Sayfalar

30 Aralık 2024 Pazartesi

Influencer mı oluyorum

27 Aralık Cuma günü bu soldaki hikayeyi paylaştım yeni açtığım instagram hesabından ve yazdığım gibi o gece bu uygulamaya başladım. 15 cümle şeklinde her bir dileğim için isteklerimi olmuş gibi yaptım. Bu instagram hesabımın hızla büyüyüp bana para kazandıracak hale gelmesini ve keyifli bir paylaşım alanı olmasını diledim. 
26 Kasımda açmıştım hesabı ve ara ara galerimdeki manzara videolarını müzik ekleyerek reels atıyordum. Öylesine rahatlatıcı videolar olarak. Çok gören eden olmasa da arada bir etkileşim alıyordu. 
Cumartesi günü yani manifesti ilk yaptığım gecenin sabahı bir reels videosu paylaşma fikri geldi aklıma. Bir buçuk yıl önce bir arkadaşımın tesbih dileğini yapıp bir yıl sonra o şeye kavuşmuştum. Arkadaşımınki 3 ayda gerçekleşmişti. Ne zaman gerçekleşeceği belli değil ama eninde sonunda gerçekleşiyor şükür 🙏 . Tarihi tam hatırlamıyorum ama Ekim sonu Kasım başıydı 30 Ekim falan olabilir tekrar yaptım başka bir dileğim için, ve dilek sonunda etrafa tesbih dağıtma kuralı var arkadaşlarıma verirken çok yakın olduklarıma ne yaptığımı da anlatıyordum baya ilgilerini çekiyordu. Ben bunu reels çekeyim detaylı bi şekilde yazayım dedim. Astığım tesbihin videosunu çekip açıklamaya da detaylı bi şekilde nasıl yapılacağını yazdım. Bir süre bir etkileşim olmadı sonra azar azar izlenme artmaya başladı. Akşama doğru beğeniler ve takip etmeler başladı. Gece iyice coştu. Yorumlar, beğeniler, takipler… bildirimler yağıyor. Ben şok içinde telefona bakıyorum. Yetişebildiğim kadarıyla yorumlardaki sorulara cevap verdim ama artık bunaldım bıraktım. Şaka gibi geldi durup durup bakıyorum her baktığımda artan sayılarla şok geçiriyordum. Gece 2yi geçiyor uyumak için 11 gibi girmiştim yatağa merak ve heyecandan telefonu bırakamadığım için uyuyamadım. 
Video izlenmesi 1000 olsun diye bekledim oldu, 2000 olsun diye bekledim oldu. Takipçi 20 oldu, 30 oldu, 50 oldu… En son bıraktım artık “yarına uyandığımda kesin en az 10bin izlenmiş olur takipçi sayım da 200 olmuş olur” dedim ve yattım. Ertesi sabah dediğim gibi olmak üzereydi ve kısa sürede oldu. 
Akşama kadar bildirimler yağmaya devam etti, bildirimleri kapatmak zorunda kaldım artık şarjım bitiyor ve telefonun ekranı açılıyor sürekli diye. Yüzümde şapşal bir gülümseme ve hayret ifadesiyle bizimkilerin yanıma gittim içim kıpır kıpır ama kimseye bir şey demedim çünkü birilerine anlatırsam içimdeki hırslı ateş azalıyor bunu önceki deneyimlerimden öğrendim artık. Dizginler bende kalmaya devam etmeliydi. Dün bi de tesbihi verdiğim ve anlattığım arkadaş kişisel hesabımdan bana bu reelsi mesaj olarak attı “bahsettiğin buydu di mi” diyerek, vay canına arkadaşlarımın bile keşfetine düşüyor ve ben olduğumu farketmeden bana yolluyorlar diye bi mutlu şaşkınlık daha yaşadım. Evet dedim sonra “bu hesap bana ait bu arada” falan yazdım ama yazmasa mıydım diye düşünüyordum, neyse ki yarım saat kadar cevap gelmeyince ben de vazgeçip geri aldım mesajı. Kimse bilmesin daha çok yeni, iyice oturduğundan emin olunca söylerim zaten. 

Şu anda da bildirimler kapalı, yoksa telefondan kopamıyorum. Dün akşam da yine biraz bakayım dedim uyuyamadım. İlk paylaştığımda 16 olan takipçi sayım şu an 2.363 oldu. Reels 1,9 milyon izlendi. Hikaye görüntülenmelerim binin üstünde. 
Şu eklediğim ekran görüntüsüne bakar mısınız, bildirimler 100e kadar gösteriliyormuş 100den sonrasını saymıyor. En fazla 2000 takipçi ve 1 milyon izlenme olur diyordum ama şu an acaba 4 milyon izlenme olur mu ve takipçim de 5 bini geçer mi diye düşünüyorum. Vay be bir reels nelere kadir. Arada YouTube videolarından izliyordum bahsediyorlardı bir anda tutan bir şey olur ve keşfedilirsiniz diye doğruymuş. İnşallah devamını getireceğim 🙏 

Şu an kursa gitmek için hazırlanmam lazım yine oturdum kaldım elimde telefonla. İki haftadır hoca rahatsız diye ilk dersi yapamıyoruz, bugün yaparız inşallah. Kursun adı motivasyon yönetimi, instagram hesabım için bi katkısı olur mu acaba. Hem onun için hem de hayata karşı motivasyon kazanmak için yazılmıştım ama ne dersler işlenecek hiçbir bilgim yok göreceğiz.

25 Aralık 2024 Çarşamba

Hayat yolu


 Dikişlerimin günlük pansumanını yaptım ve günü bitirmek üzereyim. Yarın arkadaşlarımla buluşacağım ama aslında hiç gidesim yok. İptal etsem mi gelemicem desem mi hastayım derim diye düşündüm ama bi yandan bana iyi gelme ihtimali de yüksek. Kendimi eve kapatmak sorunları çözmek için bir şey ifade etmiyor. Ayrıca sorun zaten benim bunalmış olmam, sıkılmam. Al işte sana fırsat, böyle fırsatlar çıkınca da yapasım gelmiyor bu sefer. Bi arkadaşa sordum git git dedi anneme sordum git iyi gelir dedi, kimse de isteksizliğimi desteklemedi. Terapistimin söylediği bir şey geldi aklıma, bana demişti ki önceden planladığın bir şeyin zamanı geldiğinde canın onu yapmak istemiyorsa bile yap böylece seni durduran, aşağı çeken duygularına başka bir açıdan da bakma şansın olur ve o felç inmiş gibi hissettiren halin geçer. Bunu da hatırlayınca kesin karar verdim gidicem… 

Şu pansumanın bantlarını da biraz gergin yapıştırmışım galiba bi çekiyo sanki deriyi anlamadım yarın da bu şekilde çıkıcam ya dışarıya dikkatimi ona verdiğim için daha çok hissettiriyor da olabilir. Bantı kaldırıp yeniden yapıştırsam bu sefer de yapışkanlı gidebilir. Neyse esner herhalde yarına kadar. 

Bu arada asgari ücret açıklandı 22.104₺. Valla ne yalan söyleyim iyi ki istifa etmişim dedim yoksa aşırı üzülürdüm herhalde. 10 yıllık iş hayatımda hep asgari ücretin bi tık üstü maaşla çalıştım ve son zamanlarda durum iyice kötüydü. Şu an iş arkadaşlarımın beklentisini biliyorum ve hayal kırıklıklarını tahmin edebiliyorum… 

Zaten bu maaşın yarısı kıyafet, yol, yeme, içmeye gidiyor çalışan bir insan olunca. İş hayatının stresini atmak için bir yerlere gitmek, gezmek, bişeyler yiyip içmek, etkinliklere katılmak istiyorsun ki mental sağlığını koruyabilesin. Ama mümkün değil bu maaşla ya. Hele ki bi de kiradaysan, evliysen, çocuğun varsa... 

Ayrıca ben çalışan insanların kesinlikle belli aralıklarla terapiye gitmeleri de gerektiğini düşünüyorum ama bu o kadar lükse giriyor ki, mümkün değil bu durumda… 

Ama benim için terapi hep birinci sıradaydı biliyor musun, ne zaman bi işe girsem hemen terapiye giderdim. Benim için ekmek su gibi bir ihtiyaç sanki. İş hayatına adapte olamadığım için mi, ev ile iş hayatı arasındaki uçurumu sindiremediğim için mi yoksa hayat mücadelesinde ruhsal bunalımlarımın sesi daha çok çıktığı için mi bilmem. Maaşım hep düşüktü, yetiremediğim zaman mecburen bırakırdım terapiyi. Bir süre kendimi toparladıktan sonra ve depresyonum da başlayınca mecbur yine giderdim… Hala gidiyorum, 1,5 senedir gittiğim bir terapistim var. Aslında düşünüyorum da mecbur kalmasam belki ikinci plan yapardım ama benim duygusal hezeyanlarım baya şiddetli oluyor içinden çıkmam için illa ki bir destek almam gerekiyor gerçekten. Bu son terapiste de panik atak başladığı için gittim, geçti çok şükür 🙏 Alt sebeplerini kazıyoruz, bitecek inşallah.

Hayat herkes için ayrı zor ve herkesin mücadele şekli kendine özgü, farklı. Hepimizin yolu farklı, çıkışı farklı… Dilerim herkes kendi yolunu bulsun ve güvenle ilerleyebilsin…

21 Aralık 2024 Cumartesi

Yetersizlik hissi mi bu

 Gün içinde bir sürü şey yapıyorum ama sanki hiçbir şey yapmamışım gibi ve hiç bir işe yaramıyormuşum gibi hissediyorum bazen neden acaba?

20 Aralık 2024 Cuma

Bir cuma

Fotoğraf geçen hafta cuma günü gittiğim bir resim atölyesinden. İnatagramdan bulup kaydolduğum 3 saatlik bir atölyeydi. Benim eserim bu oldu. Keyifliydi. 

Arada sosyalleşmek farklı ortamlarda bulunmak iyi oluyor. 

Bugün dahiliye randevum vardı, tüm kan değerlerim ve vitaminlerime baktırmak için gittim. Kan vermem için aç gitmem gerekiyormuş, bana bi arkadaş “artık aç gitmeye gerek yok tok da yapılıyor” demişti ama yanlış biliyormuş demek ki. Şekere de bakılacağı için sanırım aç olmak lazım. Böbreklere de bakılsın istedim, çünkü böbrekler kendini hissettirmeden bitiveriyor Allah korusun, arada baktırmak lazım. Pazartesiye kaldı maalesef. Keşke aç gitseydim nolcaktı sanki aç gitsem, neyse yapacak bişey yok. 

Ben telefondan bloggera yorum yapamadığımı unutmuşum ya. Bunun düzelmemiş olması da çok sinir bozucu… Bilgisayardan girdiğim bir vakit ziyaret ederim artık diğer blogları. 

