Sayfalar

31 Ocak 2026 Cumartesi

Metro mu otobüs mü

Bugün eve metroyla geldim. Normalde otobüsle iki aktarma geliyorum. Metroyla da aynıymış, iki aktarma. İkisinde de süre aynı oldu. Bir saat sonra evdeydim. Metroyla gelince yürüme mesafem arttı hatta, daha yorucu oldu sanki, aktarma yaparken yer altında da yürüme mesafem vardı. Pek fark olmadı yani, otobüsle en azından etrafı görebiliyorum, otobüsle devam ederim herhalde.

Bu resmi yapay zekayla oluşturdum. Van Gogh tarzında oluştur dedim. Beğendim.

Yağışlı ve kapalı bir gündü yine. Cumartesi iş rahat olur deriz ama neredeyse çıkamayacaktım. Çok acil olmadığını anlayınca çıktım. Pazartesiye kaldı. 

 Yarın iyice dinlenip haftaya iyi başlamayı umuyorum.

30 Ocak 2026 Cuma

Hayat ne verdiyse yaşıyoruz

 

Odayı temizlemeye gelen abla Yozgat’lı olduğunu söyledi. Pek Yozgat’lıyla karşılaşmıyorum dedim. “Yozgat 50 yıllık kalkınma cezası aldı ya Yozgat’lılar geçinebilmek için hep yurt dışına gidiyorlar” dedi. “Biz de İstanbul’a geldik işte ama genelde yurtdışındadır Yozgat’lılar” dedi. Hiç bilmiyordum öyle bir yasak olduğunu dedim. O gidince internetten araştırdım, Atatürk Konya, Yozgat ve Kayseri’yi cezalandırmış diye yazıyor ama şehir efsanesi diyen de var. Bir de Wikipedia’da Yozgat Ayaklanması diye bir başlık var. Daha önce duyan oldu mu? Aranızda Yozgat’lı var mı doğru mu bu acaba?

Sabah baya yağışlıydı. Çarşambaya kadar yağış gösteriyor hava durumu, hatta pazartesi kar da varmış. Fotoğrafı servis beklerken çektim, durağın ötesinde bekliyorum normalde ama yağmurdan korunmak için bugün durakta bekledim.

Bugün cuma olmasına seviniyorum, yarın da iş var ama olsun, haftasonu en nihayetinde. Çok bunalınca kendime tamam seneye istifa edersin azıcık para biriktir de öyle çık en azından diyorum...

Akşamları izlediğim dizi, program hiç yok tv’de. Önceden Bahar, Kıskanmak, Kızılcık Şerbeti ve Kral Kaybederse’ye bakardım. Bazıları bitti, bazıları da saçmaladığı için izletmiyor artık kendini. Bugün kızılcık şerbeti var, izlesem mi diye düşünüyorum ama o kadar saçmalıyorlar ki keyif alamıyorum. Masterchef ve Survivor da sevmiyorum. Yine YouTube ya da telefon kalıyor geriye. Her hafta merakla yeni bölümünü beklediğim dizleri izlemek ne güzeldi. Diziler mi kötüleşti yoksa biz mi hiçbir şeyden keyif alamaz olduk bilmiyorum. 

Yemekhanede çalışan bir kıza, başka birimde çalışıp yemeğe gelen biri buradan memnun olup olmadığını sordu. Kız da memnun olmadığını ama mecburen çalıştığını söyledi. Merdivenden inerken de başka bir çalışan abi ile yol üstü konuştuk. Hem bu kadar az para veriyorlar hem de tek çalıştırıyorlar yetişemiyorum dedi o da. Burada herkes bir dokun bin ah işit modunda. Ben de çok yoğun olup yetişemediğimizi, iki kız başımıza erkek işini de yapmak zorunda kaldığımızı söyledim. Kolileme yapıyoruz, yani 2025 dosyalarını sırayla kutuluyoruz sonra o kutuları odadan dışarı çıkarıyoruz. Hem kutu yapmaktan el bilek ve parmaklarım ağrıyor hem de kutu doldurup taşımaktan ayaklarım, dizlerim ve belim… yaşlanıyorum galiba hakkaten sorgulaması yaşıyorum ağrılarım olunca. 

29 Ocak 2026 Perşembe

İşlerde eksik olunca tepenin atması

İnsanlar işini tam yapmayınca çok sinirlenmenin psikolojide bir karşılığı var mı?
Bugün oryantasyon eğitimi vardı, haftalar öncesinden haber verildi ve dün de tekrar hatırlatıldı. Sabah gittim katıldım, daha başlayalı beş dakika olmadan “özür dileriz şimdi bitirmek zorundayız bi saat sonra devam edeceğiz” denildi. Meğerse denetim ekibi gelmiş, hepimizin çalışma yerlerine tek tek uğrayıp incelediler. Bir saat sonra aradım ik’yı, geleyim mi diye. Çünkü aramızda 19 kat var boş yere gitmiş olmak istemiyorum. Biz size haber vereceğiz denildi. Sonra ya aramadılar ya da yemek molasındayken aradılar. Ben de kimse aramadı diye iptal olduğunu düşündüm. Çıkışa bir saat kala bir iş için birini aradığımda “eğitimde” cevabını alınca ik’yı tekrar aradım, eğitim bitti dediler. Bana haber vericez denildi ama verilmedi dedim. Her ay oluyormuş zaten bir sonrakine katılırmışım. Sinirlendim çünkü normalde çalışma yerimde çok yoğunum zaten ve anca ona göre ayarlamıştım kendimi. Ayakkabılarımı bile ona göre giymiştim plan değişince rahatsız bir şekilde çalışmak zorunda kaldım. Neyse vardır bir sebebi diyorum ama sinirlenmeden de edemiyorum. Mail attım sorumlu kişiye, dönüş yapılmayınca iptal olduğunu düşündüğüm için imza atmış olsam da katılamadım bilginize, diye. Çalıştığım yeri de merak ediyorum doğal olarak, kime neye çalışıyorum amacımız ne vs. Bu aralar da çok yoğunuz zaten biraz dinlenmiş de olacaktım ne güzel, en çok da bu yüzden üzdü sanırım. Şu an çok yorgunum. 

28 Ocak 2026 Çarşamba

Küçük insancıklar

 

Önümden giden iki küçük adam, hararetle ne konuşuyordunuz acaba? Kulak kabarttım ama anlamadım. Çocuk gibi değillerdi, koskoca adam gibiydiler. Birinin elleri cebinde, üşüyordu belki de. İkisinin de ayaklarında ayakkabı yok, az ileride oto yıkamacı vardı kaldırımlar hafif ıslaktı onlara da çorapla basıp geçtiler. 

Çok derin duygulara itti beni bu çocuklar. Kim bilir nasıl bir ailedeler, anne bi tarafta baba bi tarafta kâğıt topluyordur muhtemelen, tabi hayattalarsa. Belki de hastadır birisi evde yatıyordur sürekli. Dizilerde, filmlerde öyle olur ya.

Şimdiden yakın arkadaş olmuşlar. Gençliklerinde, büyüdüklerinde de arkadaşlıkları devam eder mi acaba? Her gün böyle birlikteler midir? Birileri sataşırsa birbirlerini kolluyorlar mıdır? 

