Sayfalar

27 Ekim 2021 Çarşamba

Never Look Away (Asla Gözlerini Kaçırma)


Bu afişi eklemişim bir şey yazmadan taslaklarda bırakmışım.

İzledim, beğendim. Nazi zamanını da biraz anlatıyor olması özellikle çekti beni. 

Hitler ile alakalı şeyler çok dikkatimi çekiyor, varsa tavsiye edeceğiniz film vs yazabilirsiniz. 

Hitlerin kafasını, nedenlerini, nasıl bir ruh haliyle yaptığını merak ediyorum. İlla ki onun gözünden bakıp onu da anlayabileceğimiz şeyler var bence.

23 Ağustos 2021 Pazartesi

Bu aralar ben


Friends'i izliyorum:

- 4.Sezon 21.Bölüm'deyim. O kadar güzel ki her bir bölümü. Daha önce bir türlü nasip olmamıştı başlamak ama nihayet başladım ve bırakamıyorum. Çok tatlılar, çok samimiler... Ayrıca o zamanlarda hayatın nasıl olduğunu izlemek de çok keyifli. Cep telefonu yok mesela, kıyafetler bazen çok acayip gelebiliyor vs :)


Greenleaf'e başladım:

- Netflix'in anasayfasında döndüğünü görünce biraz bakayım dedim, çok ilgimi çekti. Dindar bir aile, papaz bir kız vs. Ben film sandım ama diziymiş, ilk bölüm gayet güzeldi ama ikinci bölümü şimdilik erteledim çünkü Netflix'e wild wild countrty'e bakmaya gelmiştim.


Wild Wild Country:

- Türkçesi "Vahşi Kırlar". Osho'nun belgeseli. Hep kitaplarını gördüğüm, özlü sözlerini okuduğum adamın kim olduğunu neci olduğunu merak edip başladığım bir mini dizi. Yine ilk bölümden sonra erteledim biraz çünkü kafam kaldırmadı. Ama tarikat bi acayip geldi bana yani Osho çok etkileyici, baya bir şeyleri aşmış bir adam ama bazı şeyler gerçekten uç geldi. Bilemedim yani, onun zamanında olup ona denk gelseydim saygı mı duyardım deli mi derdim bilemedim. Ben uyuyordum uyandım sizin de uyanmanız için uğraşıyorum diyor. Uyanmış insanlar olarak ırk, din, dil farketmeksizin hepimiz sadece insan olarak yaşayabiliriz diyor buralar güzel ama mesela cinselliği baskılamak yerine onu dönüştürmek vs kısımları garip. Çıplak meditasyon yapıyorlar vs. Neyse daha ilk bölümdeyim bakalım ilerleyen bölümlerde neler göreceğiz.


M.S. 2150:

- Bu kitabı heyecanla başlayıp erteleye erteleye hevesimi kaçırdım resmen. Okuyamadım bir türlü. Elimde sürününce de heyecanı kaçtı. Oturup bir kerede bitirsem ne güzel olur. Kitapta, uyuduğu zamanlarda Milattan Sonra 2150 yılına gidip oradaki bedeniyle yaşama devam eden bir adam var. Çok ilginç bir kitap, meraklısına tavsiye ederim ama daha bitirmedim. :)

22 Ağustos 2021 Pazar

Eti Browni aşkına

 


Farkında olmadan evi Eti Browni cennetine çevirmiştim ya. Ben gold’u pek bi seviyorum, intense boğuyor sanki çok yoğun geliyor. Classic olanı ise hiç denemedim ilk defa deneyeceğim açtığım zaman. İçinde çikolata sosu ayrı çıkıyormuş. Bakalım göreceğiz nasıl olduğunu ama önce açılanları bitirelim.

Bu arada YouTube’dan Pınar İkidişli’nin Üvercinka yorumuna bayıldım, döngüye aldım tekrar tekrar dinliyorum. Çok çok güzel. 

Şükür

Sadece birkaç cümleyle nasıl iyileşebilir insan... Sadece bir kaç cümle yazmakla nasıl ölü toprağını üzerinden atabilir?

