Sayfalar

30 Mart 2018 Cuma

Zoretanin | 1.ay bitti


34. Gün bugün.

Her ay kan değerleri kontrol edilerek devam edilen bir ilaç olduğundan, ben de bir ay sonra -yani geçtiğimiz Salı günü- doktor kontrolüne gittim. Çarşamba günü de kan verip doktorun yanına ilaç yazdırmaya gittim. Sonuçlarıma baktı. Kolestrol sınırda çıkmış, o yüzden kızartma, yağlı yiyecek ve hamur işlerinden uzak durmam gerekiyor.

30 mg ile başlamıştık, 40a çıkardık. Yani artık sabah 20mg akşam 20mg devam ediyorum.
Yürürken bacağıma kramp giriyor bugün devamlı, ya ilaçtan ya da son bir kaç gündür çok yürüdüm ondan olabilir.

Elimin üzerinde kurumadan dolayı egzama çıkıyor akşamları, özellikle bulaşıktan sonra. Onu da bol kremleyerek atlatmaya başladım.

Dudaklarım hala çok kuruyor. Hametanı gün içinde bir kaç kere kullanmam gerekebiliyor. Hatta biraz geç sürersem kabuk atmaya başlıyor dudaklarım ve krem sürsem bile bir süre düzelme olmuyor biraz zaman geçmesi gerekiyor.

Gözlerim de çok kuruyor artık, göz damlasını iyi ki aldım, suni gözyaşı olduğu için güven veriyor ve gözlerim kurudukça damlatıyorum. İlacın dozunu arttıralı 2 gün oldu, sabahları gözlerimi açarken zorlanıyorum, kanlanmış oluyor iki gündür. Göz damlası ile rahatlıyorum. 

Bu etkiler de bir haftaya normal düzeye inecek biliyorum, ilk ay da böyle oldu çünkü. Önce yoğun bir şekilde yan etkiyi yaşıyorum sonra normalleşiyor. 

Çantamdan eksik etmediğim şeyler arasında göz damlam da var artık :)

28 Mart 2018 Çarşamba

Mim #10 : Blogger Tanıma Mimi



Sevgili İzel Tolu beni mimlemiş. Mim yapmayalı baya olmuştu, görünce bloggerdaki ilk zamanlarıma gittim birden :)

Hemen sorulara geçmek istiyorum:

1-Nerelisin?
Üç kuşak ve doğma büyüme İstanbul'luyum.

2-Burcunuz?
Burcum yengeç. Ama sınırda doğanlardanım yani bazen ikizler etkileri de gösterebiliyorum.

3-Bloglarda en çok ilgini çeken şey nedir ?
Teması önemli benim için, gözümü gönlümü açan bir tema beni ilk etkileyen şey. Daha sonra bir iki yazısına bakıp yazım dilinin samimiyetine bakarım. O bloga ısındıysam yorum bırakmasam bile ara ara uğrarım.

4-En sevdiğin mevsim ?
Yaz :) Kış aylarında kabuğuma çekiliyorum enerjim emiliyor sanki, ama ilkbahar ve yaz aylarında hayata dönüyorum diyebilirim.

5-Yabancı dil biliyor musun ?
Evet, ingilizce.
Yabancı dil öğrenmeyi seviyorum. İspanyolca, Arapça ve Almanca da öğrenmiştim bir zamanlar çat pat ama kullanmadıkça unuttum tabi.

6-Boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorsun ?
Genelde kitap okurum. Ya da bir şeyler yazarım. Boş zamanım var ve canım hiç bir şey yapmak istemiyorsa telefondan oyun oynarım.

