30 Ekim 2016 Pazar
Mim #2 : Ütopya'dan Mimliyoruz
Sevgili adaşım "sessizkaldım" beni mimlemiş :)
Mimin konusu oldukça ilginç. Ben oldum olası kendi masal dünyamda yaşayan bir kızdım ama son zamanlarda daha doğrusu iş hayatına atılınca hayatın masallardaki gibi olmadığını iyice idrak etmeye başladım. İçimdeki çocuğu çoğu zaman derin bir uykuda tutmaya çalışıyorum, üzülmesin diye. Hayatım kısıtlandıkça ben içimde yeni kara delikler keşfettim. Ne derseniz deyin, iş hayatı bizi mahvediyor. Günün belli bir saatini çalışarak geçirip eve yorgun argın geliyoruz, anca yemek yiyip biraz kafa dağıtmaya çalışıp sonra da yatıyoruz. Sosyal hayat ister istemez azalıyor ve bu durum ruhsal durumumuzu etkiliyor. Yıpranıyoruz, yaşlanıyoruz...
Kusura bakmayın, bu aralar mutsuz hissettiğim için pek pozitif bir başlangıç yapamadım. Dün de yaşadığım olay ruhsal durumuma tuz biber oldu, bugün çok melankoliğim :)
Neyse, gelelim mim'imize :
1.Mucizelere inanır mısınız? Neden?
Hayır mucizelere inanmıyorum. Hayatımda bir mucizeyle karşılaştığımı da hatırlamıyorum. Bence her şeyin bir açıklaması olabilir, vardır da. Hiç bir şey yok yere, sadece lutfen olmaz diye düşünüyorum...
Eğer eski sevgilimle sonsuza dek birlikte olabilseydik bu benim için mucize olurdu, ama hayat yine bana tekme tokat dalmayı tercih etti :)
2. Şuan bir mucize olsa ne olsun istersiniz?
İstediğim zaman uzaya gidip gezegen gezegen dolaşabilmek isterdim. Bunu istememin sebebi, tüm insanlardan ve dünyadan bir nebze uzaklaşabilmek ihtiyacı olabilir.
3. Bu kişi/olay/yer benim mucizem dediğiniz bir şey var mı?
Yok. Her şey bir çıkar uğruna dönüyor. Allah'ın bize verdikleri bile hep imtihan değil mi? Hep bizi test ediyor. Neden mucize versin ki... Ama belki akıl sağlığımı hala koruyor olmam bir mucize olabilir...
Süper negatif yorumlarımla içinizi kararttıysam özür dilerim, belki biraz daha bekleyip daha iyi bir ruh haliyle yazmalıydım ama o ruh hali hiç gelmeye de bilirdi. Aslında karamsar yazma taraftarı değilim ama bu sorulara başka cevap bulamadım. Okuduysanız teşekkür ederim :)
Ben de bu yazımı okuyanları mimliyorum :)
24 Ekim 2016 Pazartesi
Bir adet okunmuş ben varım
Geçenlerde hacamat deneyimimden ve hocaya gideceğimden bahsetmiştim. Bugün annemle gittik. İki yıl önce de gitmiştik, güvenliğimiz bir hoca kendisi. Muskaya karşı olan biri. Sadece Kuran okuyor.
Gittik konuştum, biraz da içimi rahatlatabileydi iyiydi...
Çalıştığım yer hakkında çok olumsuz şeyler söyledi, benim ruh sağlığımı etkileyen en önemli faktör o ortammış aslında.
Çok sinirlisin, asabisin, vesveselisin dedi.
Yaşımı sordu 30 dedim inanamadı. Oradakiler de beni öğrenciyim sanmışlar. Adam kızdı neden bu yaşa kadar evlenmedim diye. Allah allah keyfimden evlenmedim sanki.
Özetle, huzursuzluğumun ana kaynağının iş yerindeki haksızlıklar vs olduğunu söyledi.
Bir yol çizmek istiyorum kendime, yeni bir yol, düşünüyorum ama içinden çıkamıyorum...
Dua istiyorum...
Fotoğraf:pixabay
20 Ekim 2016 Perşembe
Astral Seyahat Deneyimim
Aslında bu aralar pek olmuyor ama bir kaç yıl öncesine kadar, o amaçla yatmasam da deneyimleme şansım oldu... Genelde sabah uyanırken oluyordu, sanırım işe başladığım için son iki yıldır yaşamıyorum. Sabah erken uyanma mecburiyetim olmadığı için, uyanmışsam bile tekrar uyumaya çalıştığım zamanlarda bedenimin hareketsiz kalıp ruhumun hareket ettiğine çok kez şahit oldum. Kolumu kaldırıyordum ama göz ucuyla koluma baktığımda hiç hareket etmediğini görüyordum.