Birkaç saat önce buraya yazdığımdan beri son birkaç haftadır içten içe çektiğim azap hafiflemeye başladı sanki. Hâlâ bazı şeylere üzülüyor, hâlâ acı veren şeyleri değiştiremiyorum ama o kadar da çaresiz ve güçsüz hissetmiyorum şimdi. Yeniden ayağa kalkabilirim diyebiliyorum. Kim yıkmış ki beni bu zamana kadar, hep kalkmadım mı, yine kalkarım. Gücümü yeterince ispatlamadım mı? Ne kadar naif, kırılgan, duygusal olsam da insanlar hep ne kadar güçlü olduğumu ve nasıl da ayaklarım üzerinde dimdik durduğumu söyler. Blogum ile yoluma devam ettikçe hiçbir şey beni yıldıramaz gibi geliyor, sadece bir sanal defter olabilir, sanal arkadaşlarım olabilir ama sonuçta bana iyi geliyor. Bana güç veriyor. Önemli olan da bu. Burası ve sizler çok ama çoook kıymetlisiniz. İyi ki varsınız, iyi ki blogger var, iyi ki her defasında kürkçü dükkanı misali dönüyorum buraya... 

Selam

Bu covid süreci hepimizi ne kadar da yıprattı değil mi? Sanki paralel bir evrene ışınlandık gibi, bazı ilişkilerimiz bitti, artık evlenmez dediklerimiz evlendi, asla düşmez dediklerimiz işsiz parasız kaldı vs... Ülke olarak da felaketler bitmek bilmedi... 

Bir ay boyunca izinde olsam rüya gibi olur diye düşünürken 1.5 seneyi evde geçirdim. İzinden bıktım. Okullar tatil olunca göbek atan öğrenciler, bu sene de ya okul açılmazsa diye panik atak geçirir oldu...

Bazen acaba covid öncesi dönemdeki ben'e geri dönebilecek miyim diye düşünüyorum, geriye dönmek istediğimden değil tabi ki hayatta sürekli bir gelişim değişim içerisindeyiz ve böylece ilerleme kaydediyoruz ama o zamanlardaki hayattan tat alabilme yeteneğimi yeniden kazanabilecek miyim konusu asıl merak ettiğim...

Şimdi bir de aşı mecburiyeti var... Ben henüz olmadım... Çevremdeki herkes oldu neredeyse ama ben bir türlü içime sindiremiyorum. 

Böyle şeyler düşünmeden gezip tozabildiğimiz zamanlar ne güzelmiş meğer.

Buraya da Haziran'dan beri yazmıyormuşum, sanki daha fazla olmuş gibi geliyor yine. Ne kadar garip. Demek ki yazmak benim için ciddi bir ihtiyaç. Yazmadığım süreç aşırı uzun geliyor ve daha fazla dayanamayıp geldiğimde ise sadece 2 ay geçmiş oluyor. Tuhaf gerçekten.

9 Haziran 2021 Çarşamba

Ülker çilekli beyaz çikolata ve Masumlar Apartmanı sezon finali hakkında


 Iphone artık fotoları heic uzantısıyla kaydediyor nedense. Buraya eklediğim fotoğraf da heic, bir sorun olmaz inş herkes görüyordur herhalde.

Geçen hafta nihayet alıp denedim Ülkerin çilekli beyaz çikolatasını, çok yoğun yağlı tatlı bir şey mi çıkar diyordum ama öyle değildi. Bana biraz cheesecake tadında geldi, beğendim. Beyaz çikolatası öyle yağ yiyormuş gibi bir his vermiyor, aksine içine labne katılmış gibi o yüzden cheesecake'e benzettim. Çilek parçacıkları da minik çilekli şekerlemeler şeklinde. Güzeldi.

Az önce Masumlar Apartmanı'nın sezon finalini izledim youtubedan, psikolojim bozuldu ya. O ne biçim sondu. Farah Abdullah diziden çıkmak istediği için öldürmüşler, her dizide çıkmak isteyip ölüp çıkıyormuş ve genelde de hamile oluyormuş. Acaba diziden çıkmak istemeseydi dizinin devamı nasıl olurdu diye düşündüm, belki çocukları olurdu aile normalleşmeye başlardı vs... Fahriye evcen gelecekmiş yeni sezon diye duydum, acaba Han'ın yeni sevgilisi mi olur? Belki o da akıl hastanesinde olup oradan tanışırlar. Bakalım 2.sezon göreceğiz.

12 Mayıs 2021 Çarşamba

The Father (2020)

Biraz ağır gidiyor ama konusu da bunu gerektiriyor sanırım.

Özellikle başlığa 2020 ekledim, çünkü ilk izlemeye karar verdiğimde yanlış "the father" filmini izlediğimi neredeyse ortalarındayken fark etmiştim :)) Anthony nerede diye bekliyordum hala.

Yarısını dün değil evvelsi gün, kalanını da bugün izledim. İnternetimin sıkıntı çıkarıp sürekli kopması da etkiledi biraz sıkılıp kapatmamda. Oturup kesintisiz izleyemedim yani.

Film bir tuhaf hissettiriyor, baba için üzülüyorsunuz ister istemez. 