Birden durdular, başka yöne gitmeye karar verdiler. Sağ taraftakinin burnu sümük doluydu. Selpak bulup silesim geldi. Aslında ikisini de iyice temizleyip giysilerini düzeltesim de geldi. Böyle durumlarda ne yapacağımı bilemiyorum, aşırı empati kurabiliyorum ve sonrasında bu beni suçlu hissettiriyor. Sadece yardım istiyorlarsa yardım edip geçmek yeterli sanırım. 

Umarım hayat size güzel bir gelecek hazırlamıştır çocuklar…

27 Ocak 2026 Salı

Blogger sabır testi


 

Şimdi de bu çıktı ya fotoğraf ekleyene kadar sürekli kapatıp yeni sayfa açıyorum bi yerde artık pes edip izin veriyor. Yorum yanıtlama kısmı düzeldi, bu da düzelir diye umuyorum. Hatta normalde de biraz zor ekleniyor iki kere falan denemek gerekiyor belki onu da düzeltirler.

Salıyı da bitirdik, yarın da çarşambayı bitiririz. Hafta biter bu gidişle.




26 Ocak 2026 Pazartesi

Akşam geçiştirmesi

Kalan pizzaları bugün nihayet yiyebildim. Pepsi almıştım bir de, tam öğrenci evi menüsü oldu. 

Bugün zor bir gündü. Eve gelince deftere yazdım döktüm içimi yine. Bu sefer yarım sayfa yetti. Dün de yazmıştım ondan herhalde. Daha iyiyim. Ama yatmadan önce de tekrar yazarım diye düşünüyorum. Durup durup içim fokurduyor sanki yazdıkça sakinliyor. 

Bu günlerde havalar çok kapalı, izlediğim dizide de (muhteşem yüzyıl) şehzadeler öldü, iyice içim karardı. Şu güneşli uzun günler ne zaman gelecek? Günler uzasın, ısınsın, enerjimiz yükselsin. 

25 Ocak 2026 Pazar

Herkesi mutlu edemezsin çünkü pizza değilsin

Bir pazar daha bitti, ve bir hafta daha…

Bugün birkaç bölüm muhteşem yüzyıl izledim, bizimkilerle kahve içtik, kardeşimle konuştum.

Ütü yaptım, temizlik, çamaşır…

Günlerdir hava kapalı, enerjim düşük.

Bu hafta kolay ve güzel geçer umarım.

Dün pizza almıştım, dolapta iki dilim kalmıştı. Onu yesem mi yemesem mi ikilemi yaşıyorum. Saat 21:00. Sabah da erkenden kalktım, bünye alıştı erken kalkmaya, o yüzden erkenden uykum da gelmeye başladı şimdi. Neyse yemicem, tutcam kendimi.

Bu kadar erken uyumak istemiyorum ama gözlerim kapanıyor. Hayır ya uyumayacağım. Belki pizzayı yersem uyumam :)) ama yok yok yemeyeceğim. (Önceki yazıya örnek bir kendimle konuşma seansı oldu haha) Yersem midem beni uyutmaz zaten yanar, hem aç da hissetmiyorum gerek yok durduk yere kalori almaya. En iyisi biraz oyun oynayayım telefondan ben. 



24 Ocak 2026 Cumartesi

Bir ben vardır bende benden içeri

 

Yazı yazmak hep çok iyi gelmiştir. Çok dolu hissettiğim zaman aklımdakileri sayfalarca yazar, sonra da o sayfaları çöpe atarım. Zihnim rahatlar, berraklaşır, rahatlarım. 

Bir süredir vakit bulamıyordum, hangi birini yazıcam diye düşünüp vakit de ayırmaya çalışmıyordum açıkçası. Bugün aldım defteri yazdım, bittiğinde üç sayfa dolmuştu. Yine çok iyi geldi. Kararlarım netleşti, kendi durumumu gördüm.

Terapiye gittiğim süreçte terapistim bana kendimle konuşmayı çok önermişti. Tehlikeli değil mi diye sormuştum, “ya bunu alışkanlık haline getirirsem ve şizofren olursam” diye sormuştum da gülmüştü, şizofreni öyle bir şey değil demişti. “Bizlere kendi kendine konuşmayı delilik gibi gösterdiler, ama sağlıklı bir şeydir aslında. Asıl kendinle konuşamıyorsan sıkıntılar başlar” demişti. Eğer istemiyorsan bunu yazarak da yapabilirsin tabi ama dene diye de eklemişti. 

Başlarda çok saçma gelse de ufak ufak kendimle konuşmaya başladım. Mesela kafama takılan bir konuda kendime “şimdi napıcaz söyle bakalım” diyip baya iyi cevaplar verdiğim oluyor. Sonra laf lafı açıyor :)) içsel rahatlamayı, tamamlanmayı hissedince konuşma da bitiyor zaten. 

Malum, çağımızın en büyük dertlerinden biri yalnızlık. Benim de çevremde ailem dahil güvenle içimi döküp konuştuğum pek kimse olmadığı için ilaç gibi geliyor kendimle sohbet etmek. Zaten benim her işe girişimde elim para görür görmez terapist aramaya başlama nedenimin de, (etikten dolayı kimseye anlatmayacağının güveniyle) birileriyle rahatça konuşup, suçlu hissettirilmeden dinlenme ihtiyacım olduğunu düşünüyorum. Çoğu seansa sadece beni dinleyen ve anlamaya çalışan biri olması sebebiyle gittiğimi biliyorum. Sonra bu terapist konuşmaları kendimle de konuşmayı öğrenmeye evrildi işte.

Kendinizle konuşun dostlar, siz de içinizdeki sesi duyun.

Twitter’da bi paylaşım vardı, elinizi kalbinize koyun gözünüzü kapatın ve sesli bir şekilde isminizi söyleyerek kendinize seslenin, ne cevap aldığınızı yazın yazmıştı birisi ve altında çok enteresan cevaplar vardı. Bazısı öfkeyle “ne var” dedi gibi hissetmiş, bazısı küslük demiş. O his bizim ruhumuz işte. İç benliğimizin bizimle ilişkisi nasıl diye onu arada bir kontrol etmek lazım. Benimki de bana küsmüştü, cevap vermiyordu. Ama şimdi biraz daha güveniyor bana ve cevap vermeye başladı :) sizinki ne durumda?

Cumartesi sabahı

 

Geçen hafta ya da bu haftanın başı da olabilir emin değilim zaman algımı biraz kaybetmiş olabilirim, sabah evden çıkıp servis bekleme yerime doğru yürürken yol kenarında bir yavru kedi ölüsü gördüm. Akşamına bir akrabamızın vefat haberi geldi. 

Bu sabah da yine bir yavru kedi ölüsü gördüm yine servise doğru giderken… tedirgin oldum yalan yok. Allah yaşlanıp dünyadan elini eteğini çekmiş artık ölümü bekleyenlere nasip etsin diğerlerine uzun ve güzel ömürler versin. 

