31 Mart 2026 Salı
İşi işte bırakkkkk
30 Mart 2026 Pazartesi
Bugün de böyle
Bazı günler çok düşük oluruz. Bişeyler üstüste gelir, bişeyler tetikler, normalde mutlu eden şeyleri yapmak mutluluk vermez üstüne bi de neden modum yükselmiyor diye kafaya takarız ya öyle bir gündü işte bugün benim için.
İşler biraz sıkıntılı, çözülmeyecek şeyler değil ama üst üste gelmesi sıkıntı oldu. Kolaylaşır sanıyordum zorlaşıyor sanki.
Hava da fotoda görüldüğü üzere yine kapalı ve yağmurlu. Bir şey demek istemiyorum. Bazen alıştım gibi geliyor ama sonra tekrar yeter artık noktasına geliyorum. Bugün güneş çıktı mı bilmiyorum ben hiç görmedim.
Sabah birkaç arkadaş mesaiden önce bir yere geçip kahvaltı yaptık. Pek uzun oturamadık ama. Günün geri kalanı ise full iş-güç ile geçti.
Yoruldum. Mental ve zihinsel.
Ne yapsam da sıfırlasam modumu acaba? Bugün hiç kahve içemedim. Kahve içeyim bari iyi gelir.
Sizin gününüz nasıldı?
29 Mart 2026 Pazar
Pazar rutinleri
Bugün bi güzel uyumuşum ki sormayın. Yine gece bir gibi falan uyudum uyuyamadım bi türlü çünkü, ama sabah gözümü bi açtım saat 12yi geçiyor mis gibi uyumuşum deliksiz. Bi de günüm çabuk bitiyor diye düşünmesem çok süper olacak.
YouTube eşliğinde pazar kahvaltımı yaptım. Kahve makinemde special kahvelerimden hazırlayıp bizimkilere kahveye geçtim. Sonra eve gelip kitap okumaya çalıştım.
Siz de kitabı açıp kucağınıza koyup saatlerce telefonda geziniyor musunuz? Bunu çok yapıyorum bu aralar. Eğer kitap okuyabiliyorsam “of baya okudum biraz ara vereyim” diyorum saate bakıyorum 5-10 dk anca geçmiş, ama telefona bakıyorsam “neyse biraz da kitap okuyayım” dediğimde yarım saat bir saat geçmiş oluyor. Zaman dediğimiz şey kesinlikle çok değişken.
Mesela hareket gerektiren şeylerde de bu böyle. Günde 8dk dans etmek gerekiyormuş diye başladım bi ara, bir türlü o sekiz dakika bitmedi. Ya da temizlik yaparken, aslında yarım saate bitiyor genelde(günlük normal temizlik) ama sanki saatlerce sürecekmiş gibi geldiği için hep erteliyorum.
Hava yağmurlu hâlâ. Alıştım ben galiba bu havaya ya. Avrupalıları artık anlayabiliyorum, insanoğlu her şeye alışıyor. Bella bile kasvetli Forks kasabasına alışmıştı ve hatta ölümsüz bir vampir olduğunda bile orda kalmaya devam etmişti. Demek ki istemediğin koşullarda olsan da zamanla alışıyorsun. Bu hem güzel hem de çok tehlikeli bir şey. Belki de aslında alışmamamız gereken ama alıştığımız için bize zararsız ve normal gelen bir sürü diken batmıştır etimize. Hareket ettikçe acıyordur ama biz o acıyı normal sanıyoruzdur. Çıkardığımızdaki hayat kalitemizi düşünsenize.
Şu kitabı okuyalım artık biraz. Sonra da evi bi elden geçiririm. Haydin görüşürüz adios amigos tschüss!
28 Mart 2026 Cumartesi
Nazar çıktı nazar
Hava yine kapalıydı bugün ve yağmurluydu. Dışarıda durasım gelmedi eve geldim. Eve gelince de canım sıkıldı anneme ikeaya gidelim mi dedim tamam dedi gittik dolaştık iyi geldi kafamız dağıldı. Bir sürü genç çift vardı eşyalara bakan. Yeni ev düzenler. Biz bişey almadık, ben süzgeç aldım sadece. Sonra bişeyler yiyip eve döndük.
Bu gece güzel bir uyku çekmeyi planlıyorum. Yarın da verimli ve dinlenmiş bir gün olacağını umuyorum. Yarın görüşürüz.
27 Mart 2026 Cuma
Güneşli günler ne güzel
26 Mart 2026 Perşembe
Oryantasyon
Bugün oryantasyon eğitimim vardı. Öncekine katılamamıştım bir anda iptal edilip sonra beni çağırmayı unuttukları için, ik bu sefer unutmamış mail attı şaşırdım. Gün boyu süren biraz sıkıcı ama gerçekten bilmemiz gereken şeyler anlatıldı. Kesinlikle boşuna değil yani.
Negatif ablanın yanına da uğradım bugün. Baya sohbet ettik ve arayı düzelttik bence. Bi de ona da söyledim Üsküp gezimi, çok iyi yapmışsın dedi.
Bizim kattaki bi müdür de eğitimde konuşmacıydı. Benimle önceden tanışmış olduğu için olsa gerek çoğunlukla bana bakıp anlatıyordu. Sorular sorduğunda da kimseden ses çıkmayınca ben cevap veriyordum sessizlik kötü hissettirmesin diye. Sonra burdan devam edeyim bi samimiyet kurayım dedim eğitim sonrası odasına gidip bi ziyaret ettim iş bahanesiyle. Başka türlü burda insanlarla tanışmak zor biliyorsunuz, çok anlattım bunları. Herkesin tek tek inine girip ziyaret etmek gerekiyor tabiri caizse :)) insanlar ya tek başına ya da 2 kişilik odalarda asosyal bir şekilde çalışıyorlar. Bu kadar yabani olmalarını artık anlayabiliyorum. Ben ki normalde sessiz sakin biriyimdir, en girişken, konuşkan, cıvıldak ben kaldım aralarında. Gerçi ben normalde de cıvıldak neşeli biriyim ama sadece sevdiklerimin yanında ve negatif konuşmalar olmadığı sürece. Dert büyütme, şikayetlenme, tartışma gibi şeyler olduğu an benim pozitif enerji dibe çakılıyor. Kolay kolay da eski yerine çıkaramıyorum, emek ve zaman gerekiyor. O yüzden çok dertli insanlarla çok zaman geçirmemeye çalışıyorum. Bu negatif ablada şunu farkettim, onun yanında kendimi herhalde güvende hissediyorum ki travmalarımdan bahsetmeye başlıyorum bir anda. O anlatınca benim de anlatma cesaretim geliyor belki de. Hiç kimseye anlatmadığım şeyleri hatta terapiste bile zorlanarak anlattığım şeyleri ona su gibi anlatıveriyorum sonra o zamanları hatırladığım için üzülüyorum. Belki de böyle anlatarak zehri atıyorumdur o da aynı şekile kendi dertlerini anlatarak atıyordur zehrini. İnşallah bu dert anlatma fasıllarımız bitip pozitif bir sürece geçiş yaparız yakında.
Bugün hava yine güzeldi güneşliydi. Yaşasın.
Eve gelince canım fastfood istedi hamburger sipariş ettim. Fotosunu çekip onu koyacaktım buraya ama bitirdikten sonra aklıma geldi.
Yarın cuma, sonra cumartesi ve bu hafta da bitiyor. Adım adım yaklaşıyorum yolculuk zamanına sjsjdhdh ay inşallah bi aksilik falan çıkmaz bu kadar erken alınca da tedirgin olabiliyor insan. Benim bi ara kalacak yeri de artık ayarlamam lazım. O da zor ya, booking’ten bakıyorum karmakarışık her şey. Bakalım güzel bişey bulabilecek miyim…
25 Mart 2026 Çarşamba
Hafta ortası
Bugün Üsküp videoları izlemeye başladım sonunda haha. YouTube’da bi kız daha bir ay önce gitmiş hem ilk yurtdışı deneyimiymiş hem de ilk defa vlog çekmiş. Acaba ben de mi vlog çeksem diye düşündüm belki ikinci bir süpriz olur he 😁
Bu videolar baya iyi oluyor ya, zaten bildiğim bir yere gidecekmişim gibi hissediyorum. Bi de zaten Türkçe konuşuyor millet yani çok da yurtdışı gibi olmayacak gibi de geliyor :)) ingilizce konuşma pratiği yapmak da isterdim ama burada pek olmaz muhtemelen.