Bir sabah, ben üniversite yıllarındayken ve kardeşim henüz çok küçükken, sabah annem ona kahvaltı yedirmeye çalışıyordu. Ben tam olarak uyanmamıştım. Seslerini duydum önce, kulaklarım uğuldamaya başladı, çok farklı bir his, sanki bedenimin içinde deprem oluyormuş gibi... Gözlerim çok net görmüyordu, sislerin arasından bakıyormuşum gibiydi. Yerimden kalkıp hemen bitişikteki odaya gittim, kalktığımda geri dönüp bedenime bakmadım, bir kaç saliselik bir olaydı zaten kalktığımı bile anlamadan kendimi diğer odada buldum. Annemi ve kardeşimi gördüm, yerde oturmuşlardı annem ona mamasını yediriyordu. Sonra hemen uyandım. Gittim baktım ve gerçekten de gördüğüm gibiydiler. Kıyafetler, oturdukları yer, maması vs her şey aynıydı. Yani rüya görmemiştim.
Bunu, planlı bir şekilde denemek istediğimde başaramıyorum, bir anda oluyor. Nasıl olduğunu anlayamadım. Astral seyahat amacıyla uzanıp bedenimden çıkmak için uğraştığımda, kulaklarım çok fazla uğuldayıp vücudumun hafif karıncalanması dışında bir şey olmuyor. Bir de başım çok ağır geliyor bu durumdayken, kocaman ağır bir kütleymiş gibi hissediyorum. Ruh, baş kısmından bedenin diğer yerlerinden daha çabuk ayrılıyor, baş kısmı en sona kalıyor sanırım... En önce kollar ayrılıyor, sonra bacaklar...
Yine böyle uğraştığım bir gece, kulaklarım şiddetle uğuldamaya başladı ama bir türlü bedenimden çıkamadım. Sanırım uzak bir yer hayal ettiğim içindi. Kadıköy'e gitmeyi düşünmüştüm aslında çok da uzak değildi bana göre :)
Sonradan araştırmalarımla anladım ki, bedenimiz ile ruhumuz arasında bir kordon varmış ve bu kordon astral seyahatlerde lastik gibi esneyebilirmiş sonra yine eski haline dönermiş ama bir anda çok uzun esnemezmiş. Onu esnetmeyi öğrenmek de zaman alırmış. Yani bu durumda ben henüz yan odaya geçecek kadar esnetmişim. Kadıköy biraz fazla oldu. Kulaklarım çok uğuldayıp kalp atışım da hızlanınca panikledim ve vazgeçtim.
Fotoğraf : pixabay.com
19 Ekim 2016 Çarşamba
Golden Rose 31 nolu Ruj
Size bayılarak kullandığım rujumu takdim edeyim :)
Ne zamandır varlığı belli olmayacak, mat, dudak renginde bir ruj arıyor bir türlü "işte bu" diyemiyordum. Sonunda buldum.
Söylemediğim sürece kimse ruj sürdüğümü fark etmiyor. Söyledikten sonra dikkatlice baktıklarında fark ediliyor. Şeftali tonlarında bir rengi var, çok pembemsi değil.
Numarası 31, dudağınızdaki kusurlar kapansın ama ruj sürdüğünüz de belli olmasın istiyorsanız kesinlikle tavsiye ederim.
AliExpress Alışverişi #1 : Masking Tape
Bunlar tek satıcıdan aldığımız 3 tanesi. Devamı gelecek...
Kedili, kitaplı ve ağaçlı desenler elimize ulaştı. Hemen evde denedik, çok güzel, çok kaliteli. Elinizle kolayca kopartabiliyorsunuz ve bir yere yapıştırdıktan sonra kaldırıp başka yere yapıştırdığınızda yapışkanlığı bozulmuyor, önceki yerde yapışkan bir iz bırakmıyor.
Yalnız, kedili olan maskeleme bandı biraz ezilmiş. Neyse ki açıp yapıştırınca düzeliyor, o yüzden sorun yok :)
Kitaplar #4 : Üsküdar 3.Sahaf Festivali - Aldığım kitaplar ve Gidemeyenler için çektiğim video
Sofi'nin Dünyası - Jostein Gaarder - 10 TL
Ateş Yakmak - Jack London - 5 TL
Marilyn Monroe ve bilinmeyen hayatı - J.Randy Taraborelli - 10 TL
Sosyal Hayvan - David Brooks - 10 TL
Depresyon Atlası - Andrew Solomon - 15 TL
Sefiller (2 cilt) - Victor Hugo - 20 TL
İçindeki Devi Uyandır - Anthony Robbins - 10 TL
Erkek - Osho - 10 TL
Kadın - Osho - 10 TL
Bütün Şiirleri - Sabahattin Ali - 10 TL
Elif - Paulo Coelho - 10 TL
Görüldüğü üzere fiyatlar genelde 10tl. Bazı kitaplar normal fiyatının çok altında kalıyor. Mesela "İçindeki Devi Uyandır" kitabını normal kitapçıdan 41tl olduğu için alamamıştım ama bu festivalden 10tlye aldım.
