Sayfalar

22 Ekim 2019 Salı

Bu blog miadını doldurdu


Artık eskisi kadar yazamıyorum. Yazdıkça çarşamba pazarına dönüyor sanki. Kategoriler, etiketler, astroloji, günlük, bitki, film, kitap, hayvanlar, gezi vs... Arap saçına döndü blog.
Tamamen günlük tarzı yeni bir bloga geçmeyi düşünüyorum. Bunu okudum, şunu izledim, onu aldım konularından çok havadan sudan yazıp kendimce eğleneceğim. 
Hoşçakalın.

17 Ekim 2019 Perşembe

Bunun böyle olmaması lazımdı


Twitter’da Ata Sözütok’un ev arkadaşıyla alakalı attığı twitleri ve fotoğrafları keyifle takip ederdim. Belki siz de denk gelmişsinizdir. Mesela, bir hafta kahvaltı hazırlaması karşılığında kızın saçını boyamıştı birinde.

Güzeldi, eğlenceliydi. Sonra bitti paylaşımlar. Şimdi kitap çıkarmış, tam da bu ev arkadaşıyla olan bitenleri anlatmış. Güzel. Bir edebi değeri yok tabi. Vakit geçirmelik bir kitap. Roman desen değil, twitleri toplamış desen o da değil. Biraz karışık geldi bana. Parça pinçik bir şey olmuş. Ama keyifli yine de, kötü diyemem. Sadece, okumazsanız bir şey kaybetmezsiniz. Kahvenin yanına kafa yormayacak türden bir kitap arıyorsanız tam size göre. Pucca’nın kitapları gibi biraz ama Pucca daha detaylı ve uzun yazıyor.

16 Ekim 2019 Çarşamba

Yedinci koğuştaki mucize


Muhteşemdi.
Harika oyunculuk... Aras Bulut İynemli deli rolünü muazzam yapıyor.
Ekileyici konusu var ve bir sürü farkındalık dolu.
Ağlamaya hazır olun ama, ağlarım diyip de vazgeçmeyin.
Mutlaka izleyin.

Aliexpress'ten nasibimi alasım varmış


Şu yazıda, Aliexpress'ten aldığım telefon kılıfını artık her alışverişte yüklü miktarda gümrük vergisi ödendiğini hatırlayarak son anda iptal etmiştim.
Ettiğimi sanmışım. 
Onay vermem falan mı gerekiyordu acaba bir noktayı atladım mı n'aptım anlamadım. Bugün paket geldi. Ben şok.


Kılıf çok güzel ama 14,52 lira vergi ödemek pek değil... Zaten telefon kılıfı 21,5 liraydı toplam 36 lira tuttu.

Telefonumun modelini seçmiştim, doğru göndermişler. Yine de yanları tam oturmuyor, düğmelere basılmıyor, oturtmak için zorlarsam da ne gariptir ki ekran koruyucu kalkmaya başlıyor (içine hava giriyor). Ne yapacağım bu kılıfı bilmiyorum şu an. Bu da ayrı bir üzünç konusu. 

4 Ekim 2019 Cuma

Deli Anne'den İnce Hayat - Mümine Yıldız


Okuyanın hayata bakışını bir nebze daha netleştirebilecek, düşünceler üzerine yazılmış bir kitap. Deli anne yaşadığı her olayda tefekkür ediyor, farklı bir pencereden bakmaya çalışıyor ve biz de kendimize pay çıkarıyoruz.

Biraz günlük tarzında gibi ama tam öyle değil.
Daha çok, hayatta karşılaştığı bazı durumlardan ders çıkarmayı ve böylece bu durumları lehine çevirmeyi anlatıyor. Günlük yaşadığı olayları konu konu işlemiş. Kendi hayatımıza dönüp, kendimizce yorum yapmamız için bizi yönlendirebilir.

3 Ekim 2019 Perşembe

Kedi Kafası - Neil Somerville



Kedilerden alabileceğimiz dersler anlatılmış, eğlenceli bir kitap...

Sayfalar çok dolu olmadığı için hızla okunuyor.
Sol tarafta bir özlü söz ve sağ tarafta da ona bağlı kısa açıklamalar var. Kedilerin neden öyle davrandığı ve insanların da böyle davranarak hayatını nasıl kolaylaştıracağı yazılmış.

