28 Şubat 2018 Çarşamba
Google Reklamları
Sağ tarafta bulunan reklamları fark etmişsinizdir.
Ben bu reklamları koymuştum ama pek önemsemiyordum çok bir şey kazandırmıyor diye (tık başına 10 kuruş veriliyor sanırım).
Geçende bir arkadaş her gün benim bloğa girip reklamlara tıklayıp çıktığını söyleyince "zahmet etmeseydin zaten bir şey kazandırmıyor parmaklarını yorma" demiştim ama sonra biraz takip edince o arkadaşın her bir tık'ının damlaya damlaya göl olduğunu gördüm. Derken, deneyeyim bi bakayım amacıyla işyerinden kendim bir iki tık attım, arkadaşa da tık'lattım. Ertesi gün 2 liraya yakın bir kazancım olduğunu görünce bu tıklama olayını çok da hafife almamam gerektiğini düşündüm.
Bugün reklamlara tıklamanın az da olsa bir şeyler kazandırdığını görünce arkadaşlarla gaza geldik, sürekli tıklamaya başladık. 15 liraya kadar çıktı günlük kazanç. Acaba aynı ip'den seri tıklama olunca google bunu yiyor mudur gerçekten diye bir düşündüm, araştırdım hayır yemiyormuş tabi ki. Zaten daha sonra sayfayı yenilediğimde kazancın git gide azalmakta olduğunu farkettim. Hala iniyor, 2 liraya kadar indi şu an. Organik kazanca kadar inecek galiba. Benim kendi sitemdeki reklamlara tıklamam da yasakmış ayrıca.
Burdan şu dersi çıkarıyoruz, Google ile oynanmaz.
Sonuç: Birkaç gün sonra hesabım banlandı.
27 Şubat 2018 Salı
Zoretanin ile 4 gün
Sonunda kararttım gözümü ve başladım bu ilaca. 5-6 yıldır bir türlü bitmeyen, türlü türlü ilaçlar ve doktorlarla bazı dönemler kurtuldum sandığım ama sonra yeniden başlayan sivilce serüvenime artık kökten son veriyorum.
Ne lisede ne de üniversitede yaşadım sivilce sorununu. Aksine, arkadaşlarım makyaj yapıyorum sanarlardı, ne zaman ki 25 oldum başladılar birer birer baş göstermeye. Bir türlü kabullenmedim senelerce, hayır ya bir şey dokundu herhalde geçer diye diye doktora gitmeyi bile reddediyordum. Artık fotoğraflarda da belli olduğunu görünce kabullendim. Tam geçti derken tekrar etmesi, başka dermatoloğa gitmem ve o tedavi de önce iyi gelirken sonra her şeyi yine eskiye çevirmesi döngüsünden sonunda kendimi çekip çıkardım. Doktorların verdiği ilaçlardan bana iyi gelenleri ayıklayıp aralarından seçerek kendimce bir bakım programı uygulamaya başladım. Deneme tahtası olmaktan yorulmuştum.
Ama artık her gün sabah akşam bakımlar yapmaktan da yoruldum, bir gün bile aksatsam yüzümde beliriveriyorlardı sivilceler.
Bir türlü kendimi zoretanin ya da roaccutane kullanacak seviyede de göremiyordum geçer yaaa bişey yok diyordum. Belki de gururuma yediremiyordum ama artık yeter...
Geçen hafta salı günü dermatoloğa gittiğimde doktor "6 aylık bir ilaç var" der demez "evet evet onu istiyorum ben" diye atladım. Kan verdim, testler yapıldı ve sonuç olarak tedaviye uygun görüldüm. Geçtiğimiz cumartesi akşamı ilk hapı içerek başladım. Aslında ilacı perşembe günü aldım ama haplar bitmeden kontrol tarihine yetişeyim diye hesaplayınca haftasonu başlamam daha uygun oldu.
Benim sivilceler öyle büyük değiller. BB krem ya da fondoten ile çoğunlukla kapatabiliyorum çok azıtmadığı zamanlarda. Ama biraz ellemeye başlasam tüm cildim kabarıyor resmen. Ara ara büyük sürprizler de olmuyor değil tabi, tam üçüncü göz yerinde koca bir sivilce mesela.
