Sayfalar

30 Eylül 2018 Pazar

Dramatik Yazarlık - 3


Serinin ikinci yazısında bir haber bulup onu dramatikleştirmemizden bahsetmiştim. Benim haberimde düğünde çocuğa tokat atıldığı için kavga çıkmıştı üç kişi bıçaklanmıştı.

Ben hikayeyi şöyle yaptım: 27 yaşındaki genç adam, küçük yaşta anne babasını trafik kazasında kaybetmiş ve babaannesiyle yaşamaya başlamış. Babaannesi de ölünce amcasında yaşamaya başlamış ama amcasının 7 çocuğu var onunla çok ilgilenememişler o da uyuşturucu bağımlısı olmuş. Amcasının büyük kızının düğününde takıları çalmaya çalışırken gelinin küçük erkek kardeşine yakalanıyor. Kimseye söyleme diyor ama çocuk babasına seslenince durum ortaya çıkıyor. Uyuşturucudan beyni bulanmış olan genç adam da cebinden bıçağı çıkarıp üstüne gelene saldırıyor ve kendisi de yaralanıyor. Amcası hastanede ölüyor.

Hoca beğendi senaryomu ama biraz sıradan geldi. Arka sokaklar dizisinden bir bölüm gibi olmuş dedi biraz daha doldurmak lazım dedi. Haberlerimizi beğenmediğimizi değiştirmek istediğimizi söyledik ama kabul etmedi :) 
Size gelecekler şu konuda senaryo yaz diyecekler yok beğenmedim mi diyeceksiniz dedi :))

Sonraki ders biraz rahatsız olduğum için katılamadım. Çatışma içeren senaryolar yazmaya çalışmış herkes. Geçtiğimiz derste de bunun müzikli halini yaptık. Yani hoca sözsüz bir kaç müzik dinletti birini seçtik, o müzik çaldıkça gözümüzün önünde beliren resimleri söyledik hoca tahtaya yazdı. Sonra gruplara ayrıldık ve tahtaya yazılanlardan ilham alarak senaryolar oluşturduk. Müzikten aldığımız ilhamla ortaya çok güzel senaryolar çıktı, siz de deneyebilirsiniz :)

Bir pazar günü...



Kurs ile ilgili yaptıklarımızı yazarım diyip erteliyordum, Cem Kazan’ın yazısını görünce enerjimi toplayıp devam etmeliyim dedim.

Artık her yazısının sonunda bir blog arkadaşının yazısına da yer verecekmiş ve ilk olarak benim yazımla başlamış. Sevindim, teşekkür ederim 😊
Cem’in yazısını okumak içim buraya tıklayabilirsiniz. 

Bir baba düşünün, kahvaltı gecikti diye küsüp giden ve herkes kahvaltıya oturmuşken inat edip gelmeyen “bu sefer de ben sizi bekleticem” diye triplere giren, biraz sonra sofraya geldiğinde de tabağını kenara ittirip çocuk gibi başka şeyleri yiyen bizim tabağına koyduklarımıza dokunmayan ama kahvaltının sonlarına doğru kendiliğinden onları da yiyen biri...
Bu baba her bayram sabahı kahvaltısında da bir sorun çıkartıp eften püften tripler atıyor ayrıca. Mesela en basiti, bu pencereyi kim kapattı diyip küsüp gidebiliyor. İlla ceyranda oturmalı çünkü :)
Bana neden evlenmiyorsun diyorlar, ya evleneceğim adam da böyle tripcan çıkarsa? Kanser falan  olurum herhalde...
Erkeğin tribi de hiç çekilmiyor bu arada.
Neyse.
Bu sabah bu kahvaltı olayından dolayı çok moralim bozulmuştu. Cevap vermiyorum artık ama yine de etkileniyorum işte, bu da benim zayıf noktam galiba. Mis gibi geçmesini planladığım Pazar tatilimde gerim gerim gerilmiş halde başımın ağrısının artışını takip ediyordum ki bloğuma bir bakayım dedim ve Cem’in yazısı ve oradan gelen bir iki yorum yüzümü gülümsetti. Şimdi Dramatik yazarlığın 3.yazısını yazmaya gidiyorum. Ama önce bir kahve alayım :)