İşyerinde negatif abla dışında görüştüğüm bi kız daha var filtreli dediğim. Onunla vakit geçirdik biraz oturduk konuştuk ve söyledim Üsküp’e gideceğimi. Yaa ne güzel falan dedi. O da 10yıllık pasaport almış iki yılı kalmış ve hiçbir yere gitmemiş daha. Belki sonraki gezide birlikte gideriz dedik ama Kıbrıs’ı istiyor orası beni çok çekmiyor ve yurtdışı gibi de değil o yüzden olabilir dedim ama gitmem herhalde. Ya bi de pasaport varken pasaport istemeyen yerlere harcamayayım diye düşünüyorum öncelik olarak pasaporta damga basma uğraşındayım ben schengen alcam daha :))
Negatif ablaya haber vermeden buluşmuştuk filtreli kızla ve dönüşte bizi gördü neden çağırmadınız diye surat astı. Ben ne diyim bilemedim çünkü çağırmak zorunda olduğumuzu düşünmüyorum 😅 ama yanımdaki “yeni geldim zaten ben de” falan dedi. Sonra pek yanımıza yaklaşmadı abla uzakta durdu, soru sorunca konuşuyor ama tripli. Ben anlam veremiyorum böyle şeylere ya, çünkü iş ortamı mecburen muhatap olduğumuz insanlarla dolu, hiçkimseyle aile gibi olmak zorunda değiliz. Neyse ama en azından bugün öpme faslı olmadı bu sayede :)
Fotodan da anlaşıldığı üzere bugün güneş vardı. Bazen bulutların arkasına saklansa da arada görmek bile iyi hissettirdi. Hemen enerjim değişti ya valla bi güç geldi.
Bugün çarşambaydı, haftayı ortaladık. Zaman hızlı geçiyorrr
24 Mart 2026 Salı
Salı sallanır çarşamba çarşafa dolanır
Bugün bizim kata başhekim geldi ne alaka anlamadım. Biz de dosyaları toparlıyorduk yanımıza geldi ne yaptığımızı sordu falan. Cevapladım ben de. Bu adama nasıl yaklaşmam gerektiğini henüz çözemedim bazen çok sinirli bazen çok sakin. Biraz işlerden falan bahsedip konuşmayı uzatasım geldi ama uzattıkça soruları da artar ve kusur bulur diye vazgeçtim. Az ve öz olmak daha iyi bir seçim oldu bence.
Dün dediğim gibi bugün negatif ablanın yanına hiç gitmedim, bi koridorda karşılaştık o yanıma geldi ayaküstü konuştuk o kadar. İyi oldu böyle.
Bugünlerde siz de çok fazla rüya görüyor musunuz? Hatırlamıyorum tam olarak ama o kadar karışık ve fazlaydı ki… kilisenin çanının altında uyuyorum gece ve yukarda da bir canavar uyuyor sonra arşive iş için gelen ablalardan biri oraya da geliyor uyandırıyor beni canavar da uyanıp beni korumaya yelteniyor sorun olmadığını göstermeye çalışıyorum falan. Canavar dediğim de güzel ve çirkindeki çirkin ya da Esmeralda’daki Quasimodo gibi iri insan boyutunda bişey. O var diye güvende hissediyordum. Sonra bir marketteyim kocaman çikolatalar var yarısı beyaz çikolata yarısı sütlü çikolata top top şeklindeler bazılarında beyaz çikolata miktarı daha fazla bazılarında daha az hangisini alacağıma karar veremiyorum falan. Burda da bir anda bilgiişlemdeki sorun yaşadığım çocuk beliriyor her şeyi iyice karıştırıyor görmezden gelmeye çalışıyorum. Böyle rüyalar işte.
Geçenlerde bu negatif abla bana yaşlılar gibi evden işe işten eve hayatın var biraz sosyalleş dedi gıcık oldum. Böyle durumlarda hiç savunmaya geçmeyi sevmiyorum, he he haklısın diyip geçiyorum ama belki de savunmalı mıyım kendimi? Ama ne bilim saçma geliyor hayır benim arkadaşlarım var şuraya buraya gidiyoruz falan demek. Hiç uğraşamam. Velev ki arkadaşım yok ev kuşuyum kime ne. 20lerimdeki sosyal ortamlarda olma hevesim de hiç yok valla. Az insan çok huzur kafasındayım artık. O zamanlardan kimler kaldı ki yanımda? Hiç. Bu seyahat planımı da söylemedim, kimseye bir şey ispatlamak zorunda değilim çünkü.
Ama bazen benimle aynı kafadan birileri olsa diye yoksunluk çekiyorum yalan değil. Herkesle her şey konuşulmuyor, konuşulmamalı da zaten ama ben normalden de fazla eleyip sık dokuyorum. Biraz da o yüzden bloğa yazmak iyi geliyor. Kimseye güvenip içimi dökemediğim için burda onlarca insana anlatıyorum sksksjaj :D
Bak mesela asistanlardan bir kız var onunla konuşmak iyi geliyor bana ve demek ki sorun bende değil etrafımda benim frekansımda insan olmaması sıkıntı diye düşünüyorum. Bu frekans işleri önemli.
Yalnız bişey dicem bloguma tanıdık birleri denk gelse direkt tanır beni bence. Hatta belki gizliden okuyan birileri bile olabilir çünkü zamanında çevreme bloğumu söylüyordum. Acaba dedikodunun dozunu biraz azaltsam mı haha ama o zaman da tadı kalmazzzki yok azaltmicam
Offf yazacaklarım bitti ama gitmek istemiyorum. Canım sıkılıyoooorrrr ne yapsam ki
23 Mart 2026 Pazartesi
Renksiz pazartesi
Bayram sonrasına bırakılan işler vardı. Tek tek onlarla uğraştım bugün. Gergin bir gündü.
Negatif ablayla biraz takıldık ama insan biriyle konuşunca açılır rahatlar di mi hiç öyle hissetmedim. Bi de neden bayramda mesaj atmamışım diye triplendi. Beklentiye giren insandan direkt soğuyorum ya. Ben kimseye atmıyorum dedim. Du bakalım yarın hiç görüşmemeyi düşünüyorum başarabilecek miyim.
Valla ne yazayım ki başka, kapalı havalar beni iyice mahvetti. Birkaç haftadır d vitaminini de unutuyordum geçen hafta içtim bu hafta da içicem ama kafası gelmedi daha. Haftada bir 20000 kullanıyorum.
YouTube’dan Üsküp ile alakalı şeylere bakacaktım onu da yapmadım, ben var ya acayip korkuyorum. O gün gelene kadar hazırlamış olurum kedimi herhalde mental olarak.
Aslında her şey yolunda ama sanki her şey tersmiş gibi hissediyorum. Niye böyle anlamadım. İşyerine de hala alışma sürecindeyim. Daha 3 ay oldu gerçi normal. Yabancı hissediyorum hala. Hatta oryantasyon eğitimine daha yeni gidebilicem bu hafta. Neyse sakin olalım kendimize yüklenmeyelim. Elimizden geleni ve hatta belki fazlasını bile yapıyoruz zaten di mi canım kendim. Sıkıntı yokkkkkk
22 Mart 2026 Pazar
İlk yurtdışı biletimi aldım
Almak istediğim tarihlere de sadece birer uçuş vardı ama saatleri güzeldi. Uydu bana yani.
Bizimkilere söylesem mi söylemesem mi karasız kaldım çünkü hevesimi kaçırmalarından korktum. Ama içimde de tutamıyordum. Gittim söyledim. Tahminimden sakin karşıladılar, sonra annem biraz daha bekleyip daha iyi yerlere gitsene dedi ben de zaten böyle düşüne düşüne bunca zaman hiçbir yere gidemedim dedim. Kızkardeşim ajet’te bazen aynı koltuğu başkalarına da satmış olabiliyorlarmış sen erken git dedi ona bi gerildim. Öyle bir saçmalık olmaz inşallah. Babam karışmamak için kendini tuttu ama sonra biraz fazla verip Belgrad’a gitsene dedi. Ama aradaki fark neredeyse iki katı. O kadar param yok şu an kendimi sıkıştırmak istemiyorum dedim.