Bu ara yine hafiften egzamalarım çıkmaya başladı. Egzama ayrılık ile alakalıymış. Ya gitmek isterken kalmak zorunda olmak ya da ayrılmak istemediğin bir şeyden ayrılmak gibi. Terapiye gidiyorum bir süredir, buraya yazmış mıydım bilmiyorum. Yazmadıysam da yazıyorum. Benim terkedilme, yalnız kalma korkum üzerine çalışıyoruz şu an. Bunlar çocukluktan beri maruz kaldığım şeyler olduğu için inançlara dönüşmüşler yani çok köklüymüşler o yüzden zor olacakmış ama benim kaldıramayacağım bir zorluk değilmiş. Yakın zamanda bir ayrılık yaşadım, aslında ayrılmak istemeyip sürekli ayrılmak zorunda kaldığım bi ilişkiydi. Her seferinde tekrar barışmak için ikna ediliyordum ama verilen vaatler hiç tutulmuyordu. Bu defa tüm yolları kapadım ve çok kararlıyım. Ve bunu yaptığımdan beri de egzamalar başladı yeniden. Ben de bunu ayrılmak istemediğim halde ayrılmak zorunda kalmamdan dolayı yaşadığım strese bağlıyorum. Kendime sadece biraz daha süre vermem gerekiyor biliyorum, birkaç ay sonra hiçbir şey kalmayacak inşallah hem duygusal hem de fiziksel anlamda.

Bir instagram hesabı açtım, yine. Şu sosyal medyayı iş haline getirmeyi deneyip deneyip bırakıyorum maalesef ama bu sefer daha emin adımlarla ilerlemeye çalışacağım olur inşallah bu defa. Şimdilik 10 takipçim var, tanıdıklara söylemiyorum. Olur da tutturursam burdan da reklamımı yaparım illa ki. 

Karşılıksız sevgiyi, başkalarını da önemsemeyi, yeri geldiğinde onları önceliklendirmeyi ama kendini de hiçbir zaman ihmal etmemeyi öğrenmeye çalışıyorum. 

Bugün cuma. Hayırlı cumalar…

19 Aralık 2024 Perşembe

Benlerimi aldırdım

İki gün önce bacağımdan iki ben aldırdım. Et beni değillerdi. Biri doğuştan göz gibi yuvarlak, diğeri sivilce gibi çıkıp sönüp içeride yara olarak çürümüş gibi bir kitleydi. Bu kitle beni biraz tedirgin etti en kötü ihtimalle kansere çevirir mi vs diye, onu aldırırken de doğuştan olan diğer beni de aldırdım. Ben hemen alırlar çıkarım sanıyordum ama baya uzun sürdü. Bir saati geçti ya da tam bir saat sürdü. Ve ikisine de hem iç dikiş hem dış dikiş atılıp uzun birer şerit halinde kapatıldı. Remsen ameliyat oldum gibiydi. Dikişler büyük olduğu için de 15 gün pansuman yapıp sonra dikişleri aldıracağım. İlk iki gün hiç elleme dediler, 3.gün günde bir batikon sürerek devam ediyorum şu an 3.gündeyim. Vay be resmen ikisi de gitti. Dikişler de alınınca yokluklarını çok net göreceğim ve kesin çok tuhaf gelecek. 1 ay sonra da sonuç çıkacakmış parçaları biyopsiye yolluyorlar onun sonucu. O da temiz çıkarsa süper. 

Birkaç gündür psikolojik olarak çok zorlanıyorum herkes böyle mi ben mi böyleyim bilmiyorum. Ama bu yıl çok şey yaşamış olmamın da etkisi olabilir. Kardeşlerimin durumları, biri rahatsızlık geçirdi diğeri evlendi. Ben istifa ettim. Yakın zamanda da annemin beyninde bir kist farkedildi… büyüyüp büyümediği kontrol edilecek büyümüyorsa sıkıntı yok ama büyüyorsa sıkıntı çok maalesef çünkü ameliyat edilebilir bir yerde değilmiş. 3 ay sonra tekrar mr çekilecek ve kontrol edilecek. Umarım zaten doğuştan ya da ergenlikten kalan bi kisttir ve büyümüyordur. Öyle olabilirmiş çünkü. Hatta menepozda da çıkabiliyormuş. Başka bir şey için mr çekilince farkedildi, bazı insanlar mr çektirmedikleri için bu kistin varlığından habersiz yaşayabiliyolarmış çünkü genelde zararsızmış ama yine de o %1’lik kötü ihtimal bizi darmadağın etti. Günlerce ağladık, kabul edemedim korktum bişey olursa diye, annem kafaya takmasın diye kafasını dağıtmaya çalıştık falan… mecbur beklicez bir sonraki mr tarihini, onun dışında yapacak hiçbir şey yok. 

Bu arada burada olmadığım süreçte kendime sesli notlar tutmayı denedim. Ses kaydını açıp konuşup içimi döküyordum, sonra dinliyordum. Onun da bana çok iyi geldiğini farkettim. Sanki bi arkadaşın derdini dinliyormuş gibi oluyor, dert ettiklerim çözümsüz görünmüyor. Arada ona da devam edebilirim. Ama daha fazla tutmayıp siliyorum bir süre sonra, kendi sesime konuşmama henüz çok da tahammül edemiyorum sanırım. 

Bu bloğu artık kimse okur mu, gizli devam etmeyi özel okuyucularla yapabilir miyim bakıcaz. Kimse okumasa bile ben yazmaya devam ederim herhalde… ama insan okunsun da istiyor ya arada bir iki yorum iyi geliyor. Bakalım. 

Yine bir gün biz böyle

Blogumun herkese açık olması bir türlü içime sinmedi, daha doğrusu okumasını istemediğim bazı eski tanıdıkların ben blog adımı/adresimi değiştirmeme rağmen bi şekilde bulup yorum yapabilmeleri canımı sıkmaya başladı. Başka bir blog açmak istemedim burası yıllardır arşiv gibi tuttuğum bir yer oldu çünkü ve benim için değerli. Tek çözüm olarak gizli bir blog şeklinde devam etmeye karar verdim… 

Ve blog adresimi ilk açtığım adres ve isme geri çevirdim. Yeniden “yine bir gün biz böyle” yim… davet isteyen bloggerları kabul edeceğim, anonim almıyorum içeri :) 

Bakalım, bu şekilde bi sıkıntı çıkmadan devam edebilirim umarım artık. 

18 Ekim 2024 Cuma

Şarkı molası

Bir deli rüzgar esse bir yerlerden

Savurur mu, götürür mü beni bilmem

O deli aşık mazide kaldı artık

Dönecek mi geriye onu bilmem

<<Dinle 🎧 >>

30- Kaybetme kendini

 

Çok fazla düşünceyle uyandım bu sabah. Çok fazla duygu ve özlemle. Birbirini kovaladı her biri beynimin içinde. Kalkamadım, toparlanamadım. İşlerimi yaparken ne yaptığımın farkında bile olamadım. Sonra dur dedim kendime. Ne yapıyorsun? Neden başka yerlerdesin şu an? Ben buradayım, başkalarına ya da başka şeylere odaklanmayı bırak ve sen de buraya gel artık. 

Kendime döndüm. Kafana takılan şey ne diye sorup konuştum iç sesimle. Kendime dönmek bile yetti beynimdeki gürültüyü susturmaya. 

Ben kendimi biliyorum, ne yaptığımı biliyorum. Hayatta her şeyi kontrol edemem, bazı şeyler hatta çoğu şey benim kontrolüm dışında gelişir ve ben de kabul etmek zorunda kalırım. Geri dönüp hiçbir şeyi değiştiremem ya da şu an hiç kimseye zorla benim düşüncemi kabul ettiremem. Ben elimden geleni yaparım, gerisini kişilere ve zamana bırakırım. 

“Hiçbir şeyi kaçırmıyorsun, acele etmene gerek yok” diyerek teskin ettim kendimi. “Kendini bu kadar hırpalama, elinden geleni zaten yapıyorsun” dedim. Kendimi hatalarımla birlikte kabul ediyor ve seviyorum.

16 Ekim 2024 Çarşamba

29- Aşk ve anda kalmak üzerine


“Ya o benim için en doğru kişiyse ve ben onu sonsuza kadar kaybettiysem” düşüncesi, bizi acının kucağına bırakan en hızlı yollardan biri sanırım. Düşündüğümüz gibi en doğru kişi o olsaydı zaten şu an hala birlikte olurduk. “Peki ya barışırsak ve uzun süre birlikte olacaksak yine de doğru kişi değil mi diyeceğiz” sorusu ise gelecekle alakalıdır, cevabı şimdide değil. Belki şu an doğru kişi değil ama gelecekte doğru kişi olabilir de, ama bu düşünceye takılmamak gerekiyor. Geleceği bu kadar fazla düşünmek bizi yormaktan başka bir işe yaramaz. Sadece kafamız daha da karışır. 

İhtimaller üzerine gelecek senaryoları kurup orada yaşayarak şu yaşadığımız anı kaybederiz. Bu içinde bulunduğumuz an, bir daha hiç gelmeyecek. Gelecek büyük ihtimalle kafamızda kurduğumuz gibi şekillenmeyecek, belki benzer ama aynısı değil. Bu anımızı kaçırmaya değer mi?

Şimdiden gelecek için endişelenmek, gelecekteki bize güvenmediğimizi gösterir. Gelecekteki sen, aklına gelen herhangi bir durumda ne yapacağını da nasıl davranacağını da bilir. 

Aynı şekilde geçmişteki sana da çok takılmamak lazım. O da mevcut durumunda yapabileceğinin en iyisini yaptı. Şu anki sen kadar gelişmemişti, öğrenmemişti bazı şeyleri. Geçmişteki sen’i suçlama ve gelecekteki sana güven, ikisini de oldukları yerde bırak... Şu an nerede nefes alıyorsun? Etrafına bak, şu anki manzaran ne mesela, ne görüyorsun, ne duyuyorsun, neye dokunuyorsun… Şu anda buradasın.

Önce kendinle ilişkini olabildiğince en güzel hale getir. Kendine olan sevgin o kadar dolsun ki taşan kısmı da başkalarıyla paylaş, sevmek işte böyledir. Birini, ondan gelecek sevgiye ihtiyaç duyduğun için sevme. O biri sana iyi geliyor olsun, anlaşabilmenizi sev ve sevdiğin için ona ihtiyaç duyuyor ol. “Seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var” değil, “Sana ihtiyacım var çünkü seni seviyorum”.

Hayatına giren her insan sana mutluluk verecek diye bir şart yok, sana ders vermek için gelmiş de olabilir. Hayatta kalman için, o hayalini kurduğun hayatı sana vermek için ihtiyacın olan şey neyse onu verir. Seni itmek için belki de, ilerle artık demek için… Bir ayrılık yaşıyorsan, belki de bu ilişkide ayrılığı da deneyimlemiş olman gerekiyor bir olma olgunluğuna erişebilmek için. Ya da belki de tamamen farklı yollarda ilerleyeceksiniz. İki türlüsü de kayıp değil, yanlış değil. Hayat olması gerektiği şekilde akıp gidiyor. Biz algılayabildiğimiz kadarını bilebiliyoruz sadece. O yüzden hayata güvenmek zorundayız.


Çizim: Pinterest 


 

13 Ekim 2024 Pazar

28- Hayatta kalma sanatı


Kendime notlar. Sizinle de paylaşmak istedim.