Konu çok başarılı işlenmiş. Gerçekten onun neler hissettiğini, neler yaşadığını anlayabiliyorsunuz. Kafa karışıklığı çok fena...

6 Mayıs 2021 Perşembe

Fatma


Beğendim diyebilirim, çok sevdim ya da bayıldım diyemesem de güzeldi sanki. Farklıydı, cinnet geçirmiş birinin hikayesi gibiydi.

Birkaç bölümlük mini dizi sanıyordum ama devamı da gelebilirmiş. Son sahnede açık bir kapı bıraktılar zaten, izleyicinin isteyip istememesine göre 2.sezonu yapacaklar anladığım kadarıyla.

Fatma'nın gündelikçi olarak gittiği bir yazar var, o yazar ile olan yerler bana "lütfen beni öldürme" filmini hatırlattı. Neredeyse tamamen aynıydı.

İzlemediyseniz o filmi de tavsiye ederim. 

25 Nisan 2021 Pazar

Behind Her Eyes / Gözlerinin Ardında

Netflix'in mini dizisi "Gözlerinin Ardında"yı izledim, beğendim.

Temel konusu "astral seyahat". İlginç ve şaşırtıcı bölümlerden oluşuyor. İzlerken neler olduğunu anladığınızı sanıyorsunuz ama izlemeye devam edince anlamamış olduğunuzu fak ediyorsunuz. Baya büyük sürpriz sonlu ayrıca.

Aranızda hiç astral seyahat deneyimi olan oldu mu? Bilinçli ya da bilinçsiz?

Benim oldu, yan odada annemle kardeşimi görmüştüm ve uyandığımda ortam, kıyafetler tam da gördüğüm gibiydi. Kendim yapmak istediğimde hiçbir zaman beceremedim ama kendiliğinden bazen oluyordu... Sonra bir kaç yerde biraz ürkütücü şeyler okuyunca kendim yapmayı denemeyi bıraktım, bir daha kendiliğinden de olmadı. Gençlik bunalımındandı herhalde.

29 Mart 2021 Pazartesi

Codex Gigas (Dev Kitap)

Bir Ortaçağ kilisesi rahibi ciddi bir cinsel suç işler, diğer rahipler onun yavaş ve acı çekerek öldürülmesine karar verir. Buna göre rahip canlıyken bir duvarın içinde kalacak şekilde üzerine duvar örülecek ve orada acı çekerek can verecektir..

Rahip bu cezadan kurtulmak için bir teklifte bulunur, bir gecede kilisenin ününü sonsuza kadar devam ettirecek bir kutsal kitap hazırlayacağına dair söz verir. Diğer rahipler de kabul eder. Bir sürü mürekkep ve tabaklanmış 160 eşek derisini yanına koyup kapıyı kapatırlar. Bir süre sonra mürekkep sesi değil de tuhaf sesler, bağırma sesleri duyulmaya başlar. 

Rivayete göre, rahip saat gece yarısına gelince bu işi başaramayacağını anlar ve bir ritüel yaparak karanlık tarafla bağlantıya geçer. Yardım ister. Şeytanla bir anlaşma yapar, şeytan kitabın hazırlanmasına yardım edecek ama karşılığında rahip ona ruhunu satacaktır. Kabul eder rahip ve böylece Şeytan İncili de denilen Codex Gigas ortaya çıkar.

Sabah diğer rahipler kapıyı açtıklarında rahibi yerde baygın halde bulurlar. Yanında ise 92x55 cm büyüklüğünde, 22 cm kalınlığında, 72 kiloluk bir kitap vardır. Dış kapağı tahta üzerine deri ile kaplanmış, üzeri metallerle sağlamlaştırılmıştır. 

Rahipler bu yeni kutsal kitabı incelerlerken karşılarına bir sayfa çıkar, sayfada sadece şeytanın resmi vardır. Kitabın hazırlanmasını sağlayan şeytan, kitaba kendinden bir iz bırakmış ve kendi görüntüsünü de araya eklemiştir.

Kitap kimin eline geçse, ona felaket veya hastalık getirdiği söyleniyor. 

Bulunduğu kütüphanede çıkan büyük yangında tam o da diğer eserler gibi yanacakken gizemli bir el tarafından pencereden dışarıya atılır ve yanmaktan kurtulur. Zarar görüp görmediği incelendiğinde ise sadece şeytanın resminin olduğu sayfa ve ona yakın sayfaların kararmış olduğu görülür.

Bunun haricinde 700 yıl hiçbir zarar görmeden günümüze kadar gelmiştir. Yalnız 10 sayfasının kraliçe Christina tarafından yırtılıp alınmış olduğu söyleniyor. Şu an İsveç Kraliyet Sarayı'nda 15 milyon dolarlık sigorta ile korunma altındadır.