Yarın akşama kadar bileti ücretsiz iptal etme hakkım var ama etmem umarım :)). Çok merak edip heyecanla gideceğim bir yer değil belki ama ilk solo travelım olacağı için şimdiden çok heyecanlıyım. 64 gün falan var sanırım. Fiyat artmadan alayım dedim düşmez diye düşündüm. Harç pulu e-devletten ödeniyormuş 1250₺, eSim’i de daha evdeyken ayarlayabilirim. Bavul taşımayı sevmiyorum, sırt çantasıyla giderim. Bagaj almadım zaten uçakta. Biraz euro yaparım bulunsun diye ama çoğunlukla kart kullanmayı düşünüyorum. Fırsat buldukça YouTube’dan videolar izleyeyim nereleri geziyormuş bakayım gidenler. Ohrid çok güzel diyorlar ama Üsküp’ten otobüsle 3-4 saatmiş gitmem muhtemelen. Belki Kosova’ya günübirlik giderim 2 saatmiş o. Ayy çok heyecanlı, aşırı korkuyorum alabildiğime de şaşırıyorum. Ama aldıktan bir iki saat sonra sanki zaten hep gidiyormuşum da bir daha gidecekmişim gibi bir his yüklendi. Zihnim seyahate hazırlanmaya başladı bile galiba 😅
Bu foto ne alaka derseniz, eğer dikkatli bakarsanız öndeki kuru gül üzerinde kahverengi minik bir böcek var. Bir süredir evde bu böcekler dolanıyor ve nereden çıktıklarını bulamıyordum. Meğer bu kuru güllerdenmiş. Çok seviyorum bu görüntülerini ama atacağım mecburen :( şu an kavanozun üstünü kapattım, hemen atmaya kıyamadığım için.
Yarın iş var, tüm tatil güneşsiz geçti bitti. Kışın bile arada güneş yüzünü gösterirdi. Dışarısı sisli, puslu, bu havayı sevenler de var tabi ama ben hiç sevmiyorum.
21 Mart 2026 Cumartesi
Korkarak yap
Şu an zihnimden ne geçiyor mesela, sesleri söyleyeyim size. “Yanlış davranıyor olabilir miyim”, “acaba gücendirdim mi”, “eskisi gibi olmamam çok fazla üzmüyordur umarım”, “kedimi suçlu hissediyorum”, “ama bu şekilde yapmak istiyorum”, “kendimi seçmek ne zormuş”, “yalnız kalmaktan korkuyorum ama zaten yalnızım” gibi gibiiiiiii.
Terapiste yalnızlıktan korktuğumu söylediğimde “zaten yalnız değil misin ki” demişti, daha önceki terapiste birinden bahsederken “babamdan çok ona güveniyordum” demiştim “babana güveniyor musun ki” demişti. Yüze vuran gerçeklerden birer kesit :) korktuğum şeyler manasız, çünkü zaten o durumların içerisindeyim ve idare edebiliyorum. Gözümü açıp etrafa baksam ilerlemeye devam edebileceğim. Korkmamak lazım. Bir keresinde de “Ama korkuyorum” dediğimde “korkarken yapacaksın zaten” demişti terapist. Korkuya rağmen. İlerleme, gelişim böyle olur.
Korkmama rağmen yapmayı istediğim neler var… solo travel mesela yurtdışına. Ayarlayıp yapabilirim ama korkudan sürekli erteliyorum. Gerçi iznim yok henüz işyerinde ama mesela kurban bayramına ayarlayabilirim. Belki tek değil de biriyle olsa… ama ya anlaşamazsak ne bileyim bi de ben tek başıma başarmak istiyorum bak kolaya kaçtın diye kendi üzerime gelebilir ve yaptığım şeyi küçümseyebilirim de ay bilmiyorum ya. Gidip oralarda tek başıma yeme içme barınma durumlarını gayet de ayarlayabilirim ama beş yaşında çocuk gibi kalacakmışım gibi geliyorrrrrr offff. Zaten vizem de yok. Yani o kadar çok bahane üretiyorum kiii. Ay ben bu kurban bayramına ayarlayayım bişeyler ya. Sırbistan Bosna Hersek falan bile olsa bi çıkayım şu sınırdan. Şu an gerildim mesela yapamazsın ki diyor kafamdaki ses.
Ay benim bi kuzenim geçen sene ilk defa yurt dışına çıktı hatta ilk defa uçağa bindi ve (çalıştığı yerden dolayı vize alabildiği için) ingiltereye gitti. Çok korkarak, uçakta panik ataklar geçirerek gitse de gitti sonuçta. Üstelik ortak kalınan pansiyonlarda başkalarıyla aynı odada kaldı. Hem de 10 günlüğüne falan. Hemen dönmedi de yani. Ve döndükten birkaç ay sonra yine gitti. Nasıl ayarlayıp gidebildiğini sordum, zaten hep istiyordum ama korkuyordum dedi “şimdi yapmayacaksan ne zaman yapacaksın yaşlanınca mı dedim kendime ve o gün bir anda gözümü karartıp her şeyi ayarladım” dedi. Şimdi canı ne zaman istese ayarlayıp bir yerlere gidiyor. Korkarak yapılan ilk denemeden sonra olanlar budur işte ve korkudan hiçbir şey yapmayıp yerimizde oturmaya devam edersek olan da benim şu anki durumum oluyor. Yıllarca kıçını yerden kaldırmadan olduğun yere çakılmak. Kurban bayramı rotasını inşallah ayarlar yaparım ya hadi kızım göreyim seni.
20 Mart 2026 Cuma
İyi bayramlaarrr
Verdiği linklere bakın ya alakası yok görseldekiyle :))
Bugün bayramın 1.günü. Herkese iyi bayramlar.
Kahveler tatlılar derken baya abartmış olabilirim bugün. Midem isyanlarda. Ama tatlıya asla hayır diyemiyorum. Hava da kapalı ya ondan belki de yeme içmeye verdim kendimi. Yağmur da yağıyor. Soğuk bir de. Biraz sıkıcı geçiyor bayram yani. Hiç kimsenin bir şey yapası yok ya yatıyoruz ya da oturuyoruz. Biraz çıkıp dolaşsam mı acaba herkes hava kapalı diye üşeniyordur ve boştur belki dışarısı. Ama ben de üşeniyorum. Neyse bugün çıkmayacağım artık akşam oldu sayılır zaten. Belki yarın çıkarım.
İşe girdiğimden beri kıyafet alışverişi yapacağım güya, internet içime sinmiyor mağazalar ise yeterli gelmiyor böyle böyle aylar geçti eski şeyleri döndüre döndüre giyerek. Çok eski değiller yeni gibiler aslında ama ben yepyeni şeyler eklemek istiyorum dolabıma. Biraz da tarzımı değiştireceğim. Haftaya falan da kuaföre gitmeyi planlıyorum zaten rengi ve kesimi değiştireceğim biraz. Geçen kendim yapmıştım da biraz daha kısaltacağım ve boyayı iyi tutmamış kuaför boyasın. Bu yapay zeka resminin tarzında bir saç ama boyu omuz üstü olacak. İçime siner inş güzel olur.
19 Mart 2026 Perşembe
2026 Ramazan bitti
18 Mart 2026 Çarşamba
Konu nereden buralara geldi
Stresli bir günü daha geride bıraktık.
Hava kapalı, baya da soğuk.
Bayram da böyle geçecek herhalde.
Erkek kardeşimi terapiye yolladım demiştim ya, depresyon başlangıcı olabilirmiş test falan veriyor terapist. Hep ben konuşuyorum dedi yarım saat çok çabuk geçiyor dedi. Seni tanımaya çalışıyordur dedim. İki seans oldu daha.
Bazen kendimi otomatikman kardeşlerimin ebeveyni rolünde buluveriyorum. Yine öyle bir gündeyim. Kardeşimin terapi ücretini ben ödüyorum evdekilere söylemedik, yeter ki gitsin ve işe yarasın modundayım çünkü. Bunun üzerine harçlık verme dürtüsü de gelince kendime kızıyorum artık. Onu da babamdan alıversin bir zahmet. Neden vericiliğim bir anda sonsuzlaşıyor ki. Paran var mı dedim yok dedi yollarım dedim tamam dedi. Babamdan da kartı alcam zaten ayakkabı alcam dedi. Sonra ben dedim ki babam veriyor madem ben vermiyim, ben babamdan para alamadığın ama paraya ihtiyacın olduğun zaman veririm dedim. Tamam sen sordun diye dedim zaten dedi. Ne kadar versek alan moda girmesi sinirimi bozuyor bazen. Sonra düşündüm de ben de sınırı çizemiyorum. Sürekli paran var mı diye sorup duruyorum, olmadığında zaten isteyebilen biri olduğunu unutuyorum. Kendim gibi sanıyorum. Sonra da ben bu kadar şey verirken o benim için ne yapıyor ki moduna giriyorum, halbuki böyle bir mecburiyeti yok.
