Sayfalar

28 Şubat 2017 Salı

59 / 365


Limon sıkıp içmeyle önlem alma işinde geç kaldım sanırım, çünkü hâlâ hastayım. Ya da bu virüs çok güçlü. Sabah iyileşiyorum sansam da gün içinde zorlanmam ve akşama doğru üşümeye başlamamla birlikte kaçışımın olmadığını anladım.

Şu an mumyalanmış gibi sarmış sarmalanmış şekilde yatıyorum.

Bu arada gece bir kâbus gördüm. Kâbus deyince yaratıklı korkunç şeyler beklense de benimki de gayet kâbustu bence. Tüm varımı yokumu verip üstüne bankadan da kredi çekip lüks bir otomobil almıştım.

Araba kapının önüne gelince kafama dank etti "ben niye aldım ki bunu" diye dövünmeye başladım. "Ya ben araba kullanmayı sevmem ki direksiyona oturmam bile ne diye aldım bi de o kadar borca girdim" diye sayıklamalarda gecenin üçünde panikle uyandım. Hâlâ gerçek sanıyorum ama. Sanki önceki gün almışım da gecenin bu vaktinde aklım başıma gelmiş gibi. Gidip annemi uyandıracaktım "anne ben bunu yapmış olamam di mi sadece rüyaydı di mi gerçek değil di mi gerçek olmadığını söyle" diyerekten ama neyseki bir kaç saniye sonra bilincim yerine yerleşince sadece rüya olduğunu idrak edebildim. Nasıl rahatladım anlatamam.

27 Şubat 2017 Pazartesi

58 / 365


Soğuk algınlığına ben de katıldım, hastayım.

Hemen eve gelip yarım limonu sıktım içtim, kendi formülüm bu ve hep işe yarar. Mutlaka deneyin, o anda aydınlanma yaşıyorsunuz zaten.

Sonra ıhlamur içtim, bir de Nurofen aldım bi tane. Yarına bir şeyim kalmayacağını umuyorum.

Challenge / Apartman Sohbetleri #5 : Gereksiz bir Yeteneğin var mı?



Parmaklarımı ilk eklemden katlayabiliyorum :) Ama bir işime yaramıyor işte, gereksiz :)

Sizin var mı?

---



Apartman Sohbetleri Challenge:
  1. Nasıl bir apartmanda büyüdün? (link)
  2. Çocukluk eğlencen neydi? (link)
  3. Yedi yaş pantolonunu bulsak cebinden ne çıkardı? (link)
  4. Çocukluk kahramanın kimdi? (link)
  5. Gereksiz bir yeteneğin var mı?
  6. Hastası olduğun bakkal ürünü hangisi?
  7. En saçma zevkin?
  8. En büyük çılgınlığın?
  9. Çocukken en çok korktuğun şey?
  10. En sevdiğin ve sevmediğin özelliğin?
  11. Karşı cins karşısında en çok utandığın an?
  12. En maskulen/feminen yanın nedir?
  13. Asla cesaret edemeyeceğin bir şey?
  14. En sevdiğin fiziksel acı?
  15. Almış olduğun en saçma teklif?
  16. Kendini çok değerli hissettiğin bir an var mı?
  17. Annenden ve babandan ne öğrendin?
  18. Hangisi daha olası; cadı, vampir, kurt adam? Ve tabii ki neden?
  19. Manzarasız müthiş bir daire mi, manzaralı tek odalı bir daire mi?
  20. Hayat sana ne öğretti?


26 Şubat 2017 Pazar

Kitaplar #11 : Eyvah kötü bir şey olacak


Psikonet yayınlarını seviyorum. İlk olarak 3 yıl kadar önce "iyi hissetmek" kitabını alıp, yarım bırakmama rağmen çok faydalanmıştım. Bu alıp okuduğum ikinci kitap oluyor hatırladığım kadarı ile. Bir de Takıntılar ile basa çıkma yolları diye bir kitaba devam ediyorum o da üçüncü ama okuyup bitirdiğim ilk psikonet kitabı bu.

Evham bende fazlasıyla var. Vicdan, endişe, cezalandırıcılık vs hepsiyle cebelleşiyorum... Kitabı o kadar beğendim ki, biter bitmez başa alıp yeniden başlamayı düşündüm. Ama biraz sindirip, diğer kitaplara da devam edip öyle de dönebilirim. Yine de her halükarda hangi kitabı okursam okuyayım bu kitap da kenarda olur.

Böyle endişe veren bir sıkıntınız olduğunu düşünüyorsanız, uzman desteği almanızı gerektirecek kadar ciddi bir probleminiz yok ama bazı şeyleri çözmekte, atlatmakta problem yaşıyorsanız kesinlikle tavsiye ederim. Kendinizin farkına varıp nasıl baş edeceğinizi öğrenebilirsiniz.

Son olarak, kitaptan bir kaç alıntı bırakıp gidiyorum :




57 / 365


Beş haftalık yoğun tempodan sonra ilk defa bir haftasonum olmuş onu da kendime ayırayım dedim.
Film izledim, kitap okudum, maske yaptım, 1000lik puzzle'a başladım. Pasta yedim, kahve içtim, YouTube'da komik videolara baktım, uyudum, uyandım öyle geçti bitti hemen.

YouTube'a video eklemek istiyorum, küçük bir alışverişe çıkmak istiyorum. Yogaya başlamak ve bir de PuCCa'nın yeni kitabını okumak istiyorum ve erteliyorum...

25 Şubat 2017 Cumartesi

24 Şubat 2017 Cuma

55 / 365


Ne zamandır bilgisayar ile ilgili bir kursa yazılmayı düşünüyordum ama erteliyordum. Bugün BilgeAdamin sitesini inceledim. 
.Net üzerine çalışmışlığım var ama ilerletememiştim. 
Gözüme daha yenilikçi geldiği için java&android yazılımına yöneleyim dedim. Baktım 13 martta da kurs başlıyormuş, iyi dedim. Ama fiyatlar yazmıyor. Bilgi almak için mesaj gönderin yazıyordu, istenilen bilgileri yazıp fiyatı sorduğum bir mesaj attım. Bir kaç dakika sonra arandım. 