27 Eylül 2018 Perşembe

Bir diş öyküsü


Ortaokulun son zamanlarındayım, arkadaşlarla bizim evdeyiz, akşam vakti balkondan diğer evlere lazer tutuyoruz.
Bir süre sonra tam karşıda ama uzakta bir evin camındaki teyzeyi hedef aldık ve hepimiz ona çalışmaya başladık. Teyze, kolundaki kırmızı ışıkları görüp ani bir hareketle kafasını bize çevirince ödümüz kopmuştu. Hani korku filmlerinde ana karakterimiz birine sessizce yaklaşır da birden o kişi canavara dönüşmüş olan yüzünü dönüp koca ağzını açar ya onun gibi bir korkuydu hissettiğim sanki. Birden herkes çömeldi. Ben de hızla çömelip teyzenin görüş alanından çıkmaya çalışırken çaaattt diye ön sol dişimi sandalyenin sırtına vurdum diklemesine. Çok ağrıdı ama önemsemedim. Sonraki günlerde, çatlamış olduğunu fark ettik. Birkaç dişçiye gittik, hepsi de "düşmez ama kaynamaz da artık. Böyle düşene kadar yaşayacaksın, gittiği yere kadar. Düştüğünde bir şeyler yapılır" türü şeyler söyleyip gönderdi bizi. Biri de röntgen çekelim köküne bakalım bir sorun olmuş mu demedi.

Son 1-2 senedir ne zaman soğuk algınlığım olsa diş etimde, hemen o dişin üstünde kocaman bir şişik oluşuyor ve dudağım bile baskı yapıp ağrı yapıyor. Uyutmuyor, ağrı kesici bile etki etmiyor bazen. Geçmesi bir haftayı buluyor.

Her defasında bu sefer doktora gideceğim desem de hep erteledim. Sonra ağrısı sızısı geçince de vazgeçtim ama bu sene dişim beni ciddi anlamda zorlayınca tekrar aynı şeyleri çekmeden bir doktora görünmeye karar verdim. Üstelik sanki gitgide ön dişlerimde renk farklılığı iyice göze çarpmaya başladı. Çatlak olan dişim iyice cansızlaştı.

Dün dişçiye gittim. Röntgen istediler çektirdim, diş kökü enfeksiyonu dedi, diş kökünde travma oluşmuş. Kanal gerekiyormuş. Kanal uzmanına yönlendirdi. Orada da diş canlılığı testi yaptılar. Diğer dişlerimi hissederken çatlak dişimi hiç hissetmedim. Yani diş ölmüş. Küçük bir panik oldum "çekecek misiniz yani" diye, güldü doktor "hayır" dedi, "kanal yapacağız". Nasıl bir işlem olduğunu, zorluğunu sordum. "Çok kolay 15 dakikalık bir işlem hiç zor değil" dedi, dişin arkasından açılıp ilaç koyulacakmış. Sonra da ya dolgu ya da kaplama yapılacak, onu o aşamaya gelince düşüneceğiz.

Haftaya çarşamba randevum var, hayatımda ilk defa kanal yaptıracağım. Hem korkuyorum hem de düzeleceği için mutluyum. Sonunda bu adımı attığım için kendimi tebrik ediyorum. Sağlık ertelemeye gelmiyor.

26 Eylül 2018 Çarşamba

Yatırım yaparken dikkat


İş yerinde birinin dedesinin söylediği bir sözmüş bu:

Toprak altındır
Mülk gümüştür
Kira tenekedir

25 Eylül 2018 Salı

Facebook fake hesap


Bas bas bağırıyor resmen ben Stalker'ım diye 😁 Zera Piko nedir ya hangi yörenin dili bu? Kız mı erkek mi o bile belli değil 😁

Ne zaman açtım neden açtım hiçbir fikrim yok. Telefonu değiştirdikten sonra mail kutumda 10bin mesaj olduğunu gördükçe afakanlar bastığı için mail kutumu temizlerken facebook'tan düzenli mailler aldığımı farkettim. Beni çağırıp çağırıp durmuş. Bildirimlerin hepsi arkadaş önerisi, sıfır arkadaş olunca inatla bana arkadaş önermiş. Sildim profilimi, stalk yapacak yaşı geçtim galiba yaa hiç içimden gelmiyor 😁

10 bin küsür mailin ekran görüntüsü de bu :


Ayakkabım geldi


Dün sipariş verdim bugün geldi.
Tam çekemedim, bu fotoğraftakinden daha hoş duruyor aslında. Tam da sitesindeki gibiydi aşırı asil ve şık, ama topuğu çok yüksek.

Giyip yürüdüm biraz ofisin içinde. Rahattı, yüksek topukluyla yürüyormuşum gibi hissettirmedi ama bir iki adım sonra serçe parmağıma biraz baskı yapmaya başladı.
Dikiş kısmı tam serçe parmaklarımın üzerine denk geliyor. Uzun süreli kullanımda çok zorlayabilir.

Kaldı ki baskı yapmasaydı bile topuğu çok yüksek olduğu için kafamda eledim zaten. Sadece bir kaç saatlik özel davette ya da iş yerinde giymek için de 300 lira vermek mantıklı gelmedi. Daha az topuklu ve şık bir bot bulabilirim bence.

Avene 50 faktörlü güneş kremi


Dün artık Avene güneş kreminin içinden bir şey çıkmayacağına ikna olunca tükenenler serisine katmak istedim.