Uzmanlara göre bu kitabı tek bir kişinin yazmış olması mümkün değil, en az 30 yıl gerekir. Ama el yazısı incelendiğinde tüm kitabın tek bir elden yazılmış olduğu da kesin.

Bu ürkütücü hikayenin yanı sıra, kitapta bulunan şeytan figürünü dövme yaptıran da var, tişört baskısı yapan da, kitap resmini telefon kılıfı olarak satan da.


Siz ne dersiniz, bu söylenenler gerçek olabilir mi?

28 Mart 2021 Pazar

Yedi Kilise

Hristiyan inancına göre, Mesih Dünyaya tekrar indirilmeden önce Tanrı tarafından bildirilecekmiş. Yedi kiliseye mesaj göndererek yapacakmış bunu. Ve bu yedi kilisenin hepsi Türkiye'de. Mesajın alınabilmesi için kilise bölgelerinde Hristiyanların bulunması gerekiyor. 

Ayrıca İstanbul'da da Hristiyanlar için çok önemli yapılar bulunuyor ve bu yüzden hâlâ alınmak isteniyor.

Ekim 1923'te İşgal orduları komutanı General Harington İstanbul'u terk etmeden önce iki şey söylemiş; Biri "Biz gidiyoruz ama arkamızdan ağlayan çok olacak", diğeri de "100 yıl sonra geri döneceğiz".

Ayrıca arkadaşı İsmet İnönü de Lozan'dan sonra "Lozan'ı imzaladık 100 yılı kurtardık" demiş.

Onlar için bu sayılar kutsaldır ve gerçekten de 100 yıl sonra gelirler diyor Erhan Altunay. Youtube'daki kanalını izlemeye başladım. Keyifle dinliyorum, tavsiye ederim.

Bahsi geçen kiliseler: Smyrna, İzmir Efes, Denizli Laodikya, İzmir Bergama, Salihli Sardes, Alaşehir St. Jean, Akhisar Thyateira Kiliseleri.

Video linki : https://www.youtube.com/watch?v=Y4jMnF8Furs&t=687s

27 Mart 2021 Cumartesi

Eti Ahenk mini çikolata

 

"Özlem'le Farklı Tatlar"ın bugünkü konuğu Eti Ahenk Mini :)))


Eti ve Ülker'in tatlı rekabeti hız kesmeden devam ediyordu...


Ülker Napoliten mi? Eti Ahenk Mini mi?
Tarafını seç :))

Etinin çikolataları hep biraz daha sütlü gibi geliyor bana. Napoliten ile bunun arasında pek bir fark göremedim, ama napoliteni de yemeyeli baya oldu zaten.

Sırf farklı bir ambalaj görünce merakımdan aldım. Yoksa bildiğin çikolata işte :)))

26 Mart 2021 Cuma

Contact

1997 yapımı bir Bilim Kurgu filmi. Çocukluğundan beri uzaydan bir ses yakalamaya çalışan Eleanor Arroway sonunda Vega yıldızıyla bağlantıya geçmeyi başarıyor ve oraya gidebilmesi için çalışmalar başlıyor.

Filmin çoğu yerinde dindarlar ve bilim insanları karşı karşıya kalıyor. Dindar kesim Tanrının işine karışmayın, haddinizi aşmayın diyerek engellemeye çalışıyor. Ama engelleyemiyorlar.

Bu koskoca evrende sadece bizim olmamız bana da çok saçmaymış gibi geliyor. Bunca gezegen, galaksi... Bunca gök cismi varken sadece Dünya mı yaşanabilir bir yer? Sadece biz mi varız?

Masaüstümde şu resim var:


Bazen bilgisayarı ilk açtığımda durup sadece bu resmi izliyorum.

Merkür, Venüs, Mars hatta koskoca Jüpiter, Satürn varken sadece minicik Dünya yaşam merkezi haline gelmiş ve bir uydu tahsis edilmiş öyle mi? Acaba insanlık gezegen gezegen geziyor mudur? Her gezegenin kendi kıyameti vardır belki... Sadece Dünya üzerinde yaşam olmasını kabul edemiyorum. Gerçekten de tüm bu düzen, ulaşamadığımız kadar uzaklara dayanan bu koca evren sadece minicik bir gezegendeki minicik insanlar için mi? Saçma olmaz mı?

Filmdeki Dr.Arroway'in de dediği gibi "Orada dört yüz milyar yıldız var. Sadece bizim galaksimizde. Eğer bunların milyonda birinin gezegenleri olsa ve eğer bunların milyonda birinde hayat olsa ve bunların milyonda birinde düşünsel hayat olsa orada milyonlarca uygarlık olur. Eğer yoksa korkunç bir yer israfı demektir".