Günlük hayatta, ikili ilişkilerde nasıl davranmamız gerektiği, kendimize karşı nasıl olmamız gerektiği öncelik biz olarak, kediler üzerinden örneklerle gösterilmiş.

Okuyup bitirmem bir saat sürmedi, keyifli ve bir o kadar da düşündürücü. Kedi sahibi olsun olmasın herkesin okumasını tavsiye ederim.

Kedi Bakımı - Steve Duno


Bu kitap da "Kedi sahibinin el kitabı" gibi biraz veterinerlik ders kitabına benzeyen bir kitap. Sadece daha detaylı.
Hastalıklar, gelişim, bakım vs her şey var.
Kedi sahiplerinin işine yarayacak bilgiler var.

1 Ekim 2019 Salı

Türkiye'nin astrolojik haritası - Öner Döşer Röportajı



Tempo Dergisi Röportajı 09.Mayıs.2008

Türkiye için genel bir değerlendirme… Harita yorumu… Nasıl bir ülkeyiz?

Tıpkı insanların olduğu gibi ülkelerin de astrolojik haritaları vardır. Bu haritalar potansiyelleri açısından ve belirli bir zamanda transit yapan gezegenlerin etkilerine bakılarak analiz edilir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin astrolojik haritası, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti ilan ettiği an esas alınarak 29 Ekim 1923 saat 20:30 Ankara’ya göre çıkartılır.

Astrolojik haritamızda Güneş Akrep burcundadır. Daha anlaşılır bir ifadesi ile, Türkiye Akrep burcundandır. Sadece Güneş değil, aynı zamanda Venüs ve Jüpiter gezegenlerinin de Akrep burcunda yerleşmiş olduğunu görürüz. Akrep burcunun gizemli ve derine inme arzusu, bu üç önemli gezegenin buradaki yerleşimi ile fazlasıyla aşikar hale gelmiş olur. Bu yerleşim güç elde etmek için derin bir arzu duymayı, dışarı belli edilmese de, son derece rekabetçi olunduğunu gösterir. Şartları kendi lehimize çevirmek için yeri geldiğinde, tüm şartları zorlamayı, başarıya tüm benliğiyle odaklanmayı ve asılmayı anlatır. Kararlılık ve hedeflerine ulaşma uğrunda, hiç çekinmeden hayatını bile ortaya koyma potansiyelini gösterir. Belli edilmese de, duygusal anlamda çok derin ve kırılgan yapıda olunduğunu; sessiz ve sakin olunmasına rağmen, kızdırılmanın hiç de akıllıca olmayacağını gösterir. Bu yerleşim, kendisine zarar veren kişilerin dersini vermekte usta olunduğunu da anlatır. Bu yerleşim aynı zamanda, cinsellik temasının öne çıkacağını da gösterir. Dünya Astrolojisi’nde 5. ev genç nüfusu gösterir. Akrep burcu da en verimli burçlardan birisidir ve 5. evde yerleşmiş gezegenlerin çoğunluğunun Akrep’te olması, genç bir nesil olduğumuzu ve nüfus yoğunluğumuzu da açıklıyor. Bu yerleşim aynı zamanda spora düşkünlüğümüzü, borsa gibi risk içeren yatırımları ve şans oyunlarını, eğlenceleri çok sevdiğimizi; çocuklarımıza düşkünlüğümüzü, turizm ülkesi olduğumuzu da gösteriyor. Dünya Astrolojisi’nde 5. ev tüm bu konularla alakalıdır ve bu evdeki gezegen yoğunluğumuz, bu konuları belirgin bir şekilde vurguladığımızın açık bir göstergesidir.

Türkiye astrolojik haritasında Yengeç burcu yükselmektedir. Bu burcun en önemli özellikleri eve ve aileye düşkünlüğüdür. Biz de milletçe hem aile kavramımıza hem de anane ve örflerimize çok önem veririz. Yengeç burcunun diğer insanlarla ilgilenme ve onları koruma ihtiyacı duyan, geçmişe çok önem veren, olaylara karşı son derece hassas ve duyarlı, hareketleri ve kararlarına genellikle duyguları yön veren, hatta bazen aşırı hassas, alıngan ve fazla duygusal olma özelliklerini milletçe çok belirgin bir şekilde taşıdığımızı düşünüyorum.