Altyapım var mı falan diye sorup öğrendikten sonra sadece bir kişilik yerlerinin kaldığını hemen yarın gelip kayıt yaptırabileceğimi söylediler. Fiyatını öğrenmek istemiştim ben dedim, 7 buçuk ay sürecek eğitim için nakit ödeme yapılırsa fiyat 6900 tl. Taksit olursa 7 bin küsür biseyler dedi ama tam dinleyemedim. "Ben biraz düşüneyim, net bir karar verince dönerim size" dedim.
Çok pahalı geldi ama bir yandan da istiyorum. Ama çok pahalı yaa. Ve gerçekten değer mi bilmiyorum.
Verebilir miyim diye düşündüm. Ama bin küsürlük maaşımla neyime güvenip de takside giricem?

Şu an mesleğimi yapıyor olsam 4bine yakın maaş almam lazımdı. Ama deneyim kazanamadım bi türlü vicdansız sistem yüzünden. Bi türlü yüzüm gülmüyor iş konusunda... Kurtlar sofrasında kuzu gibi kalıyorum, olan hep bana oluyor. Neyse.

Offf takside girsem mi acaba ya? Önemli şirketlerin çalışanlarıyla aynı sınıfta ders alacakmışız, sertifika Microsoft onaylı mı ne olacakmış falan, yedi bin teleyi duyunca tam dinleyemedim ama güzel şeyler de söyledi sanki. Ama ya o kadar taksidi ödeyemeden işten çıkarsam? Yok yok beni aştı bu...

--- 

Bu arada, iş arıyorum. Bu yerden çıkmayı düşünüyorum ama önce kendime başka iş ayarlamam lazım. Bilgisayar programcısıyım, photoshop, illüstratör de kullanabiliyorum görmüştünüz çizimlerimi. Bana uygun olduğunu düşündüğünüz bir ilana vs denk gelirseniz ve bana haber vermek isterseniz ozlemkutlu2@gmail.com'a mail atabilirsiniz. 

Challenge / Apartman Sohbetleri #4 : Çocukluk kahramanın kimdi?


Çocukluk kahramanın kimdi?

Bunu bizimkilere sorsak muhtemelen Superman derler. Daha çok küçükken, hiç yanımdan ayırmadığım battaniyemle bir akşam balkonun korkuluklarına çıkarken yakalanmışım. Boynuma dolamışım battaniyeyi, atlayıp uçacakmışım. Neyse ki fark edip yakalamışlar beni.

Ama benim asıl kahramanım Peter Pan'dı. Belki de Superman'ı değil, Peter Pan'ı taklit ediyordum ama battaniyemden ayrılamadığım için Superman sanmışlardı :) İkisi de uçuyor sonuçta.



Bir kaç yaş büyüdüğümde de, hala kahramanım oydu. O çizgi filmdeki kızı çok kıskanıyordum. Ben de Neverland'a gitmek istiyordum, Peter Pan benimle ilgilenirdi belki, korurdu, severdi. Tinkerbell esas kızı(wendy miydi neydi) kıskanıp gıcıklıklar yaptığında içimin yağları eriyordu :))

Baktım Peter Pan gelip beni almıyor, ben kendim gitmeye karar vermiş olacağım ki tam atlayacakken yakalanmışım :)

---

Apartman Sohbetleri Challenge:
  1. Nasıl bir apartmanda büyüdün? (link)
  2. Çocukluk eğlencen neydi? (link)
  3. Yedi yaş pantolonunu bulsak cebinden ne çıkardı? (link)
  4. Çocukluk kahramanın kimdi?
  5. Gereksiz bir yeteneğin var mı?
  6. Hastası olduğun bakkal ürünü hangisi?
  7. En saçma zevkin?
  8. En büyük çılgınlığın?
  9. Çocukken en çok korktuğun şey?
  10. En sevdiğin ve sevmediğin özelliğin?
  11. Karşı cins karşısında en çok utandığın an?
  12. En maskulen/feminen yanın nedir?
  13. Asla cesaret edemeyeceğin bir şey?
  14. En sevdiğin fiziksel acı?
  15. Almış olduğun en saçma teklif?
  16. Kendini çok değerli hissettiğin bir an var mı?
  17. Annenden ve babandan ne öğrendin?
  18. Hangisi daha olası; cadı, vampir, kurt adam? Ve tabii ki neden?
  19. Manzarasız müthiş bir daire mi, manzaralı tek odalı bir daire mi?
  20. Hayat sana ne öğretti?


Challenge / Apartman Sohbetleri #3 : Yedi yaş pantolonunu bulsak cebinden ne çıkardı?


Challenge'ımıza 3.soruyla devam ediyoruz:

Yedi yaş pantolonunu bulsak cebinden ne çıkardı?

Yedi yaş pantolonumun cebinden büyük ihtimalle 50 bin lira çıkardı :))
Hatırlar mısınız bilmem, diğer bozuk paralara göre daha büyük ve ağırdılar.



O parayla neler alınabiliyordu hatırlamıyorum, ama ekşi sözlükte leblebi tozu ya da şekerli sakız alabildiğimiz yazılmış.

Cips, meyve suyu ya da dondurma da alınabiliyordu sanırım.