Çalışma yerimde artık patlama noktasına geldiğim için ne kadar az zaman geçirirsem o kadar iyi modundayım. Servis 1 saat erken bırakıyor maalesef mesaiden önce. Ben de başka yer bulamayınca soluğu kahvecide aldım yine. Buranın dışında bir de mahalle kahvesi gibi bir yer var ama küçücük ve soğuk, herkes sigara içiyor, oraya gitmek hiç istemedim.

Kahveci bi 5-6 dk beklemeniz gerek dedi. Yedi buçukta açılıyormuş kasa. Eski işyerimde hiç böyle bir şey yaşamadığımı hatırladım, ne zaman gitsek ilk müşteri de olsak kahve hep hazırdı. Ama orda saat 8de gidiyorduk şimdi hatırladım, en erken 7:50de oradaydık. Burada ise 7:20de iniyorum. 

Bekledim içerde oturup, sonra biri daha geldi o da bekledi. İki kişi çalışıyorlar ve gerginlerdi biraz. Birilerinden şikayet ediyorlardı müdürleriydi sanırım. Sonra "sıradan alayım" dedi çalışan ve gittim kasaya. Sütlü filtre istedim bir de peynirli simit, çocuk bi baktı meğer filtre kahveyi koymamışlar makineye. Biraz daha bekler miyim yoksa Latte veya Amerikano ister miyim diye sordu, sabah sabah amerikano sert olur diye latte olsun o zaman dedim. Tamam dedi o zaman filtre kahve diye gireyim onu da(Latte filtreden pahalı normalde), bir boy büyük alırsanız yiyeceğiniz indirimli oluyor yani 260 yerine 240 ödüyorsunuz, olsun mu dedi. Olsun dedim, lehime bir alışveriş oldu.

Ölü kedi inancım yerleşmeden kırılıyor sanırım yani inşallah. Kendi kendime bak iyi şeyler oluyor kötü düşünme dedim.

Ben bir özel hastanenin arşivinde çalışıyorum ve çalıştığım yerde yan yana birkaç özel hastane var böyle. Şimdi kahveciye hastane çalışanları geldi kıyafetli şekilde. Hemşireler sanırım , mavi yeşil takımlar olur ya hani. Tam kahvelerini alıp çıkacaklarken kapıda bir adamla karşılaştılar “aaa hocam yakaladık sizi” diyip gülüştüler, adam da şakasına “hasta var acil içerde siz nerdesiniz” gibi bişeyler dedi sonra şaka dedi güldüler. Afiyet olsun dedi doktor, kahve almaya içeri girdi. Doktorlara sürekli herkes hocam diyor, belediyede çalışırken de herkese başkanım diyorduk. Sektör değişince hitaplar da değişiyor.

Sonra başka bir doktor da girdi içeri, bu beyaz önlüğü ile gelmişti diğeri sivildi. İki doktor sırada beklerlerken başka doktor geldi. Kasadaki çocuk da tanıyor bunları, geldiklerinde "hoşgeldiniz hocam" diyor. 

Bir gün hastane ortamında çalışacağımı hiç düşünmezdim, doktorlar dizisinde gibi hissediyorum bazen :)

Sonra içeri girip odama geçince o his geçiyor biraz çünkü arşiv otopark katında saklı bir odada, hastanede çalıştığımı bazen anonslarda kod uyarısı yaptıklarında hatırlıyorum bir de kat sekreterleri dosya getirip yoğunluktan şikayet ettiklerinde.

Bak şimdi bir tane de kadın geldi, kasadaki çocuk “hocam dün yoktunuz sizin için 7de açtım kasayı bekledim bekledim gelmediniz” dedi, kadın da “evet gelemedim toplantım vardı” dedi, birbirlerinin saçlarına iltifat ediyorlar şu an. Çok acayip geliyor ya ne zaman alışıcam hastanede çalışmaya bakalım :)) meğer doktorlar da bizim gibi normal insanlarmış :P Bu kahveci bizim hastane değil de başka bir hastanenin altında, yani gelenler bizim hastane çalışanları değildir muhtemelen.  En azından çoğunluğu değildir. 

Saat 08:08 artık yavaştan çıkayım bari, gecikince bizim kız hemen mesaj atıyor nerdesin diye ama kendisi olunca ara ki bulasın. Mesajlara bakmıyor, işi çıksa haber vermiyor. Geçen kızdım böyle olmaz diye, tamam dedi. Öğrenecek hepsini inşşş. 

23 Ocak 2026 Cuma

Blogger’la mücadele ve bunalmışlık

 

Arkadaşlar bu blogger neden böyle… sürekli bir engel çıkarıyor 🥲 önce telefonda yorum yapamamaya başladım sonra fotoğraf eklemeyi zorlaştırdı şimdi de hiçbir yerde “yanıtla” yapamıyorum.

Yorumlarda bir yorumun hemen altındaki yanıt verme linkim çalışmıyor yani, “sil” çalışıyor ama, sizin de öyle mi? Bu yüzden son yorumları tek tek isimleri yazarak yaptım, ilk blogger zamanlarımızdaki gibi…

Sabah işyerindeki bilgisayarla alakalıdır diye düşündüm. Ama eve geldim şimdi tabletten denedim hala aynı. Telefondan zaten ne yazık ki hiç yorum yapamıyorum… tüm bunlara rağmen bloglamaya devam ediyoruz ya hepimizi tebrik ediyorum gerçekten. Keşke blogspot da bunun değerini bilse de biraz daha iyi çalışsa :))

Bunun dışında, bugünden bahsetmem gerekirse: Bugün biraz bunaldım. 

Bunalma sebebim hep aynı kişiyle sabahtan akşama kadar birlikte olmam ve hatta yemekte ve molada da birlikte olmamız… karşı taraf durumdan çok memnun ben de sorun cıkarmiyim dedim ama baya siyam ikizlerine döndük her şeye birlikte gitmeye başladık. Ve bana aşırı fazla gelmeye başladı bu durum. Dayanamadım ve “ben yalnızlığı seven biriyim bu kadar yakınlık bana iyi gelmiyor, yanlış anlama ama bugün yemeğe de molaya da yalnız çıkmak istiyorum” dedim, şaşırdı neden diye sordu. “Biraz bunaldım çünkü, ben hep böyleyim senlik bir şey değil” dedim. “Peki uzun sürer mi” dedi gülerek, ben de evet sürer dedim. Hey allahım ya bi sal beni. Zaten azıcık kulaklık takıp konuşmayayım hemen neyin var demeler başlıyor. 

Ben tabi yine Chatgptye de danıştım o da “duygusal boşluğunu seninle doldurmaya çalışıyor rahatsız oluyorsan sınır çizmelisin” dedi. Bu sınırı çizip kendimle vakit geçirmek iyi geldi. Artık aman yanlış anlar diye diye kendimi istemediğim durumlara sokmak istemiyorum. Bu aileden şartlanılmış bir şey ne yazık ki, zira anneme anlattığımda önce hiçbir şey demedi sonra kırmadan söyleyip yapabilirsin tabi falan dedi. Ayyyyy bazı ebeveynler neden hep başkalarına kendimizi adamalıymışız gibi davranıyor ki sonra da neden kendini koruyamıyorsun diyorlar. Ben diye bir şey mi bırakıyorsunuz sanki. 