1Q84 kitabı da normalde 55tl civarı ama ben 30tlye aldım.
Bir şey almasanız da sırf kitap kokusu için ve eski kitapların arasında kaybolmak için bile gidilir :)
Festival hâlâ devam ediyor, 23 Ekim'de bitecek ama ben artık kendime gitmeyi yasaklıyorum :/
Çünkü her gittiğimde bir kaç poşet kitapla dönüyorum ve limiti artık doldurdum... Ama belki son gün, vedalaşmak babında tekrar uğrayabilirim.
En son, dün gittim. Bu kez gidiş amacım sadece ortamı videoya çekmekti, gidemeyenler için. %75'ini çektim, %25lik kısmını telefonun hafızası dolduğu için çekemedim... Ama zaten genel olarak ne varsa, videoda mevcut. %25lik kısmın da pek farkı yoktu.
Nedir, nasıldır bu sahaf festivali diyorsanız videoyu izleyin... :)
Hacamat Deneyimim
Dün 18 Ekimdi, yani Hicri ayın 17sinin Salı gününe denk geldiği gün, hacamat için çok önemli bir günmüş. O gün yapılan hacamat bir yıllık şifa olurmuş.
Bu sene hicri ayın 17.gününün Salı gününe denk geldiğini öğrenen annem, beni daha bir hafta öncesinden hacamat için psikolojik olarak hazırlamaya başladı.
İlk ve son olarak, yaklaşık 8 ay kadar önce yaptırmıştım. Aslında yaptırdım da diyemem, fenalaştığım için tamamlanamadı. Kupayı koydukları an, gözlerim kararmaya ve midem bulanmaya başladı. Ne kadar uğraşsam da kendimi toparlayamadım, vücudum kasıldı soğuk soğuk terlemeye başladım. Ellerim de karıncalanıp yumruk yapamayacağım kadar gerilince gittikçe kötüye gittiğimi görüp kupaları hemen çektiler ve yüzüme buzlu soğuk su çarparak kendime gelmemi sağladılar. Kendime gelmem baya sürmüştü, tir tir titriyordum ve rengim neredeyse yeşil olmuştu. Herkeste bir panik hali oldu bu kızda ne var diye. Hacamat yapan abla, önce bu rahatsızlanmamın nedenini üzerimde çok fazla nazar olmasına yormuş, sonra ben daha da fenalaşınca bende büyü olduğu kanaatine varmıştı. Kupalara bir damla bile kan çıkmamıştı, vücudum çok direniyordu ve bu büyü olduğuna işaretmiş.
Herkes "iyi ki geldin bak buraya gelmesen büyü olduğunu bilemeyecektin" falan dedi ve her kafadan bir hoca tavsiyesi gelmeye başladı. Oradan çıktıktan sonra da hem annem hem de babam çevresine sordurup güvenilir hoca aradılar.
Babamın arkadaşının tavsiyesiyle randevu aldığımız bir bayan, önce kurşun dökmesi gerektiğini söyleyip, kına gecesinde takılan kırmızı tülbent ve kurşun istedi. Neyse aldık gidiyorduk, yolda babam telefon etti evde misiniz biz gelmek üzereyiz diye, kadın evde olduğunu ama bendeki büyünün çok ciddi olduğunu o yüzden de bu kurşun dökme işini kendisi yapamayacağını, bizi bir papaza götüreceğini söyledi. Papaz büyüsü mü neymiş bendeki.
Benim ruh halimi de tahmin edersiniz, hangi hocaya sorsak büyü var, nazar var, bu kız nasıl dayanıyor yazık yavrum çok zor durumda aslında tüm hırçınlıkları da asilikleri de bu yüzden falan diyorlar, annem ağlıyor babam hoca arıyor...