7-En son hangi kitabı okudun ?
Posta Kutusundaki Mızıka.
Buraya bu kitap hakkındaki yorumumu ne zamandır ekleyeceğim diyorum ama erteledikçe kalıyor. Geçenlerde 1000kitap'a üye olunca oraya ekledim, buraya eklemeye gerek kalmadı gibi geliyor şimdi. Üşenmezsem eklerim :))
Şu sıra okuduğum kitap da Çalıkuşu. Zaman bulup elime alabilirsem bitecek inşallah :)

8-Hayatında pişman olduğun bir şeyi anlatır mısın ?
Şimdi düşününce net bir şey bulamadım, belki de yok. Klişe olacak ama, pişman olmaktan ziyade o hatadan ders almak önemli. Ben de gereken dersleri aldığımı umuyorum :)

9-Tuttuğun takım var mı ?
Fenerbahçe'yi tutuyordum aslında takip de ediyordum maçları, o yüzden soranlara onu diyordum ama artık takım tutmuyorum diyorum çünkü çok uzağım ilgim kalmadı futbolun f'sinden anlamıyorum :))

10-Çantanda eksik etmediğin şeylerden bazılarını yazar mısın ?
Cüzdan, dudak koruyucu (özellikle zoretanine başladığımdan beri asla eksik edemiyorum), mini ajanda, kalem, anahtarlık.

11-En sevdiğin içecek ?
Kahve :)

12-Son olarak blogunuzdan hiç para kazandınız mı ?
Tam kazanacak gibi oldum, banlandım :)))
Zaten bir şey kazanılmıyor ki burdan, kaç aydır 10 lira mı ne anca birikmişti. Parayı çekebilmek için 200tl olması gerekiyor en az, ölme eşeğim ölme. Zaten blogtan para kazanma hedefim yoktu meraktan koymuştum reklamları, ben youtube'dan köşeyi dönmeyi düşünüyorum :))


Kimler yaptı kimler mimlendi bilmiyorum takip edemedim, muhtemelen ben sona kalanlardanımdır :D
O yüzden yapmayan kaldıysa onları mimliyorum ben de.

24 Mart 2018 Cumartesi

Bu bakla yenir mi?


Bir dışarı çıkıp gelelim dedik. Hazırladık herşeyini, döndüğümüzde sadece altını yakacaktık ama karşılaştığımız manzara bu oldu. Bu kadar kararabiliyor muymuş? Yenir mi? Atsak mı, zehirlenmeyelim?
Bilen var mı?

Cuma akşamı Cumartesi sabahı

Dün arkadaş ile bu filme gittik. Afişine bakınca aklınıza ne geliyor? Benim aklıma direk, eşlerden birinin ölüme yaklaştığı ve son nefesinde diğerine "çocuklar sana emanet" deyip göçüğü geliyor. Ama film böyle değil, alakası yok.
Dram izleyeceğiz derken korku filmi izledik. İkimiz de korku filmi izleyemiyoruz en hafifine bile tahammülümüz yok. Çoğu sahneyi bu yüzden izleyemedik. Gözümüzü, yüzümüzü nasıl kapatacağımızı şaşırdık. Ama bundan yanlış anlaşılmasın, filmi beğendik. Hatta baya beğendik.
Aslında Tomb Raider'a gidecektik, aksiyon olsun güzel olur diye. Son anda niyeyse ona giresimiz gelmedi dram izleyelim dedik. Aksiyon, dram, korku hepsine doyduk.

Tam alışmaya başlamıştık yüzümüzü kapatmadan izleyebiliyorduk ki film bitti. Parça parça kaldı beynimde, tekrar izlersem gözümü kapatmadan izliycem. İzleyebilirsem.

O kadar komiktik ki, film arası oldu reklam sesinden korktuk, birileri ayağa kalksa ekrandaki gölgesinden korktuk.