Bir önceki hafta yüzüme tonik niyetine gül suyu sürüp yatıp, sabah yanağımda koca bir sivilceyle karşılaşmış ve bir haftadır da yanağımda barınmasına izin vermek zorunda kalmıştım. Normalde de bu ilaç bu derece etkili mi yoksa bende mi bu kadar çabuk etki etti bilmiyorum ama, Zoretanin'in 10mg'lık ilk hapını içip yattığım gecenin ertesi sabahı kalkıp elimi yüzümü yıkadıktan sonra şöyle bir göz ucuyla aynaya baktım ve anında dönüp ikinci defa daha yakından baktım. Sivilce yok olmuştu, yanağımdaki minikler de gitmişti. Baya pürüzsüz görünüyordu.
1.Gün ilaca başlayıp yattığım gündü
2.Gün sabah yüzümü görünce şaşırdığım gün (Pazar)
3.Gün de dündü, yani pazartesi. Dün en çok farkettiğim şey sağ bacağımın ağrısıydı. Gece yamuk mu yattım naptım bilmiyorum ama öyle bile olsa bu kadar ağrıdığını hiç hatırlamıyorum bacağımın. Bir süre hareketsiz oturup kalktığım zaman yürümekte zorlanıyordum, her an düşecek gibiydim. Sabah sadece bacak ağrısı vardı ama öğlene doğru saatler geçtikçe tüm eklemlerimin ağrısını hafiften hissetmeye başladım. Sonradan öğrendim ki, hareketsiz kalmak baya eklem ağrısı yapıyormuş bu ilacı kullanırken. Normalde de uzun süre hareketsiz kalmak ağrı yapar ama bu ilaçla o sürenin çok uzun olmasına gerek kalmıyor.
Öğleden sonra sırt ve bel, daha sonra da omuz ve boyun ağrım çok fazlaydı. Galiba kendimi işe kaptırıp çok uzun süre hareketsiz kalıyorum, bunu da böylece fark etmiş oldum.
Akşama doğru yanaklarım ve gözlerim yanmaya başladı.
Bugün 4.Gündü. Dünden dersimi aldığım için bugün iş yerinde elimden geldiğince hareket etmeye çalıştım, çok uzun süre oturur pozisyonda hareketsiz kalmamaya çalıştım ve ağrılarım olmadı. Ama bugün burnum kanadı ilk defa. Bütün yan etkileri ilk haftadan göstermek zorunda mıyım acaba diye düşünmedim değil. Psikolojik mi diyeceğim ama bu ilaç uyku da yapıyormuş bende tam tersi uykusuzluk yaptı. Psikolojik olsaydı uyku yapardı, demek ki gerçekten de ilk haftadan tüm yan etkileri elden geçiriyorum.
Gece bir sürü renkli rüyalar gördüm, ama gece boyunca dört defa uyandım. Ben normalde en fazla bir kere uyanırım, yattığım gibi kalkarım sabah, gece uyku bölünmesi pek hoş bir şey değilmiş.
Uykuya dalmakta da zorlanmam normalde ama dün akşam dön dön uyuyamadım bir süre.
Bir de bu sabah yüzüm gözüm biraz şişmişti ve kaşınıyordu. İlaç alerji yapmış olabilir mi diye korktum açıkçası. Çünkü zamanında çok cildiyeci geçmişim olduğu gibi, alerji geçmişim de oldu. Yüzümün balon gibi şiştiği ve bir hafta iğne yedikten sonra anca toparlandığı zamanlar...
Ayrıca farkında olmadan sürekli dişlerimi sıkıyorum, fark edince gevşetsem de sonra yine sıkmış oluyorum. Bu sabah uyandığımda da dişlerimi sıkmış şekilde uyandım. İlaçtan mı başka bir şeyden mi bilmiyorum.
Son olarak, dün akşam gözlerimi ovuşturduğumdan beri kirpiklerim dökülüyor. Dünden beri 10 tane kesin düşmüştür. Gözlerimi çok hafif ovuştursam bile dökülüyor inşallah böyle devam etmez.
Tüm detayları ile yaşadıklarımı yazdım, hem merak edenlere bilgi olsun hem de geriye dönüp bakmak istersem kayda geçmiş olsun diye.