Boyoz

İlk defa boyoz yedim.

İzmir'lilerin dillerinden düşürmedikleri boyoz neymiş merak ettim. Migros Hemen uygulamasından market siparişi verirken boyoz satıldığını görünce bir deneyeyim bakalım deyip attım sepete.

Aslında niyetim yöreye uygun lezzetleri yöresinde yemek ama şartlar el vermiyorsa da bekletmeye gerek yok bence.

İzmir'e gidemiyorsak da boyoz ayağımıza geldiyse geri tepmeyelim. 

Biraz da küçümsediğim için bulup denemediğim bir tattı aslında. Ne var yani altı üstü bi sade poğaça gibi bir şey, kuru poğaça gibi işte dedim hep. 

Soğuk geldi tabi. Tavada ısıttım. Bir de usulüne uygun olsun diye yumurta kaynattım. Sıcak yenilmesi gerekiyormuş. Güzelmiş beğendim. Sade yesem ya da soğuk yesem bu kadar beğenir miydim bilmiyorum ama yumurtayla ikisi de sıcakken yediğimde enfesti. 

Evet güzel, lezzetli ama İzmir'e özgü olmasını sağlayan şey ne ile yenildiği herhalde. Yoksa bulunmayacak bir lezzet değil, bizim sade kuru poğaça gibi. Ama işte yanına haşlanmış yumurta, İzmir tulumu koyunca başka oluyor :)

25 Mart 2021 Perşembe

Aşk ve Gurur

 

Aşkta gurur yapar mısınız?

"Ondan hoşlanmıyor sanıyordum" dedirtecek kadar duygularınızı saklar mısınız?

Kibir ve gurur yaptığınızı fark edince vazgeçecek kadar dürüst olabilir misiniz? Asıl büyük olay da bu herhalde. Daha önce kibir yaptığın için artık bu yoldan dönmek yok diye düşünmeyip, aksine kabul edip yelkenleri suya indirebilmek. Kendinin farkında olmak.

Bu filmi ilk olarak lisede hocamız izletti diye hatırlıyordum ama yayınlanma yılına bakınca öyle olamayacağını anladım. Herhalde üniversite zamanında çok duyunca merak edip izlemeye çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü sırf izlemiş olmak için izlediğim çok belli. Tamamen karakterleri farklı hatırlıyormuşum, konuyu anlamamışım. 

Filmin bitişi çok ani oldu ama, biraz daha devam edebilirdi bence. Güzel olurdu. En azından karar verildikten sonra bir iki sahne daha olsaydı...

Genel olarak filmi sevdim. Verdiği mesaj güzel. 

22 Mart 2021 Pazartesi

Bioderma Photoderm spf 50 - Renkli güneş koruyucusu


 İlkbahara girdik, yaz yaklaşıyor. Güneş koruyucusu arayışları da başladı beraberinde.

Ben güneş kremini yüzümü parlatıyor, sivilce yapıyor vs diye kullanmayı pek sevmezdim. Aslında o etkilerin nedeninin çok da araştırmadan ya da son kullanma tarihine bakmadan kullandığım ürünler olduğunu düşünüyorum şimdi. Bir de kim ne uzatırsa onu sürmek de cilde çok iyi gelmiyor. Kişinin kendine özel bir kremi hep olmalı bence.

Zoretanin tedavisinde doktorum renkli güneş koruyuculardan tavsiye etmişti. Cildimi pürüzsüz göstermesi hoşuma gittiği için tedaviden sonra da alıp kullanmaya devam etmiştim ama yüzümü parlattığını fark edince hızla soğumaya başladım bu kremden.

Sivilce tedavisinde yüz çok fazla kuruduğu için rahatsız etmiyordu ama cildim nem dengesine geri dönünce her sürdüğümde lamba gibi parlamaya başladım. Ve bıraktım.

Belki çok fazla kuru ciltliyseniz renkli güneş kremleri size göre olabilir ama yağlı ya da karma ciltliyseniz sevemeyebilirsiniz.

Çünkü renkli güneş kremleri tam olarak cilt tarafından emilmiyor, biraz yüzeyde kalıyor gibi. Yani fondöteni ya da kapatıcıyı kremle karıştırıp sürmekle aynı şey. Krem biraz emilse de renk veren kısım kremlenmiş ve parlatılmış şekilde yüzeyde kalabiliyor :) Belki de benim cildim karma olduğu için öyle görünüyor. Dediğim gibi, kuru ciltlerde daha iyi görünebilir.