Dün çok acayip bir gündü zaten, ne hakkında konuşsak onunla ilgili şeylere denk geliyorduk.
Çanakkale ile ilgili konuştuk mesela, yolda Çanakkale plakalı bir araç tam önümüzde durup arabayı bırakıp gitti. Gittiği yöne bakınca bir aracın bir motorsikletliye çarptığını ve bu arabanın şoförünün de onlara yardıma gittiğini anladık. Artık sağlıkçı mıydı polis miydi bilemiyorum. Film de Çanakkale'de çekilmişti.
Eş ölümünden bahsettik, o da filmde vardı. Böyle bir kaç şey oldu ama tam hatırlamıyorum şu an.

Film böyleydi işte, tavsiye ederim. Ama çocuklarla gitmeyin korkarlar.

---



Eve dönerken mahallede, ezcane kapısının önünde hamile kedi gördük. Şişko sanıp yanından geçip gidiyorduk ki kedi kalkıp bize doğru hızla gelmeye başladı. Semerine iki yandan çuval bağlanmış eşek gibi gelince anladık hamile olduğunu. Galiba doğurmak üzereydi, karnı gerçekten kocamandı.
Birilerini istiyordu yanında belli ki.
Bırakıp gidemedik. İnternetten okumuştum, hiç bir şey yemeyip sadece sevgi, destek, ilgi istiyorlarmış doğum zamanında. Hakeza verdiğimiz salama dilini bile sürmedi. Biz de masaj yaptık, sevdik, bekledik yanında. Ya biz gitmeyelim diye numara yaptı ya da hazır iki insan bulmuşken doğurayım şunları diye düşündü, kasılıyordu ıkınıyordu ama gelen olmadı. Yakındaki marketlerden karton kutu aradık, alıp apartmana götürecektim ve başında duracaktım ama saat geç olduğu için açık dükkan pek yoktu ve açık olanlarda da kutu kalmamıştı. Hepsinden aynı cevabı aldık "daha yeni çöpçüler aldı olanları da".
Sonra Tuğba montunu çıkarıp kediyi montuna alarak taşımayı denedi ama kedi durmadı kucakta. Daha uzak marketlerden karton kutu sorup bulamayıp döndüğümüzde kedi yerinde yoktu. Yandaki yola baktığımızda karanlıkta yokuş aşağı indiğini gördük. İş merkezlerinin olduğu sakin bir yere doğru gidiyordu.
İnşallah kendine güvenli rahat bir yer bulmuştur.

---

Bugüne geçersek, saat bir civarı şu an. Suyu kaynatıp çayı bardağa koyup tek bir yudum almadan döküp kahve yapmaya karar verecek kadar kafası karışık bir gün. Hava neden bu kadar soğuk ve kapalı? Neden haftasonu böyle? Nerede o güzelim güneşli cumartesilerimiz?

22 Mart 2018 Perşembe

1000Kitap.com a kaydoldum



1000Kitap.com a kaydoldum. Heyecanımı buraya da yansıtmadan edemedim :)

Googdreads.com'a üyeydim ama Türk yapımı bir siteye üye olmak daha cazip geldi. Ve sitenin arayüzü daha sade/düzenli, daha kullanışlı bence, goodreads'da başım dönüyordu karışıklıktan.

Üye olur olmaz buraya ekledim ekran görüntümü, 2 dk önce üye olduğum yazıyor orda da gördüğünüz gibi :))

Hedef belirleyince kaç günde bir kitap okumanız gerektiğini de hesaplaması hoşuma gitti. Android uygulaması da var, kitaptan alıntılar da ekleniyor. Kısacası şimdilik çok beğendim, üye olursanız takipleşelim :)
Ben okuduğum kitapları eklemeye gidiyorum.