Bir yandan ağır olduğu için rahatsız ediyor, bir yandan da cebimde para olduğunu hissettirdiği için güven veriyordu :))

---

Apartman Sohbetleri Challenge:
  1. Nasıl bir apartmanda büyüdün? (link)
  2. Çocukluk eğlencen neydi? (link)
  3. Yedi yaş pantolonunu bulsak cebinden ne çıkardı?
  4. Çocukluk kahramanın kimdir?
  5. Gereksiz bir yeteneğin var mı?
  6. Hastası olduğun bakkal ürünü hangisi?
  7. En saçma zevkin?
  8. En büyük çılgınlığın?
  9. Çocukken en çok korktuğun şey?
  10. En sevdiğin ve sevmediğin özelliğin?
  11. Karşı cins karşısında en çok utandığın an?
  12. En maskulen/feminen yanın nedir?
  13. Asla cesaret edemeyeceğin bir şey?
  14. En sevdiğin fiziksel acı?
  15. Almış olduğun en saçma teklif?
  16. Kendini çok değerli hissettiğin bir an var mı?
  17. Annenden ve babandan ne öğrendin?
  18. Hangisi daha olası; cadı, vampir, kurt adam? Ve tabii ki neden?
  19. Manzarasız müthiş bir daire mi, manzaralı tek odalı bir daire mi?
  20. Hayat sana ne öğretti?


23 Şubat 2017 Perşembe

54 / 365


Şimdi durgun bir denizde, ıssız, sessiz, yalnız bir bekleyiş lazımdı belki.
Belki bir ilkbahar geçmeliydi üstünden limandan ayrılışının.

22 Şubat 2017 Çarşamba

53 / 365


Bazı zamanlar var ki güçlü anındasındır ve karşına çıkan, üzerine gelen bir durumu kolayca itekleyebilirsin.

Ama her insanın bazen yeniklik, güçsüzlük hissiyle dolduğu zamanlar olur. Böyle bir zamanına denk geldiğinde o ufak görünen şey artık gözüne kocaman görünür ve iteklemek için güç yetiremezsin.

O aslında hala aynı büyüklükte ve güçtedir ama sen gücünün azaldığını hissettiğin için başka, yeni, dev bir problem gibi görünür. Ve "her şey neden hep üst üste gelir ki!" diye isyana geçersin.

Her şey üst üste gelmiyor, onlar hep orada ve aynıydılar ama sen nasıl başa çıkacağını biliyordun. Kendine güveniyordun.
Şimdi ise sakin kalamıyorsun. Bu yüzden de gözünde büyüyor.

Bir kere yapabildiysen yine yaparsın. Hala başa çıkabilirsin.
Değişen şey, senin bakış açın.

Onu farklı göreceğine, kendinin farkına varman lazım.

21 Şubat 2017 Salı

52 / 365


“Herkesin cehennemi farklıdır.
Sadece alev ve acıdan oluşmaz.
Asıl cehennem, yolunda gitmeyen hayatındır…”
Aşkın Gücü – What Dreams May Come

Challenge / Apartman Sohbetleri #2 : Çocukluk eğlencen neydi?


Meydan okumamızın ilk yayınında soruları eklememişim, o yüzden şimdi ekliyorum:

  1. Nasıl bir apartmanda büyüdün? (link)
  2. Çocukluk eğlencen neydi?
  3. Yedi yaş pantolonunu bulsak cebinden ne çıkardı?
  4. Çocukluk kahramanın kimdir?
  5. Gereksiz bir yeteneğin var mı?
  6. Hastası olduğun bakkal ürünü hangisi?
  7. En saçma zevkin?
  8. En büyük çılgınlığın?
  9. Çocukken en çok korktuğun şey?
  10. En sevdiğin ve sevmediğin özelliğin?
  11. Karşı cins karşısında en çok utandığın an?
  12. En maskulen/feminen yanın nedir?
  13. Asla cesaret edemeyeceğin bir şey?
  14. En sevdiğin fiziksel acı?
  15. Almış olduğun en saçma teklif?
  16. Kendini çok değerli hissettiğin bir an var mı?
  17. Annenden ve babandan ne öğrendin?
  18. Hangisi daha olası; cadı, vampir, kurt adam? Ve tabii ki neden?
  19. Manzarasız müthiş bir daire mi, manzaralı tek odalı bir daire mi?
  20. Hayat sana ne öğretti?

İkinci başlığımızla devam edelim:


Çocukluk eğlencen neydi?

Çocukluk eğlencem gün boyu sokaklarda oynamaktı. Daha çok eğlendiğim bir şey hatırlamıyorum. En çok da saklambaç oynardık. Bazen kendin yap tarzı dergilerden origami yapmaya çalışırdık. Ya da bozuk saatlerden çıkardığımız tellere boncuk geçirip kelebek falan yapardık. Ama saklambaç oynamayı tek geçerim, liseye kadar devam ettirdik diyebilirim. 5 kişilik bir grup olarak çok iyi anlaşıyorduk. Lise'de ayrı düştük, bir daha da eskisi gibi olamadık.

---

Az daha unutuyordum, bilgisayarlar eve girmeye başladığı dönem babamın aldığı bir oyun vardı: Croc. Dışarıda oynama faslını kısıp bu oyunu oynardık, hem çok eğlenirdim hem de dışarıyı özlerdim aslında.



Bilgisayarla tanışınca en büyük eğlencemiz "Croc" olmuştu. Manyak gibi oynuyorduk, tüm level'ları bitirmiştik. Sonra Super Bunny, Worms falan da oynamaya başlamıştık ama Croc'un yeri hep ayrıydı.

fotoğraf 1: pixabay.com

20 Şubat 2017 Pazartesi

51 / 365


Sınavı geçtim. Böylece hayatımdaki ilk "uzmanlık" sertifikamı almaya hak kazanmış bulunuyorum...

19 Şubat 2017 Pazar

50 / 365


Gün boyu evde pinekledim bugün. Tatilin hakkını vereyim dedim. Alışverişe çıkma planım vardı ama çok üşendim. Kitap okudum işte yazmıştım önceki yayında. Bi de challenge'a başladım hadi hayırlısı.

Kitaplar #10 : Satranç (Stefan Zweig)


Şu sınav bitsin de kısa bir roman okuyup kafamı dağıtayım diyordum. "Satranç" da aklımdaydı. Bugün akşama doğru aldım kitabı elime, başladım ve bitti. Kısacık bir kitap, çok da sürükleyici. Keyifle okudum, gerçekten beğendim.