Yükselen burcun yöneticisi olarak ve genel gösterge olarak Ay, astrolojik haritamızda halkımızın durumunu anlatır. Haritamızda Ay kontrol dışı faktörleri ve gizli düşmanlıkları anlatan 12. evde yerleşmekte. Bu yerleşim, milletçe duygularımızı ifade etmekte, diğer ülkelere kendimizi güçlü bir şekilde anlatmakta zorlandığımızı gösteriyor. Ay, genel olarak kadınların göstergesidir. 12. evdeki yerleşimi, kadınlarımızın da görünür olmakta zorlandıklarını, dışa fazla kapalı kaldıklarını göstermekte. Aslında Ay’ın İkizler burcunda oluşu sebebiyle sözlü ifadede güçlü olması beklenir. Fakat, 12. ev gibi gözükmeyen, dışa kapalı bir alanda kalınca, bu sözel yetenekler rahatça açığa çıkamıyor. Diğer taraftan, milletçe dedikoduyu biraz sevdiğimizi de atlamamalıyız tabii.

Astrolojik haritamızın yükselen derecesine çok yakın duran Plüton, kendisinden beklenenin üzerinde bir mücadele gücüne sahip olmayı, dayanıklılığı, imkansız gibi gözüken şeyleri bile başarma potansiyelini, kendini yeniden yapılandırabilme özelliğini gösteriyor. Plüton’un Yengeç burcundaki yerleşimi, söz konusu vatan ve millet olduğunda, ölümü bile göze alabilmeyi, bağımsızlığından asla ödün vermemeyi anlatıyor.

Astrolojik haritamızın yönetim ve yöneticilerle ilişkilendirilen Tepe Noktası’na (MC) çok yakın duran Uranüs bu devletin, bir devrimle ve süregelen yönetimin halkın gücüyle yıkılmasıyla, tüm dünyayı şok edici bir şekilde kurulduğunun işareti durumunda. Öte yandan Uranüs yeni gelişmelere, heyecanlara, teknolojik buluşlara düşkünlüğümüzün de göstergesi. Ancak yönetimleri ve hedeflenen yönü gösteren nokta üzerindeki Uranüs, her an ani yönetim değişikliklerine, beklenmedik olaylara, şok gelişmelere ve gittiği yolda ani değişikliklere maruz kaldığımızın da göstergesi olarak çalışmakta.

Astrolojik haritamızın 4. evinde Terazi burcunda yerleşmiş olan Mars da bir başka dikkat çekici husustur. Dünya Astrolojisi’nde 4. ev genel anlamıyla imar-iskân durumu ve yaşam koşullarıyla ilişkilendirilir. Mahsul ve tarım ürünleri, ziraatçılık, çiftçilerin durumu, bu evden bakılır. Vatanseverlikle, milliyetçi temalarla ilgisi vardır. Siyasette muhalefet partisini veya hükümete karşı çıkanları temsil eder. Kurumsal yapılar ya da fabrikalarla ilgili konuların nasıl gelişeceğine de bu evden bakılır. Bu ev, toplumsal temeli, toplumun derin köklerini ve geleneklerini anlatır. Bu alanda Mars’ın bulunması, muhalefetlerin hükümetle hep çok sert çekişmeler ve sürtüşmeler içerisinde olduğunu, iç huzursuzluklarımızı gösterebileceği gibi, bir deprem ülkesi olduğumuzu da göstermekte. Terazi burcu diplomasiyle, Mars da silahlı kuvvetlerle ilişkilendirilir. Bu yerleşim bazı zamanlarda silahlı kuvvetlerin politik arenaya müdahale etmek durumunda kaldığını da gösteriyor.

Kaynak: http://www.astrosohbet.com/forum/showthread.php?tid=1917

30 Eylül 2019 Pazartesi

İlişkilerde Memnun edicilik ve Onay ihtiyacı


Bir yazı bu kadar mı beni anlatır dedim maddeleri okurken. Dayanamadım buraya da ekliyorum.
İnternetten haberlere bakarken denk geldiğim bu yazının orjinali şurada.
Beni anlatmayan tek bir madde yok gibi.