Fotoğrafta tüpün eski olduğu belli oluyor, içi aslında neredeyse yarısına kadar dolu ama bir kaç kere daha şans versem de kullanmaya dönemedim. Ben yüzümün parlaklığına tahammül edemiyorum galiba. Bi de tabi kremin ömrü de bitti ben beklettikçe. Fotoğrafını çektikten sonra çöpe uğurladım anlayacğınız :)

Ben bu sene için Bioderma'nın klasik(renksiz) 50 faktörlü güneş koruyucusunu aldım, turuncu kutulu olan. Onu kullanacağım. Şimdilik memnunum. Çok güzel emiyor yüzüm, parlaklık yok :) 

19 Mart 2021 Cuma

Ülker Çikolatalı Gofret Ekstra


Millet pandemi sonrası hangi dükkanlar açmış, hangisi kapamış, fiyatlar nolmuş falan diye bakar ben de hangi aburcuburlar çıktı da yetişemedim diye bakıyorum :)))

Ülker çikolatalı gofretin extra bitterlisini paylaşmıştım, normal extrası da varmış meğer. Zaten normal gofret hali varken buna neden gerek duyuldu ki? Sırf Eti'ye rakip olduğu için galiba...

Eti, karam tutunca bi de sütlü sevenlere Ahenk çıkarmış ya hani. O da baya lezzetli 

Ahenk'i de denedim aslında ama fotoğrafını çekmemiş olabilirim.

Bu ülker extra ahenke göre daha gofretli tabi, böyle bi yanık gofret tadı geldi ağzıma yerken. Gerçekten de ülker çikolatalı gofretin yoğunlaştırılmış hali.

Ahenk'te daha sütlü, daha yumuşak bir tat var.

Bu kalın gofretlerin bitterlileri daha çok hoşuma gidiyor benim. Etinin de Karamın da bitterli tombik gofretleri daha güzel. Sütlülerin o kadar katmanlı olmasına gerek yok bence onlar yassı kalabilir.

Siz denediniz mi? Ne düşünüyorsunuz?

---

Bu arada arka fonda gördüğünüz gibi Kiralık Aşk izliyorum. Bu hafta başladım, izlememiştim daha önce. Çok tatlı bi diziymiş ya. Aşk dolu, cıvıl cıvıl. Zaten süs püs cıvıltı pırıltı en sevdiğim :))

11 Mart 2021 Perşembe

Avene Hydrance Optimale Legere Spf 20 | Hassas Ciltler için Nemlendirici


Yağlıya yakın karma bir cilde sahip olsanız dahi daha da yağlandırıp parlatmayacak, sivilce yapmayacak, yüzün nemini çok güzel ayarlayan çok sevdiğim bir kremdir Avene Hydrance Optimale. 

Zoretanin tedavisine başlamadan önce sivilceler için cildiyeye gidip doktorlardan kremler alıp sürdüğüm dönem tanışmıştık kendisiyle. Cildi yatıştırması için günlük kullanıyordum ve bir daha da kullanmayı bırakamadım çünkü aşırı beğendim.

Yüzde ağırlık yapmıyor, en önemlisi parlaklık yapmıyor mat ama nemli, yumuşacık, bebek gibi bir yüzünüz oluyor sürdükten sonra. Bir de yüzün rengini de dengeliyor gibi geldi bana.

Hala çok beğenerek kullanıyordum ama yakın zamanda elimdeki tüp bitti ve yenisini araştırırken bu sefer aklım başka markaya gittiği için şu an kullanmaya devam etmiyorum. 

Yüzümü her gün değil de birkaç günde bir nemlendireyim istedim ve clinique 72 saat nemli tutan kremini aldım bu sefer. Ama her zaman dönüp tekrar bunu alıp kullanabilirim. Favorilerimdendir.

9 Mart 2021 Salı

Baraka (The Shack)

Son zamanlarda çok fazla karşıma çıkınca izlemeye karar verdiğim, affetmek üzerine derin mesajlar veren güzel bir film Baraka. 

Yaratıcının insan suretinde olması gibi bir kaç şey, eğer bu konularda hassassanız başta rahatsız edebilir. Ama vaz geçmeyip filmi izlemeye devam ederseniz filmin verdiği mesaja odaklanmaya ve keyif almaya başlıyorsunuz. Diğer şeylerin konunun pekişmesini sağlaması için gerekli olduğunu anlıyorsunuz.

Film affetmenin, empati kurmanın, kendini suçlamamanın hem kendi hayatına hem de evrene iyileştirici etkisinin olduğunu anlatıyor . 