22 Ocak 2026 Perşembe

Geberit



Bugün gözlerim dolu dolu girdiğim bu wcden durup dururken neden azar işittim ki ben şimdi? 🥲😅

21 Ocak 2026 Çarşamba

Büyümek de güzeldir

Şaka maka baya büyüdük ya. Neredeyse kırk oldum. Ne ara bitti 20’ler 30’lar… 

İşyerinde de bunu zaman geçtikçe daha çok hissetmeye başladım. Çalıştığım yerin yaş ortalamasının üstündeyim. Genelde 20lerde çoğunluk. Bazen dayanamayıp usul öğretmeye çalışıyorum. İşyeri duygusallığı kabul etmez, benim kafam da laubaliliği kaldırmıyor. İnsanlar kendilerini çok zeki sanıp canım cicimle iş yaptırmaya çalışınca cinlerim tepeme çıkıyor. Kuralları hatırlatıyorum falan. Eski işyerimde sütten çok ağzım yandı artık her şeyi üfleyerek yiyorum yani. Çizgi bir daha kayarsa toparlayamam korkusu oluştu sanırım. 

Bugün kendimi emekliliği gelmiş asabi memur amcalar gibi hissettim. Hani herkese üstten üstten iş öğretir işleyişi anlatır hataya pek tahammülü olmaz, diğer gençler de arkasından emekli olsa da kurtulsak der ya. Onlar gibiyim bu ara. Kendi işleri görülsün diye benim işimi umursamayanlara sert çıktım biraz. En kötü ne olur? İşten çıkarılırım. Ama en azından kendimi önceliklendirdim, kendimi korudum derim. İçim rahat olur. Kendime karşı mahcup olmam. Önemli olan bu. 

Nerede olursanız olun kiminle olursanız ya da ne iş yaparsanız yapın eğer kendinizle bağınız yoksa hep bir boşluk, mutsuzluk sizinle beraber oluyor. En büyük hayaller gerçek olsa bile o içindeki sadece senin doldurabileceğin boşluğu doldurmamışsan hep bir şeyler eksik kalıyor. Bu hayatta en büyük gayemizin kendimiz ile ilişkimizi geliştirmek olduğunu ve kendimizin kul hakkına girmemeyi öğrenmek olduğunu düşünüyorum. 

20 Ocak 2026 Salı

Instagram


İlerde "keşke önceden oluştursaydım" dememek için şimdiden blogum adına bir instagram hesabı oluşturdum.

Burada yazmanın yanında, oradan da paylaşımlar yapmayı düşünüyorum.

Takip etmek isterseniz beklerim @yinebirgunbizboyle


19 Ocak 2026 Pazartesi

Karlı hafta başı

Sabah uyandım yağış yoktu, yerlerde kar yoktu sadece çatılarda vardı. Neyse kolay giderim dedim, birkaç dakika sonra kar bastırdı. Geçende de hiç kar yokken evden çıkınca başlamıştı.

Benim çıkış saatimle havanın mesai saati aynı sanırım :))

Bir anda beyaza büründü her yer. Yürüdüğüm yollar yokuş olduğu için kaymamak için dikkat ederek yürüdüm. Kar yerde hafif tutmaya başladığında baya kaygan olabiliyor çünkü. Bir sıkıntı yaşamadan servis bekleme noktasına ulaştım şükür. Orda da bir ağacın altına girip bekledim.

Rusya'daki kar yağışını görmüşsünüzdür. O videoları gördüğümden beri havada gördüğüm her kar tanesinde ürperiyorum :)) Buralara o kadar yağmaz herhalde.

 İşe yemek çantasıyla geldim bugün, yemek getirmedim ama, buraya kahve makinesi almıştık onda süt kaynatma gafletinde bulunduk da süt hep dibine yapışınca eve gidip dibini iyice çitilemem gerekti :) 

Geri getirirken de taşıması kolay olsun diye minik bavul gibi olan yemek çantasına koydum, iç cebinde de apitera buldum. Hasta gibi hissedince bundan sabah aç karna sıcak suya kırıp içtiğinizde toparlanıyorsunuz, tavsiye ederim. Bağışıklığı güçlendiriyor.

Son kullanma tarihi 10.2025 ama 2-3 aydan bir şey olmaz bence. Ama aç karna içmicem yine de ne olur ne olmaz midemi rahatsız etmesin tarihi geçti diye. Kahvaltıdan sonra içerim diye düşünüyorum. 

Bakalım bu kar yağışı ne kadar sürecek. Yılbaşında heyecanlandırıp hemen bitmişti ve geçen hafta da çok yağacak diye tatil yapıldığı halde yağmamıştı. Bu sene karın sağı solu belli olmuyor :)

18 Ocak 2026 Pazar

Bir pazar daha biterken…

 

Sabah uyandığımda kar yağmış olduğunu görünce hayretle cama yaklaştım. Beklemiyordum sürpriz oldu. Gün boyu da hep yağdı ama yağdığı kadar tutmadı. Şu anda da devam ediyor ince şekilde. Belki büyükçe yağsa tutabilirdi. 

Bu fotoğrafı tost makinesiyle mi çektin diyebilirsiniz :)) bu düşük kalite hoşuma gittiği için özellikle seçtim. Sanki 90lı yıllarda bir devlet dairesinde çalışırken camdan çekilmiş gibi bir hissiyat verdi bana. Bir roman vardı hatta o geldi aklıma, adı neydi… Bir genç adam memuriyete başlamıştı ve çalıştığı yerde yaşlı bir adam tercümanlık yapıyor ve bir yandan da boş vakitlerinde resim çiziyordu gizli gizli. Sonra hastalanıyordu işten ayrılıyordu bu genç de ziyarete gidiyordu falan. Arattım bulamadım dur bi de yapay zekaya sorayım, heh tamam Kürk Mantolu Madonna. Genelde kitapların adını hatırlar içeriğini hatırlamam, bu sefer tam tersi oldu. Ama bu kitap olduğuna ihtimal vermiyordum.

Bugün pazar günüydü:

- Temizlik 🧹 

- Bulaşık 🧼 

- Nevresim değiştirme 🛏️ 

- Çamaşır 🧺

- Aile ziyareti 🧑‍🧑‍🧒

Hepsi yapıldı ✅ 

Dışarı çıkmayı da planlamıştım ama hava kapalı, soğuk ve yağışlı olunca vazgeçtim.

Bir de yemek yaptım, insanın kendi yemeğini pişirmesi keyifliymiş, işe başladığımdan beri evde pek yemek yapmadığım için özlemişim.

Böyleydi işte, bence gayet verimli olmuş yine de. 

Sizin pazar gününüz nasıldı?