Birden annem babamla olan ilişkim geldi aklıma. Sürekli benden onları anlamamı, yakınlık kurmak ve onlara kendilerini iyi hissettirmek zorunda bırakılmamı hatırladım. Geçende bu kardeşimle benzer şekilde konuşmuştum “neden biraz da sen bana destek olmuyorsun ilgilenmiyorsun benimle” falan diye, o da “ben daha kendime yetemiyorum ki” demişti. Gerçi bizim durum farklı biz anne çocuk değiliz kardeşiz ve onun da benimle ilgilenmesini beklemem anormal değil bence, ama benden kaynaklı bir şekilde anne çocuk gibi olduk maalesef biraz. Bizimkilerin de işine geldi tabi beni kardeşlerime karşı iyice anne moduna soktular. Ayarlar bozuldu iyice. Şimdi düşününce o an tamamen annem olmuşum aslında. Annem zamanında nasıl sürekli benden duygusal destek beklediyse ben de küçük kardeşimden bekleme moduna geçmişim. Ona bu kadar şey yapıyorum ama karşılığını neden görmüyorum diye en gıcık olduğum şeyi yapıyormuşum. Annem babam, özellikle de annem böyle beklentiye girdiğinde nefret ediyordum. Ben sana yap demedim ki sen kendin yaptın neden karşılık bekliyorsun yapmasaydın diyordum. Demek ki çocuğum olsa ben de onun gibi olacakmışım.
Çocuk yetiştirmek gerçekten de aşırı zor bir şeymiş ya. Duygusal beklentileri bir kenara koyup, çok abartmadan çocuğa verilmesi gerekenleri verip, onun alanına ve hayatına saygı duyarak yolunu açmak, ilerlemesini izlemek aslında ne kadar olgunluk, bilgelik gerektiren bir şey. Kendi gelişimini tamamlamamış insanların aşırı zorlanması çok normal. O yüzden travmatik şekilde büyüyüp “ben çocuğuma asla böyle yapmayacağım” diyip tam olarak aynısını yapıyor insanlar. Bir yolunu bulmaya çalışıyorsun, tek bildiğin yol da bu, ve bir yol seçip gitmek zorundasın zaman yok, mecburen bu yola kayıyorsun.
Çocuğu hem disipline etmek hem de duygusal açlık hissettirmemek çok büyük iş. Becerebilenlere helal olsun.
—
Bugün, geçen bahsettiğim fluffy ile çok büyük tartıştım. Haklı olmama rağmen o burnunu yerden almadıkça, ben sinirlenip daha da üstüne gittim. Cevap veremiyor ama kuyruğu dik tutuyor lafı çeviriyor vs üstten üstten konuşuyor. İnatla beni ciddiye almadığını göstermeye çalışıyor. Gülerek konuşuyor falan. Üslubunu düzelt kendine gel fazla havalardasın dedim, aynı şeyleri tekrarlayıp duruyor sorular sorup duruyor hani belki teklerim de üste çıkmaya yer bulur diye. Konuşma adabı diye bir şey var ben seninle nasıl konuşuyorsam sen de benimle öyle konuşacaksın dedim. Konuşursam ağır konuşurum dedi, konuşabiliyorsan konuş dedim, üzülürsün dedi üzülmem söyle dedim. Hala üzülürsün diyo söyle diyorum söylemiyor çekti gitti sonra. Amirine şikayet ettim benden önce o da gidip beni şikayet etmiş zaten mal ya kimi kime şikayet ediyorsa. En ufak bir şeyde gelin söyleyin canınızı da sıkmayın bi daha yapamaz öyle falan dedi. İki gün sonra hiçbişey olmamış gibi davranırsa şaşırmam fluffynin. İnsanın biraz gururu biraz omurgası olsun ya. Daha önce de tartışmıştık ve yine ben haklıydım, diğerleri bana hak verip o yalnız kalınca yine bana yanaşıp hiçbir şey yokmuş gibi hatta benimle arası çok iyiymiş gibi davranmaya başlamıştı. Ben ona kızdım diye kötü hissettiğini falan söyleyip saygılı davranmaya başlamıştı. Ben de saf gibi iyi davranmaya başladım hemen pişman etti beni. Ay o kadar doluyum ki tüm olayları buraya yazamıyorum ama düşündükçe sinirleniyorum. Neyse ki ifşa ettim artık herkes ne olduğunu biliyor. Salak gibi neden aramızda çözelim diye uğraşıyorum ki. Anlamıyor bazıları gerçekten tuhaf cinsler.
—
Bugün bi de yanımdaki kızla önceki gidenlerle alakalı konuştum. Sohbet ortamı oluştu, tam zamanı diyerek girdim konuya. Dedim ki bu abla seninle alakalı bazı şeyler söyledi ama ben bir de senden duymak istiyorum tek taraflı yargılamak istemiyorum. Ne anlattı dedi çok detaya inmeden anlattım. Öyle değil diyip kendi tarafından anlattı. Bana yalan beyannamede bulunmamı söylediler ama ben neyse onu söyledim dedi. Açıkçası bu da tam net bir şeffaflıkla anlatmadı bence ama ablanın ilan ettiği kadar şeytanlığı da yok diye düşünüyorum. Yine de güvenip sırt yaslanacak biri değil kesinlikle. Durup dururken kimseyle uğraşmaz, ama kendisine dokunan bir şey varsa kendini korumak için diğer herkesi ateşe atabilir. Öncelik tamamen kendisi, bencillik var. “Benimle alakalı bir şey olduğunda önce benimle konuş” dedim hemen gidip şikayet ediyormuş herkesi çünkü. “Ben de seninle alakalı bir şey olursa sana söylerim ki söylüyorum da zaten. Aramızda hallederiz yukarılara taşımaya gerek yok” dedim. Tamam dedi.
Buraya gelince de ne var ne yok yazıyorum günlüğüme yazar gibi. Ya da bir arkadaşımla konuşur gibi. Tam bir zihin boşaltma alanı. İyi oldu rahatladım biraz içimi dökünce buraya.
17 Mart 2026 Salı
Dikenler batmayacak kadar yakın soğuktan donmayacak kadar uzak
Yeni bir günden merhaba. Nasılsınız?
Ben bu aralar hastayım, enerjim düşük. Sırtım, dizlerim, kemiklerim ağrıyor. Sürekli yatasım var ama yatarken de rahat değilim. Kimseye de tahammülüm yok.
Konuşacak enerjim bile yok herkese he he diyip geçiyorum. İşyeri tanışmalarım devam ederken insanların sırlarını da öğrenmeye başladım ve bu biraz rahatsız edici aslında. Benim ablayla birlikteydik bi kız da bize katıldı ve sanıyorum ki ablaya güvenirken beni de güvenilir buldu ve hayatıyla alakalı bir şeyler anlattı biz şok olduk. Üzüldük de, moral verdik falan. Benden kolay kolay sır çıkmaz, ama böyle zamanlarda dedikodu perileriyle ciddi mücadele etmek gerekiyor. Ağzımdan kaçırırsam kendime çok kızacağım için galiba böyle şeyleri duymak çok istemiyorum. Aslında dinlemeye devam etmemek lazım ama merak da ediyor insan işte durduramıyor kendini. Sonra başka biriyle alakalı da daha birkaç ay önce işyerinde uğradığı mobbingi ve bu yüzden geçirdiği rahatsızlıkları duydum. Çok güçlü ve havalı görünen biri aslında çok kırılgan ve yalnız kalamayan biriymiş… yani şöyle, ben ona yaklaşamam ben kimim ki sanırken gidip şefkatle sarılmak istedim. Dışarıdan görüntüye bakmamak lazımmış, insanın içi yansıttığı halinden çok başka olabiliyor.
Heyyy bu arada ben damacana pompasını nihayet bugün teslim aldım. Birine rica edip bir tane de odaya damacana taşıttırdım. Su problemi artık çözüldü diyebiliriz yani gözümüz aydın. Zaten yaşadığım sıkıntıya şahit olanlar da susuz bırakmıyorlardı sağolsunlar.