Şimdilik bu kadar. Zaman zaman gelip gelişmeleri bildireceğim :)
23 Şubat 2018 Cuma
İnsan ne ile yaşamaz?
Mesai bitimine dakikalar kala, "yemin ediyorum bıktım artık istifa edip defolup gidicem burdan" diyerek gelen iş arkadaşımı, onunla benzer ruh halini yaşadığımdan mütevellit hoşgörü ile karşıladım.
Bir süre sisteme olan öfkeyi birlikte kusup alternatif kazanç yollarını 947746362728282820.kez yeniden düşündük.
Kendimizi sirkte esir tutulan hayvanlara benzettik.
Bu benzetme ile kendimizi hayvan yerine koymuş olsak da, bacağından parangalanmış bir fil yavrusunun sırtlanlar arasında kalması gibi bir histi benimkisi. Ve hayvan olmak zararsız ve sevimli bir fil yavrusu olmak demekse, ben olabilirdim.
İnsanı hayatta en yaşatmayan şeylerden biri de kendi yeteneğini farketmesinin engellenmesidir. Kendini keşfedemezsen, sürekli kısıtlanırsan hayat çekilmezdir. Ya Hulk'a dönüşüp kabuğunu tek seferde kıracaksın ya da "aman Ali Rıza bey ağzımızın tadı kaçmasın" deyip baskıların seni felç etmesini kabul edeceksin.
Hayat hıpızlı geçiyor ve bizim en büyük zevkimiz haftasonunu iple çekmek. İşe git, eve gel, haftasonunu değerlendirmeye çalış ve yeniden haftaya başla. Resmi tatiller için gün sayıyor, izinlerimizi en kârlı şekilde kullanmaya çalışıyoruz, bu kadar. Sonra bir bakıyoruz günler, yıllar geçmiş.
Ve yaşadığımıza inanıyoruz. Hayat bu mu gerçekten?
20 Şubat 2018 Salı
Bırak bazı şeyler de içinde kalsın
Biz ne ara bu kadar meraklı olduk hayatımızı çarşaf gibi sermeye?
Facebook yeni çıktığı zamanlarda, profil fotoğrafı ekleyenlere şaşkınlıkla bakardık, sırf adımız soyadımız yazacak diye hesap oluşturmazdık.
Hatırlıyorum da, üniversitede sistem analizi dersinde hoca "Facebook adında bir site açıldı, haberiniz var mı" deyip açılış sürecini, amacını, olası etkilerini anlatmıştı. Biz de bilgisayar öğrencileri olarak kesinlikle ilk kayıt olanlardan olmalıyız diye heyecan yapmıştık ama diğer yandan da kendimizi afişe etmek istemiyorduk. Ben sosyal medyada var olma arzumu bastırmak istemeyip bir profil oluşturmuştum ve bir arkadaşım da benim profilimi görünce peşimden kaydolup, "senin profilini görünce güvenilir geldi ben de açtım yoksa hiç bulaşmazdım" demişti. Şimdi Facebook artık akraba işi olacak kadar içimizden biri hâline geldi. Dayılar, teyzeler doluşunca Facebook'u beğenmez olduk.
Sıra YouTube'da. Geleceğin mesleği bence YouTuberlık. Çok yakında kurslar açılacağına eminim bu iş için. Hatta üniversitede bölüm bile açılabilir diycem ama zaten sosyal medya bölümü var sanırım. Belki sosyal medya fakültesi açılır içinde de YouTube ile ilgili bir bölüm olur. Hiç ütopik gelmiyor şahsen.
Geçen bir video çıktı YouTube anasayfamda, bir kız göbeğini açmış yağlarını gösteriyor göbeğini mıncıklarak. Videonun başlığı da özgüvenle alakalı bişey. Yani ne kadar özgüven sahibi olduğunu, göbeğiyle, yağlarıyla mutlu olduğunu göstermek istemiş. Tamam iyi güzel de bunu yüz bin aboneye göstermeye ne gerek var çevrendeki samimi olduğun kişilerle paylaşsan daha güzel olmaz mı? Ama amaç belli, izleyiciyi şaşırtarak fark yaratmak, videonun daha hızlı paylaşılmasını sağlamak böylece bir ayda izlenme sayısını 3e - 5e katlamak. Kazancı da tabi.
