bazı yerlerde resimler var çabuk biter diye yani aslında okumuş olmak için okudum. Bu kitabı görüyordum ama ilgimi çekmiyordu, almayı hiç düşünmemiştim. Sonra, aynı günde iki defa okuyanlar, en kötü anında okuyup morali düzelenler vs olduğunu görünce çok merak edip aldım. Galiba fazla beklentiye girdim. Beklentimi karşılamadı. Ama ilk defa bir kişisel gelişim kitabı okuyacaklar için tavsiye edebilirim.