İlk işe başladığımda yanımdaki yıllarca burada olmasına rağmen benden daha cahil olunca iş halletme konusunda, insanlara nasıl davranacağımı bir türlü anlayamadım ciddi anlamda afalladım ve ufacık şeyler dağ oldu… bu su konusu da öyleydi. Ama aslında her şey ne kadar da basitmiş. Ciddiye alarak ben zorlaştırmışım resmen.
Tanıştığım abla olmasa tüm diğer insanlarla alakalı da hala debeleniyor olurdum herhalde. Çünkü aşırı yalnızdım ve yanımdaki de beni insanlara karşı dolduruyordu sürekli. Yalnız olmak problem değil aslında, hatta yanız olsam daha rahat olurdum. Yanımdakiyle uyuşamamak çok zorladı beni. Hala da zorluyor. Sıkıntı bastıkça çıkıyorum odadan başka türlü olmuyor.
Eve gelirken otoyolda kaza vardı, çok hızlı gidilen bir yol değil aslında ama araba takla atmış ters dönmüş ön tarafı parçalanmış. İçeride biri var sandım hava yastığıymış. Ambulans gelip almış belli ki, sadece kaza yapan araba ve polis arabaları vardı. Umarım kurtulmuştur ve iyidir içindeki kişi ya da kişiler.
Dün dokuz olmadan uyudum resmen. Babaannem aradı bi uyanıp baktım açmadım uykum kaçmasın diye. Kandillerde ben kimseyi aramam etmem ama babaannem arıyor bir kaç kandildir sürekli. Bugün arayıp geri dönüş yapasım da gelmedi, ama eve gelirken kapıdan uğrarım dedim onu da yapasım gelmedi. Sevmiyorum böyle görev gibi yapılan şeyleri ya. Ama yine de ayıp olmasın diye birazdan ararım.
Karşılık verince hoşumuza gidiyor sanılabiliyor. Mesela işyerindeki abla her gün ilk görüşmemizde sarılıp öpüyor, zaten her gün görüşüyoruz gerek var mı? Herkese değil ama bazı kişilere karşı böyle yani en yakın hissettiklerine daha doğrusu. Ben sevmiyorum bu kadar teması ama ters anlaşılacak diye bir şey de diyemiyorum. Her sabah öpme seansı valla bunu aşmam lazım nasıl yapıcam bilmiyorum ama unutmuş gibi yapıp ufak ufak mesafe koycam artık. Bunu kim başlattı onu da ilk başta anlamdım ben ablayla tanıştığımda beni öpmüyordu sonra bi kız geldi yanımıza öptü ablayı başka bir gün tekrar karşılaşınca tekrar öptü sonra başka bir gün bu sefer beni de öptü derken abla da beni sabah görünce sarılıp öpmeye başladı. Bu kadar yakınlık çokkkk fazlaaaaa zaten her gün görüşüyoruz o bile fazla geliyor bazen. Ay inşallah mesafeyi ayarlayabilirim ya.
He bi de eve gelirken şok marketten kellogs sade gevrek almak istedim, canım normal yemek ya da kahvaltı istemediğinde çok iyi oluyor yoğurtla. Kasadan geçince son kullanma tarihinin 18 Mart olduğunu fark ettim. Ben bunu bir günde bitiremem değiştireyim dedim gittim raftakilerin hepsi aynı 18 Mart. Ödemeyi de yapmıştım iade ettim, kartla ödemiştim nakit verdi. ATM’den para çekmişim gibi bişey oldu. Diğer raftakileri de toplayacaklar muhtemelen. Bir sürü vardı. Bi keresinde de tarihi geçmiş ürün almışım yiyorum ama tadı değişik geldi bakınca tarihine farkettim gidip iade etmiştim. Benden başka bunu pek alan yok mu satamıyorlar mı nedirrr
Ay bugün sürekli dişimi/çenemi sıkıyorum. Şimdi bile farkedip gevşettim. Çenem, dişlerim, başım, boynum, sırtım ağrıyor. Noluyoruzzzz
16 Mart 2026 Pazartesi
Kadir gecesi
Bugün Kadir gecesiymiş kutlu olsun. Normalde oruç tutmayan bir sürü insan oruçluydu. Tutmayan da “ben de dua edicem tesbih çekicem” falan diyor. Acaba içten gelen bir şey mi yoksa toplumsal kabul görme mi?
Kadir gecesinin günü belli değil diyorlar ama belirli bir gün olsun diye ramazanın 27.gününe konuluyor. Bugün gerçek Kadir gecesi olmayabilir bence çünkü çok gergin bir gündü. Herkes bıkkın, sinirli ve işler ters, yoğundu. Bir türlü bitmek bilmedi sanki gün. Biraz erken çıktım asansörde karşılaştığım biri daha aynı şeyleri söyledi. O da bunalıp daha fazla duramamış.
Biraz hasta gibiyim, ama alerji de olabilir emin değilim. Burnum akıyor, hapşırıyorum, öksürüyorum, boğazım şiş, tıkalı ve ağrıyor. Dün bir türlü uyuyamadım, en son 1e geliyordu saat. Sonra alerji ilacı içtim, bir süre sonra uyumuştum. Alerji ilacı uyku yapıyor. Ama ertesi gün uyanınca bende hiçbir değişiklik yoktu. Tüm semptomlar devam ediyordu. İlaç sadece uyumaya etki etti. Bu gece de içeyim belki bir kaç gece içmek gerekiyordur.
Bizim yeni servisçi değişik bi adam, sadece komutla çalışıyor. Herkes geldi mi kalkmaya hazır mıyız hep söylemek gerekiyor, bi de bizi indireceği yerleri hep unutuyor. Sürekli radyo açık serviste, bugün bozuldu açılmadı. Tüm düğmelere bastı yumrukladı vs açılmadı sonra sert bir yumruk daha indirdi açıldı. Eskiden televizyonlara vururduk çalışırlardı böyle.
Daldan dala atlayıp saçmasapan şeyler yazıyor olabilirim. Çok tuhaf hissediyorum bugün. Bi boşluk hissediyorum içimde kocaman. Anlatamıyorum. Güvenli alan ihtiyacı, sığınak arayışı halindeyim. Kendimdeyim ama herkese yabancıyım sanki ve herkesten eksiğim gibi geliyor. Sanki kendimi yabancı hissediyorum her şeye.
Rüyamda saçımı platin sarısına boyamış kuaför bana sormadan. Bi açıyor havluyu aaa bu ne böyle diyorum. Ama güzel oldu falan diyorlar. Neyse dursun biraz sonra yine boyatırım eski rengine diyorum. Annem de rüyasında görmüş beni sabah mesaj attı. Ben gri bi ata binmişim. O arabayla önden gidiyormuş ben atla arkasından gidiyormuşum. Enteresan bir rüya. Ben niye arabaya binmeyip atla gidiyorum acaba. Onun yolundan gitmediğimi düşünsem de onu takip ettiğimi mi gösteriyor? Araçlar farklı ama yol aynı. Ay bu yorum hiç iyi gelmedi şu an. Chatgptye sordum şimdi, at daha özgür bir araçtır dedi, kendi gücünle gidebileceğin ailenden farklı bir yol olabilir dedi. İyi bari.
Bugün bi milyoncudan ucuza bi 2026 ajandası aldım. İş yerinde kolaylık olsun diye. Bi de masa aynam yoktu pembe çerçeveli yuvarlak bir ayna aldım, bi de mimoza kolonyası gördüm çok güzel kokuyordu ondan aldım.
Akşam bizimkilere dayım gelmiş iftara, bana da gel selam ver dediler gitmedim. Akraba görmek istemiyorum off unutsunlar beni ben yokum yaaa gerçekten kütükten falan ayrılamıyor muyuz akrabalıktan çıkamıyor muyuz… benim evlilikten kaçma nedenlerimden biri de bu aile genişlemesi akraba artması olayı zaten. Evlenince iyice kaçınılmaz bir durum oluyor çünkü. Misafirler, bayramlar, düğünler vs vs ıyyyyyyggggg
Çorba gibi aşure gibi bir yazının daha sonuna geldim nihayet. Yarın görüşürüz.