Affetmek, ilişki kurmak değildir. Sadece onun boğazını sıkmayı bırakacaksın.

Kötü bir insanın kötü olmasının da nedeni var, ona da çocukken kötü davrananlar olmuş ki böyle bir insana dönüşmüş. Ona kötü davranan kötülere de çocukken kötü davrananlar vs böyle Hz.Adem'e kadar uzar gider diyor. O yüzden yargıç rolünden çıkıp, affetmek gerek.

Tüm bunlar çocukken şiddet görmüş ve yetişkin olduğunda da küçük kızı kaçırılıp öldürülmüş bir baba üzerinden anlatılıyor. Yaşadığı acılar sonucu her şeye sırt çeviriyor, yaratıcının adaletini yargılamaya başlıyor ve sonra bir barakaya davet edilerek işin özünü görmeye başlıyor.

Sonuna kadar izlendiğinde herkesin beğeneceğini düşünüyorum. Tekrar tekrar izlenebilir. Her izlendiğinde farklı bir mesaj yakalanabilir.

Fragman:

25 Şubat 2021 Perşembe

Ülker Çikolatalı Gofret Extra Bitter

 Beyaz çikolatalısına şaşırmıştım ama Extra Bitter'lisi de varmış :) 

Ülker çikolatalı gofret çok sevilen bir çikolata diye her cinsini yapmışlar anlaşılan.

Beyaz çikolatalısını beğenip beğenmeme arasından kalmıştım ama bu efsaneymiş. Gerçi beyaz çikolatalısı da çok güzeldi çıtır çıtırdı ama benim emin olmama sebebim sadece beyaz çikolataya karşı önyargım olmasından kaynaklı. Beyaz çikolata sevenler onu da bayıla bayıla yerler :)

Masumlar apartmanı dizisini gününde izleyemiyorum genelde, ertesi gün youtube'da izliyorum. İzlerken bu çikolatayı yedim ve çook sevdim. 

23 Şubat 2021 Salı

Hayat 35'ten sonra başlar

Bana öyle geliyor ki, her ne yaşıyorsak ve yaşatıyorsak 35 ve sonrası yaşlarımız için yatırım yapmış oluyoruz.

Çocukluk, öğrencilik dönemi zaten yarış atı gibi koşturmakla, sürekli dersleri sınavları düşünmekle geçiyor.

20'li yaşlarda bir yandan "iş bulmalıyım" diğer yandan "eş bulmalıyım" paniği yaşanıyor.

Ama 30'lu yaşlara gelince bi duruluyor insan, toplumun yönlendirmeleriyle yaşamanın kendine zarar verdiğini fark ediyor, bi durup düşünüyor kimim ben, ne yapıyorum diye.

30-35 arası acı gerçekler yüze vura vura küllerinden yeniden doğuyor ve hayat 35'ten sonra daha gerçekçi bir şekilde yeniden başlıyor. Ne istediğini daha kolay anlayabiliyorsun, daha tecrübelisin ve hata yapmaktan daha uzaksın. Elalemi daha fazla yok sayabiliyorsun. Bu benim hayatım diyebiliyorsun çünkü kendini ihmal ederek başkalarının isteğine göre yaşamanın sana hiçbir getirisi olmadığının farkına varıyorsun. 

Ana rahminden çıkıp dünyanın rahminde olgunlaşıyoruz sanki 35'e kadar. Ya da toplumun rahminde mi demeliyim? Malum, hayatımıza etkileri azımsanamaz. Ve sonra büyük adam oluyoruz. Anka kuşu gibi küllerimizden doğuyoruz. Olgunlaşıyoruz. 

Yani bence 35 yaş yolun yarısı değil, yolun başlangıcı.


Not: Yazar birkaç ay sonra 35 yaşına girecektir :))

Telegram

Bloggerlar bir telegram grubu kurmuş. Bloglardan birinde gördüm, katıldım ben de. Güzel fikir. Her ne kadar bloggerın eskitme havası hoşuma gitse de güncel uygulamalardan da iletişimde olmak güzel olur herhalde.

Grubun adı Blogger Türkiye, 72 kişi var şu an. Kim kurdu bilmiyorum, siz katıldınız mı?

Not: Başlatan kişi Mustafa Türköz'müş: https://mustafaturkoz.blogspot.com/2019/06/blogger-turkiye-toplulugu.html

19 Şubat 2021 Cuma

Kahve Çikolata


Blogumla karşılıklı kahve içip çikolata yiyoruz, siz napıyorsunuz :)



Bu çikolatayı Şok Markette kasa yanında görünce merak edip aldım. Sınırlı sayıda yazıyor üzerinde ve normalden biraz daha ucuz, tutup tutmayacağına bakılıyor galiba. Ben normalde de gofret delisi olduğum için beğendim. Beyaz çikolataya çok bayılmadığım için özellikle alır mıyım bilmiyorum ama güzeldi. Arada bir almak isteyebilirim. 