Zaten, YouTube'da biraz tanınan herkes bir süre sonra özgüven ile ilgili video yapıp psikolog edasıyla anlatmaya başlıyor. Bir anda özgüven tavan oluyor çünkü. Bu ne kadar güvenli, ne kadar tehlikeli, düşünmek lazım. Abonelere, beğenilere, sevgi dolu yorumlara mest olup sınırı aşmamak gerek.
YouTube ara ara beni de fena çekiyor kendine, bir anda vlog çekmeye başlayabilir gibiyim ama hayatımı çok fazla ortaya sermek bana iyi gelmez.
17 yıldır hazine gibi sakladığım cilt cilt günlüklerim o kadar kıymetli ki benim için mesela, vlog ile de blog ile de aynı tadı alamam. İnsanlara çok da hayatımıza yorum yapma imkanı vermemek lazım bence. Bazı şeyler özel kalmalı.
18 Şubat 2018 Pazar
En masum öldürme şekli sevgiye boğmaktır
Başlık ekşi sözlükte bir girdiden alıntı. Hangi başlıkta olduğunu hatırlamıyorum ama okuyunca hoşuma gitmişti ve not almıştım.
Sevgisiz büyüyen o kadar çok insan var ki. Sadece çocukluğu sevgisiz geçmiş deyip de bitmiyor üstelik, büyüdüğünde de bu sevgisizlik katlanarak artıyor.
Anne babalar çalışıyor, çocuklar anne baba sevgisine doyamıyor. Daha küçük yaşlarda ayakları üzerinde durma çalışmaları başlıyor. Okuldan gelip anahtarla kapıyı açmak, taze akşam yemeği yiyememek annesi çalışan kişilerden genelde duyduğumuz şeyler... Bir şekilde içine ata ata belki de içinde bir yerlerde küskünlük besleyerek büyüyorsun, okuyorsun, çalışıyorsun ve o sevgiyi hiç kimsede bulamıyorsun. İş arkadaşları hep kullanma odaklı, ezip geçme, basamak atlama hevesi ile yüze gülen arkadan sallayan cinsten. Ne kadar iyi olursan ol amirine de yaranamazsın.
Şanslıysan okul arkadaşın vardır samimi olup pişman olmadığın. Yıllar sonra bile görüştüğün lise arkadaşların vardır mesela. Ama o da bir yere kadar. Uzaklık er ya da geç soğukluğu da beraberinde getiriyor. Haftanın en az beş günü sabahtan akşama görüşmenin samimiyeti başka, haftada bir hatta ayda bir görüşmenin samimiyeti başka. İlla ki paylaşımlar azalıyor ve bu da uzaklaştırıyor.
İlla ki anne babanın çalışıyor olması da gerekmez bu sevgi, ilgi açlığı için. Ebeveynlerin karakterinde yoktur belki. Onlar da ailelerinden görmemiştir mesela, nasıl göstereceklerini bilemiyorlardır.
Özellikle Türk babalarında görünen bir şey var ki, çocuk şımarmasın diye sevgi göstermemek için özellikle çaba gösterebiliyorlar. Bu babalar kendileri ilgi, sevgi göstermedikleri gibi, anneye de çocuğa bu ilgi ve sevgiyi göstermemesi için uyarıyorlar. Çünkü çocuk güçlü olsun, şımarmasın, hayatı kolay sanmasın vs...
Sonra sevgili mevzusu var, sana ilgi gösteren kişiye çok bağlanıyorsun. Muhtemelen normalden daha çok bağlanıyorsun çünkü o kişi sana belki hayatında görmediğin yoğunlukta bir sevgi ve ilgi gösteriyor ve sen elinde olmadan kapılıp gidiyorsun.
Hayatlarının amacı sevilmek olan insanlar için bu ilişkilerin bitişi aşırı sancılı olabiliyor. Sevilmeye layık olmadıklarını düşünebiliyor, ama tekrar bir ilgi gördüklerinde de başa sarıp hemen yelkenleri suya indirebiliyorlar.