Hayattaki en önemli şeyler 1-Ruh sağlığı 2-Para 3-Sağlıklı beslenme 4-Kaliteli çevre

1- Hayatın nirvanası nedir? Kendinle barışık olmak. Kendinle konuşabilmek, ihtiyaçlarını duyabilmek, kendini avutabilmektir. 

Hiç kimseyle değil, öncelikle kendinle geçinmeyi bilmeyi öğrenmeye geldik bu hayata. İnsan-ı kamil kişi bence kendisiyle tanışmış ve kendisini olduğu gibi kabul edip sevmiş insandır. 

Sevginin bir ölçüsü varsa bunun en yüksek seviyesi kesinlikle “hatalarıyla birlikte sevmek”tir. Bir anne bile bazen bir çocuğu hatasıyla sevemeyebilir. Biz kendimizi ne zaman ki hatalarımızla da seversek, kabul edersek o zaman gittiğimiz her yerde çiçek açarız.

Ruhumuzla bağlantımız açık kaldıkça ruh sağlığımız da korumamız altında olur. 

Elbette ki bizim dışımızda gelişen travmatik olaylar, istemediğimiz kötü şeyler yaşayabiliriz. Her zaman güllük gülistanlık olmayacak hayat. Ama ruhumuzu tanıdığımız ve onu yalnız bırakmadığımız için bu aşamalardan geçmek bir nebze daha kolay olur. 

2- Kim ne derse desin para ile dönüyor dünya, her sıkıntının altından para çıkıyor öncelikle. Ruh sağlığının yerinde olduğunu varsayarak söylüyorum. İkinci madde kesinlikle para.

Miktarına takılmadan düzenli bir geliri olmalı insanın. 10-20 lira bile olsa kenara para koyabilmek, bunu alışkanlık haline getirmek önemli. Yani bir yatırım yapılmalı her daim. Var olanı tüketip anlık yaşamak çok da doğru değil. Yarınını da düşünerek hareket etmek daha güvende hissettirir. Hayatı, elverdiği kadarıyla, maddi olarak da güvence altına almak gerek. 

Pasif ya da aktif, bir şekilde düzenli bir para akışı sağlamak da hayatın amaçlarından biri olmalı. 

3- Bunu kaçıncı madde yapacağıma karar vermekte zorlandım, aslında maddelendirmeden hepsine azar azar dahil etmek de mantıklı olabilir. 

Bağırsaklarımızın duygusal beynimiz olduğu söylenir. Ruh sağlığımızı da etkileyen, fiziksel hastalıkları da tetikleyen aslında bağırsaklarımızdaki bakteriler. 

Şahsen ben her gün bir bardak kefir içmeyi alışkanlık haline getirdiğimde stres seviyemin düştüğünü, daha mutlu ve sağlıklı hissettiğimi kendimde farkettim. Ne zaman ki 2 gün üst üste hamur, yağlı ve kızartma türü şeyler yesem içime sıkıntı bastığını da fark ettim. 

Bizim maddi yakıtlarımız yemek, su ve hava. Vücudumuza en kaliteli yakıtı doldurmamız gerekmez mi? Bizi hayat boyu taşıyacak, kim bilir kaç sene daha birlikte yaşayacağımız bu bedene iyi bakmak zorundayız. Acı çektiğimizde o acıyı bir tek biz hissediyoruz başkasına devredemiyoruz. Biz söylemeden kimse bilemez hasta olup olmadığımızı, acı çekip çekmediğimizi. Öncelik her zaman kendimiz olmalıyız. 

4- Sev, saygılı ol, kendini bil. Sen kendine güven, kendine yet, mutlu ol ve kimseyi zorla yanında tutmaya çalışma. Seninle olmak isteyen senin yanında olur zaten. 

Zorlanma varsa orda bir sıkıntı vardır. Zaman yanlıştır, tekamül düzeyleri eşleşmiyordur, geçilmemiş dersler vardır. Zorlama. 

Kendin de kimsenin yanında kalmaya çalışma. Su akar yolunu bulur. Akışa bırak olması gereken kendiliğinden olur. 

Herkesi almaya gerek yok hayatımıza. İnsanları seviyor olabiliriz ama bu hepsini kucaklamak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Çevremizi oluştururken titiz davranmak zorundayız, çünkü muhatap olduğumuz insanlara benzeriz zamanla. Nasıl bir hayat ve kişilik istiyorsak öyle olan ya da ona yakın bir kişilik ve hayat tarzına sahip insanları tutmak daha mantıklı. Mesela mutlu bir ilişki mi istiyoruz, mutlu ilişkisi olan kişilerle, zengin olmak istiyorsak parayı nasıl kullanacağını bilenlerle zaman geçirmek gibi.

Bu hayatı, dünyayı, her şeyi senin gözlerinle bir tek sen görüyorsun. En çok sen lazımsın sana. En çok kendine iyi bakman lazım. Sen iyi ol ki sevdiklerin, çevren, yaşamın da iyi olsun. Kilit nokta sensin, kendi ruhuna dokunabildin mi? Onu bir kontrol et başkalarının ruhunu dokunmaya çalışmadan önce. 

Enerjinin ana kaynağına başarılı bir şekilde bağlantı kurulduğunda veri akışı aksamadan devam eder ve ahenkle yaşarız. 

Hepimizin bu tatmini yaşayarak hayatlarımıza devam etmesini diliyorum tüm kalbimle 🙏💖


Görsel: Pinterest

10 Ekim 2024 Perşembe

27- İç huzuru


Manifest diye bir şey var artık herkesin dilinde. Evrene mesaj yollamak yani. Telefon ekranına bi resim ekle dileğini kendine çek, olmuş gibi kabul et, deftere yaz vs bir sürü çeşidi var bunun. Telefon ekranım için bişey koyayım dedim, ne istiyorum diye düşündüm. Huzursuz bir ruh hali içerisindeyim. Malumunuz gündem pek iç açıcı değil, haberlerden kaçamıyoruz… Çok zengin olsam şu an nasıl olurdu? Çok huzurlu hissetmezdim yine. Aşık olsam sevgi dolu bi ilişkim olsa? Yine çok bir şey hissettirmedi. Arkadaşlarımla aktiviteler yapsam? O da yetmedi. Böyle düşüne düşüne en son içimdeki huzursuzluğu dindirmek için içimi rahatlatmam gerektiğine kanaat getirdim. Kendime dönmek, kendimle konuşmak, sessizce özüme inmek gerekiyor. Anladım ki hiçbir şey içimdekini tamir etmeden tat vermiyor tam olarak. Hep bir şey yarım kalıyor. İş, aşk, para… Sağlık dışında diyeceğim ama bence onu da fiziksel ve ruhsal olarak ayırırsak fiziksel sağlıkta bile iyileşmeyi hayal ederken tam bir tatmin hissetmeyebiliriz eğer ruhumuz çok kasvetlenmişse. Hatta iyileşmeyi reddederiz belki de. İyileşsem nolcak bu biter başka şey çıkar gibi olumsuz düşünceler, kaybettiğimizi sandıklarımız kemirmeye devam eder içimizi. 

Ruh sağlığı çok önemli. Umudu kaybetmemek, gülebilmek, anın kıymetini bilmek çok önemli. 

Geçmiş de gelecek de bizden uzak. Biz şu andayız. Ve şu anımız geleceğimize etki ediyor. 

Ruha iyi gelen şeyler bulunmalı ve içimizdeki çocuk unutulmamalı…


(Görsel: Pinterest)

7 Ekim 2024 Pazartesi

26- Yalnızlık üzerine


İnsan, başka insanlarla birlikteyken de yalnız hissedebilir ya da etrafında hiç kimse yokken yalnız hissetmeyebilir. Yalnız mıyım yoksa yalnız mı hissediyorum diye bakmak lazım önce. 
Başkalarıyla birlikte yalnız hissetmenin de bir sınırı var, yalnızken yalnız hissetmemenin de. Bir yere kadar iyi gelip sonra fazla geliyor yani. 
İnsanlarla çok fazla iç içe zaman geçirdikten sonra yoğun bir yalnız kalma özlemi çekersin, yalnız kaldığında oh dersin sessizliğin ve sadece kendine odaklanmanın tadını çıkarırsın. Ama bir süre sonra bu yalnızlık seni zorlamaya başlar. Zorlandıkça ailenle, arkadaşlarınla görüşür dengeyi sağlamaya çalışırsın. Onlarla bir kaç gün üstüste vakit geçirmek yine sıkmaya başlar seni, bu sefer de yalnızlığı özlersin. Günler, aylar, yıllar geçer yalnız hayatında. 
Yalnızlık güzel midir?
Kendine yetmek başarı mıdır?
Yoksa korkaklık mıdır?
İnsan sosyal bir varlık, tamamen yalnız olmaya uygun değil. Bazen yalnız kalmaya ihtiyaç duyar evet bu kesinlikle doğru, ama sürekli bir yalnızlık insana göre değil. 
Aile evinde yaşarken yalnız yaşamanın hayalini kurduk çoğumuz. Hatta kendi kendimize söz verdik bazılarımız, hemen evlenmeyeceğim önce yalnız yaşayacağım diye. Evde sürekli anne, baba takibinde olmak onların kurallarına uymak ve hesap vermeden özgürce hareket edememek tak etti bazen, evden kaçmak bile istedik. 
6 yıldır yalnız yaşıyor sayılırım. Aileme yakınım ama sonuçta kendi duvarlarım ve bir dış kapım var. O kapıyı kapattığımda kendimle başbaşayım. Başlarda kardeşimle yaşasak da o sadece yatmaya eve geliyor, gününü aile evinde geçiriyordu. Şimdi evlendi, Full time yalnız kaldım. Şikayetçi değilim, ama bazen duvarlar üstüme gelmiyor değil. 
Yalnız kalmak mı istiyorum? Birileriyle birlikte kalmak mı istiyorum? Ne istediğimi ben de bilmiyorum… Birileriyle birlikteyken sıkılıyorum, yalnızken daralıyorum. Sosyalleşmekten uzaklaşıyorum sanki ya da bu aralar böyleyim. 
Çok şey yaşandı bu sene. Küçük kardeşim ciddi bir rahatsızlık geçirdi ailece travmatik bir şey yaşadık, diğer kardeşim evlilik yoluna girdi ve evlendi, ben işten ayrıldım, ben biriyle tanıştım ama birbirimizi sevmemize rağmen uyuşamadık ve daha fazla yıpranmamak için devam edemeyip ayrıldık. Bir anda çok yalnız kalmışım ben aslında, iş ortamım bitti, eve yatmaya geliyo olsa da ev arkadaşım(kardeşim) gitti, hayat boyu birlikte olabiliriz gibi gelen partnerimle ilişkimiz bitti. Yalnızlık çekmem normalmiş. Nasıl aşarım bunu bilmiyorum. 
Dün gece belediyenin şehirdeki ücretsiz etkinliklerine bakayım dedim ufak ufak bir yerlerden başlamak için, hiçbiri beni çekmedi. Hobim var mı diye düşündüm bulamadım. Zamanında hepsini denediğim için bıkkınlık ve doymuşluk var üzerimde. Yabancı dil kursları, enstrüman eğitimi, dikiş nakış, yemek kursu, kendim alıp denediğim hobi malzemeleri, kendi başıma internetten araştırıp öğrendiklerim, YouTube’a giriş denemelerim, Instagram işletme hesabı açma denemelerim, kendi paramı kazanma çabalarım vs vs. Tıklayarak para kazan, anket doldur para kazan, astroloji öğrenip danışmanlık verme çabam, farklı eğitimler, bi milyon şey yani….. gerçekten o kadar fazla ki. Çorba olmuş durumdayım. Ne arıyorum? Ne istiyorum? Neden hiçbiri beni tatmin etmiyor? Öğrendiğim bi ton şey ne işime yarıyor diye sorarsanız, hiççççç. Amigurumi öğrendim mesela internetten, sonra kendime bebekler yaptım bazen etrafımdakilere hediye ettim, öğrenmek isteyenlere öğrettim eee sonra, bir sürü ip ve tığ duruyor hala çantada. Burdan para mı kazansam dedim sonra hevesim kaçtı. Keman aldım kursa gittim bir iki parça çaldım hevesim kaçtı. İspanyolca öğrendim sıkıldım, yemek yapmayı öğrendim sıkıldım, YouTube’a video eklemeye başladım hatta biri 200bin izlendi ondan da kaçtım. Instagramda hesap açtım 2bin takipçi oldu onu da bıraktım. Her giriştiğim şeyden arkadaşlarım oldu ama hepsiyle o işleri bıraktığım gibi görüşmeyi bıraktım. Neden böyleyim? Sevgili konusu da böyle, ya bırakıyorum ya bıraktırıyorum ama asıl sorun şu ki sanki özellikle bana uygun olmayanları seçiyorum. Çünkü uygununu seçersem ayrılma ihtimalimiz çok az olur, sanki bırakabileceğim şeyleri seçiyorum özellikle. Her şeyde. Arkadaş, sevgili, hobi…
İçimdeki boşluk dolmuyor ama dolması için de mantıklı adımlar atamıyorum belli ki. Bunun farkındayım ama yapamıyorum işte. Sanki doğru bir yol tutturursam esir alınmış gibi hissetmekten korkuyorum. O yüzden de her an oradan gidebileceğim tercihler yapıyorum. 
Ailemle de bağlarım çok kuvvetli değil. Zaten ana sorun buradan başlıyor bence. Ait hissedemiyorum hiçbir yere ve hiçbir şeye… yurtdışında yaşamayı hayal ediyorum bazen mesela, ama kesin ondan da sıkılırım, ülkemi özler pişman olurum ya da orada da hayalimdeki gibi olmadı diye üzülürüm. 
Nereye gidersem gideyim, ne kadar kaçarsam kaçayım, ben buyum. Kendimden kaçamam ki. Kendimle nasıl barışacağım? Kendimle barışıp çevremdeki insanları da nasıl çevremde tutmaya devam edeceğim bilmiyorum ama çabalıyorum… düşünüyorum, kendimi çözmeye çalışıyorum. Umarım bir gün bu yazıyı okur ve “şükürler olsun ki bu huzursuz hallerimi atlattım” derim. 