17 Ocak 2026 Cumartesi

Yapay zekaya poster yaptırmaca, Mimledim sizi


Chatgptye beni tanıdığı kadarıyla nasıl biri olduğumu yazılı poster şeklinde çizmesini söyledim ve bunu çizdi. Gerektiğinde kendini koruyabilir’i iki kere yazmış, ne yalan söyliyim benim de alnıma yapıştırasım geldi “Gerektiğinde kendini koruyabilir” diye, önceki bir yazımda korunmaya muhtaç gibi görülmekten rahatsız olduğumu söylemiştim hatırlarsanız :))

Eskiden mimlemek diye bir şey vardı, hala devam ediyor mu bilmiyorum denk gelmedim. Ama ben bu poster olayı için birkaç kişiyi ismen yazsam da yapmak isteyen herkesi mimlemek istiyorum, sonuçları çok merak ediyorum :

Yaşamdan yazılar

Recep altun 

Pelinpembesi 

Kitaptaki sessiz harf 

Kedikedikedi 

Sade’Ce

Ve mim’i yapmak isteyen herkesi mimledim gitti. İnşallah yapan birileri olur 😊🙏

Ben ChatGPT kullanıyorum ama gemini, grok vs hangisini kullanıyorsanız farketmez. 

Benim yazdığım prompt şuydu: 

Beni tanıdığın kadarıyla nasıl biri olduğumu renkli, yazılı, poster tarzında ve çizgi film ya da karikatür gibi çiz.

Haftasonu

 

Saat 15:20, benim haftasonu yeni başlıyor. 

Sonunda evimdeyim dinlenmekteyim. 

Yarım gün de olsa yoğun bir cumartesi idi, hafta içi tam mesai gününden pek fark yoktu. Neyse ki bi şekilde hallettik.

Bu haftanın da bitişi ile işe gireli tam 4 hafta oldu, yani 1 ayımı doldurmuş oldum. Bakalım ne kadar sürecek buradaki serüvenim. 

16 Ocak 2026 Cuma

Her şey kolay olmadan önce zordur


İnsanoğlu ne acayip, su misali girdiği kaba göre şekilleniyor. 

Başta çok zor gelse de zamanla oraya uyumlu hale geliyor kişi illa ki. Zaman geçtikçe normal geliyor o yer/durum, tanıdık geliyor. 

Alışkanlıklar da böyle oluşmuyor mu zaten. 

Hem ne demişler, her şey kolay olmadan önce zordur. 

Başta isteksiz yaptığın yürüyüşler, okuduğun kitaplar ve hatta açtığın sosyal medya hesabı bile “ben niye bunla uğraşıyorum” diye vazgeçme noktasına getirse de ona rağmen devam ettiğinde bu vazgeçiş dürtüsü gittikçe hafifliyor. Ara ara yine hissettiriyor ama artıları eksilerinden fazlaysa problem olmuyor. 

15 Ocak 2026 Perşembe

Miraç kandili mübarek olsun


 Bazı günler çok dibe vuruyorum. Bugün de öyleydi. Kimseyle muhatap olmak istemiyorum ama işteyim mecbur kalıyorum falan. Mental olarak çökmüş hissediyorum hasta mısın diyorlar sinirleniyorum... Bu hafta komple zor gidiyor aslında ama bugün en dipti. Muhtemelen yarın reglim başlayacak, anormal derecede modum düştüğünde genelde öyle oluyor. Hormonlar ele geçirmiş oluyor beni.

Bugün Miraç kandiliymiş. Hepinizin kandili mübarek olsun. Birbirimize dua edelim. Bana insan iliskilerimde sınırı nasıl cizebilecegimi öğrenmekle alakalı dua edebilirsiniz. Yakın olsam boğuluyorum uzak olsam yalnız hissediyorum, nerede duracağımı kestiremiyorum... 

Siz de ne konuda dua istiyorsanız yorum bırakın sizin için de dua edeyim.

Bazı günler yaralarımızı hissederiz

Şu kahveye bu kadar para vermeyi hiç istemiyorum ama bugün güne başlama motivasyonumu kazanmak için bir şeyler yapmam lazımdı, çalıştığım yerin çevresinde de başka bir seçenek ne yazık ki yok. Her yer bina, yol, araba. Evde tost yapmıştım, bari yiyeceğe para vermiyim dedim onu yedim. Sabah sabah çarpıntı yapmasın diye filtre yerine bol sütlü latte aldım.

Bizim bi akraba whatsapp grubu var ama sadece kadınlar ve yakın olanlar. Oraya çok eski bir foto koymuş teyzem. Toplu bir fotoğraf. Bir tane de birinin kucağında çok tatlı bir bebek var. Annem yok fotoğrafta, yorum yapmış ne güzel foto gibisinden. Sonra teyzem o bebeğin ben olup olmadığımı sormuş, annem de aa evet yazmış. Sadece aaa evet. Ne bir gülücük ne bir kalp. Benmişim o bebek. 

Benim bebeklik fotoğraflarım eskiden iyi muhafaza edilmediği için küflenip çürümüş o yüzden hiç yok. İlk defa kendi bebekliğimi gördüm. Babam “çok güzel bir bebektin seni görünce böyle bi kızım olacağını bilsem hemen evlenirim diyordu arkadaşlarım” derdi. Gerçekten de öyleymişim. Çekik gözlü, ağzı yüzü minicik, tombik elli bembeyaz bir bebek. 1,5 yaş civarıyım sanırım fotoda. Kucağına alan kişi zoraki almış gibi, asık suratlı biri. Annem yok, o sırada nerede olduğunu da hatırlamıyor, belki de ben çekmişimdir diyor. Ben gülüyor gibiyim ama fotoğrafı yaklaştırınca ağlamak üzere olduğumu farkettim. Ayaklarımı birbirine yaklaştırmışım rahat değilim belli ki. 

Bu fotoğraf beni o kadar duygulandırdı ki. Ben de bir zamanlar böyle bir bebektim işte. Masum, sevimli. Benim böyle bir bebeğim olsa bir dakika bile sevmeden duramazdım sanırım. Neredeyse canım pahasına herşeyden önde tutardım. Benim çocuğum bu ya ötesi var mı? Herkesten her şeyden önemli. Ama gel gör ki temel ihtiyaçlar hariç ekstra hiçbir ilgi, sevgi görmemiş bir bebek. Üstelik temel ihtiyaçları karşılandığı için bile suçlu ve borçlu hissettirilen… unutulmuş, ihmal edilmiş, nasılsa ses çıkarmıyor uyumlu diye hep daha fazlası beklenmiş… “biz seni kucağımıza alıp gezdirmemişizdir hiç” diyorlar bizimkiler "önüne oyuncaklarını koyardık kendi kendine oynardın" diyorlar, babam “belki de seni hiç kucağıma almamış olabilirim” diyor mesela, kalabalık aile olmayı bahane ederek. 

Ben küçük kardeşimi rüyamda hep bebek haliyle görürdüm, onda kendi küçüklüğümü görüp koruma moduna geçerdim sürekli. Bu fotoğrafı gördükten sonra rüyamda yine küçük kardeşimi gördüm ama ilk defa şu anki büyümüş haliyle… artık kendi küçüklüğümle tanıştım çünkü, ben varım, görünürüm artık, kendimi kabul ediyorum, seviyorum, koruyorum. 