Ben en ağır aşk acılarını, içinde en çok sevgi boşluğu bulunduranların yaşadığını düşünüyorum. Hep yara almaktan usanıp yine de sevgisiz yapamamak hayatın geri kalan tüm bağlantılarını allak bullak ediyor.
Bugün Çi'nin yeni bölümünü izledim, 9. Bölüm yani. Spoiler olmasın diye detay vermeyeceğim ama bir yerde Can Manay'a o kadar acıdım ve sarılmak istedim ki, sonrasında ise nefretim katlandı. Sevgiye aç insan tahmin edemeyeceğiniz kadar tehlikeli de olabiliyor demek ki. Sevgi için her şeyi yapabilecek hale geliyorlar artık. Ve bu insanlar karşılarındaki insanları sevgiye boğarak öldürüyorlar. Sevgiye aç insan bulup yoğun ilgiyle ona insanüstü muazzam bir varlıkmış gibi davranarak manipüle edip varlığından beslenerek öldürmek... çok ilginç değil mi?
Yoğun sevgi açlığı bir yerden sonra,o zamana kadar seni vuran silahı artık eline alıp, senin başkalarını vurmaya başlamana ve böylece ihtiyacın olan sevgiyi söke söke almaya çalışmana varabiliyor. Karşındakinin hayatının hiç olması umrunda değil, senin de hayatını hiç etmişlerdi çünkü.
Velhasıl kelam, buradan anlıyoruz ki, sevgi en büyük ihtiyaç ve en tehlikeli silahtır.
Cümleleri ne kadar toparlayabildim bilmiyorum. Kafamdakileri aktarabildim mi bilmiyorum.
Okuduğunuz için teşekkürler.
15 Şubat 2018 Perşembe
Soyağacınıza baktınız mı?
E-devlet bugün açmış hizmeti, hatta dün akşam açmış galiba ama bugün haberimiz oldu işyerinde baktık.
Herkeste sıraya alındınız hazır olunca mesaj aticaz gibi bişey yazdı benimki giriş yaptığım anda çarşaf gibi önüme serildi :))
Twitter'a falan bakıyorum da milletinki 7 göbek çıkmış bizimki 4, ondan herhalde çabuk gösterdi. Annesinin babasının annesinin annesinin babasının babasının babası yazan var. Maşallah.
1844te bitmiş benimki, bitişi Sosik nene yapmış 😁
Peri, Ayşan, Mirdesi, Haso ... İsimler acayip.
Twitter'a bakıp bakıp gülüyorum ya Hıro, Horı, Pupul, Papo, Şişe falan isimleri neye göre koyuyorlardı acaba eskiden :))
14 Şubat 2018 Çarşamba
Sohbet
Yazacak konum yok ama yazasım var. O yüzden bu yazının başlığını direkt sohbet koydum. Havadan sudan bir şeyler yazasım gelirse diye bir seri başlatmış olabilirim. Zamanla göreceğiz.
Bugün yağmurluydu, akşam üzeri gökkuşağı çıktı o kadar parlaktı ki. Fotoğraftaki işte o gökkuşağı :)
Bugün sevgililer günüydü, benim sevgilim yok ama sevgilisi olan bir erkek arkadaşa sevgilisine çiçek yollattırdım. Benim olmadığı için alamıyorum ama o kızın var neden almasın dedim. Yolladı, kız çok sevinmiş. Çok şaşırdı arkadaş bu kadar sevinmesine ve ben de onun şaşırmasına şaşırdım. Gayet normal bence.
İki gündür YouTube'da yeni bir kanala sardım : Gözde Tezer
İlk defa bir videosuna denk geldim ve ilk düşüncem "Yazık, saf galiba. Özenmiş kanal açmış kendine" oldu. Zira ağzını yaya yaya, aşırı mimikli ve bağırarak abartarak konuşması normal gelmemişti. Ama yine de kapatmadım videoyu, izlemeye devam ettim. İzledikçe aslında normal olabileceğini düşündüm. Sonra hoşuma gitti bu kadar rahat konuşması, her şeyi yaşayarak anlatışı. O video bitince diğerlerine baktım falan derken ben baya kanalda zaman geçirdim böyle. Çok izleyince zehirlenmiş gibi hissettirebiliyor, çünkü videolarda genel olarak adam akıllı bir şey yok, kafasına göre konuşuyor. Bildiğin kız muhabbetleri. Karşında kız arkadaşın varmış ve onu dinliyormuşsun gibi.