Papaza gitme olayı olunca vazgeçtik, yarı yoldan döndük. Babam "yok artık o kadar da değil" dedi ve götürmedi. Sonra annem ünlü bir hocadan randevu aldı, bu hocanın filmleri var tv programlarına da çıkıyormuş. Annem gitti konuştu, bazı şeyler vermiş hoca ve ben de onları uygulamaya başladım. Psikolojik mi bilmiyorum ama ben daha önce geceleri renkli rüya görmediğimi fark ettim. Meğer önceki rüyalarım hep gri tonlardaymış, ilk defa renkli rüya görünce sabah uyandığımda çok şaşkındım. Bu şekilde söylenen süre içinde denilenleri yaptım ve tedavi bitti.
Bir değişiklik oldu mu derseniz, bilmiyorum, fark edilir bir şey olmadı sanki.
Dün tekrar hacamata gittiğimizde yine fenalaştım. Bu sefer farklı bir yerdi, ilk kupayı taktılar ve benim anında gözüm kararmaya başladı. "ay benim başım dönmeye başladı" dedim, hemen sonrasında yine soğuk terlemeye başlayınca hemen çıkardılar. Çıkardılar ama ellerim karıncalanmaya, gözlerim kararmaya devam ediyordu, nefes alış verişim çok düzensizdi. Uzandım, ayaklarımı kaldırdılar bir süre. Biraz kendime geldikten sonra hemen kalkıp kenara kaçtım "ben yaptırmicam" diyip.
Abla "artık fenalaşmazsın o bir kerelik olan bir şey, şimdi yaparsak bir şey olmayacak" diyerek beni ikna etmeye çalıştı. Annem de ısrar edince "tamam o zaman sadece bir kupa" dedim, tamam dediler. Gerçekten de en ufak bir karıncalanma bile yaşamadım. Hiç bir şey olmadı, hala şaşkınım hacamat yaptırabildiğime. Tabi benim durumda kötüleşme olmayınca 3 kupaya çıkarmayı teklif etti abla ve ben de kabul ettim.
Bu sakinliğimde belki de orada bulunan bir ablanın "bence korkuyor" demesinin de payı olabilir :) "hayır korkmuyorum, ben sülük de yaptırdım onda bir şey olmuyordu" dedim ama bi kendini kanıtlama dürtüsü oluşmuş olabilir içimde.
Yapan kişi, benim hacamata maddi manevi çok fazla ihtiyacım olduğunu söyledi. Ayda bir yaptırmalıymışım. Üzerimde gerçekten de çok fazla nazar varmış.
Hatta nasıl anlıyor bilmiyorum ama, kupaya bakıp üç harflilerin olup olmadığını da söylüyordu. Diğerlerine yok dedi bende ise çok fazla varmış. Hacamat ile onlar da vücuttan atılıyormuş, ama düzgün bir hocaya gidip kendimi okutmam da çok iyi olurmuş.
Bunu duyan annem tabi ki listesindeki en güvenilir düzgün hocayı seçip beni ona götürme kararı aldı hemen :) haftaya iş yerinden bir haftalık izin alacağım sanırım bunun için...
Fotoğraf: http://pixdaus.com/
18 Ekim 2016 Salı
Çocuklarınızla oynamayı ihmal etmeyin
Onlara sürekli tv izliyorlar, tablete giriyorlar ya da sadece bilgisayar oyunu oynuyorlar diye kızmayın. Aslında sanallıktan sıyrılıp gerçek anlamda oyun oynamaya hasretler... Ama yalnızlar...
Komşu çocuğu, okul arkadaşları olabilir ama onlar da elinden tableti düşürmüyorsa bu bir şey fark ettirmez.
Çocuklarımızı bu sanallığa biz sürüklüyoruz...
Geçen hafta, erkek kardeşim(11 yaşında) yine tv karşısında çizgi dizi izleyip uzanırken, elinde bu Lego'lar da vardı. Ama oynuyor demeye bin şahit lazım... Kulakları çizgi filmde, arada bir elinde tuttuğu parçalara bakıp yine ekrana kilitleniyordu.
Bir süre onu izledikten sonra içim acıdı, "hadi birlikte oynayalım" dedim, yüzündeki ışıltıyı görmeliydiniz... Kocaman gülümseyerek anında televizyonu kapattı ve yere oturup oynamaya başladık. Heyecanla oyuncaklarını bana yaklaştırdı, "bak bu da var istersen sen bunu alabilirsin" diyerek...
Hatta "aa şunu da getiriyim bi dakka bekle" deyip odasına gidip diğer oyuncaklarını da taşımaya başladı ...