19 Mart 2018 Pazartesi

Bir pazartesi sabahı


Hani Kısıklı'da boğaz köprüsü ile Bağlarbaşı'nı ayıran bir yol ayrımı var ya, sol şerit Kadıköy ya da Üsküdar istikametine gidiyor sağ şerit FSM köprüsüne. Kilometrelerce öteden ayrılıyor yol böyle, amaç trafiği dengelemek. Herkes kendi trafiğinde ilerlesin diye.
Bazı kendini zeki sananlar yol ayrımına gelene kadar boğaz şeridinden sürüp arabayı, tam tarafını seçmek zorunda kaldığı noktada burnunu sol şeride sokuveriyor. Bugün yine böyle bir servis şoförü iki araba önümüzden girmeye çalıştı. Biz de dahil herkes kornaya basıp daha fazla girmemesini girerse vurabileceğimizi söyleyip yol vermedik (evet bunu kornayla söyledik). Adam bir süre kaldı orada, kimse boşluk bırakmadı, "biz boşuna mı bekledik o kadar" sesleri yükseldi yanından geçip giden arabalardan. Sonra geride bir yerde girmeyi başarabildi.

İlk başta biraz gaddarca gelebilir, belki unutmuştur bu kadar rencide edilmemeli denilebilir. Ama insani duyguları kullanan o kadar kişi varken bu düşünce çok gerilerde kalıyor. Şoförler, özellikle de servis ve minibüs şoförleri, özellikle acemi olanları ya da İstanbul'a yeni gelmiş olanları aptal yerine koymaya çalışıyorlar. Sanıyorlar ki yolların tek hakimi onlar, diğerleri onlara engel olamaz ancak yardımcı olabilirler. Mesela köprü şeridinden normal şeride istedikleri zaman girebilirler, diğerleri onlara yol vermeliler yoksa ezip geçerler. Geçemezler aslında, her yerde üstünlük taslıyorlar ama o kadar da özgür değiller. Orada ezerek vurarak giremezdi, suçlu olurdu ehliyeti alınırdı vs.. Farkındalar tabi ama biz bilmiyoruzdur diye kafalarına göre davranıyorlar. Umarım bu ona ders olmuştur.

Yol ayrımını geçtik, tünel çıkışı ile bizim yol birleşiyor bu sefer. Tam o birleşimde bir araba yavaşladı, daha durmadan kapısı açıldı ve içinden bir adam hızla indi. Trafiğin içinden nasıl kazasız belasız geçerim diye gözüyle bir yol çizmiş olacaktı ki kesinlikle arabanın arkasına, etrafına bakmadan, çizdiği hayali rotadan gözünü ayırmadan dümdüz gitti. Oysa ki tam o kapıyı açtığı esnada arkadan gelen bir motorsikletli vardı. Belki daha hızlı gelmiş olsa, ya da dalgın olsa hem o kişiye hem de arabanın açık kapısına vurmuş olacaktı. Durdu ve yol verdi. Ama o kişi, onun yol verdiğini bile görmedi. Trafik saniyeler içinde eski seyrine devam etti.

Bunun üstüne bir de sabah sabah tüm kırmızı ışıkları yakalamış olmak var. Servisi kaçırdım aylar sonra ilk defa. O da pazartesi gününe geldiyse demek... Sendrom böyle mi başlıyordu?

18 Mart 2018 Pazar

Haftasonu

Bazı insanları iyi ki almışım hayatıma.
Bazılarını da iyi ki çıkarmışım. 

Aynı frekansı tutturabildiğin biri ile kısa bir telefon görüşmesi bile çok kıymetli olabiliyor. Yeniden hatırlıyorsun bazı şeyleri, bazı duyguları. Evet ya diyorsun, bu puzzle parçası işte buranın evet.

O insanlar hep olsunlar. Dost, komşu, aile, sevgili... Çevremiz hep iyi niyetli, hayat dolu, dibe çekmeyen güneşi gösteren insanlarla dolsun.

Steve Jobs gibi düşünmek - Daniel Smith


Ün yapmış isimlerin hepsi mi biraz deli olur?

Acaba normal olan onlar mı? Beynimizi hakettiği şekilde verimli kullanamıyoruz ve kullananlar da garip geliyor.