 Memnun kaldım, ama yüzde uygulayınca sanki tam emilmiyor gibi geldi bana. Gerçi yaz aylarında kullandığım için yüzüm terledikçe beyaz beyaz atmış da olabilir. Ama zaten güneş kremi dediğin öncelikli olarak yazın kullanılır.
 
Vücutta kullanılması daha uygun bence (el, kol, ayak vs). Yüz için Bioderma'nın renkli güneş koruyucusunu kullanıyorum onu daha çok sevdim. Yakında o da bitecek, unutmazsam eklerim buraya.
Sıkmalı olması baya kullanım kolaylığı sağlıyor. Fiyat/Performans açısından bakılırsa tatmin edici.

24 Eylül 2018 Pazartesi

Musical.ly tik tok


Pazar akşamım bu programı indirip oyalanmakta geçti diyebilirim. Pazartesi günü(yani bugün) arkadaşa bahsedince ıyyyy o program mı dese de ben çok güldüm çok eğlendim o yüzden kötüleyemeyeceğim.
Tamam YouTube reklamlarında çıkan sevimsiz düetler falan olabilir ama çok başarılı çalışmalar da var.

Neyse ben bir akıma takıldım burada, Run Free adlı bir şarkıya uyumlu şekilde ayakkabı değiştiriyorlar ya da kıyafet. Genelde Hintliler kıyafet değişimi yapmış, güzel de olmuş. Ben ayakkabı yaptım. Eğlence olsun diye giriştim ama 4 defa yeniden çekmem gerekti, içime sinene kadar bırakamıyorum çünkü. Son hali bu kadar işime sinmesi yeter diyerek bıraktığımı hali oluyor. Eğlenmem lazımdı benim ya. Bu video edit medit zor işler. 

YouTube’a ekleyecektim, telif yerim diye vazgeçtim. Buraya linkini koyuyorum. 
Tüm ayakkabılarımı ayıklayacaktım güya ama videoya girişince o kadar yoruldum ki ayakkabılar yığın halinde kaldı kenarda.

Bu arada, ayakkabılarımı görünce yeni ayakkabı siparişi verdiğime pişman oldum biraz. Ama kargoya verilmiş bile, iptal edemedim. 


Bir ürüne saplanmak


Birkaç gündür Yeşilkundura'nın sitesindeki şu bota bakıp bakıp iç geçiriyorum. Şu asalete şu güzelliğe bakar mısınız yaaa...



19 Eylül 2018 Çarşamba

İkinci avokado da açılmaya başlıyor




31 Temmuz'dan beri bekliyorum, normal şartlarda 1 ay sonra aralanması gerekirdi ama bu çekirdeğimiz biraz nazlı çıktı, 1 buçuk ay oldu hatta 2 ay olacak neredeyse. İyice aralandıktan sonra bir hafta içinde kök vermeye başlayacak diye umuyorum :)

Bu sabah çok azıcık, çizgi gibi de olsa aralanmış olduğunu farkedince hemen buraya eklemek istedim. Biraz uzun sürünce acaba kısır tohum denen şey avokadoda da mı var diye düşünmeye başlamıştım.

Bakalım bu çekirdeğimizin köklenme, filizlenme, serpilme dönemleri ne kadar sürecek :)

Bu arada alt kısmındaki çıkıntı kök değil, çekirdeği avokadodan çıkarırken de vardı.

18 Eylül 2018 Salı

Dramatik yazarlık - 2


Son iki dersimizde neler yaptığımızdan bahsetmeye geldim.
Dramatik, hayatın kırılma noktasıdır dedik. Travmatik bir şey, uyanış olmalı. Karakterimizin sıradan giden hayatı tetikleyici bir olay ile değişir, aksiyon başlar sonra da çözüme geçilir. Giriş gelişme sonuç gibi. Amaç ve engel sürekli bir çatışma halindedir.
Biz ilhamla çalışmıyoruz dedi hocamız; "kurgu yapıyoruz". Finali bilmemiz ve ona doğru gitmemiz lazım.

Bir kırılma noktası yazın dedi sonra hocamız. Bir olayın sadece kırılma noktasını yazdık ve teker teker okuduk. Mesela; 20 yaşında bir öğrenci olan Begüm bir gün yolda yürürken bir şeyle karşılaşır... gibi. Sonrasında Begüm'ün hayatı bir daha eskisi gibi olmuyor.

Önceki dersimizde konuştuklarımız bunlardı, ders sonunda da Schindler'in Listesi'nden bir sahne izledik. Kapı menteşesi üreten bir fabrika işçisini öldürmek isterken silahın tutukluk yapması ve öldüremedikleri sahne. Onun üzerinde konuştuk biraz.