Gözde Tezer'in videolarından dolaylı bağlantı yoluyla bir başka YouTuber daha keşfettim. O da : Ali Rıza Tunçer
Genelde Aliş diyorlar. Beni bağlayan şey yine aynı oldu, içi dışı bir aklına geldiği gibi konuşan ama bu doğaçlama ile düzgün cümleler de kurabilen biri. Aşırı derecede hızlı konuşuyor, en çok da bu yüzden hipnoz olmuş gibi izlemiş olabilirim videosunu. Ama Gözde kadar kalmadım Aliş'in kanalında.
Annemin doğum tarihi belli değil, yani kimlikteki doğru değil ve doğrusunu bilen yok. Dün düşündüm düşündüm ve terazi olduğuna karar verdim. Söyledim ona da, evet dedi bir teyze sonbaharda doğduğunu söylüyormuş onu söyledi. Kararsızlığına bakılırsa annem kesin terazi, kesin. Terazi arkadaşlarımla da karşılaştırıyorum, aynılar bence. Baba kova anne terazi ve ben yengeç, yazık bana ne çektim be. Ailede en aramın iyi olduğu birey erkek kardeşim ve burcu Başak. Burç muhabbetinden tutulma faslına geçip sohbeti bitiriyorum. Söylenene göre yarını 16 şubata bağlayan gece tutulma varmış, etkileri dört hafta hissedilen bir tutulmaymış yani önündeki iki hafta ve sonrasındaki iki hafta zorlayabilirmiş. Ona göre yani, eğer ki bu aralar dünyanın sonu gelmiş her şey sarpa sarmış iflah olmaz gibi düşünüyorsanız çok düşünmeyin, sakinleşin ve hayata ayak uydurun. Geçecek.
13 Şubat 2018 Salı
Madalyonun diğer yüzü
Blogger'da bugün anasayfamda iki vefat haberi ile karşılaştım. CafeTigris'in babası ve Mustafa Sönmez'in babası vefat etmiş. Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun... Kalanlara da sabır versin.
Amcamın vefatında tatmıştım ilk defa bir yakınını kaybetmenin ne olduğunu. Gençti, küçük çocuğu vardı ama bir yandan da çok hastaydı, acı çekiyordu.
Madalyonun karanlık tarafı hiç güzel değil, ama var malesef.
11 Şubat 2018 Pazar
En dandik konuyu bile okutan blog :)
Bunları duymak güzeldi.
Enerjim yüksektir, ama yıldızım düşük ne hikmetse :)
Haftasonunuz nasıl geçiyor, benimki bir hayli kasvetli.
Geçen gün ilk aşkımı buldum internette :))
Bir test çözüyordum, ilk aşkınızın hissettirdiklerini neyi beğendiğinizi vs yazın diyordu ben bir başladım gözü kaşı boyu posu diye sıralamaya, sonra dedim vay be ne adammış. Ne mükemmel insanmış, tam bir süper kahramanmış falan. Bir bakayım internetten şimdi napıyor acaba dedim, ara ara aklıma gelir bakarım ve her defasında da hiç bir şey bulamam ona dair. Bu sefer de bakarken "yine bir şey bulamazsam artık öldüğüne kesin inanicam" diyordum ki şlak diye LinkedIn profil fotoğrafı çıktı karşıma Google görsellerden. Tam bir babyface. Ama bir yandan da Chucky i andırıyor. Daha yakışıklı değil miydi bu ya dedim. Vesikalık fotoğraftan dolayı öyleydi belki de. Ama hiç mi yaşlanmaz insan. Acaba evli mi çocuk var mı soruları geldi tabi aklıma ama araştırmadım. Profilin detayını görmem için giriş yapmam gerekiyordu giriş yapıp bakarsam da profiline kimlerin baktığını bildirim alacağını bildiğim için girmedim.
Çok garip bir ruh hali başladı bende. Yaklaşık 12 yıl öncesine dayanıyor bu. Ondan önce hiç kimse kalbimi çarptırmamıştı. O ve şimdiki halim arasındaki dönemi toplayıp çöpe atasım var, keşke mümkün olabilseydi. Çünkü çöp gibi geçti yıllarım bana göre... Hayatıma girenler hiç bir şey katmadı, hayat bana adam akıllı bir şey sunmadı, ben kendi aklımı başıma alamadım vs.