(Görsel: Pinterest)

18 Eylül 2024 Çarşamba

25

Merhaba, uzun zaman sonra dizüstü bilgisayarımı açınca klavyeyle bir blog yazısı gireyim dedim. Nostalji yapar gibi :) Bir süredir sadece telefon ve tablet kullanıyordum, bu sabah tabletim açılmadı. Zaten bir süredir sorun çıkarıyordu ama öteliyordum, tamamen kendini kapatınca garantisi var mı diye baktım 8 ay kalmış bitmesine. Arayıp arızayı anlattım ve ne yapabilirim diye sordum, bir kod verdiler onunla kargolayabileceğimi söylediler. Aslında o kadar uğraşmak istemiyordum ki, tablet iyice bozulursa atarım napim falan diyordum ama madem garantisi devam ediyor bi şansımı denemek istedim. Çok zor bişeymiş gibi sürekli erteliyorum bir şeyleri gereksiz yere maalesef.

Yarın üşenmezsem gidip kargoya vereceğim, inşallah düzeltirler de kullanmaya devam ederim. Kullanıcı hatası falan derseler de hiç uğraşmayı düşünmüyorum ama o an ne psikolojide olurum bilmiyorum. Kullanıcı hatası değil kesinlikle bence, durup dururken pil sorunu olmaya başladı pil düşük diyip kapanıyor sürekli.

Bi de bir kaç gündür tv izlemeye başladım. Televizyonum var ama belki açmayalı yıl olmuştur. Geçen açtım, sinyal yok. Ayarları değiştirdim geri düzelttim geldi ama kesik kesik ekran ve kapanıp sinyal yok diyor hala bazen. Kullandıkça kendine gelir diye umut ediyorum. 

Son olarak, en son kardeşimin nikah telaşından bahsedip iç dökmüştüm biraz. Nikah günü kuaför bir türlü beceremedi, süreyi ayarlayamadı her şey birbirine karıştı, gelin arabasının harfli çiçekleri daha kuaföre gelmeden döküldü A4e harfleri yazıp yapıştırdılar, foto çekimine geç kalındı alelacele çekildi vs... Çok stresli ve yoğun bir gün oldu ama çok şükür bitti. En çok da artık abiye vs bakmayacağım için rahatladım.

30 Ağustos 2024 Cuma

24- İPhone ve Kuaför krizi

Şu evlilik süreçlerini oldum olası sevemedim. Nişanı, kınası… hepsi ayrı ayrı o kadar boğuyor ki beni. Hiç hayalini kurmuşluğum da yoktur mesela. İsterim ki sessiz sedasız sadece en yakınlarım şahit olarak evleneyim bitsin. Umarım da gönlüme göre olur bir gün… 
Kız kardeşim evleniyor ve sağolsun hiç bir merasimi es geçmedik. O istemese bile annem istediği için yaptık bazısını da(nişan). Artık abiye giymekten ve makyaj yapmaktan kusacam. Kendi günlük, sıradan, sakin ve sade hayatımı özledim. 
Kafalar artık bi milyon. Evde herkes kafası dumanlı gibi davranıyor. Tabak almak için tuvalete giriyoruz, böreğe vanilya koyuyoruz vs. 
Dün değil evvelsi gün de ben bi anda telefon şifremi hatırlayamadım. Normalde faceId kullanıyorum ama 72saatte bir mi ne normal şifre de istiyor telefon ki şifreyi unutmasın kullanan kişi diye. Ben de hep giriyorum şifreyi ama o gün ne yaptıysam kabul etmedi telefon. Acaba ben doğru giriyorum da telefon mu hata veriyo diye düşünmeye başladım artık. Birkaç kere yanlış girince kilitlendi. 1 dk sonra deneyin dedi, 1dk geçti girdim yine hatalı dedi 5 dk bekletti sonra yine girdim o da hatalı 15dk. Bu arada telefon tamamen kilitleniyor, kilitli ana ekranı bile göstermiyor hiçbir şey yapamıyorum. 15 dk bitti kesin budur diyip girdim şifreyi o da yanlış dedi 1 saat kilitlendi, sonra 3 saat sonra 8 saat ve ben artık ağlama modundayım. Kendimi salak gibi hissediyorum. Apple desteği aradım başka bi telefondan, yapacak bir şey yok maalesef dediler. Ya şifreyi gireceğim ya da telefon sıfırlanacak. Peki 8 saat de bitince ne olacak devam edecek mi dedim, yok dedi yine şifre isteyecek o da yanlışsa telefon tamamen kapanacak dedi. Gün boyu bu stres sinir ve sıkıntıyla geçti. Zaten stresli bi süreçte olduğum için telefon kafa dağıtmak için iyi oluyordu o da elimden gidince çaresiz kaldım. 8saatlik süre geceyarısı sona erdi ama bu sefer hemen şifre girip denemedim, uyuyayım yarın uyanınca belki otomatikman doğru şifreyi girerim diye umdum. Sabah uyanınca yine çok emin olup bu sefer kesin bu diyip girdiğim şifre de yanlış olunca telefon yine 8 saat kilitlenmeye aldı kendini. Destektekinin söylediği gibi tamamen kapanmadı, ama ben bi sekiz saat daha beklemeye tahammül edemezdim ve zaten o gün kardeşimin kınası vardı telefon hazır olmalıydı. Şifrenizi mi unuttunuz diye bi seçenek var ona basınca telefonu sıfırla seçeneği çıkıyo. Ona basıp iphoneu sildim. Neyse ki her şey iCloud’uma yedeklenmişti. En güncel şekliyle yedeklesin diye wifiye bağlayıp gece de şarjda bırakmıştım, yedeklemiş. Geri yüklediğimde telefonum son haliyle duruyordu. Sadece şu takıldı aklıma, iclouddan geri yükleme yaparken önceki telefonun ekran kilidini girin ekranı geldi. Ben zaten o şifreyi unuttuğum için bu durumdaydım hala istemesi saçma geldi. Bi kere girdim yanlış dedi ikinciye girdiğimde doğru çıktı şaka gibi. En ihtimal vermediğim hayır o olamaz diyip denemek bile istemediğim şifreymiş doğru olan. Hafızam neden inatla onu reddetti bilmiyorum. 
Sonra o gün, yani aslında dün, kına öncesi kuaföre gittik kardeşimle. Randevumuz vardı. Kuaförde kadın çok da bizim isteklerimize uygun davranmadı genelde kendi bildiğini okudu, biz de biraz güvendik ne yaptığını bilir herhalde bu işi yaptığına göre dedik. İstediğim saç ve makyaj olmadı ama idare ederim diye düşündüm. İçerdeki ışıklarla da çok kötü durmuyordu ama ordan çıkıp eve geldiğimizde aynadan bakınca modumuz düştü. Tekrar baştan yaptırmaya hem vaktimiz yok hem de uğraşmak istemedik. Aşırı yoğun allık kullanımı, koyu renk fondöten, sade dememe rağmen süslü bi topuz (orda da beğenmediğimi belli ettim ama o saç artık değiştirilemezdi). Tam mahalle kuaföründen çıktığımız belliydi yani. Kardeşim türban yaptırmıştı ve onun da arkası çok uzun olmuştu, topuzu hoş bir şey yapmamıştı yani. Düşünmemeye ve eğlenmeye bakmaya çalıştık. Benim burnumun ucu kıpkırmızı çene yanak dayamış her yere allığı gerizekalı. Kardeşim de öyle, hadi o gelin yine neyse, aynı makyajı bana niye yapıyorsun. Müdahale etmeye çalışınca da bana bırak diyordu. Çene hattım bile boydan boya kırmızıydı neredeyse, çene ucu burun ucu of düşününce bile sinirleniyorum. Neyse bi şekilde kına bitti eve geçtik erkek tarafıyla, ikimiz de hemen yıkadık makyajı duramadık öyle. Düşünün gelin hala o süslü haliyle erkek tarafının karşısında olmak ister normalde ama… Gece de düşünmekten ve sinirden uyku tutmadı beni. En çok da kibar ve naif halimle böyle çirkeflerle karşılaşmak yoruyor. Onların seviyesine inip çingenelik yapamıyorum diye bildiklerini okuyorlar sonra da daha samimi olmaya çalışıyorlar vur kafasına al lokmasını diye gördükleri için. “Sizi çok sevdim her zaman gelin ziyarete de gelin” vs vs. Seversin tabi. Sıfır tehlike, her şarta uyum sağlayan, olumlu bakmaya çalışan, sana iş çıkarmayacak sorunsuz insanı kim sevmez. Kardeşim de uyuyamamış üzüntüden. Sabah konuşunca söyledi. Arayalım mı abla dedi arayalım dedim. Önce o konuştu. Çok abartı yapmıştınız kimse beğenmedi çok koyu yapmışsınız orda anlayamamıştık sonra farkettik nikah için çok endişeliyim dedi(nikah için de randevu almıştık). Kadın bi başladı konuşturmuyor kardeşimi ve kardeşim de benden daha kötü hayır deme konusunda, itiraz etme konusunda. Biz sanıyoruz ki mahçup olacak kusura bakmayın dicek merak etmeyin nikahta daha dikkatli oluruz size sorarak ilerleriz falan dicek… “beğenmeyenler kıskanmıştır hiç de kötü değildi, ben ….marka kullanıyorum en kaliteli marka” bilmem ne. Ben aldım telefonu ben de onu konuşturmadım bu sefer “malzemelerin kalitesi değil nasıl kullanıldığı önemli, ucuz malzemelerle de çok güzel makyajlar çıkarılabilir. Ben size hafif makyaj demiştim nude demiştim her yeri kırmızı allık yapmışsınız farın rengini soruyorum cevap vermiyorsunuz eyeliner istiyorum diyorum kendi kafanıza göre bişeyler yapıyorsunuz eve gelip fazla yerleri ıslak mendille almaya çalıştım olmadı bu şekilde çıkmak zorunda kaldım. Hafif dedim ama bunun bi tık üstü palyaçoluk artık” falan dedim. Hakarete giriyo bu dediğiniz artık dedi palyaço lafına çok alındı. Kardeşim de ordan “iptal edelim pazar gününü” diyodu, “nikah için olanı iptal edelim biz” dedim, var ya kadın öyle bir 180 derece döndü ki. Kusura bakmayın ben özür dilemem gerekiyorsa dilerim bence güzeldi ama demek ki sizin istediğimiz o değildi, ister mecburiyetten ister isteyerek gelin ama ben sizi mağdur etmek istemiyorum dedi. Kardeşim aldı telefonu, diyo ki kardeşime “heee o zaman siz demek ki çok sade bi makyaj istiyorsunuz” gerizekalı biz günlerdir ne diyoruz zaten biraz müşteriyi dinlesene. 
Bilen bilir artık pazar günleri kuaförler kapalı, yasak çalışmaları. Sadece düğün için randevu isteyen varsa davetiyesini alıp bakanlığa gönderip o gün çalışma izni alabiliyorlar ve biz davetiyeyi vermiştik önceden randevu alabilmek için. Bugün yeni bi kuaför bulup pazar gününe izin aldırmak mümkün değil yani, bi de resim tatil zaten. Düşünüp geri döncez dedik. Başka bir kuaförü aradık, bu pazara alamayacağını söyledi tahmin ettiğimiz gibi. Bi de düşündük de yeni gideceğimiz kuaförün iyi yapacağı ne malum, belki o da kötü olacak.
Ben bi kaç gündür de baya dolu olduğum için bu sabah o kadar ağladım ki. Birikmiş her şey çıktı sanki. En çok da neden hak edene çingenelik yapamıyorum, yerinde ve zamanında tepki gösterip ortalığı birbirine katamıyorum diye ağladım… Durduramadım kendimi kahvaltı masasından bile bi anda hüngür hüngür ağlayarak odaya kaçtım. Çok ağır geldi her şeyin üstüste olması. Ufak tefek ama birkaç moral bozucu şey de yaşamıştım hayatımda yakın zamanda. 
Kadını geri aramadık ama son olarak yine oraya gitmeye karar verdik. En azından sesimizi çıkardığımız için daha özenli davranırlar ve istediğimiz gibi yaparlar belki umuduyla… ama ben yaptırmayacağım saç makyaj, kendim yapacağım. Düğün de değil çünkü, nikah bu ve nikah şahidiyim. Bir kere daha assolist gibi çıkmak istemiyorum sahneye. Zaten kıyafetim yeterince pullu ve süslüydü makyajı özellikle az istemiştim topuzu da en sade balerin topuz demiştim ya. Pavyon şarkıcısına çevirdi yine manyak. “Yine” diyorum çünkü daha önce de bir kere gelmiştik ama başka bi davet için günlük makyaj istemiştik onda bile biz günlük makyajı bile profesyonel gibi yapıyoruz diye öve öve baya ağır süslü bi makyaj yapmıştılar. Profesyonel makyajı daha sade ama yakışan şekilde yaparlar sandık, bu çok özenmeden yapılıyor diye bu kadar renkli sandık meğer ezberlemişler bi yöntemi onu uygulayıp duruyorlarmış yine aynısı oldu. Topuz da neredeyse aynı topuz. İkinci gidişimizdi. Bizim pek kuaför kültürümüz yok açıkçası ailecek, kendi işimizi kendimiz hallederiz genelde. Sadece bazen saç kesimine gideriz ya da farklı bir şey deneyeceksek ona gideriz. Bu kuaföre de bi kere gittik nasılsa çok felaket bişey yapmadılar, yine buraya gidebiliriz siye düşünüp almıştık randevuyu. Pazar günü 3.ve son gidişimiz olur herhalde. Ben gitmicem benim bu gidiş son oldu, ama kardeşim mecbur gidecek çünkü gelinbaşı yaptıracak. Makyajı da kendi yaptığında tam istediği gibi olmuyor o yüzden onu da yaptırır ama inşallah bu sefer tam istediği gibi olur 🙏 