Stefan Zweig, Brezilya sürgünündeyken yazmış bu kitabı ve bir kaç ay sonra da intihar etmiş. Yani yazarın son yapıtı bu. Benimse okuduğum ilk kitabı oldu.

Kitap kısa olsa da konusu ve anlatımı ile çok derin uzun bir hikaye. Bir çırpıda okunup bitirilir ama damakta bıraktığı tat uzun ve sürükleyici bir roman okunmuş gibidir.

Satranç şampiyonu ile satranç zehirlenmesi yaşayan iki insanın karşı karşıya gelmesi ile gerilim hissettiriyor.

Mutlaka okuyun.

Challenge / Apartman Sohbetleri #1 : Nasıl bir apartmanda büyüdün?



Sonunda bir challenge'a başlayabildim.
Hep aklımdaydı aslında blogta bir challenge yapmak. Ben bir liste hazırlayıp ona uymayı düşünüyordum, hatta sorularım bile hazır ama cesaret edemedim erteledim durdum.
Kısmet böyle bir meydan okumaya başlamakmış :)

Nasıl haberim oldu?
"Kahve İçer miyiz"in blogundaki şu yazıya denk geldim, aslında dikkatimi en çok çeken şey video ile cevap vermesi olmuştu. Herkes video çekerek cevap verecek sanmıştım acayip farklı ve ilgi çekici gelmişti.
Ama öyle değilmiş, isteyen istediği şekilde cevap verebilirmiş, ister videoya çekerek, ister yazarak, ister çizerek... Ben de yazarak katılmaya karar verdim.

Başlatan kişi "İlham Kedisi", sorular da orada var. Katılmak isteyen katılabilir ;)

İlk sorumuzla başlayalım.

---

Nasıl bir apartmanda büyüdün?
Ben aslında apartmanda büyümedim. İki katlı müstakil bir evimiz vardı, alt katta amcam üst katta babaannemlerle biz birlikte oturuyorduk. Bahçemiz de vardı, çeşit çeşit meyve ağaçlarımız da. Hatta tavuklarımız ve horozumuz vardı. Ve biz İstanbul'un göbeğindeydik :) Hala aynı yerdeyiz, ama o evde değil. Neyse anlatayım.

Buralar daha boşken, bildiğin köy yeri iken dedem ev kurmuş kendi çabalarıyla ve babaannemle yaşamaya başlamışlar. Bir kaç yıl sonra da maalesef iş kazasıyla hayatını kaybetmiş.

Etrafımıza bazı apartmanlar dikilmiş ama bizim ev ve eski komşu evleri bahçeli ve müstakil halde durmaya devam etmiş.

Yaşıtım olan arkadaşlarım çoktu yan apartmanlarda. Hatta biz beş kişilik bir grup arkadaştık, ben tek kardeştim onlar iki kardeş + iki kardeş. Apartmanda yaşamıyor olsak da onların apartmanlarına çok giderdim, ve apartman hayatına çok özenirdim.

Bahçemiz olduğu için genelde bizim bahçede kızlarla ip atlama, lastik oynardık. Yolun karşısındaki bahçeli evin bahçesi daha büyük olduğu için "istop" gibi oyunları orada oynardık. Oranın çocuklarıyla çok samimi olmasak da sırf bu oyunlar için ve erkekler maç yapabilmek istediği için onlarla arayı iyi tutmaya çalışırdık.

Dut ağacımız vardı, her yaz o ağaçtan inmezdik. Karıncalı dutları karnımız ağrıyana kadar yerdik. Tam bahçenin çıkışında da bir armut ağacımız vardı, postacı her geldiğinde giderken o ağaçtan armut çalardı babaannem de peşinden kovalardı :)) Bir de upuzun bir kavak ağacımız ve hiç meyve vermeyen kocaman bir kayısı ağacımız vardı. Komşunun balkonuna uzanırdı kayısı ağacının dalları ve arkadaşım da her defasında "özlem yaaa sizin ağaçlardan bir tek kayısı ağacı bize uzanıyo onda da hiç kayısı yok" derdi :))

Kavak ağacımızın kökü binbir çeşit böceklere yuva olmuştu, bir gece şiddetli bir rüzgarla diğer komşu apartmana doğru düşmüştü. Neyse ki zarar vermemişti.

Tam yanımızda olan apartmandı bu, onların mutfak ve çocuk odaları bizim balkon ile karşılıklıydı. Merdivenden çıkarken arkadaşımın annesinin yemek yaptığını görürdük camdan bizimle sohbet ederdi. İçeride de arkadaşım masada yemek yiyor olurdu bazen.

Annelerimiz bizim bahçede dut ağacının altında oturur el işi yaparlardı ve biz de çocuklar olarak sokaklarda oyun oynardık. Bazen arkadaşlarımın apartmanlarında merdivenlere oturup sohbet ederdik ya da bebeklerle oynardık.

Hemen çaprazımızdaki apartmanın ise, banyo ve tuvaleti bizim taraftaydı. Her pazar akşamı çocuklara bağrış çağrışları eşliğinde yaptırılan banyoları hatırlıyorum :)) "Birazdan annem de beni çağırır banyoya" diye düşündüren gerilim dakikalarının başlangıcıydılar.

O apartmanda, güvercin besleyen bir abi vardı. Bazen bize güvercinleri sevdirirdi. Bir gün şaka olsun diye güvercinin kafasını ağzına sokup koparcakmış gibi yapmıştı baya korkmuştum. Çocukları korkutmayı seven biriydi biraz.