Sabah bu düşüncelerle servis beklerken instagramdan aşağı eklediğim paylaşım çıktı karşıma. Okudukça her sayfayı ekran görüntüsü aldım. Sonra derin düşüncelere dalmışım. Normalde servis yaklaştığı an farkeder hazırlanırım binmek için, bu sefer gelmiş önümde durmuş görmemişim korna çaldı dönüp baktım ama hâlâ anlamadım en sonunda şoför el salladı da anladım bindim hemen. 
Hayatım boyunca evlenmeyi hep çok istedim ama herkese istemiyorum dedim. Çünkü istediğimi söylersem neden evlenmiyorsun o zaman diyecekler. Ama ben evlilikten çok korkuyorum. Mecbur kalmaktan korktum. İstemiyorum ben demek kolay bir kaçış oldu. Hala bile öyle bir ihtimal olsa cesaret edemem gibi geliyor maalesef. Belki de hiçbir zaman cesaret edemeyeceğim, bilmiyorum… Bekarken güçlü hissetmek batağından hiçbir zaman çıkamayacakmışım gibi geliyor.












14 Ocak 2026 Çarşamba

Her şey zamanını bekler

 


Beni uzun zamandır takip edenler bilir bir ara “gelecek vaadeden bloglar” listesine girmiştim. Bugün ilk yazımı okuyunca altında yorum olarak onu gördüm, girip baktım liste hala duruyor ve ben de varım. Oraya eklenen blog adresim dışında bir de Twitter adresim varmış. Ben de bayadır Twitter adımı ve kaydolduğum maili hatırlayamadığım için giriş yapamıyordum. Bu sayede kullanıcı adımla girip kayıtlı telefon numaramla da şifremi sıfırlayarak gerçek Twitter hesabıma yeniden ulaşabildim. Tüm twitlerimi tek tek okudum. Bu eklediğim ekran görüntüsündeki twitimi yazarkenki ruh halimi az çok hatırlıyorum, “acaba dua hükmüne girer mi yazmasam mı, arkadaşlarım görüp depresyona girmiş diyecekler” vs diye düşünüp yine de yazmak istemiştim. Ama huzursuz etti tekrar okuyunca, sildim ben de. 
Dolar 10 oldu diye üzüldüğüm bir şey yazmışım, 20yi de görür falan demişim. 
Sanki hep bir kısır döngüdeyiz, zaman mekan farklı ama olaylar benzer…



13 Ocak 2026 Salı

12 Ocak 2026 Pazartesi

Karsız kar tatili

 

Kar yağacak diye daha dünden havada tek damla kar olmadığı halde bugün okullar tatil edildi ama fotoğrafta da görüldüğü üzere kar yok… üstelik burası Çamlıca yani en çok kar tutacağı söylenen yer. Herkes kar görmeye gelmişti.

 Ama buzzzz gibi hava. Bu gece buzlanma olacak gibi. 

Sabah uyanır uyanmaz dışarı baktım kar yoktu. Dışarı çıktığımda başladı, işten döndüğümde heryerin bembeyaz olacağını hayal etmiştim, olmadı :)

11 Ocak 2026 Pazar

Evimdeki terapist


 Bugün Pazar. Temizlik, bulaşık, çamaşır günü ama hava öyle kapalı ki hiçbir şey yapasım yok. Gece fırtına vardı, yağmur ve rüzgar çok şiddetliydi bir hortumun içindeymişiz gibi hissettirdi. Cama öyle hızlı vuruyordu ki kırıp içeri dalacak gibiydi. Bazı pencerelerden içeri su sızdırıyordu bez ve bir kap koyup öyle uyudum. Sabah uyandığımda hava hala tam aydınlanmamış gibi göründüğü için saat 7 falan sandım ama 9 buçuk olmuştu. Canım çok çekti diye cips almıştım dün, kahvaltıyla birlikte biraz ondan yedim. Yedikçe yiyesi geliyor insanın, ama bitirmeden durdurdum kendimi. Yine de içimde bir pişmanlık var şu an. Bağırsak florama kötülük ettim suçluluğu sanırım. Sürekli olan bişey değil ama bazen canım çekebilir diye rahatlattım içimi. Ama ne farkettim biliyor musunuz, yaş ilerledikçe aldığımız gıdalar daha hızlı tepki veriyor bedende ve ruhta. Daha hassas oluyoruz gerçekten. 

Sabah biraz da esneme hareketleri yaptım bugün iyi geldi.

Bu fotoğraftaki kitabı terapistim önermişti son seansımızda. Harika bir kitap. Evimdeki terapistimdir kendisi. İşe başladığımdan beri okumaya vakit ayıramadım, bugün biraz okuyacağım. 

Nedense boş ve evde olduğum her an telefonda gezinesim geliyor sadece. Sosyal medyada sörf yapıyorum hep. Oturup bir videoyu bile sonuna kadar izleyemiyorum. Dehb belirtisi olabilir mi diye düşünmekteyim. 

10 Ocak 2026 Cumartesi

Evin yolu

 

Cumartesi günleri bize yarım gün olduğu için servis kullanmıyoruz. Tam gün çalışanlar akşam kullanıyor. 

Şu ev yolunu bi türlü tam oturtamadım. Otobüsler duraklar karışıyor hep. 2 vasıta kullanıyorum ama diğer otobüse binmek için gideceğim durağı karıştırıyorum sürekli. Ve yanlış yere gitmiş oluyorum tekrar o yolu dönüyorum vs. Eve gelişim 1 saati geçti yine :;)

2030


 Dün gece moralim bozuktu biraz. 2030daki bana bir mektup yazıp çekmeceye koydum. O yıl geldiğinde unutmayıp okurum umarım. 

9 Ocak 2026 Cuma

Yarınlar yokmuşçasına


 Güya kahveyi azaltayım demiştim di mi? Yok azaltayım diyince artıyor. Bu da benim sigaram gibi bişey işte. 

İşten eve geldim yarın cumartesi aslında iş var ama 2ye kadar, ben de tatilmiş gibi düşünmek istedim, sandviç yaptım youtube izledim sonra bi de bol sütlü kahve yapayım kahvesi az olursa bişey olmaz diyerek kahve yaptım. İçtim bakalım uyuyabilecek miyim…

Servisçi abi ben yeniyim diye bana çok kibar davranıyor kendimi kötü hissediyorum. Bi de kızım falan diyor halbuki kendi de yaşlı değil. Beni kuvvetle muhtemel 20lerimde sanıyor. Çünkü yaşımı göstermiyorum ve çalıştığım yerde de çoğunluk 20li yaşlarda. Küçük göründüğüm için ciddiye alınmadığımı hissediyorum bazen çok canım sıkılıyor yaaa. Ciddi duran da biriyim öyle laubali de değilim konuşurken de resmi konuşurum mesela ama yok bunu aşamıyorum bir türlü… durup dururken beni savunası geliyor insanların ben korunmaya muhtaç gibi mi görünüyorum :/ gerçi bazıları da baya ağzıma mıçıyor acımasızlar, neyse demek ki benle alakalı değil de bazılarının yufka yüreği ile alakalı bişey bu biraz rahatladım şimdi. Yav çirkef, kötü, illallah ettiren biri olmak ne zormuş kötü olasım geliyor bazen özellikle insanlara gıcık davranıyorum ama ona rağmen iyi davrandıklarında da deliriyrmm neden benim kötü olabileceğime inanmıyosunuz yaaaaa

Günü doldurma becerisi


Gündüz vakti evimde olmayı özledim... Ama düşünüyorum da, okula, işe gitme mecburiyetim olmazsa evden kolay kolay çıkamıyorum. Ayaklarımı uzatıp kahve, yemek, dizi, vlog, sosyal medya vs derken günler birbirini kovalıyordu evdeyken ve ben gitgide kendimle vakit geçirmeyi herkese tercih etmeye başlamıştım. Bu hem çok keyif veren bir şey hem de dış dünyaya yabancılaştıran da bir şey. Ve bu biraz tehlikeli bir durum bence. Çünkü dışarıda çok tehlike varmış da evden ayrılmamak daha iyiymiş gibi bir his gelişmeye başlıyor.