Bu kitapta, genel olarak Jobs'ın hayatına değinilmemiş.
İş görüşmesine gelenlere karşı tavrı, rakiplerine karşı tutumu, çalışanlarına nasıl davranıldığı anlatılmış.

Bir şeye çok inanıyor ve bunun aksini kesinlikle düşünmeden, o şey olana kadar inançla çabalıyor/çabalatıyor. Çalışanlarına o kadar iyi gaz veriyor ki yapabileceklerinin de üstünde bir performans sergiliyorlar.

Bilişim sektöründe olan olmayan herkesin okuyup kendine bir şeyler katabileceği bir kitap. Sürükleyici değilmiş gibi görünebilir ama sürükleyici. Elimden bırakmak istemedim, başka işlerle uğraşırken bile aklımdaydı. Anlatılan karakter ilginç olunca, ilgi çekiyor.

(Bu kitap, Kitapyurdu'nun hediyesiydi. Kitapyurdu'ndan alışveriş yaparken gönderim tipini kargo şirketi değil de kitapyurdunun belirlediği noktalardan almayı seçerseniz, gidip siparişinizi aldığınızda orada sergilenen kitaplardan bir tanesini de hediye olarak seçebiliyorsunuz.)

16 Mart 2018 Cuma

Word Cloud


Google Play'de ne güzel uygulamalar varmış. Baktıkça içinde kayboldum. 

Programlayıcılar, hatırlatıcılar gibi hayatı pratik ve düzenli hale getirenlerin dışında eğlenceli şeyler de çok fazla. Mesela bu resmi Word Cloud ile yaptım. 
Günün özeti babında, o günü anlatan anahtar kelimeler ve emojiler ile çok güzel bir görüntü oluştu bence :)

Kaybolan eşyayı bulmak için dua


"Rabbena inneke camiun nasi li yevmin la raybe fih"

Artık bu duayı/ayeti bloğumda da paylaşma vakti... 

Amerika'daki bacımız Emine vardı buralarda bir zamanlar :) şimdi eskisi gibi aktif değil sanırım ya da ben denk gelmiyorum. (1masalgibi.blogspot.com) 

Onun Instagram sayfasında görüp denemiştim ve işe yaramıştı. Ona da başkası söylemiş bu duayı ve hep işe yarıyormuş.

O gün bugündür ne zaman bir eşyamız kaybolsa bu duayı okuyoruz ve buluyoruz.

Bir sabah çok acil dışarı çıkmam gerekiyordu ama bir türlü eşarbım için kullandığım iğneyi bulamıyordum, bu duayı bir kere okudum ve hemen buldum. Baya şaşırmıştım.
Daha sonra kız kardeşim bir eşyasını harıl harıl ararken ona da bu duayı verdim. Tüm dolabını altüst edip yine de bulamamıştı ama duayı okuduktan sonra buluverdi.

Bir kaç defa daha kaybolan şeylerde denedik ve her defasında da bulduk.

Ne zamandır buraya koyup sizinle de paylaşmak istiyordum ama unutuyordum. Bugün kardeşim okulda öğrencisinin gözlüğünü kaybettiğini, sınıflara wclere falan her yere bakıp bir türlü bulamadığını söyledi, bu duayı vermiş bunu okuyarak ara demiş ve çocuk biraz zaman geçtikten sonra gelip "hocam bu nasıl bir dua ya, gözlüğümü buldum" demiş şaşkınlık içerisinde. 

Siz de bir yere not edin derim.
Bazen bir kere okumak bile yetiyor ama  hemen bulamazsanız okuyarak aramaya devam edin. 

Stefan Zweig - Bir Çöküşün Öyküsü


Stefan Zweig'in kitapları, uyku öncesi büyüklere masallar gibi aynı. Bir konuya yoğunlaşıyor ve bitiriyor, bu kadar.
Mekan, zaman, insanlar değişmiyor fazla ve genelde ana karakterin son zamanlarından bir şeyler anlatıyor. Ya da hayatının dönüm noktası olmuş bir şeyi hatırlatıp anlattırıyor.