Dünkü dersimiz için ödev vermişti hoca, dramatik yapmalık bir gazete haberi bulup gelecektik. Dün derste tek tek herkesin bulduğu haberler üzerinde konuşuldu. Bu haberin kırılma noktası neresi, eksik olan bilgiler ne, neleri bilmeye ihtiyacımız var, nasıl bir olay örgüsü kurabiliriz gibi. Benim bulduğum haber üstte fotoğrafını eklediğim haberdi. Gayet sıradan, üçüncü sayfa haberi. Üçüncü sayfa haberlerini okumam normalde, televizyonda haber de pek izlemem, içim daralıyor kötü haberlere maruz kaldıkça ama başka da dramatikleştirecek uygun bir şey bulamadım.

Derste cinayet, kandırmaca, aldatma içerikli haberleri dinleyip analiz etmeye çalıştıkça psikolojimiz bozulmaya başladı artık :) Hocamız bir video izletti, çok güzeldi, biraz aradım internette ama bulamadım. Bir adam senaryo yazmak hakkında grafik çizip esprili bir şekilde anlatıyordu. Mesela bir erkek bir kızla tanışır ve kızı kaybeder sonra tekrar bulur ve mutlu son gibi. Aslında klişe olmuş şeyler tekrar tekrar senaryolaştırılıyor ve yine de çok seviliyor.

Bir sonraki dersimiz için ödevimiz, bulduğumuz haberleri senaryolaştırmak. Haberi değiştirmek yok, neyi getirdiysek o. Sinopsis de olur dedi hoca, hikayeyi kurmak önemli. Ne yazacağım hakkında hiçbir fikrim yok şu an. İsteyen bu haberi senaryolaştırmayı deneyip yorumda yazabilir :)

Eklemler için Kollavie


Zoretanin tedavim bitti bilenler bilir.
Bilmiyorsanız ve Zoretanin ne derseniz, Roaccutane muadili 6 ay kullanılan bir sivilce ilacı.

Eklemleri kurutan bir ilaç olduğu için, son zamanlarda merdiven çıkarken dizimdeki kemiklerin sürtündüğünü hissedebiliyordum. Uzun süre ayakta kalsam dizlerimin arkası şişiyordu, ağrıyordu. Market poşeti taşıdığımda eve gelene kadar kollarım kopacak gibi oluyor, dirseklerimin iç tarafı morarıyordu, ağır şeyler kaldıramıyordum. Temizlikten sonra uzandığımda tüm eklemlerim kitleniyordu geri kalkmakta zorlanıyordum vs. Şimdi tedavi bitti, ilacı bıraktım ama yine de eklemlerime bir takviye yapmam gerektiğini düşünüyorum.

Dizlerimde zaman zaman beni rahatsız eden bir ağrı oluyor. Ben de 2.Derece kıkırdak aşınması olan annemin kullanıp memnun kaldığı bu ilacı aldım. Annem çok memnun kaldı hatta yaz tatilinin kurtarıcısı oldu diyebilirim. Ama onunkisi ikinci derece aşınma olduğu için bu ilaç tek başına yeterli olmadı tabi, bir operasyon da geçirmesi gerekti. Yani ciddi problemleri olanlar için kalıcı tedavi olmayabilir, doktora gitmenizde yarar var.

İlaç dediğime bakmayın, bitkisel bir takviye aslında. Eklemlerdeki sıvıyı yeniliyormuş. Annem, gittiği doktora bunu kullandığını ve ağrısının azladığını söylemiş ve doktor altı ay daha devam et demiş. Ciddi eklem rahatsızlığı olmayanların bile takviye olması açısından kullanabileceğini söylemiş. Bunun üzerine anne tavsiyesi ile ben de başlamış bulundum.

Diz ağrısı çekenlere tavsiye ederim, ilk haftadan farkı hissedebilirsiniz. Her gün bir tane içiliyor. Aç/Tok fark etmez ama mideniz hassassa tok alın. Biraz fiyatı yüksek sadece, 98TL.

17 Eylül 2018 Pazartesi

Ziraat bankası Sim kart blokesi kaldırma


Sim kartımı 4,5G ye çevirdiğim için ziraat'in mobil bankacılığına giriş yapamıyorum. Vakıfbank'ta çağrı merkezinden kolayca kaldırabilmiştim ama bunda olmuyor.

Çağrı merkezine ulaşmaya çalışıyorum, müşteri hizmetlerine bağlanmıyor, ATM'den blokeyi kaldırabilirsiniz diyor telesekreter. İnternetten araştırıyorum, Ziraat bankasının kendi sitesinde sadece ATM'den bloke kaldırabileceğimiz yazıyor ama o aşamaya nasıl ulaşacağımız kesinlikle açıklanmamış. Ben de sanıyorum ki ATM'ye gidince kartımı taktığımda karşıma bir ekran çıkaracak "sim kart blokenizi kaldırmak istiyormusunuz? Evet/Hayır" gibi, ben de evet'i, seçeceğim ve olay bitecek.