Peki size ne kadar uyuyor bu maddeler? Merak ettim.

-----------------------------

1- Kendi standartlarınızın altında seçimler yaparsınız.

2- Memnun etmek için gereğinden fazla çabalarsınız.

3- En küçük gerginliği terk edilmeye yorar ve abartılı üzüntü ve kaygı yaşarsınız.

4- En küçük gerginliği terk edilmeye yorduğunuz için, bir an önce çözmeye çalışır zamana bırakamazsınız.

5- Amacınız ilişkiyi yaşamak değil, sürekli güvende tutmak olur.

6- Kendi talepleriniz değil, partnerinizin taleplerini esas alır, onun isteklerini yaparken keyif almaya çalışırsınız.

7- Olduğunuz gibi sevilmeyeceğinizi, mutlak olarak karşıdakini mutlu etmek veya işe yaramak şartıyla sevileceğinizi düşünürsünüz.

8- "Birinin beni sevmesi için onun hayatında işe yaramalıyım" düşüncesine sahip olabilirsiniz.

9- Çocukken onun istediğini yapmadığınızda, size değer vermeyen veya sizi sevmeyen bir ebeveynle büyümüş olabilirsiniz.

10- Depresif veya mükemmeliyetçi bir anne-babanız olmuştur. Beklentileri karşılanmadığında sizi terk etmek ya da yok saymakla cezalandırmış veya tehdit etmiştir.

11- Hayatınızdaki insanlar size verdikleri değeri, sizin anlara olan faydanızla ölçmüştür. (işime yarıyorsa değerlisin).

12- Karşılıksız sevgiye inanmazsınız. Bu nedenle sürekli sevildiğinizden emin olmama durumları ile ilgili gel-gitler yaşarsınız.

13- Onaylanmadığınızda kendinizi mutsuz ve başarısız hissedersiniz. Bu nedenle sürekli onay peşinde koşarsınız.

Serhat Yabancı
Evlilik ve Aile Danışmanı
Kadinvekadin.net özel içeriğidir.

Kara düşüncelere hapsolmayalım


Bu haftsonunu biraz YouTube'dan Vlog izlemeye ayırdım. Gözde Tezer'in videoları iyi geldi bana. Özlemişim, bayadır izlemiyordum. Bu kızda farklı bir şey var, bir samimiyet. Kendime çok yakın hissediyorum.

Bu ekran görüntüsünü aldığım videosunun ismi "Ruh bakım rutinim" ile başlıyor. Video bitmeye yakın yorumları da okumaya başladım ve bu eklediğim yorum beni etkiledi. Çok mantıklı geldi.

Sürekli yürüyüş yapın denilir, hep önerilir ama işin aslı neymiş bakın. Evde kös kös oturunca aklımıza gelen kötü düşüncelerin esiri olup çaresiz hissetmeye başlıyoruz ama kalkıp yürüyünce beynimiz bunu kafamızdaki olumsuz düşüncelerle mücadele ediyormuş gibi sayıyor. Mücadele ettikçe de güçlü hissediyoruz.
Düşünüp durunca bir çözüm bulamayıp daha da dibe batıyoruz, belki de sahiden ona o an bulunacak bir çözüm yok ama boş boş durmaktansa en azından bir şeylerle meşgul olup "bir şeyler yapıyorum" havasına geçmek çok önemli.

Bunu sadece yürüyüşle sınırlandırmak gerekmez bence, herhangi bir iş de olabilir.

İnşirah süresinin yedinci ve sekizinci ayetlerinde "O halde boş kaldığında yine kalk ve yorul. Rabbine yönel ve sadece ondan ümit et" deniliyor.
Biz bir şekilde çabalarsak Allah da yardım eder elbette. Sizin de içinden çıkılmaz sandığınız durumlarda kalkıp bir şeyler yapınca ilham edilmiş gibi çözümler bulduğunuz olmuştur. Ya da en azından az önceki kadar karamsar hissetmediğinizi fark etmişsinizdir. Kara bulutlarla otururken bu imkansız gibi gelse de kalkıp hareket edince dünya değişiyormuş gibi gelir.