Hâlâ kelleşmediğine ve hatta saçları bile beyazlatmadığına göre kesin hâlâ bekar bence. Nerede çalıştığını biliyorum. Acaba kader bizi yeniden mi karşılaştırsa diye düşündüm bir süre, sonra vazgeçtim. Geçmişi geçmişte bırakmak lazım.
Enerjim yüksektir, ama yıldızım düşük ne hikmetse :)
Haftasonunuz nasıl geçiyor, benimki bir hayli kasvetli.
Geçen gün ilk aşkımı buldum internette :))
Bir test çözüyordum, ilk aşkınızın hissettirdiklerini neyi beğendiğinizi vs yazın diyordu ben bir başladım gözü kaşı boyu posu diye sıralamaya, sonra dedim vay be ne adammış. Ne mükemmel insanmış, tam bir süper kahramanmış falan. Bir bakayım internetten şimdi napıyor acaba dedim, ara ara aklıma gelir bakarım ve her defasında da hiç bir şey bulamam ona dair. Bu sefer de bakarken "yine bir şey bulamazsam artık öldüğüne kesin inanicam" diyordum ki şlak diye LinkedIn profil fotoğrafı çıktı karşıma Google görsellerden. Tam bir babyface. Ama bir yandan da Chucky i andırıyor. Daha yakışıklı değil miydi bu ya dedim. Vesikalık fotoğraftan dolayı öyleydi belki de. Ama hiç mi yaşlanmaz insan. Acaba evli mi çocuk var mı soruları geldi tabi aklıma ama araştırmadım. Profilin detayını görmem için giriş yapmam gerekiyordu giriş yapıp bakarsam da profiline kimlerin baktığını bildirim alacağını bildiğim için girmedim.
Çok garip bir ruh hali başladı bende. Yaklaşık 12 yıl öncesine dayanıyor bu. Ondan önce hiç kimse kalbimi çarptırmamıştı. O ve şimdiki halim arasındaki dönemi toplayıp çöpe atasım var, keşke mümkün olabilseydi. Çünkü çöp gibi geçti yıllarım bana göre... Hayatıma girenler hiç bir şey katmadı, hayat bana adam akıllı bir şey sunmadı, ben kendi aklımı başıma alamadım vs.
Hâlâ kelleşmediğine ve hatta saçları bile beyazlatmadığına göre kesin hâlâ bekar bence. Nerede çalıştığını biliyorum. Acaba kader bizi yeniden mi karşılaştırsa diye düşündüm bir süre, sonra vazgeçtim. Geçmişi geçmişte bırakmak lazım.
9 Şubat 2018 Cuma
E-Devlet Soyağacı Sorgulama
Dün böyle bir sorgulama imkanı başlatmış e-devlet, Alt-Üst Soy Bilgisi Sorgulama. Benim bu sabah haberim oldu, yukarıdaki ekran görüntüsünde görülen mesajla karşılaştım. Ekşisözlük'te 232 sayfa entry girilmiş dünden beri. İlk birkaç kişi bakmış gerisi bakamamış anladığım kadarıyla.
Gece boyunca açık bırakıp sorgu sonucunu bekleyenler olmuş. Bu kadar yoğunluğu kaldıramayınca e-devlet bu sorgulamayı pasif hale getirmiş. Ama resmi bir yazı yayınlamamış, herhalde tekrar açılacaktır.
Arkadaşlarla bakıp duruyoruz sürekli, açıldı mı diye? Acayip merak sardı. Bakanların internetteki yorumları çok komik bu arada :))
Mesela onedio'daki şu yazıya bakabilirsiniz, twitter'dan derlenmiş : https://onedio.com/haber/e-devlet-in-soy-agaci-ozelligi-ile-heyecanlanip-soyunu-ogrenmeden-goygoyunu-yapmis-15-mizahsor-808476
Ekşi Sözlük'teki başlığa gitmek isterseniz o da burada:
https://eksisozluk.com/e-devlet-alt-ust-soy-bilgisi-sorgulama--5565948?p=232
Sorgulayabilen var mı aranızda?