![]() |
| Bu fotoğraftaki Lego Ejderhayı ben almıştım, ama unutmuştum o söyleyince hatırladım. |
![]() |
| Ejderha ateşinde pizza isteyen? :) |
Birlikte bir süre oynadık, güldük, eğlendik. Kalkıp gitmeyeyim diye bir çaba içerisindeydi sanki. Hangi oyuncağı istersem onunla oynayabileceğimi söylüyor, elime aldığım oyuncakların işlevlerini gösteriyordu devamlı. Arada bir sıkılıp sıkılmadığımı soruyor, sıkılmadığımı söylediğimde neşeleniyordu...
Onun bu hali içimi biraz acıtsa da, mutlu olması beni de mutlu etti. Artık her fırsatta onunla oynamam gerektiğini, bu yaşlarına tekrar gelmeyeceğini yazdım aklımın bir köşesine.
Ama ben o günden beri bir daha tekrar oturup onunla oynamadığımı, şu an bu yazıyı yazınca fark ettim :(
16 Ekim 2016 Pazar
İlk Mim (en sevdiğim 15 kitap)
Sevgili Deeptone beni mimlemis :)
Sayesinde bu ilk mimim oldu, mimin konusu "en sevdiğiniz 15 kitap". Kendisinin cevaplarını gormek için >> tıklayın
Ve hemen kendi kitaplarımı söylüyorum, gerçi yeni kitaplar okudukça bu onbeşlik liste değişebiliyor ama şu anki durum budur :)
- Martin Eden (Jack London)
- Sefiller (Victor Hugo)
- Nietzsche ağladığında (Irvin D. Yalom)
- Küçük arı (Chris Cleave)
- İyi hissetmek (David D. Burns)
- Dönüşüm (Franz Kafka)
- Piyanist (Wladyslav Szpilman)
- Böğürtlen kışı (Sarah Jio)
- Uçurtma avcısı (Khaled Hosseini)
- Bin muhteşem güneş (Khaled Hosseini)
- Açlık oyunları (Suzanne Collins)
- Alacakaranlık (Stephenie Meyer)
- Kürk mantolu Madonna (Sabahattin Ali)
- Yeşil yol (Stephen King)
- Şeker portakalı (José Mauro De Vasconcelos)
Ve geldik en zor kısma, kimi mimlesem acaba :) bu mimi yapmayan kaldı mı bilmiyorum ama ben de Ruhsuz Atmaca 'yı mimlemek istiyorum.
Beni unutmadığın için tekrar teşekkürler Deeptone :)
Ve cevaplarsan mutlu olurum RuhsuzAtmaca, cevaplamazsan da canın sağolsun :))
13 Ekim 2016 Perşembe
Kitaplar #3 : Aşk-ı Memnu, 1Q84, Sefiller
Okudum
Aslında, diziyi izlediğim için okumaktan keyif alamam diye düşündüğüm için almakta kararsız olduğum Aşk-ı Memnu'yu kitapçıda pembiş sayfalı cicili bicili kapaklı haliyle görünce alıverdim. İyi ki de almışım, tabi daha yüzeysel geçilmiş gibi geldi 79 bölümlük dizi halini de izlemiş olunca. Ama aslının bu olduğunu kendime hatırlatarak keyifle okudum.
Dizisi günümüze uyarlanmış hali ile de baya başarılıymış bunu fark ettim. Hatta tüm sezonu tekrar izleyesim geldi :) Aslında 1975'te çekilen dizisini de izlemek istiyorum, siz de isterseniz ilk bölümün linki: https://www.youtube.com/watch?v=_BjwNTwA3yo
Aldım - 1
Neymiş bu 1Q84 ya :)
İlk olarak Serrose'de görmüştüm. Dün, takipçisi olduğum Khaleesi'nin blogunda gördüm yeniden. Üsküdar 3.Sahaf Festivalinden 15TLye almış. Çok şaşırdım ve heyecanlandım. Hemen akşamında iş çıkışı ben de gittim ve sadece bir yerde bulabildim, ama 30 tlydi. "30 da iyidir yaa" diyip aldım. Artık benim de zebellah gibi bir 1Q84 kitabım var :)
Aldım - 2
Bir de, iki ciltten oluşan eskimiş halini görünce kendimi durdurmaya çalışıp sahafı bastan başa tekrar dolaştığım ama aklımdan çıkaramadığım, sonunda gidip aldığım Sefiller kitabım var. Konusu sefillikse, kitabının da sefil bir görüntüsü olmalıydı ve bu hali ile tam olarak konusuna yakışır bir güzellikte duruyordu.
Önceden hem okumuş hem de izlemiş olmama rağmen, bu kalın ciltli eski halini kitaplığımda buldurmak istediğim için aldım. İki cilt 20 tl. Eve gelince açıp o eski kitap kokusunu içime çektim, hemen kitaplığa koymadım tabi önce bu kitaptan da tekrar okumak istiyorum.