15 Mart 2026 Pazar
Durgun günler
14 Mart 2026 Cumartesi
Tıp bayramı ve eşitsizlik
Birkaç yıl önceydi, teyzem de hemşire, jest olsun diye hastanesine çiçek göndermiştim tıp bayramında. Ama beklediğim tepkiyi alamamıştım. Çiçeği aldı mı sağlam gelmiş mi vs arayıp sormuştum ondan ses çıkmayınca, teşekkür etmişti ama ne bileyim o kadar sürpriz yapmışım bi sıcaklık yoktu. Herhalde yoğun bir zamana denk geldi diye düşünüp geçtim, bir daha da doğum gününü bile kutlamadım :) böyle şeyler ona değersiz geliyor demek ki diye düşündüm ve biraz da gücenmiştim. Bugün xteki paylaşımlarda tıp bayramının sadece doktorların kutlaması için var olduğunu yazmışlar. Hatta hemşireler “bakanlık yanlışlıkla benimkini de kutladı beni doktor mu sandılar” falan yazmış. Tıp bayramı doktorlar, hemşireler, teknisyenler ve tüm sağlık çalışanları için geçerli diye biliyorum ben. Üniversitede “tıp” bölümünü okumamış olanların dışlanması saçma geliyor. Ama belli ki sağlık çalışanları arasında böyle keskin bir ayrım var. Demek ki bu yüzden belki de teyzem çiçeğe sevinemedi. Hatta belki de rahatsız oldu. Çünkü geri bildiriminden ben yanlış bir şey yapmış gibi hissetmiştim. Ama ne bileyim internette başkaları onu etiketleyip kutlayınca paylaşıyordu. Hastanede çalışana kadar yani işin içine girene kadar gerçeği göremiyor insan.
Keşke tıp bayramı yerine sağlık çalışanları günü falan olsaymış adı. Rahat rahat kutlasaymış tüm sağlık çalışanları.
Bloğumu okuyan sağlıkçılar var ise hepinizin tıp bayramını kutluyorum.
Bugün bizim akraba iftarı var. Bir yer ayarlanıp hep birlikte orada iftar yapılıyor. Böylece kimse birbirine iftara gitmek mecburiyetinde hissetmiyor tek günde aradan çıkıyor. Ben hiç sevmiyorum ya. Geçen senelerde ikna edilip gitsem de bu sene gitmedim. Bir anda o kadar akraba ile muhatap olmak hiç iyi gelmiyor. Böyle iyiyim.
İşyerindekilere bayramda maaştan kesiliyor mu dedim hayır dediler. Eski çalıştığım yer belediyeydi, taşerondum. Orda maaşımızdan kesiyorlardı o bayram günlerini. Açık olsa geliriz çalışırız açık değil ki diye itiraz etsek de değişmiyordu. Üstelik yıllık iznimizi kullanınca da kesiliyordu, az önce internetten araştırdım, normalde o da kesilmiyormuş. Yani burda yıllık iznimi kullanınca maaşımdan kesmeyecekler anlamına geliyor bu yanlış anlamadıysam. Belediyede memurların kesilmiyordu ama. Bizim maaşlardan yemekhane ücreti de kesiyorlardı, servis ücreti de… hiç memurlardan alınmıyordu bunlar (Bu arada memurların hiç biri kpss ile atanmadı). Zaten istifa ettiren şey bu haksızlıklar oldu. Bu kadar ikinci sınıf muamelesi görüp, onlarla aynı işi hatta fazlasını yapıp bi de aldıkları maaşın yarısını almak. Üstüne bir de her maaş günü bordrolarını karşılaştırıp aldıkları maaştan şikayet etmelerini dinlemek…. Offff hatırlayınca içim şişti. Her maaş zamanı işkence gibiydi. Bi de belediye olduğu için ekstra ücret veriyordu devlet, diğer devlet dairelerinde vermiyormuş. Promosyon falan bir sürü ekstralar. Yine de yetmiyordu onlara işte. Biz de gariban gariban halimize şükredelim diyorduk. Çünkü ezilmekten özgüvenimiz kaybolmuş ve her şeye tamam diyorduk. Üzerimize bir sürü iş yükleniyor yapıyorduk, onlar işten çıkarılamaz ama biz çıkarılabiliriz korkusuyla. Bi de özellerin ne kadar zor olduğunu anlatıp anlatıp kendilerine mecbur hissettirmeleri… En doğru kararlarımdan biri de oradan istifa etmektir. Bunu yıllar önce yapmalıydım aslında ama annemin ikna etmeleri yüzünden panik atak olup alerjik egzamam başlayana kadar kalmış bulundum. Zaten ben ne zaman ailemi dinleyip de mutlu oldum ki? Onlara ne zaman işim düşse o iş ters gider mesela. En basitinden evde yokum ve kargom gelecektir ararım siz alır mısınız derim her gün evden çıkmayanlar o gün çıkasıları gelmiş olur evde yoklardır, gibi. Bir değil iki değil sürekli olur bu. Benimle alakalı verdikleri her karar benim aleyhime oluyor. Bile isteye yapmadıklarını iyiliğimi düşündüklerini biliyorum ama bu böyle.. Bu sefer onları dinleyeyim dediğim her şeyde yine ben pişman oluyorum. O yüzden de kararlarımı hep yalnız başıma vermek zorunda kalıyorum… gerçi illa aile değil, başka birlerinin fikrini de alabilirim. Benim yanlış yaptığım nokta, ailemin kararlarını mutlak doğru gibi algılamam. Başkalarından doğru fikir alsam da aileminkiyle ters ise kabul etmekte zorlanıyor olmam. Çok çalıştım bu konulara gerçi eskisi kadar değilim artık ama ne kadar aşabilsem de hala bazen error veriyor.
Evet şu an çalıştığım yer özel ve belediyedeki taşeronlardan az alıyorum maaşı. Ama en azından o büyük ayrımcılık, sınıf farkı yok. Haksız şekillerde alınan yeşil pasaportlar, parayı nereye harcayacağını şaşıran, kolları bilezikten görünmeyen, sabahtan akşama kadar kahve içip dedikodu yapan tipler… üzücü. Kırıcı. Benim ne eksiğim var onlardan diyor insan. Ben hak etmiyor muyum diyor, neden Allah gözümüze sokmalarına izin veriyor diyor falan… yani memur değilseniz devlet dairelerinde çalışmak zulümdür arkadaşlar. Bunlara atanamamış öğretmenler de dahil. Kız kardeşim öyle, aylık 13bin kazanıyor şaka gibi, ve tatile denk gelirse onu bile alamıyor. Ders başı ücret alıyor çünkü ve tam maaş vermemek için ders sayısını tamamlamıyorlar. Yazın okul olmadığı için sıfır bakiye işsizliğe geri dönüyor. Üstelik sigorta da tam yatmıyor. Zor yani. Haksızlıkların yaşanması çok kötü, keşke yaşanmasa ama hayat böyle bir yer ne yazık ki. Herkes bazı konularda haksızlığa uğruyor illa ki.
13 Mart 2026 Cuma
Güzel cuma
Bugün yanımdaki izinliydi, fazla iş de gelmedi. Mis gibi çiçek gibi fıstık gibi bir gündü.
Odanın kapısının önünde hem bizim koliler hem de eczanenin kutuları var, birisi bi tane eczane kutusuna kalpli balon takmış. Başka yerde çalışan kızlardan biri gelip gördü bunu kim koydu dedi gizli hayranlarımdan biri dedim gülerek, aldım ben dedi aldı gitti gıcık :)) bu kızla aynı servisteyiz, şoför buna yazılıyor gibi davranıyormuş çok sinirliydi bin türlü küfürle anlattı olayı. Bu nedir yav her gelip benimle konuşan ağzını bozuyor :) buradakilerin ağzı mı çok bozuk bana mı denk geldi anlamadım. Bu kız aşırı süslü, kürklü, çakma sarışın, takıp yakıştıran bir kız. Sadece biraz balık gibi bakışları var ve hunharca gülünce piranayı andırıyor ya da katil bebek chucky’i. Onun dışında güzel kız. “Sen de bu kadar güzel olmasaydın” dedim hoşuna gitti “ay başa bela ya” dedi. Bi de minnak bişey. Uzun tüylü kürküyle yürürken tam bir fluffy. Nasıl da güzel tarif ettim ama di mi gözünüzde canlandı mı? :)) “Birellibeş boyundaaa çantası var kolundaa doddik doddik geliyoor bu kız can yakar vallaa…” diye bi şarkı vardı. Ben de kısayım bu arada 155 değil ama 160 :))
Bi kız var isim takmıştım ona filtreli demiştim galiba, ayy o kız aşırı toksik bi ilişkideymiş, ha bire karakolluk oluyorlarmış hatta bu bi keresinde artık cinnet geçirip çocuğu bıçaklamış. Manyak mısın ayrılsanıza diyorum ama çok seviyorum diyor. Allah kurtarsın dedim.