Sorgulamak isteyenler için link: https://www.turkiye.gov.tr/nvi-alt-ust-soy-bilgisi-sorgulama
Sonradan gelen ekleme:
Nüfus müdürlüğü tarafından bu konu ile ilgili bir yazı yayınlanmış:
Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamaya göre:
08.02.2018 tarihinde saat 14:00’da E-Devlet üzerinden hizmete açılmış olan Alt-Üst Soy Raporu 09.02.2017 tarihi saat 02:00’e kadar yaklaşık olarak 200.000 adet üretilmiştir. Vatandaşlarımızın yoğun ilgi gösterdiği hizmette asıl yoğunluk ise gece 02:00- 04:00 arasında (yaklaşık 110.000 Alt-Üst Soy Raporu) yaşanmıştır. Saat 04:00 dan itibaren ise aşırı talep olmasından dolayı verilen hizmette gecikmelerin oluşmasına ve vatandaşların bekleme sürelerinde artış yaşanmaya başlamasından dolayı Alt-Üst Soy Raporunun E-Devlet üzerinden paylaşımı geçici olarak durdurulmuştur. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından E-Devlet üzerinden sunulmakta olan Nüfus Kayıt Örneği ve Yerleşim Yeri ve Diğer Adres Belgesi hizmeti sunulmaya devam etmekte olup, yoğunluğun azalmasından sonra Alt-Üst Soy Raporu hizmeti en kısa sürede vatandaşların kullanımına açılacaktır. Ancak vatandaşların yoğun talebi ile orantılı olarak Alt-Üst Soy Raporunun gecikmeli veya kesintili hizmet vermesi ihtimali bulunmaktadır.
Kamuoyuna saygıyla arz ederiz.
7 Şubat 2018 Çarşamba
Abla tır mı döndürüyon?
Özlediniz mi beni :))
10 gün olmuş yazmayalı...
Hep yazmak istedim ama ne yazacağımı bulamadım bir türlü. 365 serisinde yazmak için bir cümle de olsa da buluyordum her gün bir şey. Ama o kadar kısa yazıp kaçmak da istemediğim için kafamda bir şeyler toplansın istedim. Toparlandı mı, hayır toplanmadı ama olsun :)
Başlık bu sabah şoför beyden enstantenelerden bir kesit... Bir ablamız küçük arabası ile yolu değiştirmek için genişçe bir dönüş yapmaya çalışıp bizim koca servisi bekletince böyle bir söz çıktı işte.
Tatil yaptım, Uludağ'a gittim geldim. Soğuk aldım, sancılar çektim ve işte geldim burdayım.
Bu hafta işe döndüm, bir haftaydı tatilim. Baya zor geldi sabah uyanmak. O kadar çok uyuyasım var ki.
Soğuk hava benim kanımı mı donduruyor nedir, hava sıcaklığı soğuğu hissettirecek sınıra düşüp beni inceden üşütmeye başladığı an benim hayat fonksiyonlarım yavaşlamaya başlıyor sanki. Zaman yetmiyor, enerjim yetmiyor, duyu organlarım bile yetmiyor. Bitkisel hayata uçtum uçacağım sanki, gerçekliğin incelmiş kenarından yürüyorum başım döne döne.
Her gün, "eve gidince kitap okuyayım ya da dizi izleyeyim ya da film" diyorum ama yemek yerken bile yoruluyorum, mutfağı toparlamaya gücüm kalmıyor. Uzansam uyuyacak gibiyim, uyumak istemiyorum, kitap okuyayım diye düşünüyorum ama kim kalkıp kitabı alacak da kapağını açacak da okuyacak. Film ya da dizi izleyecektim onu yapayım bari diyorum, gözlerim cayır cayır yanıyor zaten hiç bulaşmayayım diyorum sonra ama elimden de cep telefonu da düşmüyor. Gözlerimi dinlendirip dinlendirip tekrar cep telefonuma dönüyorum, resmen bağımlılık.
Bir dost son günlerde beni Youtube ve diğer sitem ile ilgili gazlıyor sürekli sağolsun. Benim de kafamda güzel şeyler var ama bakalım... :))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