Bizim alt katımızda amcamlar vardı dedim ya hani, bizim akşam çayları birlikte geçerdi ve birbirimizi çağırma yöntemimiz tahta sopayla yere vurmaktı :)) çayı hazırlardık, tahta sopayı bir kaç defa yere vururduk, bazen cevap olarak "tamam birazdan geliyoruz" anlamında alt kattan da bir kaç tavana tahta sopayla vuruş sesi gelirdi. Biraz sonra kapıda belirirlerdi. Sobanın etrafında otururduk hava soğuksa, sobanın üstünde çay suyu kaynardı.

Hemen evin arka tarafında boş bir arazi ve yan tarafında yalnız yaşayan tatlı bir teyze vardı. O arazi ile ilgilenen olmadığı için boyumuz kadar otlar vardı. O uzun çimenlerin, uzun değişik otların arasında koşturup oynamak ne keyifliydi... Hafif eğimliydi orası, kış olup kar yağdığında bir uçtan diğer uca yuvarlanırdık. O teyze bizim orada oynadığımızı görünce bir şeyler hazırlayıp getirirdi, meyve, limonata falan :)

Bir tane de tonton amcamız vardı, her gün belli saatlerde kahveye giderdi, giderken de bizim evlerin önünden geçerdi. En yakın kız arkadaşım ve ben o amcayı çok severdik, neden bilmiyorum. Tek yaptığı geçerken yüzümüze gülümsemesiydi sanırım. Nasılsınız çocuklar falan diyordu bir de hal hatır sorardı ondan galiba. Şimdi düşünüyorum da, ya adam sapık çıksaydı. Bizi çok kolay kandırabilirdi yani gelin size şeker vereyim dese giderdik muhtemelen, ne riskliymiş. Adam yokuştan gelirken bir gün ikimiz de dayanamayıp gidip amcaya sarılmıştık. Şu an hatırlayınca gülüyorum :)) o da bize sarılmıştı gülerek, sonra da hadi gidin oynayın bakalım diyip yollamıştı ve gülümseyerek yoluna devam etmişti. Allah'tan iyi niyetli bir amcaydı.

1999 depreminde evimiz çok hasar gördüğü için müteahhite verdik ve apartman dikildi yerine. Bahçe de, meyve ağaçları da gitti. Şu an beş katlı bir apartmanın en üst katındayız, yerimiz de manzaramız da güzel ama ben eski evimizi ve bahçemizi çok özlüyorum...

Apartman anılarım pek olmadığı için bu "apartman sohbetleri"nden ziyade, "apartmanlar ve biz" gibi oldu :) umarım beğenmişsinizdir.


fotoğraf: unsplash

Postcrossing #4 : Rusya


Aslında Makedonya'lı bir hanım kızımızdan gelmiş ama sanırım Rusya'da yaşıyor. Bu sefer nihayet bir başkası değil, ben aldım kapıdan :)


Zarfı görünce çok hoşuma gitti. Bu kadar özene bezene hazırlayan birisi kesin 16-17 yaşlarında bir kız çocuğudur diye düşündüm. Ne güzel bir şey ya, düşünsenize birisi sadece sizin için elleriyle kendine özgü bir şeyler yapıyor. Renkli, parlak bir bantla zarfı kapatıyor içine bir etiket yapıştırıyor kendi zevkine göre falan... Böyle ufak tefek şeyler bile ne iyi hissettiriyormuş insana, postcrossing sayesinde anlamış oldum. Benim yolladıklarımı düşünüyorum bir de, sırf yollamış olmak için yollamıştım. Gider mi, döner mi emin olamamanın da etkisi var tabi.


Profilime kahve severim yazmıştım, ondan dolayı bu kartı seçmiş olmalı :)


Bu da, içine yazdığı not ve yapıştırdığı etiket. Evliymiş, kedisi ve papağanı varmış :)

Şimdi siteye gidip kartın kodunu gireyim de o da bilsin elime ulaştığını...

Son bir kartım var yolda bana gelmesini beklediğim, bakalım o ne zaman gelecek.

18 Şubat 2017 Cumartesi

49 / 365


Kitap fuarına uğrayıp, Nazım'dan "Piraye'ye mektuplar"ı aldım.
Eve gelince okumaya başladım. İlk izlenimim şu, adam aşırı yoğun bir şekilde aşkını yaşamış ve karşıya anlatmak için çırpınmış ama her mektubunda onca romantik şey yazıp sonunda şuna borcumu öde bununla konuş vs diyerek bitirmiş. Ben Piraye olsam uyuz olurdum, bence o da olmuştur. Bu tip erkekler hep böyle galiba. Çok göstere göstere yaşıyorlar aşklarını ama karşılık da bekliyorlar. Çünkü niye daha uzun yazmıyorsun niye daha çok yazmıyorsun diye baskı kurmuş kadının üstüne. Bana öyle geldi yani. Aşk mektubunu ayrı, harç borç mektubunu ayrı yazsaymış olmaz mıydı yani?

Bu arada sınavı olduk, güzel geçti. Bi de sinemada Recep İvedik 5'i izledim bugün, bir salon dolusu ergenle birlikte. İndirimli bilet kuponum vardı onu kullandım. Komikti.

17 Şubat 2017 Cuma

48 / 365


Yarın sınav var. Sonunda eğitim bitti.

---

Eskiden takip ettiğim bir blog vardı, benim blogum yoktu o zamanlar. Adresi bostancik.blogspot.com, yazılımcı bir çift Datça'ya yerlesip çiftlik hayatına başlamış ve aşamaları paylaşıyorlardı. Bugün biraz bu blogu okudum baştan, eski yayınları okuyabiliyorum sadece çünkü bayadır yeni yazı gelmiyor. Neden yazmadıklarını merak ettim, mail atıp baska bir adrese taşınıp taşımadıklarını sordum, vakit ve enerji yetersizliğinden yazamıyorlarmış.

Çiftlik yaşamına çok özeniyorum. İzlemesi bile huzurlu.