Ziraat'i bilenler bilir, her daim kalabalık. Haftasonu gittim 9-10 kişilik uzun bir kuyruğa girdim bekledim tam sıra bana geldi bakıyorum bakıyorum bulamıyorum ekrandan, böyle bir seçenek yok. Tek tek hepsini deniyorum yok. Çok fazla da oyalanıp sıradakilerin zamanını çalmak istemedim, o yüzden çok uğraşmayıp çıktım. Acele ettiğim için ben göremedim herhalde dedim.

Bu sabah işe gelirken yine uğradım taktım kartı bakıyorum bakıyorum yok, bu sefer inat ettim bulacağım diye ama bulamıyorum. Sırada bekleyen birine sordum siz görebiliyor musunuz ben bulamadım diye. O da baktı bulamadı. Pes edip oradan da çıktım. Çağrı merkezini arayıp müşteri hizmetlerine bağlandım, Sim kart blokemi sadece ATMden kaldırabiliyormuşum ama bulamıyorum dedim. Diğer işlemler'den bakiye-bilgi seçeneğini seçecekmişim. Tamam dedim kapattım geri gittim Ziraat ATM'ye. Yine biraz uğraştım, bulamadım, tekrar çağrı merkezini aradım adım adım söylesin ne yapacağımı diye ve bu arada da ekrandan bir şeylere basıp bulmaya çalışıyorum hâlâ. Tam müşteri temsilcisine bağlanacakken buldum. Telefonu kapatıp sim kart blokemi kaldırdım sonunda.

Benim gibi uğraşıp sinir katsayısı yükselişe geçenler olur diye, yardımcı olması açısından burada paylaşmak istiyorum:
ATM'ye kartı takıp giriş yaptıktan sonra sırasıyla Ana Menü > Diğer İşlemler > Bilgi-Şifre İşlemleri > Sim kart bloke kaldırma seçeneğini seçiyorsunuz, emin misiniz diye soruyor evet diyorsunuz, bu kadar.

(17.09.2018)
——————
 Güncelleme (08.04.2019) Bilgi-şifre işlemleri Diğer işlemler menüsünden Ana menüye taşınmış. Yeni hali Ana Menü > Bakiye- Bilgi-Şifre > Sim kart bloke kaldırma

16 Eylül 2018 Pazar

Zoretanin sonrası tedavi, Tre krem


İzleri soyma sürecine başladık. Tre kremi iki günde bir sadece izlerin olduğu yerlere sürüp birkaç saat sonra yıkıyorum.
İlacın yan etkileri hâlâ devam ediyor. Gözlerim ve dudaklarım kuruyor, saçlarım kuru, cildim hassas ve çok tedirgin yaşıyorum sanki hayatı. Aniden gelen korku hallerim var. Sebepsiz değil tabi ki, mesela kardeşim kapının arkasından fırlayıp ‘bö!’ diye korkutmaya çalışacak bunu hissedebiliyorum o an ama yine de o eylemi gerçekleştirdiğinde çığlık atıp yerimden zıplamama engel olamıyorum. Ölmüş bir böceğe fenerle bakıyordum bugün, böcek kanatlarını açınca fener elimden çıktı ben ayrı yere sıçradım falan. Önceden olsa daha soğukkanlı olurdum, çok ilginçtir ki o korku anımda bilincim kapanıyor sanki. Kendime geldiğimde başladığım yer ile bulunduğum yer arasındaki saniyeleri hatırlamıyorum. Bu hallerimin çok hoşuma gittiğini söyleyemem.

Fotoğraftaki kreme daha yeni başladım o yüzden söyleyecek çok birşeyim yok. Şimdilik sadece çok fazla kurutmuyor diyebilirim. Alerji de yapmadı, buna sevindim çünkü cilt tedavi kremleri bende genelde alerji yapıyor.

12 Eylül 2018 Çarşamba

Avokadonun yaprakları


En üstteki yapraklar iyi de, alttakilerin uçları fotoğrafta da görüldüğü gibi kurumuş, neden olabilir? Bir ara çok suladım ondan mı acaba?

Sonradan ekleme: Çok sulanmamalı, soğukta kalmamalı ve direkt güneşe maruz kalmamalıymış. Saksının altında fazla suyu atabilmesi için delik olmalıymış. Ben bir ara fazla suladım ve saksım delik değil, ondan oldu demek ki. Yetiştirmeyi düşünenlere bilgilendirme olsun.

11 Eylül 2018 Salı

Dramatik yazarlık


Dün kursun ilk dersini yaptık. Dramatik ne demek onun üzerinde durup senaryo yazmanın temel taşlarından, nelerden besleneceğimizden bahsettik. Dramanın dram ile hiçbir alakası olmadığını, Dramatik kelimesinin hüzünlü bir olayı vurgulamadığını, anlamının sahnelemek olduğunu öğrendim.