Pazar günü evleniyor ve şehir değiştiriyor. İlk defa evden gelin çıkıyor. Aileye yeni güncelleme geldi(damat). Baktı ki ben evlenmiyorum solladı beni napsın o da 30 yaşına geldi artık :) ben de 40 olacağım iki yıl sonra… Aaah ah, hayat. 

16 Ağustos 2024 Cuma

23

 

İşten ayrılalı 3 ay olacak 1 hafta sonra. 2 hafta sonra da kızkardeşimin nikahı var. Bu sene çok değişik bi sene oldu. Kızkardeşim evleniyor, erkek kardeşim ağır bir hastalık geçirdi ölümden döndü neredeyse, ben işi bıraktım… Dönüm noktası gibi bir yıl oldu her birimiz için. Umarım bundan sonrası hep çok daha iyiye doğru gider. Kaderlerimizin kırılma noktasıdır ve kötü günler geride kalmıştır artık umarım…

İki haftadır bitmek bilmeyen bi ağlama hissim var. Belki kız kardeşimi evlendiriyor olmanın hüznüdür bilmiyorum, belki de bilinçaltımda bastırdığım şeyler açışa çıkıp, akıp gidiyordur. 

Aşırı yorucu bir süreçmiş bu evlilik süreci, bitse de rahatlasak modundayız artık. Gerçekten zormuş. 

12 Ağustos 2024 Pazartesi

22

 

Hayatta bir çok şeyin gerçekleşmesini istiyoruz ama biz gerçekleşmesine hazır mıyız?

Böyle diyorlar. 

Hazır olmasak istemezdik diye düşünüyorum. Tamamen hazır olmak diye bir şeyin olmayacağını, biraz da o şey gerçekleştiğinde ona göre şekilleneceğimizi düşünüyorum. Yanlış mıyım?

8 Ağustos 2024 Perşembe

3 Ağustos 2024 Cumartesi

20

 


Hayat sabrede ede geçiyor, ömür bitiyor. Karamsarlaşmak istemiyorum ama sabretmekte hata mı yapıyoruz çoğu zaman acaba?

İşten ayrılalı 2 ay oldu, kendimi keşfediyorum yeniden… nelerden keyif alacağımı bulmaya çalışıyorum. Heveslenecek bir şeyler arıyorum. 

Aşkı memnuya sardım yine. Ama atlaya atlaya bakıyorum bölümlere. 72736363782 kez izleyince ezbere geçiyorum çoğu yeri. Nedense bu dizi bana kendimi güçlü hissettiriyor. İlişkiler benim çok çetin ve sınavlı geçti hep, Bihter gibi kafayı yiyecek raddeye gelmem zor olmuyor. Bağlanma ve büyütme konusunda yalnız olmadığımı hatta benden beterlerin de olabileceğini görmek rahatlatıyor sanırım biraz. 

Eğer Bihter ile Behlül aynı evde yaşıyor olmasalardı bu kadar çıkmaza girmezlerdi, aralarındaki çekim bitmese de azalırdı. İnsan sevdiği/hoşlandığı kişinin yüzünü gördükçe başa sarar çünkü. Boşuna dememişler gözden ırak gönülden ırak diye. 

Biliyorsunuzdur iki gündür instagram’a erişemiyoruz. Topluca x’e yani eski adıyla Twitter’a akın ettik. Ben son zamanlarda orayı da baya aktif kullanmaya başlamıştım zaten. Bu yukarı eklediğim resim Twitter’da bir kullanıcının paylaşımından (kullanıcı adı @thezodiacairius‬). Telefon ana ekranına bu resmi koyup 6 ay sonra evlenmiş paylaşan kişi. Bir başkası araba almış. İhtiyaç duyduğumuz şey ne ise onu çekmek için işe yarıyor sanırım. Bir deneyeyim dedim ben de duvar kağıdı yaptım telefonumda. 

31 Temmuz 2024 Çarşamba

19

 

Üniversite sınavına girmiştim. Dün tercihleri yaptım, bakalım sonuç ne olacak, tutacak mı merakla beklemedeyim. 

Bu aralar evde yatmak ve bişeyler izlemek dışında hiçbir şey yapasım yok. Bir ay sonra kardeşimin kınası ve nikahı var elbise almam lazım ona bile çıkamıyorum. Bulsam bari bişeyler…

30 Temmuz 2024 Salı

18

Bir saattir Üsküdar sahilinde boş boş oturuyorum. Arada gözlerimi kapatıyorum, bazen ağlayasım geliyor gözlerim doluyor. Rüzgarlı bugün neyse ki, hava bunaltmıyor. Kalkasım yok ama ne yapmak istediğimi de bilmiyorum. Eve gitmek istemiyorum. Hayatta bana ne keyif verir bilemiyorum. Ya da hiçbir şeyden keyif alamıyorum. Keşke içimden bişey gelse ve heyecanla onun için harekete geçsem. Bu hissi yaşamayalı baya oldu. En son üniversite zamanlarındaydı galiba. Ya da yok, ilk kendi mesleğimle alakalı bir işe girdiğim zamanlarda da böyleydim, çok kısa sürmüştü ama ne yazık ki, oradan ayrılmak zorunda kalıp başka bir yerde işe girmiştim ve sonrası ölü hayat… 10 yıl bu ölü hayatı yaşadım, mecbur hissederek, sadece işe gidip gelerek. Umutla düzeleceğini bekledim, sabırla devam ettim, hiçbir şey değişmedi. Aldığım para dışında beni tatmin eden hiçbir şey olmadı, ve o para da bana hiçbir zaman yetmedi. 