---

Ders çalışmaktan sıkıldım, bişey de anlamıyorum zaten. Sıkılınca da faceden, fi tarihinde kalmış eski sevgililerimi stalkladım. Allah hepsine de yürü ya kulum demiş bi bana hayatın tokadını yedirmiş sanki.
Siz siz olun geçmişi fazla kurcalamayın. Bırakın orda kalsın. Merak her zaman iyi bir şey değil. Keşke şu facebook tamamen kalksa yaaa, hesabımı kapatsam da bi süre sonra merakıma yenik düşüyorum geri açıyorum.

---

Bugün hava ne güzeldi. Güneşli, ışıl ışıl... Ben de daha canlanmış hissediyorum güneşin etkisiyle.

Mim # 6 : Mim Davetiyesi


Kendime mim kaptım geldim :)

Sevgili MCDRGN bir mim başlatmış. Kendi cevapları > şurada.

Gelelim benim cevaplarımaaa...


1. Sihirli bir değneğin olsa hayatında hangi anı değiştirmek isterdin?

Liseyi başka bir okulda okumak isterdim. Okuduğum okulu ve içindekileri sevmiyordum .

2. Küçükken büyüyünce ne olmak isterdin, neden ? Şuan mesleğin ne ?

Küçükken doktor olmak isterdim :) klasik. Ama aslında hiç bana göre bir meslek değil, içim gidiyor soğuk kanlı olamıyorum.
Biraz büyüyünce en çok istediğim meslek İngilizce öğretmenliği oldu, çünkü ingilizceyi ya da genel olarak söylersek yabancı dilleri çok seviyorum. Şu an yazılımcıyım. Yine yabancı diller öğrendim( C, Java, PHP) ama bunlar bilgisayar dili olduğu için tatmin etmedi :)

3. Burçlara inanır mısın? Burcunun özelliklerini taşıyor musun?

Burçlara inanıyorum. Burcum Yengeç, ama tam geçiş döneminde doğduğum için sanırım (22 Haziran), tam bir yengeç değilim. İkizlerin özelliklerini de taşıyorum zaman zaman. Çok anneci değilim yengeç gibi, konuşkan da değilim ikizler gibi. Çok güzel yemek de yapamam. Zaman zaman çok deli karamsar olurum bazen de fazla enerjik ve pozitif. Ama hislerim aşırı kuvvetlidir. Hatta biraz daha zorlasam karşımdaki insanın aklını okuyabilecekmişim gibi geliyor bazen. Hislerimde hiç yanıldığım olmadı şimdiye kadar. Zaten yengeçlerden iyi medyum olurmuş :) Yükselenim oğlak bu arada.


Ben mimlenmeyi beklemeden gittim aldım, siz de yapmak istiyorsanız buyrun alın :))

16 Şubat 2017 Perşembe

47 / 365


Bugün hiç bir şey yazasım yok aslında...

Keşke herkes mutlu olabilse. Keşke her şey, herkesin istediği gibi olabilse...
Hayatımızla ilgili önemli kararlar alırken, kimse kırılmasa...

Huzursuzum... Neden bu karar aşamaları bu en yoğun dönemime denk gelmek zorunda ki? Kafamı toparlayamıyorum!

Keşke bu kadar hassas olmasam. Herkesin yerine düşünmeye çalışmasam. Belki o zaman bu kadar yorgun hissetmezdim...

Bir şans daha istedi, vermek istedim ama veremedim.
Önce mutlu oldum, çabalaması hoşuma gitti. Yeniden başlayabilirim diye düşündüm. Ama sonra duyguları kenara bırakıp mantıklı düşününce ileriyi çok da umutlu göremedim... Ve tamamen bitti.

15 Şubat 2017 Çarşamba

46 / 365


Yıllar önce gittiğim İngilizce kursundaki Amerikalı hocam, büyükannesinin bir öğüdünü bizimle paylaşmıştı.

Hayatta mutlu olmak için bu üç şeyi unutma diye nasihatte bulunmuş büyükannesi:
"Something to do
Something to love
Something to look forward to"

Yani,
"Yapacak bir şey
Sevecek bir şey
Dört gözle beklediğin bir şey" hep olsun...

Yapacak bir işim var, çalışıyorum çok şükür...
Sevdiğim bir şey olarak da bu blogum var, buraya yazmayı seviyorum.
Ama dört gözle beklediğim bir şey yok, bunu farkedince eksikliği karadelik gibi büyüdü içimde...

---

Eski bir arkadaşımla konuştuk WhatsApp'ta. İletisindeki karamsar yazıyı görünce yazmak istedim. 5 yıl önce annesini kan pıhtısından oluşan ani bir beyin kanamasıyla kaybetmişti. İnanamamıştık. Annenin yeri dolmuyor ki, hala onun acısı içinde taze.

Eşi var, çocuğu var, etrafında bir sürü kişi de olsa annesinin ölümünden sonra hep yalnız hissettiğini söyledi...

Biraz konuşup eskileri yad ettik, hayata tozpembe baktığımız zamanları... Zaman çok çabuk geçiyor ya.

14 Şubat 2017 Salı

45 / 365


Sabah 11e kadar uyumuşum, kalktım aynaya baktım göz altlarım şişmiş morarmış. Beş yaş yaşlanmışım sanki. Bi moralim bozuldu, bünye alışkın değil tabi 4 saat fazla uyuyunca öldü bu galiba deyip çalışmayı bırakmış herhalde. Neyse sonra toparladım kendimi.

Gün boyu evdeydim, biraz dinlendim biraz ders çalıştım.

Muhabbet kuşumuzla ilgilendim uzun bir aradan sonra. Çok kaşınıyor bu ara, normal mi acaba?

Arkadaşları sürekli ekiyorum yoğunluktan dolayı, laf sokup duruyorlar. "Önce özlemin randevu defterine bakması lazım" gibilerinden. Valla ben de arkadaşlarımı özledim, haftaya alırım gönüllerini artık.

Sevgililer günüydü bugün, saçma geliyor bu günler bana. Sevginin günü mü olurmuş?