12 Ekim 2016 Çarşamba
Ben, takıntılarım ve sabırsızlığım.
Dün kızkardeşim ile Çengelköy Çınar Altı'na gittik. Staj yaptığı okul iş yerime yakın olduğu için, oradan çıkıp direk bana gelmesi kolay oldu. Hiç beklemediğim halde yağmur başlaması beni huzursuz etti çünkü ben sahilde yürürüz diye planlamıştım. Yağmur dengesiz şekilde devam edince otobüse atlayıp Çengelköy'e geçmeye karar verdik.
Bir klasik olarak, önce Çengelköy Börekçisi'nden börek aldık. Kalabalıktır kesin ön yargısı ile Çınaraltına girdik. Deniz kıyısında sayılacak masalardan biri boş duruyordu, şaşırdık. O masa boşalınca kimse kalkıp oraya geçmemiş, masasını değiştirmemişti. Geçtik oturduk ve anında çay geldi. Çay dağıtan abi tam da bizim masanın başındaymış, ve tepside sadece iki çay kalmıştı. Ufak tefek şeyler de olsa her şeyin bu kadar yolunda gitmesine şaşırdım. "vay canına hem hemen bu masayı bulduk hem de anında çay geldi" diyip güldüm, çaycı benim çocuksu sevincime babacan bir gülüş verdi.
Tekneler çok sallanıyordu, özellikle daha küçük olanı beşik gibi sallanıyordu ve ben gözlerimi onlardan ayıramıyordum. Arada bir, gün batımının muhteşemliğine gözlerimi kaydırsam da sonra yine kendimi o tekneleri incelerken buluyor, kardeşime sürekli "nasıl midesi bulanmıyor bunların, ay baksana ne kadar sallanıyor ben bile izlerken sıkıldım, aa balıklara bak bir sürü palamut tutmuşlar, acaba dedem de böyle bir teknesi olsun ister miydi" diye vızıldayıp duruyordum. Kızcağız konuyu kendi gününe, stajına getiriyor ben biraz dinleyip bir kaç kelime yorum yapıp yine tekneye dönüyordum. Sonunda "abla farkında mısın sen dışarı çıktığımızda hep tek bir yere odaklanıyorsun, başka bir şeye bakmıyorsun ve hep onun hakkında konuşuyorsun" dedi. "Gerçekten mi" dedim "evet" dedi, farkında değildim ama o söyleyince ben de hak verdim. "Çok takıntılıyım galiba" dedim "evet" dedi. Ve ben tekne hakkında konuşmayı bırakıp, gün batımına geçtim...
Son zamanlarda takıntı olayını abartmış olabilirim, önceden daha rahattım sanki. Kardeşim sıkıldı tabi "kalkalım mı ben biraz sıkılmaya başladım" dedi, ve kalktık. Yürürken daha rahattım, kafam daha rahat oluyor yürüyüş yapınca bunu da son bir kaç haftadır fark ettim. İş yerinde son iki haftadır, ya da 3 de olabilir, her öğlen aceleyle bir şeyler yiyip sahile gidiyorum yürümeye. O kadar iyi geliyor ki...
Dün öğlen çıkamadım, hasta hissettiğim için.
Önceki gün çıktığımda, biraz bankta oturup da işe öyle döneyim dedim de yarım saat geç kalınca bunun iyi bir fikir olmadığını anladım ve tekrarlamamaya karar verdim.
Çay bahçesinden çıkıp yan tarafta, Sütiş Abdullah Ağa Yalısı'nın hemen önünde kalan deniz kıyısına geldik. Manzara harikaydı. Bir kaç fotoğraf çekip izledik. Yağmur damlaları büyüyünce eve döndük.
11 Ekim 2016 Salı
Büyük bir dünyada, birine aşık olmak isteyen küçük bir kızım.
Ne olur yani şöyle korkmadan seveceğimiz, güvenip pişman olmayacağımız sonu ayrılık olmayan ilişkilerimiz olsa.
Terk edilmesek, acı çekmesek, hayallerimiz yıkılmasa. Birine çok güvensek, çok değer versek ve o kişi buna layık olsa...
Hastayım, hastayken aslan maskemi çıkarıp etrafımdakilere "bakın bana, bakın ben aslında o kadar da güçlü değilim. Ve hiç de olmadım, ama hep öyle görünmeye çalıştım. Bakın ne kadar da acizim, çaresizim. Ben aslında hep kediydim, hadi sevin beni, ilgilenin benimle, ne yaparsam yapayım mazur görün, şımarıklığıma verin, bana bakarken hep gülümseyin" demek istiyorum.