Çikolatanın her türlüsünü severim ama beyaz çikolata sanki yağ yiyormuş hissi veriyor mu size de? Seviyorum ama çok fazla yiyemiyorum. Aslında o da çikolata sonuçta ama psikolojik olarak tam tatmin etmiyor sanki. İlla böyle koyu renk olacak çikolata olduğu belli olacak.

İyi ki varsın Blogger

Eski yazılarıma bakıyorum. Hani topluca "taslak"a çevirdiğim yazılarım var dedim ya, onlara bakıyorum yayınlanmaya değer varsa yayınlayayım diye... Ne kadar komik olduğum zamanlar olmuş meğer ya :)) Bazı yazılarım komik geldi, yorumlara yazdığım cevaplara falan baya bir güldüm. İçi dışı bir, güvenilir, sevecen, neşeli, pıtırcık bir kızmışım :D

Blogtan ayrı kaldığım süreçte biraz daha olgunlaştım galiba. Ya da belki de bu blog benim içimden başka bir özlem çıkarıyor :)))

Geri döndüm yazısını yazdıktan sonra tekrar bir şey yazmamış olmama rağmen o zamandan beri içimde bir huzur var. Buraya döndüğüm için mutluyum. Burası, blog yazmak bana çok iyi geliyor bunu bir kez daha fark ettim. Bana hem neşe hem de canlılık veriyor.

Yazıların bir kısmını elden geçirdim, baya bi yayınladığım da oldu, şimdi bir kahve yapıp ara vericem. 

Son baktığım ve yayınladığım yazımın ekran görüntüsünü ekledim yukarıya. Çok iyi geldi okumak... Size de iyi gelmesi umuduyla paylaşmak istedim :) (yazının linki: https://yinebirgunbizboyle.blogspot.com/2019/03/63-umit-her-zaman-var.html)

Daha sonra da, blog ahalisine selam vermeye çıkıcam :) Dükkanı geri açtım demek için esnaf arkadaşları ziyaret eder gibisinden :)) Çayları söyleyin geliyorum :D

Bu arada hava hâlâ çooook soğuk İstanbul'da. Kar bitince sıcaklık artacak deniyordu ama buz kesiyor her yer, donuyoruzzzz.

5 Şubat 2021 Cuma

Geri döndüm (1.5 yıl sonra)

Ben neden buradan yıllaaarca ayrı kalmış gibi hissediyorum? Sadece 16 ay olmuş! Yanlış mı bakıyorum diye tekrar inceledim, yok yani gerçekten 2 yıl bile olmamış daha 😅

Biliyorum çok keskin, net bir şekilde son yazımı yazıp gittim, ama hiçbir zaman blogu silmeye gönlüm el vermedi. 

Ara ara gelen yorumları gördüm, bazen mailime aylık raporlar gelmeye devam etti, bir kaç defa "hala etkileşim aldığıma göre devam etmeli miydim acaba geri dönsem mi" diye düşünsem de içimden gelmemişti bir türlü ama dün blog komşularımdan biri bir mesaj attı instagramdan, benim zamanında "gelecek vadeden bloglar" lisetesine alındığımı bilmiyormuş. Ekran görüntüsü alıp yolladı listede sen de varsın diye. 

Onu görünce dönmek istediğimi iyice hissettim yeniden ve bu sefer kendimi vaz geçirmedim. İnatla sus pus bekleyip blogun ziyaretçisinin bitmesini, tarihe gömülmesini izlemek istemediğimi fark ettim. 

Ayrıca muhtemelen takip etmesini istemediğim kişiler de artık blogum canlı mı diye bakmayı bırakmışlardır, bırakmadılarsa bile umrumda değil zaten çünkü buraya çok özelimi yazmayacağım. 

Hatta özel yazılarımdan bin küsür yazı içinden seçebildiklerimi hep taslağa çevirdim. Özellikle 365 gün yazılarını topluca taslak yaptım aralarında güzel ve yayınlanmaya değer olanlar varsa bi üstünden geçeceğim sonra.

Buraya herkese faydası olabilecek konulardan ve kitap, dizi, film, gezi gibi konuları yazmayı düşünüyorum. 

Yani sonuç olarak, gidemiyorum buralardan 😊

Hala uğrayan olur mu, ana sayfanıza yazım düşer mi bilmiyorum ama kimse görmese de bilmese de ben geri döndüm ve hoş buldum 😄