Kendi başına gününü proglamlayamayanlar el kaldırsın sayımızı bilelim :)) totosunu kendi rızasıyla yerinden kaldırabilenler bu motivasyonu nerden buluyorsunuz?

8 Ocak 2026 Perşembe

Kahvekolik

 

Duble Türk kahveleri içildi mi?

Bugün işyerime gelen ziyaretçilerim vardı çıkıp kahve içtik, içeride misafir ağırlayacak yerim yok çünkü. Fazladan bir sandalye bile yok :)) zaten ortam da o kadar oturulacak bir yer değil. Yer altında ofisimiz. Ben de bu bahaneyle çıkıp hava almış oldum.

Dişlerimi sıkmaktan yüzüm kare oldu ya yok mu bunun bir çözümü? (Masseter botoks dışında)

Plak da kullanıyorum gece ama yine de uyurken özellikle çok sıkıyorum dişlerimi. 

Acaba her gün kahve içtiğim için olabilir mi?

7 Ocak 2026 Çarşamba

Toki

 

Bi şu TOKİ’leri bi de KPSS atamalarını bir türlü anlamadım. Geçen bi arkadaş TOKİ’ye başvurdum inş çıkar dedi, nasıl başvurdun İstanbul yoktu ki dedim vardı dedi. Ben de başvururdum bilsem. Nerden nasıl takip ediliyo bu ya?

Bi de KPSS… 75 puan aldım mesela başvuracak ilan bulamadım resmen. ÖSS gibi tercih listesi olup seçsek nolurdu sanki. Silindi gitti puanım hiçbir yer bulamayınca. 

Bazı konularda çok zekiyim ama bazı konularda da bi türlü kafam basmıyor gibi hissediyorum.


Görsel:Pinterest

6 Ocak 2026 Salı

Merkezde kalmak


 

Kendinin başına gelenleri bi şekilde kabullenirsin de sevdiğinin acı hissetmesini kabul etmek çok daha zor. Hele ki empat biriysen, o acıyı hissetmekle kalmayıp içinde cayır cayır büyüyerek yanan bir ateşe çevirirsin. 

Ben kurtarıcı değilim. 

Bazen sadece orada var olduğunun bilinmesi de yeterli. 

Onların da kendi hayatlarının sorumluluklarını üzerlerine alabileceklerine güven. 

Nasıl beni de kimse kurtarmadıysa, hiç kimse kimseyi kurtaramaz. Sadece yanında olabilir. 


Ekran fotosu yapayzekayla dertleşirken yine. 

5 Ocak 2026 Pazartesi

Lodoslu dolunay depresyonu

Sabahları işte buradan servise biniyorum. Bunu bu sabah çektim. 

Yavaş yavaş kölelik hissi gelmeye başladı yine :,)

Keşke bu kadar fazla çalışmak zorunda olmasak. 

Bu arada biz birimde iki kişi çalışıyoruz ve çalışma arkadaşım çok yüksek ihtimalle diskeksi. Çünkü hayır diyeceği yerde evet diyor, sıralamada en başta olan şey için en sondaki diyor vs.. bu da bazen işimi ikiye katlıyor. 

Benden önce de sürekli buraya birileri gelip istifa etmiş. 1-2 ay sonra, 1 yıl sonra ve hatta biri 2 hafta sonra gitmiş. Ben 5 ya da 6.yım. Ve beni görenler o kişiye kaş göz yapıyor bazen “bu ne kadar kalacak bakalım” diye. 

Bence öncekilerin gitme nedenlerinden biri de bu kişi ile birlikte çalışmanın zorluğu olabilir. Yönetim dahil herkes de farkında durumun bence, çünkü el yazısından da disleksi olduğu belli oluyor, okuma yazmayı yeni öğrendiğimizde nasıl yazıyorsak öyle yazıyor. Dosya numaralandırırken sayma sayılarını karıştırabiliyor mesela emin olmak için bana soruyor. Bunlar dışında çok iyi bir insan, bir şikayetim yok ama çalışma anlamında zorlayabilir gibi görünüyor. 
Böyle düşündükçe kendime 1 yıl süre veriyorum. “1 yıl bi çalış, sonra tamam mı devam mı diye sor, devam etmek istemezsen istifa et” diyorum kendime. Daha uzun devam edebilmek asıl niyetim aslında. Ama hem çalışma yerim hem iş arkadaşım biraz düşündürüyor beni. Neyse belki de yılsonu kapanışına denk geldiğim için böyle olmuştur…
Henüz hiç arkadaş edinemedim, “bununla anlaşırız” dediğim biri olmadı. Herkes yaşça küçük zaten benden, bi de ofisimiz diğerlerinden ayrı. Ofisler küçük küçük dağıtılmış her yere. Daha 3.haftam, acele ediyorum belki de. Ocak ayı böyle yoğun geçecek gibi. Sonra rahatlatız inş.

Birkaç gündür lodos vardı, baş ağrısı, gerginlik, sinir yaptı üstüne bir de dolunay vardı o da gerim gerim gerdi. Ondan böyle melankolik, öfkeli, kırılgan bir havaya büründük sanırım. 

Bu arada telefondan yorum yapamadığım için iş bilgisayarından komşu blogları ziyaret edip yorum bırakmaya niyetlendim birkaç kere ama onu bile yapamadım yoğunluktan. Gün boyu full çalıştık. Siz de böyle misiniz bu ara?

4 Ocak 2026 Pazar

Bir waffle’ı hak ettim


 Canım tatlı istedi ama vakit geç oldu. Kendimi almamaya ikna edemeyince almak için bahane bulmaya döndü iş. Duşa girmeye üşeniyordum, duştan çıkınca ödül olarak yerim dedim önce. Sonra bugün kendimle alakalı psikolojik bir çözülme yaşadım. Ve bu farkındalığa ödül olmasına karar verdim.. Şöyle ki, ebeveynlerime duyduğum bitmek bilmeyen bir öfkem var içimde. Ağızlarında kuş bile tutsalar affedemediğim ve her şeyde sinirlenecek bir şey bulduğum bir hal yaşıyorum kendimi bildim bileli. Onlar geçmişte hatalı davrandıklarını kabul edip artık daha dikkatli olsalar da (aynı evde yaşamamamızın da etkisi büyük bunda) benim zihnimde onların sesi otomatikleşmiş aslında. Yani hani sesli tuşlu oyuncaklar olur ya, hayvan sesleri vardır her birinde mesela ve hangi tuşa basarsan o ses çalar. Onun gibi ben de geçmişte beni yaralayan durumlarda ne duyduysam, benzer durumlarda beynimde o ses o kadar yüksek çıkıyor ki gerçek hayatta ne olduğunu kaçırabiliyorum. Yine böyle bir şey oldu, normalde sinirlenmeyeceğim bir şey annemle olunca içimde büyük bir öfke yükselmeye başladı. Neye sinirlendim? Neden sinirlendim? Bu gerçekten de normalde beni sinirlendiren bir şey mi? Diye sorular sorunca kendime, aslında sinirlenmeye bahane aradığımı farkettim. İçimdeki daimi öfkeyi açığa çıkaracak sebepler aradığımı ve bunun kimseye değil bana zarar verip gelişimimi engellediğini… affedişe giden yol budur belki de.