Baya bir süredir sadece evden işe işten eve geçen hayatım, ve görüştüğüm arkadaşlarımın da yıllanmış olması sebebiyle 15-20 kişilik sınıfta kimseyi tanımadan beyin fırtınalarına katılmaya çalışmak bana kendimi biraz daha canlı hissettirdi. Meğer ben hayatımdaki monotonluktan ne kadar da çok sıkılmışım. Beynimi eskisi kadar aktif kullanmadığımı fark ettim, zira ne kadar katılmaya çalışsam da hemen adapte olamayıp dinlemekle yetindim. Avukatından, öğretmenine; öğrencisinden ev hanımına her alandan kursiyer vardı. Senaryo yazmaya başlayınca ortaya çok farklı konular çıkacak gibi.

Eklediğim fotoğraf unsplash'den alıntı. Oradaki fotoğraflara hayran hayran bakıyorum, çok güzeller. Bu fotoğraf da bana huzuru hissettirdi. Koşuşturmadan sıyrılmış, dert-sıkıntı-stres üçgeninden çıkmış ve bir fincan çay içip bitkilerle dolup taşmış balkonunda sakin sokakları izlemek gibi gibi bir his... Hem de havalar git gide soğumaya başlamışken, içimi ısıtan bir görüntü.
Size ne hissettirdi merak ettim, yoruma yazarsanız keyifle okuruz :)

10 Eylül 2018 Pazartesi

Benden haberler; kurs, verem otu


Selam millet:)

Bir süredir yoktum, birkaç gün kadar :))

Senaryo yazarlığı kursuna kabul edildim. Ben Cuma günü başlayacağız sanıyordum ama Pazartesi başlayacakmışız. Cuma gününe kadar kimse benim aramayınca ben aradım ne oldu sonucum kabul edilmedi mi diye, öyle öğrendim Pazartesi başlayacağımızı. Cumartesi sabahı hoca arayıp beni de derse beklediğini söyledi.

Bu fotoğraf ne alaka derseniz, burası bizim mutfak camı. İlkbaharda A101’den aldığım fesleğen tohumlarının son durumu bu. Şu görüntüye bayılıyorum. Nasıl güzel kokuyorlar anlatamam... ama aşağıda gördüğünüz gibi sarı bir yapışkan ot dadandı. Annemin geçen senelerde minik yapraklı bonus fesleğen saksılarına dadanan şeyin aynısı. Bir tek fesleğende mi çıkıyor acaba bu şey...
Yanlış hatırlamıyorsam adı verem otu. Tamamen koparıp temizlemek gerekiyor bitkinden, yoksa kalan parça uzayıp yapışmaya devam ediyor. Kökü falan da yok, nasıl ürüyor anlamadım.


Aldım önüme saksıyı ayıkladım verem otlarını.
Fesleğenler hareket ettikçe mutfağa mis gibi kokusu sindi. Güzel bir çalışma ortamı oldu :) Temizlenmiş halinin fotoğrafı da aşağıda.


Arkadaşları sırık gibi uzarlarken bu zavallı minnak kalmış, ot yüzünden galiba.

5 Eylül 2018 Çarşamba

Yine Bir Gün Biz Böyle 2 yaşında !!!



Blogumun birinci yılını kutlamayı unutmuştum ikinciyi hatırladım neyse ki :)

İki yıl önce bugün, basit bir illüstrasyon çalışmasıyla merhaba demiştim. Geldiğimden beri hiç yalnız bırakmadınız, hep etkileşim halinde olduk. Zamanla yayınlarım çoğaldı, çok sık yazdım. Blogumdan iletişime geçip birlikte çalışmak isteyenler oldu, Gelecek Vadeden Bloglar listesine alındım. Mimler, anılar, meydan okumalar, hediyeleşmeler ile geçti gitti zaman. Kendimden çok şey paylaştım. Üçüncü yılımıza giriyoruz şimdi. Bakalım daha neler neler paylaşacağız. Blogum da siz de iyi ki varsınız !

4 Eylül 2018 Salı

Senaryo yazarlığı kursuna başladım


Dün ilk derse gittim, ders değil de mülakattı aslında. Tek tek her birimizle mülakat yaptı hocamız. Neden bu kursu seçtin? Beklentin nedir? En son okuduğun kitaplar, takip ettiğin dergiler neler? İzlediğin yerli, yabancı film ve diziler neler? Hiç senaryo yazmayı denedin mi? türünde sorular sordu. Kendimce cevaplar verdim, blogumdan ve yıllarca günlük tuttuğumdan bahsettim. Kabul edilip edilmediğimiz mesaj yoluyla bildirilecekmiş. Kabul edildiysek Cuma günü kursa kesin başlangıç yapmış olacağız.
Kurs Pazartesi ve Cuma günleri 18:00-21:00 arası.
Çok eğlenceli olacak gibi. Heyecanlıyım.