Eve gelirken mezarlıktan geçiyorum, yıllardır bu mezarlıktan geçerim ilk defa babamın isminde bir mezar taşı olduğunu gördüm. Yeni de değil otuz yıl önce. Ve çok görünür bir yerde. Nasıl daha önce görmemişiz hiç. Babamın ismi çok kullanılan bir isim değil, şaşırdım o yüzden. Yanına da kızını gömmüşler. Ay Allah gecinden versin ama benle babammışız gibi geldi bi an. Kızın adı başkaydı ama. Fotoğraf çekip babama yolladım o da şaşırdı.
Böyle geçti işte günüm. Geçen gün maaş yatmıştı, ödemeleri yapıp kalandan birazını yatırım yaptım fon aldım inş doğru yapıyorumdur. Hesapta kalana da günlük vade yaptım garantide “yanımda hesap” adında. Kullanmadığım günlerde biraz kendi kendine çalışsın dedim. Hayatta bi tek kendimiz çalışarak olmuyor parayı da çalıştırmak gerekiyor.
12 Mart 2026 Perşembe
Dur
Hava da kapalıydı bugün, serindi de. Sabah d vitaminimi içecektim unuttum. Geçen hafta da unutmuştum. Ben normalde akşamları içiyordum ama akşam içilmezmiş. Melatonini azaltıyormuş uyku problemi yapıyormuş. Sabahları da ben unutuyorum bakalım nolcak böyle.
Bu arada ayı yogi dediğim kişi ile arayı düzelttik. Yanlış anlamışız birbirimizi. Arkadaş olduğum abla onu da beni de çok sevdiği için ablanın odasında denk gelince konuştuk anlaştık. Hatta bana işyerinde kimlerle muhatap olunur kimlerle olunmaz tek tek saydı ama çoğunu tanımadığım için unuttum.
Bir de internetten yastık sipariş etmiştim o geldi. Önceki yastığımı da internetten almıştım çok satılan bir yastıktı influ reklamına kandım, ipincecik otel yastığı geldi varla yok arası resmen. Ama üşendiğim için yeni yastık almayıp erteleyip durdum alışırım sandım alışamadım. Özellikle hastayken ya da alerji zamanı bu kadar düşük yastık hiç iyi gelmiyor. Dün değil evvelsi gün bir anda girdim internete seçtim aldım. Bugün de geldi. Açtım denedim gayet iyi. Öncekinin iki katı neredeyse. Bakalım bu gece rahat uyuyacak mıyım nasıl etkileyecek yarın yazarımmm
11 Mart 2026 Çarşamba
Kişisel gelişmeler
Yüksek yengeç hislerime dayanarak bir teşhis koydum, bu adamın sıkıntısı mükemmeliyetçi olmak. En ufak bi hataya(ki hata bile denmez) toleransı yok. Başkasıyla ilgilendiğine de hiç denk gelmedim şansıma kasa hep boştu, o yüzden kıyaslayamıyorum davranışlarını. Eğer bi tek bana böyleyse o zaman da beni markete gitmeye yeni başlamış çömez sanıyor olabilir ama bu ihtimal çok saçma bence. 7 yaşında çocuk olsam neyse. Al geç işte ürünleri. Yok poşet öyle doldurulmazmış, yok ekmek kasa bandına koyulmazmış. Bu sefer poşeti dolduruş şeklime karışmadı ama. Bişey demesin diye dikkatlice doldurdum. Bi göz ucuyla baktı ama bişey demedi.
Diğer konuya geçiyorum: İnsanların derdini irdeleye irdeleye dinlemek ve ille de bi çözüm bulmaya çalışmak konusunda kendimi eğitmem gerekiyor. Bu kadar dinlememeyi, dinlesem de soru sorup irdelememeyi, terapist moduna girmemeyi öğrenmeliyim. Enerjim tükeniyor. Farkettim de, diğer insanlar şikayet eden kişiyi sadece dinleyip susarken ben dayanamayıp ya hak veriyorum(kendini yalnız hissetmesin diye), ya teselli ediyorum ya da kendimi çözüm bulmak için zorluyorum. Bulamayınca da kendimi yetersiz hissediyorum. Böyle bir görevim yok benim. Mecbur değilim ve zaten karşı taraf da böyle bir şey talep etmiyor. Kendi kendime kurtarıcılığa girişiyorum, gerek yok. Acaba hep annem mutsuz, üzgün, şikayetçiydi diye mi böyle oldu. Sürekli annemi dinlerdim, hak verirdim, çözüm bulmaya çalışırdım vs… ama elde var sıfır. Bu bana çok zarar veren bir alışkanlığa dönüşmüş. Acaba bunca yıl sonra, hep bunu yapmışken, artık(suçlu hissetmeden) bırakabilir miyim? En azından farkına varmış olmam bile bir gelişme bence. Bakalım göreceğiz…
Fotoğraf dün akşam kardeşimle alışveriş+kahveye çıkmıştık, ordan. Mağazalar hemen kapanıyormuş meğer ramazanda, bakabildiğimiz bir kaç yerde de hiç bişey bulamadık. Zaten herkes montları kaldırmış. Yine ne varsa onlineda var. Mağaza gezme devri de bitiyor galiba. İnternette hem daha ucuz hem de daha fazla çeşit var.
Normalde bu kadar geç vakitte kahve içtiğim için 3e 4e kadar uyku tutmazdı. Xte gezinirken 7 uyuyanların ismini sayınca hemen uyuyormuş insan öyle bir tivit okudum açtım Google’dan isimleri okudum. İsimler de baya değişikmiş bu arada. Sonra yatağa girdim, çok geçmeden uyumuşum :)) gerçekten işe yarıyor galiba.
İşyerinde bi tane kız aşırı sinirlenmişti, bizim odaya uğradığında anlattı biraz. Ay öyle küfürler etmiş ki bi sıraladı benim ağzım açık kaldı. Bi de kapalı kız ben şok. Ama çalıştığı ortam da leşmiş yani. İçimi karattı taramalı tüfek gibi döktü nefretini kustu gitti bi daha dinlemicem.
10 Mart 2026 Salı
Küsmeden açmaya devam eden çiçekler
Fotoğraftaki ayıcıklı cam bardaklar bi ara starbucksa gelmişti, belki internette denk gelmişsinizdir millet 2000(iki bin) lira verip kapış kapış alıyordu saçma bir şekilde. Bugün dükkanları gezerken bi milyoncuda gördüm. Marka farklı tabi ama ürün aynı.
Bu arada bu dükkanların adı da bi milyoncu kaldı. Eskiden bi milyon liraya bir sürü seçenek bulundurduğu için bi milyoncuydu, şimdi bi milyon ürün sattıkları için bi milyoncular artık :)
Bi de makbul kuruyemişçiye girip teyzeler ve amcalarla birlikte biraz kuruyemiş doldurdum torbama ben de. Hep marketlerden hazır paket alırdım, bu sefer açıktan alayım dedim. Keyifliymiş istediğimden istediğim miktar almak. Sırayla tarttık, ödedik, çıktık. Sanki hep birlikte akşam tv karşısında çayla yiyecekmişiz gibi bir his oluştu içimde. Fiyat olarak da marketlerden daha uyguna geldi.
İşyerinde müdürlerden birinin doğum günüydü, tanışıp sohbet ettiğim biri. Ortak tanıdıklar da oluşmuştu, beni de çağırdılar sağolsunlar. Bahsettiğim abla çağırdı. Zaten müdürle de o tanıştırmıştı. Zaten herkesle o tanıştırıyor neredeyse :) Hep birlikte kutlayıp pasta kestik. Çok iyi geldi bu kabul edilmişlik, buraya ait olabilirlik hissi. Yanımdakinin haberi yok, söylemedim. Mazallah enerjiyi bozar bi daha kimse çağırmaz ya da bana bilenir diye korktum sanırım. Çok kıskanıyor böyle şeylere çağrılmadığı için çünkü.
9 Mart 2026 Pazartesi
Ruh sağlığı önemli
8 Mart 2026 Pazar
Kadınlar günü
Fotğraftaki papatyalar babamdan. Annemle dışarı çıkmışlar, dönüşte de anneme bir demet papatya alırken bana da almış kapıdan kadınlar günümü kutlayıp verdi.
Hepsi bu kadar değil ikiye böldüm iki vazo yaptım. Şaşırdım beklemiyordum, mutlu etti evet ama gereksiz de geldi ne bilim artık güzel şeylere dair umudumu kaybettim sanırım sevindirecek şeyler hoşuma gitmiyor sanki artık.