Bu tatlıyı da yedim ama fazla geldi gece gece. Çok aşırı güzel de değildi açıkçası. Neyse içimde kalmadı en azından.


 

3 Ocak 2026 Cumartesi

Bir işyerinde adaletsizlik varsa bedelini en vicdanlı olana yüklerler

 

Başlıktaki yazıyı az önce chatgpt ile dertleşirken o söyledi. 

Ben hakettiğimden düşük maaşa işe girdim diye boynumu büküp kaderime razı gelirken meğer çalıştığım yerde benden daha düşük alanlar varmış. Birlikte çalıştığım kişi maaşımı sorup duruyordu söylemiyordum en sonunda tahmin yürüte yürüte öğrenmiş bulundu ve ben de bu sayede ondan fazla aldığımı öğrendim. Aslında ondan daha az aldığımı sanıyordum. Onun hiç hoşuna gitmedi bu tabi. Ben iş ortamlarında hep en düşük poz ve maaşla yetinmek zorunda kalan olmaya o kadar alışmıştım ki, öğrenince kendim de şaşırdım. Nihayet birileri beni görmeye başladı diye düşündüm ama diğer kişi için de kendimi suçlu hissettim benlik bir şey olmamasına rağmen. Ben bu maaşımla bile birilerinden yüksek alıyorsam maaşlar hakkaten içler acısı. Hem de İstanbul’un zengin semtlerinden birinde çalışarak bu maaşlarla geçinmek zorunda bırakılmak ne acı. Dışarıdan bakınca zenginlerin tercih ettiği çok şaşalı bir işyeri, ama çalışanlarına karşı çok cimrilermiş meğer…

Chatgptye kendimi kötü hissettiğimi ve bir yandan da gidip itiraz ederse onunkini yükseltmek yerine benim maaşımın da daha da düşmesinden korktuğumu söyledim. Profesyonel ol sakin kal, fedakarlık rolüne girme, üstünlük ya da mahcubiyet göstermeden çalış, işine odaklı kal dedi. Öyle yapacağım, yapmaya çalışacağım. Önceki işyerimde benimle aynı işi yapıp benden iki katı yüksek alıyorlardı, daha da kötüydü yani. İstifa etmemin nedenlerinden biri de buydu zaten. Bu haksızlığa daha fazla tahammül edemiyordum. Bu adaletsizliğin nasıl can yakıcı olduğunu bilen biriyim…

2 Ocak 2026 Cuma

Belki aynı masadan geçmişizdir


Benden önce bu masada ve bilgisayarda çalışan kişi 11.08.2025 tarihinde word’e böyle bir yazı bırakmış. Şimdi ben varım, onu tanımıyorum, ama aynı yerden geçen birinin o zamanki duygularını okuyabiliyorum. Ne tuhaf. 

1 Ocak 2026 Perşembe

Hoşgeldin 2026

 Merhaba sevgili arkadaşlarım, yine buradayım. Bir süre herkese kapalı devam etmiştim, ama geri açmaya karar verdim. Aslında böyle bir düşüncem yoktu, bu sabah aklıma geldi. Yeni bir yıl başladı, ben blogumda yılın tüm günlerini numaralandırıp yazı girerdim, tekrar yapsam nasıl olur diye düşündüm. Açıkçası çok büyük bir hevesim yok ama yine de yapasım geldi. Belki eksiksiz her günü yazmayabilirim ama seri yapmayı düşünüyorum yine şimdilik. Bakalım nasıl olacak.

İstanbulda 31 Aralık bizi kar ile karşıladı, tam da meteoroloji uzmanlarının dediği gibi yeni yıla kar süprizi ile başladık. Bugün de yağmaya devam ediyor. 2025 genel olarak herkes için zormuş duyduğum kadarıyla, 2026 daha rahat geçer umarım. Ben yılı bitirmeden 2 hafta önce işe girdim, bu 2.haftam. 1,5 yıldır çalışmıyordum, maddi olarak zorlanmaya başlamasan çalışmayı da düşünmüyordum ama hayat yine iş ortamına yönlendirdi beni. Tek motivasyonum para. Öyle ahım şahım bir maaş bulmak da zor tabi, olan ile yetinmeye karar verdim. İş bulmak da zor çünkü. 3 aydır aktif olarak iş arayıp neredeyse her ilana başvuruyordum ama geri dönüş olmuyordu. Ben de sonunda pes ettim, yılbaşından sonra deneyeceğim dedim. Herhalde yıl sonu diye bulamıyorum diye düşündüm. Neyse ki yıl bitmeden geri dönen oldu da iş başı yaptım. Henüz maaşımı almadım, işe alışma sürecindeyim. Mümkün olduğunca birikim yapmaya kararlıyım bu sefer, çünkü parasızlık zor. Para gerçekten çok önemli. Ruh sağlığı, beden sağlığı, çevre, saygınlık her şey paraya bağlı maalesef. Tedavi olurken bile iyi bir tedavi için para gerekiyor. Sadece kendimiz çalışıp para kazanmak yetmiyor, o parayı da çalıştırmak gerekiyor.
Hala blog tutmaya devam eden, beni hatırlayan kimler var bilmiyorum. Zaten normalde de çok fazla yorum alan biri değildim, blogum da benim gibi sessiz sakin takılıyor. Sonuç olarak işte geldim buradayım.
Bir de ben bu yıl 40 yaşıma gireceğim. İnanılmaz ama gerçek. Zaman gerçekten tutamadığımız bir şey, yaşlanıyoruz yapacak bir şey yok. Sağlıkla, huzurla, keyifle yaşlanalım, önemli olan hayatın kalitesi. 20lere veda ederken çok zorlanmıştım, 40lar daha sakin geliyor sanki. Büyüdüm, duruldum, olgunlaştım. Ne istediğimi daha iyi biliyorum, kendimi biraz daha önceliklendirebiliyorum, bunlar iyi oldu gerçekten. 2 yıllık terapi sürecimin ve kendi çabalarımın meyvesi olarak... Terapistime her teşekkür ettiğimde ben bir şey yapmadım sen yaptın bu senin başarın diyor ama birinin orada yargısız infazsız dinleyip sadece var olması bile çok şey ifade ediyor bazen.
Böyle işte blogger ailem. Bende durumlar bu. Umarım bugün karar verdiğim gibi düzenli gelebilirim buraya ve bu bana iyi gelir. Şimdilik kalın sağlıcakla.