Bir de anlatılan şöyle bir şey var: Peygamber efendimiz bir yere giderken yol kenarında boş duran bir adam varmış ve o adama selam vermeden geçmiş. Normalde herkese selam verdiği için bu kişiye selam vermemesi yanındakileri şaşırtmış. Daha sonra aynı yolu dönerken yine o adam varmış ve elinde bir çöple toprağı karıştırıyormuş. Peygamber efendimiz bu sefer selam vererek geçmiş. Yanındakiler neden ilk geçtiklerinde selam vermeyip de şimdi verdiğini sorduğunda ise, ilk geçtiğimizde boş duruyordu ama şimdi en azından eline bir çöp almış toprağı karıştırıp onunla meşgul oluyor demiş.
İşte kendimizi sürekli bir şeylerle meşgul etmek bu kadar önemli.

Kedi sahibinin el kitabı - Dr. Bruce Fogle


Bir arkadaştan ödünç alıp okuduğum bu kitap bana kedim ile alakalı çok şey öğretti.

Kediler hakkında neredeyse sıfır bilgiyleyken bir kedi sahibi olmak beni çok zorladığı için devamlı öğrenme halindeyim. Bu kitapta kediler hakkında merak edebileceğiniz her şey var neredeyse. Irklarına göre kediler, tüylerine göre, cinsiyetine göre vs...
En konuşkan kediler Siyam kedileriymiş mesela, en sessizleri de İran kedileri.

Kedilerin kızgınlık dönemleri, hamilelik, doğum, yeni doğan kedilere bakım her şeyden bahsedilmiş. Göz, kulak, sinir sistemi hakkında da bilgiler var. Bazı yerler çok bilimsel olduğu için atladım. Açıkçası ben daha çok işime yarayacak kısımlara yoğunlaşarak okuyup bitirdim.
Kedi sahiplerinin kütüphanesinde bulunmasında fayda olacak güzel bir kitap. Ya da benim gibi ödünç alıp, lazım olabilecek yerlerin fotoğrafını çekebilirsiniz çünkü bildiğim kadarıyla şu an satışı yok...

26 Eylül 2019 Perşembe

İstanbul’da deprem


Zor bir gündü bugün. Sabah serviste çıkan kavgayla başladı, hayal kırıklığı, umutsuzluk, hüzün, isteksizlik ve deprem ile devam etti. Depremden birkaç dakika önce ruhum o kadar sıkışıyordu ki, bazı ters giden durumlar vardı ve normalde üstesinden kolayca gelebilecekken bu sefer yenik düştüm. Derken sallandık, inceden bir ufak kıpırtı oldu geçen seferki gibi ve durdu. Tamam bitti sanarken daha şiddetli bir şekilde tekrar başladı. Beşik gibi sallandı bina. Çantaları alıp dışarı fırladık. Tabi dışarıda da çok güvenli alanlar yoktu maksat dışarda olma duygusuyla rahatlamak işte... Yarım saat falan durduk öyle, sonra içeri girmemiz söylendi ve yerlerimize geçip hiçbir şey olmamış gibi çalışmaya devam ettik...

Merkez üssü Silivri yine. 5.8 şiddetinde ve 15 saniye sürmüş.
Çok korkunçtu. Uzun sürdü. Bina kesin çökecek gibi geldi. Allah beterinden korusun... Herkese geçmiş olsun.

23 Eylül 2019 Pazartesi

İstanbul Kahve Festivali 2019


21 Eylül 2019 Cumartesi günü 2.Seans'a almıştık biletlerimizi. Özellikle Feridün Düzağaç konserinin olduğu gün ve seansı seçtik. İş yerinden başka arkadaşlar da vardı ama herkes kiminle geldiyse onunla dolaştı. Ben kız kardeşimle gittim. Zaten cümbür cemaat dolaşılacak gibi değildi bence.

İlk defa kahve festivaline katılıyorum, keşke öncekilere de katılsaymışım. Çok keyifliydi. Ortam çok güzeldi, hava da güneşliydi. Ne çok sıcak ne de çok soğuk, harikaydı. Beş altı kahve içen çok içtim diyordu ama biz onbeş tane içtik. Tabi tam bardak içilmiyor, tadımlık veriliyor kahveler. Küçük karton bardakların dibine bir iki yudumluk konuluyor.