Nisan'da, Pratik Giysi Dikimi kursuna başladım diye yazı yayınlamıştım. Yazıya gitmek isterseniz burayı tıklayın. Bir kaç ders sonra bıraktım kursu, çünkü çok uzaktı ve hayal ettiğim gibi çıkmadı. Burda dergisinden kalıp çıkarmayı gösteriyordu hoca. Benim hayalim, kalıpla uğraşmadan pratik bir şeyler çıkarabilmekti. Üsküdar'dan Kartal'a Burda kalıbı çıkarmak için gitmek saçma geldi ve bıraktım. Ama bu kurs iş yerime çok yakın, yazı yazmak sevdiğim bir iş ve senaryo yazarlığı roman yazmaktan daha eğlenceli görünüyor. Kurs Haziran'a kadar devam edecekmiş, yani yolumuz uzun.

İsmek'in yazarlık kursu da varmış bu arada. Kurstan bir iki kişiyle konuştum da geçtiğimiz yıllarda bir kadın yazarlık kursuna gitmiş ve iki yılın sonunda kursiyerler kendi kitaplarını basmışlar. Harika değil mi?

3 Eylül 2018 Pazartesi

Zoretanin | 6.Ay bitti ve Avokado'da durumlar nasıl?


6.Ay bitti, yani tedavi bittiiiii.... Şimdi bir hafta dinlendireceğim kendimi, sonra soyucu kreme başlayacağım. Henüz almadım eczaneden o yüzden adını, fotoğrafını ekleyemiyorum kremin. Üç ay kullanacağım, iki günde bir sadece izlerin üzerine. Üç ay sonra tekrar kontrole gideceğim.

Bayram tatili ile bir hafta iznimi birleştirdim, bugün iş başı yaptım. Avokadomun yaprakları o kadar büyümüş ki artık hepsi aşağı sarkıyor. Ama çekirdekte bir kıpırdanma yok. Ben kesin köklenir sanıyordum. Suyu azalmıştı, neredeyse temas etmiyordu, ondan köklenmedi galiba. Biraz daha bekleyeceğim.


31 Temmuz'da koymuştum suya, tam bir ay bitti. Bakalım ne zaman köklenecek.
Bu çekirdek diğeri gibi küflenmedi baya temiz ve sağlıklı görünüyor. Ama diğer çekirdek daha çok yumurta biçimindeydi, bir tarafı yuvarlak diğer tarafı sivriydi. Bu top gibi. Cinsi farklı olabilir.

Mim #13 : Kendi Kendime



Sevgili She is the man beni mimlemişti. Neredeyse bir ay olacak, bu gecikme için özür diliyor ve mim için teşekkür ediyorum.
Mim'in konusu Kendi Kendime :) She is the man'in yazısını görmek isterseniz buraya tıklayın. Mimi başlatan kimdir derseniz o da burada :)

Haydi başlayalım...

1 - Elinde hangi sihirli güç olsun isterdin?
Işınlanabilmek isterdim. Sevdiklerimin yanına hemen gidebileyim, görmek istediğim yerleri yol yorgunluğu çekmeden orada bulunarak göreyim isterdim. Işınlanmayı nasıl hala bulamadık ya.. Gerçi bir anda odanın ortasında yabancı birilerini görmek de hoş olmazdı, neyse bulmayalım ışınlanmayı falan sadece benim özel sihirli gücüm olsun :))

2 - En çok şaşırdığın tarihi eser neydi?
Henüz gidip görmedim ama Piramitler. Kapalı alanları, gizli geçitleri düşündükçe içimi sıkıyor, devasa büyüklüğü gözümü korkutuyor ama çok ilgimi çekiyor.

3 - En sevmediğin insan tipi?
Herkes enayi de bir tek kendini akıllı sananlar. Yalakalıkla bir yerlere gelen, her şeyde en mükemmel kendisi sanan ve aksini iddia eden olursa çirkinleşen insan tipi.

4 - Obsesiflik derecesinde takıntın var mı?
Şu an aklıma bir şey gelmiyor, çok düşündüm ama ı ıh.

5. Başkalarının kötü ama senin iyi saydığın, sana ait bir özellik söyle.
Bir insanı sevmiyorsam seviyormuş gibi davranamam, haz etmiyorsam yüzüne gülümseyemem. Kırmamak için kendimi ondan uzakta tutmaya çalışırım.
Etrafımda, hoşlanmasam bile o kişiye belli etmemem gerektiğini söyleyenler olsa da yapamıyorum. Yapmaya çalıştıkça huzursuz oluyorum. Birinden hoşlanmıyorsam o bunu kesinlikle fark eder yani.