Eskiden en ufak şeyden büyük mutluluklar çıkarmaya çalışırdım, çıkarırdım da ama ufak tefek sevinçlere tutunmanın kıymeti yokmuş hep memnuniyetsiz olup daha fazlasını isticen illa değerli olmak için... Tamam düşünmüş almış ben de kabul ettim bitti. Sağolsun. Hala değerli hissetmiyorum ama, nedense.
Dün evi temizlemiştim, bugün biraz dinleneyim diye. İyi ki öyle yapmışım pazar günüm uzadı sanki. Hava da ne güzel ışıl ışıl. Ama dışarı çıkmadım. Çamaşırları yıkadım astım. Birazdan da yemek yapıcam. Bir haftanın daha sonu işte, böyle böyle geçiyor ömür.
Bu arada geçen sene internetten birkaç ay konuştuğum bi çocuk vardı ispanyada yaşayan ama aslen Filistinli. Herhalde bu İspanya Türkiye muhabbetini gördü x’ten de aklına ben geldim diye düşünüyorum, sabah mesaj atmış. Mesaj da nokta. Evet (.) bu nokta. Zaten ruh hastası manyak bişey olduğunu anladığım için silip engellemiştim her yerden. Numarasını engelleyemeden silmiştim ama zaten o da sildi diye takmamıştım kafaya. Nerden bulduysa tekrar. Gördüğüm gibi siliverdim ruh hastalarına giriş yok artık hayatımda.
7 Mart 2026 Cumartesi
Yeni ortamda yeni tanıştıklarım
6 Mart 2026 Cuma
Hüzün
5 Mart 2026 Perşembe
Mart ilk hafta bitiyorr
4 Mart 2026 Çarşamba
Karmakarışık bir gün
Öğlen çıkıp bizim ordaki parkta oturdum biraz. İki tane beyaz saçlı kadın ikisinde de birer tane çok küçük çocuk vardı 2 yaşındadırlar herhalde. Biri diğerine torun mu dedi, o da evet başka ne olcak bu yaştan sonra dedi. Soran kişi “bu benim” dedi çocuğu işaret ederek. Eğer bir yanlış anlaşılma olmadıysa teyze yeni anne olmuş. Vay be.
İnsanlarla konuşurken bazen gereğinden fazla şey anlatıyormuşum gibi geliyor. Biraz kendimi frenlesem iyi olacak artık sanırım.
Yorgun hissediyorum. Yoğun bir gündü. Duş alıp yatıcam ama üşeniyorum. Psikolojik olarak da iki gündür zor biraz. Bizimkilerle papaz olduk sonra toparladık ama hayal kırıklığım ve çaresizlik hissim hırpaladı beni. Bu aralar sürekli 20lerime geri dönsem neyi farklı yapardım diye düşünüyorum. Bin türlü yol verken ben sanki yol’suzluğu seçmişim gibi geliyor. Hiçbirşey’liği, cansızlığı… biraz melankoliye mi giriyorum ne?
3 Mart 2026 Salı
Holter sonucu temiz
Bugün holter sonucumu gösterme günümdü, kontrole gittim. Doktor inceledi ve hiçbir sorun olmadığını söyledi. Şükürler olsun. Doktora holteri taktığım gece çok rahatsızlandığımı söyledim “bak ona rağmen normal çıkmış” dedi. Peki dedim acaba önceki günler olan çarpıntım vücut virüsle savaş verdiği için miydi? Olabilir dedi. Holteri taktığın sürece çarpıntın olmamış olabilir, bazen gerçekten de stres kaynaklı çarpıntı yaşıyor olabilirsin. Ben sana bir ilaç yazacağım, kendini iyi hissetmediğin zaman istersen o ilaçtan yarım içebilirsin dedi. İlacı aldım, araştırdım, dideral ismi. Anksiyete yatıştıran bir ilaçmış.
Ama büyük ihtimalle ben işyerinde yalnızlık çektiğim için strese girmiş de olabilirim. Bir süredir rahatım şükür, artık çok kişiyle de tanıştım. Daha rahat ilerlerim ilaca da gerek kalmaz diye düşünüyorum. Umarım.
Bu sabah uyuya kaldım. Servis grubunu yöneten kız aradı ben de alarm sanıyorum aa alarmımın sesi mi değişti diye kapatmaya uzanırken telefonumun çaldığını fark ettim. Açıp uyuyakaldığımı söyledim. “Hass..tir” diye bi kalktım yataktan her şeye nefretle baka baka hazırlandım. Çünkü servisi kaçırınca zor oluyor, işyerim ters yerde. İki aktarmayla anca gidebiliyorum. Burdan otobüse bindim, bu kısım nispeten kolaydı. Aktarma yapacağım yerde indim ama doğru yerde beklediğimden emin olmak zordu. Çok karışık bir yerde aktarma yapıyorum ve duraklar arası baya mesafe var. Neyse ki biraz yürüyerek doğru yerde beklemeyi başardım. Sonra otobüsüm geldi ama o kadar doluydu ki beni almadı. Diğer otobüsler boş boş gelirken benimkiler hep full. Bir sonraki de full doluydu ama şoför acımış olacak ki arka kapıyı açtı ben de sıvışıverdim. Bir durak sonra bi trafik başladı. Dur kalk dur kalk… ineceğim durağa gelip indiğimde yürümekte zorlanıyordum. Yürürken ayaklarımın altında yaylar varmış gibi garip bi his vardı. Tam 09:09da kartımı bastım.
Çalıştığım odada durmamaya çalışarak geçti bu gün, tahammülüm azdı. Sürekli orda burda zaman öldürmeye çalıştım arada bir yerime geçip işleri tamamlayıp çıkıyordum. Çıkışa doğru da erkenden çıktım. Meğer zaten herkes erkenden çıkıyormuş ben boşuna yanımdakine uyup da tam çıkış saatini bekliyormuşum. Çıkıp dışarıda denk geldiğim yeni tanıştıklarımla ayaküstü konuştum biraz. Kendimi aştım ben bu işyerinde mecbur kalınca. Gidip zorla tanışıp kendimi tanıtıyorum. Muhabbeti uzatıyorum falan. Ama herkes halinden memnun görünüyor. Yeni biriyle tanışmak onlara da iyi geliyor. Ne kadar konuşkan olduğumu düşünüyor olabilirler halbuki sessiz, sakin biriyim. Şu an kendime network oluşturuyorum, harıl harıl çalışıyorum bunun için. Sonra durulacağım ve gerçekten kurulan bağlantılar kendini belli edecek :)
He bi de bugün isg uzmanıyla karşılaştık, emin olmak için sordum evet benim dedi. Kendimi tanıttım su ile alakalı konuşmuştuk dedim su diyince zaten hemen hatırladı. O gün gergindim size de yansıttıysam kusura bakmayın dedim yooo hiç öyle yansıtmadınız dedi. Ben gidip müdürle konuştum ayarlayacaklarını söylediler ayarladılar sanıyordum ayarlamamışlar mı dedi yok dedim. Haklısınız bu konu gerçekten hassas dedi. Önceki çalıştığı yerden örnek verdi o da, orda biraz su vermesek çay kahve verilmese ortalık karışırdı, dedi. Madde var mıydı ben bulamadım dedim çok geniş bir madde var dedi ama yöneticilere direkt kanun bu gibisinden gidilince her zaman gerginlik yaratır hiç onu söylememek gerekir dedi. Ben de konuşurken hiç kanundan maddeden bahsetmiyorum dedi.
Burada işler nasıl yürüyor biliyor musunuz, kim nereden ne koparırsa yanına kalıyor :))) mesela dolaba mı ihtiyacın var istiyorsun istiyorsun veren yok ama ortalıkta bir dolap gördün sahipsiz duruyor alıp kullanırsan da kimse neden aldın kullandın demiyor. O sebil olan odaları söyledim onlar nasıl almış dedim, bir yerde sahipsiz bulup almışlardır dediler :))) damacana pompası için ilgili birimden bir kızla arkadaş oldum zaten ve ayarlayacağını söyledi “tabi tabi ben ayarlarım merak etme” dedi ama tekrar hatırlatmadım henüz, yanına gidip söylediğimde bir tane verir nasılsa diye düşünüyorum. Burda işler böyleymiş yani. Anam babam usulü :)





