Şimdi sudan çıkmış balık gibiyim. Cesaretsizim, hevessizim. Mesleğimi unuttum. Şu sıralar iş aramıyorum kendimi toparlamaya çalışıyorum ama arada bir iş konusunda yardımcı olmak istiyor çevrem mesela, ne yapabilirsin diyorlar net bir şey söyleyemiyorum. Ben buyum bunu yapıyorum diyemiyorum. Her şey benden geçti gibi geliyor artık. Her şeyi kaçırdım gibi geliyor. Üzücü. 

25 Temmuz 2024 Perşembe

17


Geçen sene dehşet bi alerjik egzama atakları ile geçmişti yaz aylarım. Hele temmuz kabus gibiydi. Sürekli kaşınıyordum ne yapsam geçmiyor iğne oluyordum ilaç içiyordum ilaçlar da beni iyice depresif yapıyordu… sonra panik atak başladı. Kendime zarar verme korkusu o kadar yüksek geliyordu ki terapiye başlamaya karar verdim. Çevreden biraz araştırma ile bir terapist bulup başladım. Kaybedecek vaktim yoktu. İki gün sonra seanstaydım. Bir ay sonra da ilk senem dolacak. Her hafta gidiyorum. Ve bu sene hiç egzama olmadım, alerjim çok zorlamadı. Yine başlarda bi yokladı, hiç hissettirmedi diyemem ama sadece yokladı ve gitti. Bir iki defa ellerimde pütürcük bişeyler çıktı sonra geri söndü. Fazla sıcaklar biraz çarpıntı gerginlik yaptı heyheylerim geldi hatta 1 ya da 2 kere panik atak kıyısından döndüm, sonra o da artık tekrarlamadı çok şükür. Terapistimin öğrettiği şekilde duygularımı biriktirmeden yaşamayı ve o panik anında kendime ne sormam gerektiğini öğrenmeye başlıyorum. Duygularımız ve düşüncelerimizin hayatımıza etkisi inanılmaz. Yaşam kalitemiz tamamen bunlara bağlı. 

Bu yaz mesela duygusal anlamda yine çok gelgitler yaşadım, zaten o ufak tefek kaşıntılar da kendimi aşırı mutsuz hissettiğim o anlarda oldu daha çok. Ama yine de genele yayarsak sakin bir yaz geçiriyorum şükür. 

Diyeceğim o ki, ruh sağlığı önemli. Beden sağlığını bile etkileyecek kadar önemli. 

17 Temmuz 2024 Çarşamba

16

 

Cehennem gibi sıcak bir gündü. Ve nemli. Kargo için bi dışarı çıktım geldim, eve kendimi zor attım. Gözüm kararmaya başladı. 

Devamlı her gün yazma niyetiyle başladığım bu seri baya baya ne zamana denk gelirseye döndü. Neyse hiç yoktan iyidir. 

Moral bozmayalım :)

13 Temmuz 2024 Cumartesi

15

 


Hayat mı daha garip hayatıma girenler mi bilmiyorum.  

Bir süredir gelemiyorum, aklıma gelmedi değil ama bir türlü elim varmadı yazmaya. 

Geçen gün yazacaktım, yukarıda eklediğim resim ile paylaşacaktım, aşık oldum gelemedim diyecektim. Diyemedim. Ne bitirebildiğiz ne de ilerleyebildiğiniz bir ilişkiniz oldu mu bilmiyorum ama aylardır böyle bir durumun içinde debeleniyorum. Sonu ne olacak bilmiyorum. 

26 Haziran 2024 Çarşamba

14



Bir haftadır İstanbul dışındaydım. Ailemle yazlıktaydık. Bugün ben geri döndüm onlar kaldı ve boşlukta hissediyorum şu an kendimi. Acaba bana iyi gelmeyen şey yalnızlık mı yoksa İstanbul mu diye düşünmeye başladım… birilerine sarasım, alınasım, trip atıp gönlümü aldırasım geliyor. Halbuki yazlıktayken içim sıkılınca yürüyüşe çıkardım geçerdi, gerçi orada da artık içim fazla sıkılmaya başlamıştı dönmek istiyordum artık. Boşluk hissi var içimde. Bir şeyler yapmam lazım belki de üretmem lazım. Bilemiyorum. Belki de örgü yaparım, ama bu sıcakta o da çekilmez. Dikişi iyi bilsem elbise dikerdim belki. Resim yapabilirim ama o da rahatlatmıyor beni nedense. Yarın güzel bi temizlik yapıp saksılardaki bitkilerime bakayım biraz. Başka bir şey gelmiyor aklıma şu an. 

Az önce Nihan Kaya’nın bir paylaşımına denk geldim Twitter’da. Bir alıntı yapmış, depresyonun zıttı eğlenmek ya da neşe değil, üretmektir diyor. Depresyondan korunmak için bir şeyler üretmek gerekiyor. Blog tutmanın iyi gelme sebeplerinden biri de bu bence. Yazarak içerik üretiyoruz. 



24 Haziran 2024 Pazartesi

13



Biraz yürüyüş yaptım, geri kalan zamanda bolca telefon ekranına baktım. Keşke biraz azaltabilsem… sürekli Twitter instagram geziyorum… günlük ortalama 4 saat giriyormuşum telefona. Sizin ortalamanız nasıl?

12

 


Yorumlarınız için çok teşekkürler. Telefondan yorum yapamadığım için cevap veremiyorum. İyi dileklerinize amin diyorum :)

Dün kızlardeşim için ev eşya falan baktık. İki ay sonra evleniyor. Gün boyu yorucu ve dışarıda geçti, yazmayı unuttum. O yüzden bugün yazıyorum. 

Bugünü de akşam yazarım :))

20 Haziran 2024 Perşembe

9

Kız kardeşime Bursa’da kiralık ev arıyoruz. Tam bulduk gidip bakalım diyoruz aynı gün ilandan kaldırılıyor başkası kapora verip tutuyor hemen. Hem yaşı genç bina hem de iyi bir yerde bulmak ne zormuş. İyi olan daireler ilana girdikten birkaç saat sonra aynı gün kapılıyor. Sürekli takip etmek gerekiyor. Bi sinirlerimiz bozuldu bugün ama bulacağız inşallah. 

19 Haziran 2024 Çarşamba

8

Dün yazmayı unutmuşum. 

Neyse arada fireler verilir artık olduğu kadar. 

Kitap okuyacağım diyip günlerdir erteliyorum hala. Aslında bi sesli kitap vardı başlayacaktım onu dinlemeye bile üşenir mi insan. Bazen kal geliyor herhalde. 

Bu arada, telefonumdan yorum yapamıyorum ve bilgisayarımdan uzaktayım. Yorumlarınıza cevap veremediğim için kusura bakmayın, geç de olsa fırsatım olduğunda yazacağım. 

Biraz yürüyüş yaptım, dizlerim ağrıdı. Soğuk bezle dinlendiriyorum şimdi. Sıvı kaybı var gibi geliyor çünkü ağrı ve şiş oluyor bazen, ileride kötüleşmemesi için önlem alsam iyi olacak sanırım…

17 Haziran 2024 Pazartesi

7


Bayramları sevmiyorum. Büyük evi olmadığımız halde herkesin bize gelmesi sinirimi bozuyor. Hiçbir bayram evden çıkamıyoruz hep hizmet modunda kalıyoruz.

Misafirler, yorgunluk, hiçbir şey anlamadık yine … seven sever ama ben akraba da sevmiyorum zaten…

Bir de halam kızının nişanlısını dilinden düşürmüyor delirtti hepimizi. Başka bir şey konuşamıyor, sürekli övecek bişey buluyor. Bi de çocuğun adı benim yıllar önce söz attığım kişiyle aynı. İster istemez bir yerde o aklıma gelmeye başladı, aşırı gerildim. Odama geçip baya bi ağladım. Sonra da ben dışarı çıkıyorum diyip kendimi dışarı attım. Boş boş yürüdüm sakinleşene kadar. 

Bol ağlamalı, gerilmeli, sıkıcı, yorucu bir gündü. 

16 Haziran 2024 Pazar

15 Haziran 2024 Cumartesi

5

 


Bugün arefe günü. Yarın kurban bayramı ve babalar günü. 

İki gündür ara ara geriliyorum, ruh halim gelgitli. Pms dönemine girdim, hormonlar ne kadar da değiştiriyor insanın psikolojisini. Bi umutsuzluk, mutsuzluk çöküyor durup dururken. 

Akşam için tatlı aldık kız kardeşimle, babalar gününü akşamdan bu şekil kutlayalım dedik.

Bir sürü okunmamış kitabım var aslında onları da artık okusam iyi olacak. Hevesle, merakla alıp kapağını açıp bi göz gezdirip kapatıp kitaplığa koyduğum kitaplar... Neyse ki bayadır yeni kitap almıyorum artık durdurabiliyorum kendimi. 

Temizlik yaptık bi de bugün. Öyle geçti bitti işte. 

14 Haziran 2024 Cuma

4

 

Şu an saat 19:44. Yağmur başladı, biraz serinlik var nefes aldık çok şükür. Bu gece rahat uyuruz herhalde. 

Geçen hafta iş yerime bir kargom gelmişti, arkadaşımı aradım aldı sağolsun, onu almaya gittim bugün. Bir arkadaşım hariç kimseye haber vermemiştim uğrayacağımı, o aşağı getirecekti içeri girmek istemiyordum. Ayrıldığımdan beri her hafta bi vesileyle gidiyorum çünkü, biraz uzaklaşmak istiyorum :)) ama herkesle karşılaştım neredeyse. Allahtan çoğunlukla sevdiklerimle karşılaştım, iyi oldu onları görmem. Enerjim yükseldi biraz daha. 

Bir kaç soru vardı aklımda işten çıkışımla alakalı, o departmana bakan arkadaşla da karşılaştık o sorularımı da giderdim. Verimli bir eski iş yeri ziyareti oldu yani. 

Geçen gün rüyamda beni zorla işe geri alıyorlardı, kıramayıp gidiyordum bir hafta bitmeden pişman oluyordum. Perşembe günüydü, cumaya artık gelemeyeceğim ben gidiyorum kusura bakmayın istifamdan vazgeçmeyeceğim diyorum rüyamda. Bilinçaltımda hala işi bıraktığıma inanamıyorum herhalde. Yıllarca nasıl bir baskı olmuşsa üzerimde artık, hayır demekte çok zorlanıyordum hala.

Üç gündür Horary astroloji bilgilerimi tazelemeye başladım. Yeniden bir şeyler öğrenmek iyi geliyor. Araştırıyorum, not alıyorum, uyguluyorum, keyifli geçiyor. 

İşkura da işsizlik maaşı için başvurmuştum, mesaj geldi ayın 5inde alabilecekmişim pttden. Ama ne kadar para alacağım ve ne zamana kadar olduğu söylenmedi. Miktarı, maaşı çekerken öğrenirim de; süreyi nasıl öğrenicem bilemiyorum. 

Kız kardeşim evlilik yolunda bu arada, gelinlik falan bakıyoruz. Her şey hep güzel ve yolunda olsun inşallah.