Geçmişimi düşünmek istemiyorum, artık kendimi de hayatıma girenleri de yargılamak istemiyorum. Ama yapamıyorum.
Hep yaşanmış sahnelerin alternatiflerini düşünüp, dilimin en sivri haliyle eleştiriyorum en çok da kendimi... Boş veremiyorum.
Hayat hep gel gitlerden ibaret. Ne sunulursa onu yaşıyoruz evet kaderi değiştirmek mümkün değil ama kazaya gelmeden cüz'i iradeyi doğru kullanmak elimizdeymiş...
Bir türlü anlamadığım ve anlamak için çok da araştırıp, uğraşmadığım şeyler olan kader, kaza, cüzi irade'yi anlamaya çalışıyorum artık...
Kader, Allah'ın olmuş ve olacak her şeyi bilmesi; kaza, olacak olan şeylerin zamanı geldiğinde olması; cüzi irade de insana verilen seçme serbestliğiymiş.
Yani ne zaman aşık olacağımız belli, neler yaşayacağımız belli, zamanı geldiğinde bu bir şekilde gerçekleşecek. Ama kime aşık olacağımız ve o belirlenen sürede yaşanacak olanları kiminle yaşayacağımız bize bağlı sanırım... Ama kime aşık olacağımız nasıl bize bağlı olabilir ki? O zaman bizi çok seven, aşık olan birine karşı bir şey hissedemememizin nedeni, aşık olma zamanımızın daha gelmemiş olması olabilir mi?
Terk edilmesek, acı çekmesek, hayallerimiz yıkılmasa. Birine çok güvensek, çok değer versek ve o kişi buna layık olsa...
Hastayım, hastayken aslan maskemi çıkarıp etrafımdakilere "bakın bana, bakın ben aslında o kadar da güçlü değilim. Ve hiç de olmadım, ama hep öyle görünmeye çalıştım. Bakın ne kadar da acizim, çaresizim. Ben aslında hep kediydim, hadi sevin beni, ilgilenin benimle, ne yaparsam yapayım mazur görün, şımarıklığıma verin, bana bakarken hep gülümseyin" demek istiyorum.
Geçmişimi düşünmek istemiyorum, artık kendimi de hayatıma girenleri de yargılamak istemiyorum. Ama yapamıyorum.
Hep yaşanmış sahnelerin alternatiflerini düşünüp, dilimin en sivri haliyle eleştiriyorum en çok da kendimi... Boş veremiyorum.
Hayat hep gel gitlerden ibaret. Ne sunulursa onu yaşıyoruz evet kaderi değiştirmek mümkün değil ama kazaya gelmeden cüz'i iradeyi doğru kullanmak elimizdeymiş...
Bir türlü anlamadığım ve anlamak için çok da araştırıp, uğraşmadığım şeyler olan kader, kaza, cüzi irade'yi anlamaya çalışıyorum artık...
Kader, Allah'ın olmuş ve olacak her şeyi bilmesi; kaza, olacak olan şeylerin zamanı geldiğinde olması; cüzi irade de insana verilen seçme serbestliğiymiş.
Yani ne zaman aşık olacağımız belli, neler yaşayacağımız belli, zamanı geldiğinde bu bir şekilde gerçekleşecek. Ama kime aşık olacağımız ve o belirlenen sürede yaşanacak olanları kiminle yaşayacağımız bize bağlı sanırım... Ama kime aşık olacağımız nasıl bize bağlı olabilir ki? O zaman bizi çok seven, aşık olan birine karşı bir şey hissedemememizin nedeni, aşık olma zamanımızın daha gelmemiş olması olabilir mi?
4 Ekim 2016 Salı
Öğrendim #2
Bir 3D Hologram ile anime karakterine konser verdirildiğini ve bu konserde çılgınlar gibi eğlenebilen insanların olduğunu öğrendim. Ne hissedeceğimi bilemedim (korku? endişe? gurur? heyecan?)
Ve bu karakterin sesinin de bilgisayar ortamında hazırlanmış olduğunu öğrendim.
videosunu izlemek isterseniz buyrun: https://www.youtube.com/watch?v=dhYaX01NOfA
♥¸·`¯¨˜'*·~-.ஐ.-~·*'˜¨¯`·¸♥¸·`¯¨˜'*·~-.ஐ.-~·*'˜¨¯`·¸♥
Excel'de bir hücreye normalde 15ten fazla rakam yazamazsınız, 15.haneden sonrasını 0 olarak gösterir. Ama yazacağınız sayının başına tek tırnak (') işareti koyarsanız tüm sayıyı yazabilirsiniz ya da önce hücreyi metin olarak biçimlendirip sonra sayıyı yazın.