Hem dilinin sade olması hem de kitaplarının ince olmasından dolayı olsa gerek, ülkede en çok okunan yazar Stefan Zweig'miş bu arada. (idefix'in satışlarına göre)

Bu romanda, XV. Louis döneminde Fransız sarayında etkili olmuş aristokrat bir kadının gerçek yaşamı anlatılıyor. 56 sayfalık, tek seferde okunabilecek bir kitap. Beğenerek okudum, Madame de Prie yenilgiyi kabul edemeyip türlü planlar yapıyor ve zamanla mantıklı düşünememeye başlıyor. Her duygu değişimini kendim de yaşıyormuşum gibi hissettim, etkileyiciydi. Tavsiye ederim.

14 Mart 2018 Çarşamba

Stephen Hawking'in ölümü


"Bir; ayaklarınız altına değil, yıldızlara bakmayı unutmayın.
İki; çalışmayı asla bırakmayın. Çalışmak size bir anlam ve amaç verir, bunlarsız bir hayat boştur.
Üç; eğer aşkı bulacak kadar şanslıysanız onun da olduğunu hatırlayın ve başınızdan atmayın."
Stephen Hawking

Ünlü İngiliz evrenbilimci ve fizik profesörü Stephen Hawking, 76 yaşında hayatını kaybetti. Hawking, Albert Einstein'dan sonra dünyanın en tanınan fizikçisi olarak kabul ediliyordu... 

Ölüm haberini bir çok kişi bu sözüyle paylaşınca ben de ilk defa okuyup beğendiğim için buraya da eklemek istedim.

Albert Einstein'in doğum günü bugün, Stephen Hawking'in de ölüm günü artık.
Ateist bilim adamı Hawking'in son zamanlarında Allah'ı kabul ettiği söyleniyor. Ölümsüzlüğün mümkün olduğunu (ama şu anki imkanların yeterli olmadığını) söylüyordu, 21 yaşından beri ALS ile mücadele ediyordu. 1985'ten beri sesini yitirmiş olduğu için bilgisayar ile iletişim kurabiliyordu.
75 yaşına kadar yaşayabileceğini düşünmüyormuş, bu yüzden kendisini şanslı hissediyormuş.

İnsanlığın Dünya'yı terk etmesi gerektiğini, 10 yıl içinde Mars'a gitmemizin gerektiğini başka çaremizin olmadığını söylemişti. Kendisi gitti, bakalım biz napacağız.

13 Mart 2018 Salı

Zoretanin 17.Gün




Dermotoloğa zoretanin için gittiğimde bana önce kadın doğuma gidip polikistik over sendromumun olup olmadığını sormam gerektiğini söylemişti, ama ben inatla ilacı istemiştim. "O zaman ilacı yazıyorum ama sen yine de git, eğer varsa bu tedavi tam etki etmeyebilir" dedi. Ya da yıllar sonra tekrarlama olasılığı yüksekmiş. O yüzden kadın doğumdan verilecek tedavi ile birlikte ilerlemek gerekirmiş.

Gittim bana yakın bir polikinlikteki doktora, garip bir doktordu. Bana bakıp görünürde öyle bir şey yok dedi, yine de bir ultrasonla bakalım dedi. Ultrasona bakınca da var gibi dedi. Yani var mı yok mu diye her soruşumda da "aslında yok gibi ama ultrasonda var gibi" diye saçma bir cevapla karşılaştım. Ultrasonda var gibi ne demek, varsa vardır yoksa yoktur değil mi?