13 Şubat 2017 Pazartesi

44 / 365


Az kaldı, düşecek cemre. Hissediyorum :)

Bir hafta daha sabır, sonra yine benim olacak haftasonlarım. Alıcam elime fotoğraf makinemi aticam kendimi dışarıya.

Yarın için izin aldım. Haftasonundaki sınava çalışmak ve biraz dinlenmek için. İkisini birden nasıl bir güne sığdırcam bilmiyorum. Muhtemelen dinlenme ağırlıklı olacak.

Bugün Beyaz Rusya'dan kart geldi. Postcrossing sağolsun.

Bugün "İçerde" dizisi var. Şimdi başlamak üzere, hadi ben kaçtım :)

Postcrossing #3 : Beyaz Rusya





Postcrossing.com'a üyeyim. Beş kişiye kart attım, ve karşılık olarak 5 başka kişiden/ülkeden kart bekliyorum. 3.sü geldi, kaldı 2 :)

Kartın geldiği yer Beyaz Rusya.

Bu seferki arkadaş, "kartları yollarken zarfa koyun" uyarımı görmüş olacak ki çok güzel bir şekilde zarflayıp göndermiş. Rusça bir şeyler de yazmış ama Rusça bilmediğim için anlamadım.

12 Şubat 2017 Pazar

43 / 365


Kar yağdı bugün, hatta şu an da yağıyor inceden. Ama tutmuyor.

Eğitimin son günüydü, bitti nihayet. Haftaya sınav var.

Eve geldigimde misafir vardı, annem kapıdan geri yolladı beni pastaneye. Gidip bir şeyler aldım "misafir gelmiş de" dedim ne gerek varsa söylemeye :)
Pastane sahibi amca da "Allah eksikliklerini göstermesin" deyip bir ekler ikram etti.
Aldım, çıktım. Bir yandan da oflayıp pufluyordum "ben dinlenicektim yaa" diyerek. Ama misafirlere hoşgeldiniz deyip sarılıp hal hatır sorunca geçti o ruh halim. Farklı insanların güler yüzünü görüp auralarına temas etmek iyi geldi. Fazla da durmadılar zaten.
Öte yandan, Misafirin habersiz geleni ve uzun süre kalanı beni biraz geriyor.

11 Şubat 2017 Cumartesi

Mim #5 : Reklamlardaki gibi olmayan şeyler


Yeni bir mim ile karşınızdayım. Annesi'nin Prenses'i blogunun sahibesi beni mimlemiş, öncelikle kendisine teşekkür ediyorum ve mimimize geçiyorum.

Mimin konusu, başlıktan da anlaşılacağı gibi "Reklamlardaki gibi olmayan şeyler".

Aklıma diş macunu reklamları geldi benim. Dişleri fırçaladıktan sonra florasan lamba gibi parlayan var mı aranızda? Varsa sırrını söylesin, bence yok.
Ama reklamlarda oluyor işte, karşıdaki kişinin gözleri kamaşıyor böyle bi kendinden geçiyor falan. Hiç gerçekçi değil, sadece reklamlarda olan şeylerden.

---

Şimdi sıra geldi en zor kısma :)
Kimler mimlendi kimler yaptı bilemiyorum o yüzden aklıma gelen ilk bir kaç ismi yazıyorum:

yasampare
Levent
Umman Aslan
Ben Meczup

Bunun dışında, bu mimi yapmamış olan, yapmak isteyen herkes alıp yapabilir.

Mimlediklerim kesin yapsın ama :)
Telefondan yazıyorum o yüzden listeyi uzatamadım.

Görüşmek üzereeee...

42 / 365


Bazı erkek "arkadaş"larımın, sevgili yapınca benden lanetliymişim gibi köşe bucak kaçmalarına irrite oluyorum.

Bir şey sorduğumda o kadar geçiştirmelik cevaplar alıyorum ki kendimi kötü hissediyorum. Demek ki gerçekten arkadaş değilmişiz, seçenek olarak görülüyormuşum diye düşünüyorum ve bir daha kötü hissediyorum.

Bir erkek ve bir kız sadece arkadaş olabilir, ama her erkek ya da her kız arkadaş olamazmış. Karşı cinse insan olma gibi ortak yönlerdense sadece cinsiyete bakarak iletişim kuranlar var ne yazık ki.

---

Haftasonu kar var diyorlardı. Bugün cumartesi ama kar yağmadı. Soğuktu sadece.

Eğitime gittim, geldim. Yarın son dersimiz. Akşam da Bilgi Üniversitesi'ne geçtim, bir kaç haftadır gidiyordum bir sebepten, o da dosya da kapandı nihayet.

10 Şubat 2017 Cuma

41 / 365


Bu sabah gözlerime far süresim geldi. Hiç deneyimim yok. Kafama göre iki renk sürdüm. Biri kahve tonlarında tam göz kapağıma sürdüm, diğeri de koyu griydi kenarlara sürdüm hani göz çizgisinin devamı gibi yapıyorlar ya daha çekik duruyor. Onu yapmaya çalıştım işte. Çok uğraşamadım işe geç kalmamak için.

İşyerine bi arkadaşla girdik asansör bekliyoruz. Eğitim nasıl çalışıyor musun falan dedi çalışmadığımı bilerek öylesine. Ben de "hiç sorma sabahlara kadar uyumuyorum çalışıyorum" dedim gülerek. O da "belli oluyor gözlerin şişmiş çalışmaktan" dedi. Kızı bozmamak için "gözlerim şiş değil far sürdüm" diyemedim, bi de makyajdan hoşlanmayan biri olduğu için laf mi koydu ciddi mi söyledi onu da tam anlayamadım, güldüm sustum. Sevdiğim bir arkadaşım kendisi. Hiç makyaj yapmaz yapanlardan da pek hoşlanmaz aslında.
Asansöre bindik iki de bir aynadan gözlerime bakıyorum çaktırmadan. Tamam çok süper olmamış ama şiş de görünmüyor sanki ya. Neyse, başkasından bir yorum gelmedi, hafif sürdüğüm için bir çoğu farketmemiştir bile belki.