♥¸·`¯¨˜'*·~-.ஐ.-~·*'˜¨¯`·¸♥¸·`¯¨˜'*·~-.ஐ.-~·*'˜¨¯`·¸♥
♥¸·`¯¨˜'*·~-.ஐ.-~·*'˜¨¯`·¸♥¸·`¯¨˜'*·~-.ஐ.-~·*'˜¨¯`·¸♥
İnsanın kafası doluyken bedeninin yorulmadığını ya da yorulduğunu fark edemediğini öğrendim. Kafandaki düşüncelerden kurtulmaya çalışırken, kaç adım atmışsın kaç saat spor yapmışsın fark etmiyorsun. Ama beynindeki fırtınalar dinmeye başladıkça "tamam bu kadar yeter yoruldum" demeye başlıyorsun..
3 Ekim 2016 Pazartesi
İlk "gece kalmalı" kamp deneyimim - Şile
Bir kere, sabah gidip gece dönmelik kamp yaptığımız yerde bu sefer bir gece kalmak üzere,
aile dostumuz olan 3 aileyle birlikte gittik.
Cumartesi sabahı 6 buçukta yola çıktık. Şile Hacıllı köyüne gittik. Gittiğimizde saat 9 civarıydı ve serindi. Yavaştan güneş yükseldikçe ısı arttı. Öğlen aşırı sıcak oldu, çadırlar sauna gibiydi, gölgeden ayağımızı çıkarsak yanıyoduk.
İkindi vaktinde yine güzel bir hava oldu, ne çok soğuktu ne de çok sıcak...
Güneşin iyice kaybolmasıyla yine serinlemeye başladı.
Gece çadırlarımıza çekildiğimizde, şişme yatakların içindeki havanın bir kaç dakika sonra nasıl soğuyup üşüttüğünü, yaşayarak öğrendik.
Altımızdaki toprak soğudukça soğudu, çiy düşmesiyle çadırın her yeri buz gibi ıslanmaya başladı.
Uyumaya çalıştım, bölük pörçük uyudum o da sırf tuvalet sorunundan dolayı kendimi zorlamayla oldu yani.
Sabah ezan okunur okunmaz, iki araba ile camiye gittik.
Döndüğümüzde hava aydınlanmaya başlamıştı ve kahvaltı için hazırlanmaya başladık.
Kahvaltının sonuna doğru, tepeden keçiler inmeye başladı :) Neyse ki başıboş değillerdi, sahipleri vardı. Ama yine de sürü halinde tepeden üzerimize doğru geldiklerinde tırsmadık dersem yalan olur.
aile dostumuz olan 3 aileyle birlikte gittik.
Cumartesi sabahı 6 buçukta yola çıktık. Şile Hacıllı köyüne gittik. Gittiğimizde saat 9 civarıydı ve serindi. Yavaştan güneş yükseldikçe ısı arttı. Öğlen aşırı sıcak oldu, çadırlar sauna gibiydi, gölgeden ayağımızı çıkarsak yanıyoduk.
İkindi vaktinde yine güzel bir hava oldu, ne çok soğuktu ne de çok sıcak...
Güneşin iyice kaybolmasıyla yine serinlemeye başladı.
Gece çadırlarımıza çekildiğimizde, şişme yatakların içindeki havanın bir kaç dakika sonra nasıl soğuyup üşüttüğünü, yaşayarak öğrendik.
Altımızdaki toprak soğudukça soğudu, çiy düşmesiyle çadırın her yeri buz gibi ıslanmaya başladı.
Uyumaya çalıştım, bölük pörçük uyudum o da sırf tuvalet sorunundan dolayı kendimi zorlamayla oldu yani.
Sabah ezan okunur okunmaz, iki araba ile camiye gittik.
Döndüğümüzde hava aydınlanmaya başlamıştı ve kahvaltı için hazırlanmaya başladık.
Kahvaltının sonuna doğru, tepeden keçiler inmeye başladı :) Neyse ki başıboş değillerdi, sahipleri vardı. Ama yine de sürü halinde tepeden üzerimize doğru geldiklerinde tırsmadık dersem yalan olur.
Bu da kısa videosu :
Tekrar kamp yapmak ister miyim? Pek sanmıyorum. Belki yazın tekrar deneyebilirim ama tuvalet olayı(neyse ki camiye gidiyorduk ama yine de problem) ve gece soğuğu beni soğuttu....
Bir de, sıkıcı yaaaa...
Bilemiyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





