Eklediğim resim de Horary ile alakalı. Asalet tablosu :))

3

 


Bu yazıyı dün attım sayın :)

Her gün yazmaya karar verdim ama dün unuttum. 

Fotoğraf dünden hatıra. 

Aşırı sıcak ama yine de güzel bir gündü. 

Keyifli günlerimiz bol olsun. 

12 Haziran 2024 Çarşamba

2


Bugün bi Üsküdar’a gittim geldim. Evet hava çok sıcak ama esiyor en azından. Estiği sürece yaz günleri çok güzel bence. Ama evde dururken değil, dışarıdayken  

İşten ayrıldığımdan beri ilk defa 11:30a kadar uyudum. Sıcaktan bayılmışım galiba. Evdeyken çok sıcaksa hava o zor işte. Klima ya da vantilatör olmalı bi nebze kolaylaşması için nefes almanın. 

Maaş günüydü bugün. İşyerinden son maaşım da yattı. Biraz kesintili oldu tabi ay bitmeden işten ayrıldığım için. Önemli olan miktarı değil bereketi diye düşünüyorum. Düzelicez inşallah. 

11 Haziran 2024 Salı

1



Sadece evlilikler, bebek sahibi olmak, yeni bir iş mi kutlanır. İnsan işten ayrılışını ve toksik bir ilişkiden çıkışını da kutlamalı. 

Bugün kendime bir kutlama pizzası aldım. Onun haberi yok ama 365353632662.kez bu sefer tamam bitti kesin diyerek ne olduğu belli olmayan ilişkimsi bi şeyden vazgeçişimi kutluyorum. Araya bir de işten ayrılışımı ekliyorum. 


26 Mayıs 2024 Pazar

38 yaşında ve işsiz

 Böyle yazınca çok acıklı oldu. 10 yıllık iş yerimde ne uzayıp ne kısalarak geçen, aslında çoğunlukla kısalmak zorunda bırakılmış, çoğunlukla baskılanmış, görmezden gelinmiş halde geçen yıllarımın ardından, artık gelişimime engel olunmasına daha fazla tahammül edemeyip istifa ettim. Bana kalsa asla bu kadar beklemezdim ama bilirsiniz, işsiz kalma korkusu, aile ve çevrenin ikna edişleri ile sabır ede ede bu zamana kadar geldim. Yolun sonu burasıymış. Hem korkuyorum hem de zincirinden kurtulmuş bir hayvanat bahçesi üyesi gibi özgür hissediyorum. Benzetme hoş olmadı gibi görünse de cuk oturdu aslında. Bakalım bundan sonrasında neler olacak.

Bu arada henüz 38 olmadım, ama bir ay kaldı. Haziran'da yeni yaşıma gireceğim. 40 olmadan yapmalıydım bunu, yoksa artık emekli olana kadar bir şey yapamazdım... Denemek istedim, kendi potansiyelimi görmek istedim, pişman değilim ve olmayacağımı düşünüyorum. Güzellikler olsun hep hayatımızda.


21 Mayıs 2024 Salı

Ömür biter sorular bitmez

Neden yanlış insanları severiz? Bizi hayatta tutan şey nedir? Umut mu?

Neden kalbimiz onu kıracak kişilere ısınır, neden ayrılırız? Neden inanırız ya da en başta? İlişkiyi sürdüren şey nedir? Sevgi neden yeterli olmaz?

Neyin peşindeyiz bu hayatta? Ne istiyoruz? Bir destek mi? Desteksiz de ayakta olabilmek mi? Kendi gücümüzü keşfetmek mi yoksa birilerini hayatımıza dahil etme kabiliyetini geliştirmek mi? Beraberlik de zor yalnızlık da. İlişkilerden bir beklentimiz olmalı mı? Ne bekliyoruz ya da ne düzeyde beklemeliyiz? 

Herhalde ilişkilerde de bir süre sonra yine yalnız devam ediliyordur gibi, değil mi? Sürekli yapışık yaşanmaz ki. Zamanla insanlar kendi özel alanlarına daha fazla yönelmeye başlar yeniden. Hem birlikte hem yalnız yaşamaya devam edilir. 

Eğer biz kendimizi tamamlayamıyorsak hiç kimse bizi tamamlayamaz. Ben tam olacağım, diğerleri de tam olacak ve tamlar bir olacak. Kimse kimseyi kurtarmayacak, kimse kendini diğerine adamayacak, kimse muhtaç olmayacak. 

İki çınar birlikte rüzgarda dans edebilmek mesele. 

Kendini olduğun gibi kabul edebilmek. Başkasını olduğu gibi kabul edebilmek. Sana iyi gelmeyeni kendinden uzaklaştırabilmek en büyük meziyet. Yalnızlığa geri dönme cesaretini gösterebilmek… Bazen tek başına mücadele etmek, yanlış kişilerle birlikte mücadele etmekten daha iyidir.

27 Şubat 2024 Salı

Kasıntı insan

Kasıntı insan nedir? Ben bugün bir süredir eskisi kadar yakın olmadığım (ama aramızın bozuk olmadığı) arkadaşımla ayak üstü bir muhabbet edince kendimi onunla konuşurken rahat hissetmediğimi fark ettim. Kendisi konuşurken o kadar dikkat edip o kadar kelimeleri seçiyor ki, bazen cümleleri yarım bırakıyor daha fazlasını söylemekten vaz geçtiği için mesela. Ya da cümleyi toparlayamayor pes ediyor. Bir anda bi sessizlik olup sözü ben alıp toparlama ihtiyacı hissediyorum ve bu üzerimde bir baskı oluşturuyor.

Bu kişi kasıntı insan mıdır? Kasıntı insan, muhatap olunan insanı da kasar mı? Karşımdaki insan rahat olmayınca ben de olamıyorum, herkes böyle mi bilmiyorum ama ben yengeç burcunun etkisiyle daha yoğun yaşıyor da olabilirim.   

Herkesle uyuşamıyor olabiliriz, bu onların kötü insan oldukları anlamına gelmiyor. İyi gelmiyorsa çok yakında tutmaya da gerek yok bence. Buna karar vermek ve ayarlamak ciddi bir iş, bunu yapınca hayatın büyük bir bölümü çözülür gibi sanki. 

Ruhun ihtiyacı olan

Haber sitelerinde gezinirken Esra Erol’un bu sözlerine denk geldim. İhtiyacım varmış, iyi hissettirdi. Esra öyle hayranı olduğum takip ettiğim biri değil, ama bu dediklerinin sanki benim karşıma çıkması evrenin mesajı gibi geldi. 

Okurken bile ferahlattınız göre yapıldığında yaratacağı fark göz ardı edilemez.



20 Şubat 2024 Salı

2024 kitapları

Bu sene ilk olarak film izleyerek başladım, her hafta birkaç film izliyordum. Sonra dizilere kaydım biraz ve kitap olarak devam ettim. Arada dizilerden devam ediyorum, kitap okumayı ise ara vermeden sürdürmeye çalışıyorum. Öyle ki biri bitince hemen diğerine başlıyorum artık aynı gün. İşyerindeki arkadaşlar da böyle, hep birlikte kendiliğinden bi okuma kulübü kurmuş gibiyiz. Oturup konuşma fırsatımız olmadı gerçi ama bi kitabı biri okuyor çok güzel diyip tavsiye ediyor ve elden ele dolaşıyor kitap :)) Lafı açıldığında fikrimizi söylüyoruz. Hızla okuyunca not alamadım kitapları, çok paylaşmadım da. Unutmadan buraya listeleyeyim bari dedim. Sene başından şimdiye kadar okuduklarım: 

- Yanlış kişiler doğru keşkeler (Murat Tavlı)

- Kuru kız (Ayfer Tunç)

- Behice’nin yarım kalan işleri (Sinem Sal)

- Söyleme bilmesinler (Şermin Yaşar)

- Pazartesi mektupları (Ege Soley)

- Suzan defter (Ayfer Tunç) (okuyorum)

30 Ocak 2024 Salı

Ölmeden önce yapılacaklar listesi


Böyle bir listeyi yıllar önce yapmıştım, listelemeye başlarken sadece o an ve yakın zamanda en çok istediğim şeyleri düşünmüştüm. Gerçekten bir gün öleceğim ve o zaman geldiğinde keşke bunu da yapsaydım diyeceğim şeyleri düşünecek kadar derin bakamamıştım ya da kaçınmıştım bundan. Ama yaşım artık 40a geliyor ve hayatımın geçip gittiğini çok daha gerçekçi bir şekilde görmeye başladım. Yaptığım seçimlerin hayatımı nasıl şekillendirdiğini görmek, kararlı ve istikrarlı olmadığım şeylerden duyduğum hayıflanma duygusu hayatımın bundan sonraki dönemi için biraz daha dikkatli olmam gerektiğini gösterdi yeniden. Ama bu sefer artık göz ardı etme lüksümün de git gide azalacağını öngörebiliyorum. Bir şeyleri ertelemek kolay ve rahatlatıcı olabilir ama bunu sürekli yapmak hayatı ölü bir hayata çeviriyor. Bazı şeyleri o zamanki ruh haliyle, o enerjiyle yapmanın tadı daha başka. Ve geçmişe dönülmüyor. 

Murat Tavlı’nın “Yanlış Kişiler Doğru Keşkeler” kitabını okurken çocuk esirgeme kurumunu ziyaret ettiği zamanı anlattığı satırlara geldim. Daha 20li yaşlarımda bunu düşünüp karar vermiş olduğumu hatırladım, ama çekinip, tek gitmeye cesaret edemeyip, çok da dillendiremeyip erteleye erteleye unuttum. Ömür geçiyor ve ben sadece hayal ederek, bir gün yaparım diye erteleyerek mi yaşayacağım?

Şimdi yeni bir ölmeden önce yapılacaklar listesi hazırlayacağım ve ek olarak bu çemberi biraz daha daraltıp bu yıl yapılacaklar şeklinde bazılarını ayıklayacağım. Umarım yaşlılığımda çok pişmanlığım olmadan, sona yaklaşmayı daha huzurlu bir şekilde kucaklayabilirim. 

Listemin şimdilik tek bir maddesi var, daha geniş bir zamanda üzerinde düşünüp maddeleri çoğaltacağım. 

1- Bir çocuk esirgeme kurumunu ziyaret et ve çocuklarla vakit geçir.  

10 Ocak 2024 Çarşamba

Elemental: Doğanın Güçleri

Dün izledim, çok güzeldi :) bu kadar bekletmeme gerek yokmuş. İlk çıktığı zamanlar dikkatimi çekmişti ama sürekli ertelemiştim. İyi ki izledim. İnsan karakterleri gibi çok belirgin karakterler elementlerle birleştirilmiş. Keyifle izledim. 

Animasyon izlemek çok keyifli bu arada. Özlemişim :)

8 Ocak 2024 Pazartesi

Film: Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı


Not aldığım filmlerden birini izleyeyim dedim bugün. “Walter Mitty’nin gizli yaşamı”nı not almışım. Açtım izlemeye başladım. 

Yarısına kadar bir kaç kere sıkılıp kapatmayı düşündüm, sırf neden not aldığımı merak ettiğim için izlemeye devam ettim. Belki bir yerde beni yakalar diye bir şans verdim.