Genelde gideceğim doktorları önceden internette araştırırım, gidenler memnun kalmış mı tipi neye benziyor falan diye. Ama bu doktoru araştırmadım çünkü aceleye geldi. Ben aslında başka bir doktora randevu almıştım ve internette araştırdığımda da hakkında övgü dolu yazılar okumuştum. Randevumun olduğu günün önceki akşamı, araştırdığım doktorun hastanenin bana yakın diye tercih ettiğim polikinliğinde değil de merkezde olduğunu öğrendim. Ama neyse ki bana yakın olan polikinlikteki doktordan hemen randevu alabildim. Doktorun neredeyse tüm randevuları boştu, normalde 15 gün sonrasına alınabiliyor randevular. Şanslı günümdeyim galiba demiştim ama meğer doktora bir giden bir daha gitmediği için böyleymiş.

Hastaneden gelip internetten adını sorgulayınca hakkındaki şikayetlerle karşılaştım ve kanım dondu resmen. Hemen ilk doktora tekrar randevu aldım, uzak falan ama en azından güvenilir ve kafamdaki soru işaretlerini azaltır. Henüz gitmedim, inşallah yoktur pcos ama galiba var. Bakalım nasıl devam edecek tedavi, eğer var ise.

Zoretanin'e gelirsek, dudak kuruluğu had safhada, her daim açık pembe ruj rürmüş gibiyim. İki hafta önce yüzümde bir kaç büyük kırmızı sivilce çıktı ve inatla geçmiyorlar. İki güne geçerdi önceden, hiç bu kadar uzun süre kalmamıştı yüzümde. Göz kuruluğu için, çok rahatsız ederse geçen yazıda paylaştığım göz damlasını kullanıyorum çok faydasını gördüm. Dudaklar için de gece hametan, gündüz de pot o'miracle kullanıyorum (fotoğraftaki) çok memnunum. Hem ferahlatıyor hem de uzun süre nemli tutuyor.

Yan etkileri hızla yaşayıp yollayan bir bünyem var sanırım, bu hafta baş ağrısı çekiyorum sürekli. Ağrı kesici almayı istemiyorum ama böyle giderse alacağım galiba.

Uyku problemim yok, ama iştahım çok açıldı. Daha önümdekini yerken bile aç hissediyorum. Yaz'a doğru giderken bu hiç olmadı, kendimi frenliyorum ama tartıya çıkmaya da korkuyorum.

Psikolojik olarak da yan etkisi kötü oluyor demişlerdi, depresyona girebilirmiş kullanan kişiler. Ama korktuğum gibi olmadı, gayet sakinim. Hatta geçen gün kız kardeşim "abla sen sakinleştirici falan kullanmıyorsun di mi" bile dedi. Normalden de sakinim. İnşallah bu yan etki de birden patlak vermez :)

4 Mart 2018 Pazar

Kelimeler, albayım, bazı anlamlara gelmiyor.


Haftasonu sağanak yağmur ile geçti, gün hiç doğmadı sanki hep karanlıktı. Ayrıca dün dolu yağdı. Mart, şaşırtmaya devam ediyor. 
Yarın pazartesi...
Sanki zaman daha bir hızlı geçmeye başladı bu aralar, su gibi geçiyor haftalar. Ne zaman hafta başı oldu ne zaman haftasonu oldu takip edemiyorum.

Güneşli günleri özledim.

Bu havalar iyice enerjimi emiyor sanki.

Zoretanin ile bir hafta bitti

Buraya yazdığımın ertesi günü tüm söylediğim yan etkiler bitti, yeni yan etki başladı: kuruluk.
Yüzüm soyumaya ve gözlerim kurumaya başladı. Normalde de gözlerim kurur, acır çok ekrana bakınca kanlanır, ilaç daha da kurutmaya başladı. Gözlerimi kapatıp açınca bile rahatsız oluyordum. 
Eczaneye gidip durumu anlattım ve bana fotoğraftaki suni gözyaşını verdiler. O akşam ve ertesi gün kullandım, baya iyi geldi. 
Dudaklarım yüzümden daha çok kuruyor, hametan sürüyorum iyi geliyor şimdilik.