Eve geldim, kimsse yok. Börekler kekler mutfaktan bakıyor melul melul. İlkbahar geliyor millet rejime başladı ben tıkınmaya başladım.

Spor salonuna yazılmak istiyorum. Konserlere, tiyatrolara gitmek, gezilere çıkıp fotoğraflar çekmek ve alışveriş yapmak istiyorum. Allah'ım nolur şu yasam sevincim(nerden geldi anlamadım ama) iki gün sonra buhar olup uçmasın.

Pardus eğitimi bitti, hiç sevmedim.

Üsküdar 3.Kitap Fuarı



Kitap fuarı deyince dayanamıyorum. Hastayım galiba, hani şu kitap alma hastalarından :)

Kitap satın alırkenki huzurumu anlatamam ama sonra evde bekleyen kitaplar aklıma gelince bu huzur biraz baltalanıyor tabi.


Üsküdar 3.Kitap fuarı açılır açılmaz oradaydım.

Pek fazla bilindik yayınlar gözüme çarpmadı, belki de fazla gezmedigim için fark etmedim.

Can yayınları ve Say yayınları ile mutlu oldum bugün.


Can yayınlarının bu otobüste ayaktayken bile okunabilir olan mini kitaplarını denemek istiyordum ama çok özet olduğunu düşünüp almıyordum. Meğer bu kitaplar normal orijinal kitabın aynısıymış. Sadeleştirme yokmuş. Yapraklar ince olduğu için az görünüyormuş.

Bunu öğrenince deneme amaçlı bir tane almak istedim ve bir kaç yıl önce filmini izlediğim ama kitabını okumadığım "Koku"yu aldım. Ücretini verdikten sonra "Keşke gerçek olsa" kitabının görüntüsüne kapılıp onu da aldım. Hakkında hiç bir şey bilmiyorum.

Sonra Say yayınlarını gördüm ve hemen başına üşüştüm. Oradan da bir süredir aklımda olan Sigmund Freud'un "Rüyaların Yorumu" adlı, rüyaların psikoloji ile ilişkisini anlatan iki ciltlik kitabı tek cilt halinde aldım. Ücretini öderken yine başka bir kitaba gözüm takıldı: "Erkek Beyni".

Bu yazarın "Kadın Beyni" kitabını almıştım, bir kısmını okuyup çok beğenmiştim ama elimdeki kitabı bitirdikten sonra devam etmek üzere kenara koymuştum. Kadın ve Erkek beyin yapıları, beyin ile alakalı her şey çok ilgimi çekiyor. O yüzden de gördüğüm anda onu da alıverdim.

Bakalım ne zaman okuyabileceğim. Her gün bir kitap bitirebilsem keşke.

9 Şubat 2017 Perşembe

40 / 365


Dün o kadar yedim ya hani, sonra dedim ben bunun acısını çekerim kesin. Uyuyamam, kâbus görürüm, işyerinde uyuklarım ağırlık çöker sürekli al başına sıkıntı işte.

Ama gece huzurla uyudum. Hatta bayadır anlamsız kopuk rüyalar görüyordum bu gece mantığıma uyabilecek şeyler gördüm. Mantığıma uygun dediğim de gidip bi okulun bahçesinde oturuyorum arkadaşlar geliyor sohbet ediyoruz falan işte ama en azından durup dururken bir yerlerden kaçmıyorum ya da ne bileyim karşıma bir fil çıkmıyor, bir kuşla konuşmuyorum, kırmızı gökyüzünden turuncu kar yağmıyor vs...

Bu gün de sıradan sakin geçti. Ama bugün sanki pencereden baska bir yol bana göz kırpıyor olabilirmiş gibi hissettim.

Vay be 40 oldu. 2017nin 40ı da çıktı arkadaşlar hayırlı olsun :))

Garnier Çift Fazlı Makyaj Temizleme Suyu


Doluykenki görüntüsü üstte sarı katman şeklinde argan yağı ve alt katı temizleme suyundan oluşuyor. Kullanmadan önce çalkalayıp o şekilde kullanılıyor.

Güzel temizliyor ama çok yağlı. Yine de gerçekten tek seferde baya temizlediğini söylemem lazım.

Göz makyajınızı temizledikten sonra bir süre gözleriniz buğulu görebilir.

Cildi kurutmuyor. Sanki kirpikleri de besliyor gibi geldi bana.

Artıları var, olumsuz bir yanını görmedim. Ama yine de, yağlı olmasına alışamadığım için bittiği anda başka bir temizleme suyuna geçiş yaptım. Belki sadece göz makyajı için kullanılabilir, bu arada garnier'in göz makyaj temizleme suyunu aldım, mor olan, felaket kokuyor hiç sevmedim :S Onu tüketemicem sanırım.

8 Şubat 2017 Çarşamba

39 / 365


Bugün kendimi karbonhidrata verdim.
Eve gelirken de bi kilo börek aldım hatta. Şansa bak ki annem de kek ve tatlı yapmış.
Eve geldiğimden beri gömülmüş haldeyim tabiri yerindeyse.
Sadece yedigim zaman mutluyum.

Ben neden kimseyi sevemiyorum'a taktım kafayı. Yalnız başıma bir yere saklanıp yaşasam mı acaba bilemedim ki ama ben yanımda birini tutamıyorum :( bu yüzden de gelecek endişesi iyicene başgöstermeye başladı. Hem yalnız kalmak istemiyorum hem de kimseyi istemiyorum. Böyle durumlar işte.

99 yaşınızda ecelinizle huzur içinde öleceğinizi bilseydiniz bugün ne yapardınız?



"99 yaşınızda, ecelinizle huzur içinde öleceğinizi bilseydiniz, bugün ne yapardınız?" Dr.H.Alp Karaosmanoğlu

Bu soruya cevap vermek isteyen var mı? Ben veremedim.