Filmin 3te 2si bitti hala sevmedim. Hatta baya bi kısmını hayal mi gerçek mi pek anlayamadan izledim, kendine gelmesini beklerken gerçek hayat olduğunu anladım. Son 3te 1lik kısma gelince biraz ilgimi çekmeye başladı. 

Bir yerde doğa fotoğrafçısının yanında otururken bir replik geçti. Heh dedim işte ben bu sahneyi izlemiştim instagram reels videolarında. Bu sahneyi görüp de not almıştım filmi, hatırladım. Ama film o sahneden bağımsız ilerliyor. Evet güzel bir sahne ama insan o sahneyi izleyip tavsiye edilince filmin konusu onun etrafında dönüyor sanıyor. Öyle değil.

Bir kar leoparının fotoğrafını çekmeye çalışan fotoğrafçı, “Bunlar hayalet gibidir, görünmek istemezler. Güzel olan şeyler ilgiye ihtiyaç duymaz” diyor. Sonra leopar çıktığında fotoğrafını çekmeyip sadece izliyor. Adam soruyor çekmeyecek misin diye. Fotoğrafçı da “bazen çekmem, o anın içinde kalırım” diyor. 

Bu sahne için tüm filmi sabırla izlemiş oldum. Neyse ki sonu tatlı bitti. İzlediğime değdi mi, evet pişman değilim ama tekrar izlemek ister miyim, sanmıyorum. Siz izlediniz mi?

6 Ocak 2024 Cumartesi

Aile yemeği ve Soul animasyonunu tekrar izledim, bir de görücü meselesi


Ameliyat sürecinde yanımda olup, nazımı çekip, daha kolay atlatmamda yardımcı oldukları için aileme teşekkür babında ve işyerinde verilen promosyonun da etkisiyle bir yemek ısmarladım bugün. Bayadır ailece yemeğe çıkmıyorduk, güzel oldu. Hesap tabi bin lirayı geçti ve yediğimiz yer sosyal tesisti yani normale göre daha uygun bir yerdeydik. 

Akşam da hep birlikte Soul filmini izledik. Benim tavsiyem ve ısrarımla tabi :) Ben de ilk defa izliyormuş gibi izledim ve yeni şeyler fark ettim. Gerçekten bu filme bayılıyorum. Ne kadar izlesem de bıkmam sanırım. 

Bu arada birkaç hafta önce annemin bir arkadaşı büyük bir hevesle beni oğluyla tanıştırmak istediğini söylemişti anneme. Annem de bana söyleyince asla istemiyorum dedim ama ısrarlar üzerine bir kere görüşmeyi kabul ettim. Sonra buluştuk ve oğlan hayır dedi. Evlenmeyi pek düşünmüyormuş sırf annesi çok istiyor diye böyle görüşüyormuş. Ben sırf annemler ilk görüşmede hemen hayır deme diye tembihlediği için kesip atmadım ama karşı taraf direk kestirip attı. Ne yalan söyleyim baya ağırıma gitti. Çünkü Allah’ın gücüne gitmesin ama normalde pek bakacağım biri de değildi yani. Annesi daha bugün cesaretini toplayıp sorabilmiş oğluna ve öğrenir öğrenmez de bize geldi, benden ve annemden helallik istedi. Son bir kaç yıldır oğlu evden ayrılmış ve “ben artık oğlumu tanıyamıyorum” dedi. Söyleyecek çok şeyim vardı ama daha fazla üzmek istemedim. Oğlunuzun evlenme niyeti yok boşuna uğraşmayın diyecektim, sonra düşündüm de belli mi olur belki de biriyle tanışır fikri değişir. Bi yorum yapmadım, sorun değil nasip bu işler helal olsun dedim. Zaten benim başta istemediğimi, onlar istedi diye kırmamak için görüştüğümü biliyordu. Karşı tarafın hayır demesi işime geldi, beni suçlayamıyor kimse ve üstümden bi yük kalktı aslında. Sadece reddedilmek koyuyor insana biraz :)) 

5 Ocak 2024 Cuma

Film: İlk Bakışta Aşkın İstatistiksel Olasılığı


Bugün işyerinden bir arkadaşın tavsiyesi ile bu akşam izledim. Soul kadar wow değil ama kötü de değil. Tatlı bir film. 

Uzun bir süreyi kapsamıyor, bir gün içinde gelişen olayları anlatıyor. Güzel. 

“Soul” animasyon film

Muhteşem bir film. Bayıldım. Tekrar tekrar izlenebilecek türden. Hayata dair baya güzel mesajlar içeriyor. Yakında Netflix’e ve Disney’e gelecekmiş. Mutlaka izleyin, etrafımdaki herkese tavsiye ediyorum. Gerçekten çok başarılı. Benden tam puan aldı. 

Dün akşam izledim. İnstagramda bi reelste paylaşmışlardı bu filmden bir sahneyi. Altında da çok olumlu yorumlar vardı. Paylaşılan sahnedeki konuşma da etkileyince hemen izlemek istedim. İyi ki izlemişim. 

Oshin , Küçük Ev


Çocukluğumun kahvaltı dizisi, diğeri de Küçük Ev’di. 

Bu Oshin’in adını bir türlü hatırlamıyordum, internette o kadar çok araştırdım ki; eski Japon dizileri, Çin dizileri, çocukluğunu anlatan yaşlı Çinli dizi vs. Çinli miydi Japon muydu onu da tam hatırlamıyordum. Kanal7nin sitesine girip eski dizileri aratmak istedim ordan da bir şey çıkmadı. Sonra pes ettim. 

Bugün laf nasıl oraya geldi bilmiyorum ama iş arkadaşım bu diziden bahsetmeye başladı. Oshin diye bir dizi vardı kanal7de onu izlerdik eskiden dedi. Bi dakika ya dedim hemen Google’ladım, ben bu dizinin adını bayadır arıyordum çok sevindim şu an dedim. O da şaşırdı böyle denk gelmesine. 

Eskiden annemler sabahları kahvaltıyı hazırlardı, babaannemlerle yaşıyorduk o zamanlar. Halam, babaannem, ben kahvaltıyla birlikte televizyonda bu diziyi izlerdik diye hatırlıyorum. Bir de Küçük Ev diye bir dizi vardı. Onu da bundan sonra yayınlıyorlardı diye hatırlıyorum ve onu da izliyorduk. 

Diziden resimleri görünce eskilere gittim. Gerçekten nostalji oldu. 

3 Ocak 2024 Çarşamba

Film: Taze Gelin Şaşkın Damat


Gerçek adı Wedding Daze olan “Taze Gelin Şaşkın Damat” filmini izledim bu akşam. Yormayan, zaman geçirmelik, çerez niyetine izlenebilecek tatlı bir romantik komedi filmi. 

Biraz daha uzun sürebilirdi. Çabuk bitti. Devamını izlemek keyifli olurdu, hatta uzun bir dizi olabilirdi. 

Boş zamanınızda açıp izleyebilirsiniz, kafa dağıtmak için iyi bir tercih olur bence. 

Konusundan çok bahsetmek istemiyorum çünkü zaten konuyu söylesem filmi söylemiş olurum gibi. Ama kısaca, afişte de göründüğü üzere evlilik kararı veren bir genç çiftin macerası anlatılıyor. 

2 Ocak 2024 Salı

İş hayatı hayatımızı elimizden almasın

Size bir arkadaş tavsiyesi vereyim mi? İş arkadaşınıza sırrınızı vermeyin, iş arkadaşlarınızla özel hayatınızı paylaşmayın. Adı üstünde onlar iş-arkadaşı. Mecburen aynı ortamda bulunup muhatap olduğunuz kişiler. Bunu unutup da çok samimi dostlar olacağınızı sanmayın. Asla iş arkadaşından dost olmaz demiyorum, olabilir de, ama olsa bile bir yerde bitiyor tecrübeyle sabit. 

Her hafta 5 gün sabahtan akşama kadar gördüğümüz insanlar bunlar, bir yerde tabi yanılabiliyoruz, aileymişiz gibi çok samimiymişiz gibi düşünebiliyoruz. İş ortamı demek dedikodu demek, hakkımızda konuşulmasını istemediğimiz şeyleri açık etmemek gerek. İş ortamı politik bir ortam. Hakkında konuşulmasını istediğin şeyleri bilinçli konuşturabilirsin, çok gizli bir sır gibi söyleyip dedikodu kazanında kaynamasını izlersin. 

Bu yüzden de hayat iş ve evden ibaret olmamalı. Mutlaka başka çevreler de olmalı. İş hayatı, hayatımızın %80-90nını oluşturmamalı. 

——

Bugün iş ortamında bir arkadaş sadece ona söylediğim bir konu hakkında bir şey sordu herkesin içinde. Kısaca cevaplayıp geçiştirdim ama huzursuz oldum. Çok ciddi bir şey değil ama ben her şeyimi herkesle kolayca paylaşan biri değilim, hatta neredeyse hiçbir şeyimi paylaşmam. Özel hayatım bana özel kalmalı. Bir gafletle samimi arkadaş moduna girip evdeki huzursuzluklardan biraz bahsetmiştim. Birilerinin hayatındaki huzursuzluk başka birilerinin iştahını açabiliyor bunu da unutmamak lazım. Bir de ben bunu ona geçen yıl falan söylemiştim. Hafızasından nasıl sileyim şimdi. 

——

Hiç tek başına sinemaya gittiniz mi? Bu ara böyle bir ihtiyaç hasıl oldu nedense bende:) Kendimle başbaşa bir şeyler yapasım var. 

Bugün yoldayken düşündüm de, benim şikayet ettiğim şey “hayattan keyif alamamak”. Peki neden hayattan keyif alamıyorum? Çünkü hayattan keyif alabileceğim şeyler yapmıyorum. Mesela üniversite zamanında nasıldı, hayat nasıldı, ben nasıldım? Hayat yine çok güzel değildi, bir sürü sorun bir sürü sıkıntı vardı. Sağ-sol çatışması vardı, ülkede huzur yoktu, ailelerde huzur yoktu, bir sürü haksızlık vardı. Ama ben mesela aklıma esince çıkıp geziyordum, seminer araştırıp gidip hemen katılıyordum. Anlık yaşıyordum. Bir şeyler yapmaya ihtiyacım olduğunda nasıl bir şey istediğimi düşünüp bu konuda araştırma yapıp hemen harekete geçiyordum. Kadıköy’de yürüyüp insanların arasına mı karışmak istiyorum, çıkıp Kadıköy’e gidiyordum. Deniz havası mı almak istiyorum, vapura binip Eminönü’ne gidip geliyordum. Tarzımı mı değiştirmek istiyorum, farklı bir avm deneyip oradaki mağazaları geziyordum. Hayattan keyif almak böyle bir şey işte aslında, anı yaşamak, anda karar vermek, harekete geçmek. Ötesini berisini düşünmeye kalkarsan oturduğun yerde çakılıp kalıyorsun. 

Sizin hayattan keyif almak için yaptığınız şeyler var mı? En son ne yaptınız? 



(Fotoğraf geçen hafta dolunay gecesi Çamlıca Camisinden)