6. En çok hangi özelliğin kıskanılır?
Düşündüm de bulamadım.
Ama şu 365 serisi için hâlâ ben olsam yapamazdım nasıl yaptın diyenler var :)

7. Kız arkadaşların seni sevgililerinden kıskanır mı? Ya da böyle bir şey sezdin mi?
Hayır, olduysa da sezmedim.

8. Yeniden doğdum dediğin an?
Hayatta en çok güvendiğim eski sevgilimin başkasıyla evlenerek benden ayrılması ve aynı dönemde iş yerimdeki pozisyonumun değiştirilip daha düşük bir pozisyona verilmem ile iki büyük darbe aldım, (aynı zamanda ülkede de darbe girişiminin olduğu seneydi) çok ama çok zor bir dönem geçirdim. Bence ölüp yeniden doğmuş olabilirim :)

9. Şu dünyada en çok sıkıldığın ortam?
Tanımadığım insanların olduğu yeni ortamlar ilk başlarda beni çok sıkıyor. Kaynaşabilmem için zaman geçmesi gerekiyor, çok sessiz, arkaplanda, görünmez oluyorum çok sıkılıyorum. Eğer enerjimin uyuşmadığı kişiler olursa sıkılmaya devam ediyorum ama bir iki kişiyle anlaşabilirsem geçiyor.
Onun dışında akraba ortamlarında, kadın oturmalarında çoook sıkılıyorum.

10. En son okuduğun kitap?
Marie Kondo'nun kitabı demek isterdim ama hala bitmedi. 1000kitaptan baktım şimdi, en son Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır'ı okumuşum ve çok utanıyorum şu an çünkü bu kitabı teee Mayıs'ta okumuşum... Haziran, Temmuz, Ağustos SIFIR, 0, Sıfır.

11. Yanından ayırmadığın 5 şey?
Güneş kremi, cüzdan, telefon, dudak koruyucu, ruj.

12. Son zamanlarda en çok dinlediğin müzik tarzı?
Soul mu desem yabancı pop mu desem, fizy'de popüler listeleri dinliyorum tarz olarak ayırmadım hiç.

13. Asla bitmesini istemediğin ama final yapmış bir dizi?
Lost. Finalinin öyle olmasını bir türlü kabullenemiyorum.

14. Çocukluğunu hatırlatan bir koku?
Akşam sefası çiçeği.
Akşamları dışarıda oynarken arkadaşımın apartmanının önünde babaannesinin yetiştirdiği akşam sefaları vardı, yerden yüksek oynarken dengemizi kaybedip topraklı tarafa yalpaladığımızda akşamsefalarının arasına girmiş olurduk, buram buram kokardı.

15. Diyelim ki reenkarnasyon var ve sen bu dünyada ikinci hayatını yaşıyorsun. Sence ilk hayatında neydin?
Kraliçe :))

İsteyenler alabilir mimi, kimleri mimlesem bilemedim çok takip edemedim yapanları. Yapmayan ve isteyenler mimlendi :)

1 Eylül 2018 Cumartesi

Alışverişteyken aniden gelen dikiş dikmeyi öğrenme arzusu


Herşey bu kadar pahalı olmamalı ya.

Sözde outlet mağazalarına geldik, indirimli fiyatlarıyla bile bir günlük giyim kombini oluştursam maaşımın yarısından fazlası gidecek. İyi mağaza olsun kaliteli bir kumaş olsun deyince özellikle böyle.

Biraz dolaşıp bir şey bulamayınca kendimizi yemeğe verdik, sonra kahveydi falan derken bir daha hiçbir mağazaya uğramadan çıktık. 

Keşke biraz sabrım biraz da azmim olsaydı da şu dikiş makinesinin başına geçebilseydim, tabi biraz da mükemmelliyetçiliğimin törpülenmesi lazım ki diktiğimi beğenebileyim. 

Tek alışverişim, Miniso’dan aldığım 12 gözlü askı oldu. Fotoğrafını çekmediğim için ekleyemiyorum gerçi artık fotoğraf çeksem de eklemeye çalışırken göbeğim çatlıyor ya neyse şu linki vereyim ondan da bahsedeceğim.


Eşarp/şal asmak için arıyordum böyle bir şey, görünce hemen aldım henüz kullanmadım ama dolabımın daha düzenli görünmesini sağlayacağına eminim.

Şimdi gelelim neden fotoğraf ekleyemediğime; bu sene para saçmalara doyamayan ben General Mobile’dan level üstüne level atlayarak iPhone’a geçtim. General mobile dediğin bin tl bile değilken birkaç bin tl telefon almış olmama hala inanamamakla birlikte iOS a gıcıklığım da artmaya başladı. Ne demek blogger’da yayınlarıma albümümden fotoğraf ekleyememek ya olacak şey mi yani. Bu fotoğrafı da drive’a yükleyip oradan çekebildim anca. 
İphone kullananlar siz nasıl yapıyorsunuz?