Aldıklarımızın ikisi kahve değildi zaten. Biri gümüş tozlu içecek diğeri smoothie'ydi. Korkmaz dağıtıyordu smoothie'yi. Korkmaz başta bunları kendi kahve fincanlarıyla dağıtıyormuş porselen fincanlarla ve fincanları da hediye veriyorlarmış. Çok geç fark ettik, insanların ellerinde bir sürü fincan görünce anladık ama bitmişti. Birer tane hatıra olması için almak isterdik.

Ayrıca Kuru Kahveci Mehmet Efendi de kağıt poşet dağıtıyormuş, içinde hediyelik bir şeyler varmış. Onları da fark etmemiş ve yetişememiş olmak üzdü. Bir kaç kere geçtik önünden aslında, neredeyse herkesin elinde görünce dağıtıyorlar galiba diye özellikle bakındık ama yoktu. O da tükenmişti herhalde.

İlk defa kahve festivaline katıldığımız için ilk girdiğimizde bir süre  gözlemleyerek dolaştık. Nasıl alınıyor, nasıl veriyorlar, paralı mı falan... Sonra da sıra olmayan yerlerden ya da az sıra olan yerlerden bilindik kahveler aldık. Çok sıra olan kalabalık yerler daha ilginç şeyler veriyormuş meğer. Bunları seneye tekrar gittiğimizde aklımızda bulundurazağız. Sıra olmayan bir yerden kahve alıp bir sıraya girilebilir mesela. Bir de bir dahaki sefere Korkmaz ve Kuru Kahveci Mehmet Efendi'ye öncelik vereceğiz.

Nescafe'de de aşırı kuyruk vardı, oranın olayı ise nescafe bardağının pipetine geçirdikleri pamuk şekerleriydi. Kahvenin üstünde koca bir bulut duruyor gibiydi. Açık kahve tonlarında bir rengi vardı, belki de kahve aromalı pamuk şekeriydi bilemiyorum :)


İlk uğradığımız tezgah Yemen Kahvesi oldu. Şu an elimizde sadece soğuk Türk kahvesi var dediler, tamam dedik. Soğuk Türk kahvesi üzerine krema çook lezzetliydi. Başlangıcı güzel yaptık.


Petra'da aromalı kahveler vardı. Üç termos var istediğini söylüyorsun. Ben çilekli olanı aldım çok hafif, değişik bir tadı vardı. Kötü değil ama yoğun ve sert kahveye alışanlar için garip biraz :)
Kızkardeşim limonlusunu aldı, ona da garip geldi. Çok beğenemedik.


Sonra Tchibo'dan soğuk latte aldık, oh mis :)
Daha sonra rastgele kuyruk olmayan yerlerden kahveler aldık. Filtre, latte, çikolata, sıcak, soğuk...

Bir de Lotus bisküvi standı vardı. Karamelize edilmiş bisküvi dağıtıyorlardı ve bisküvinin kremasından tattırıyorlardı. Çok güzeldi o da. Bildiğim kadarıyla Türkiye'de pek satılmıyor Lotus, olan yerlerde de pahalı baya. O standı çekmemişim, ekleyemiyorum.


Kahvelere devam... :)




İnsanların elinde görüp nereden aldıklarını çözemediğimiz bu simli, göz alıcı içeceğe taktık kafayı. Sora sora bulduk yerini. Herhalde beş metre kuyruk vardı. İnat ettik bekledik. 

Bazıları beğenmemişti ama biz beğendik. İçinde yenilebilir gümüş tozu ve bubble tea topları vardı. Üstüne de Sprite eklediler. Hem görüntüsü hem de tadı çok güzeldi.


Bu fincanları alıp gidesimiz geldi, ama herkes bırakıyordu biz de bıraktık :)) Belki alabilir miyiz desek verirlerdi, sonuçta herkese poşet poşet dağıtmışlar.


Bu sefer sıcak Latte...


Biraz konser mahalline geçelim dedik. Bir rapçi kız bir şeyler söylüyordu ama bize pek hitap etmedi.


Asıl bomba akşamdı. Feridün Düzağaç konseri harikaydı. Biz biraz ortada ve arkalarda kaldık, bacak kadar boyumuzla pek bir şey göremedik ama görebildiğimiz sürece müthişti.

Sahneyi göremeyince kayıt dinliyormuş gibi hissediyor insan, konserde olmanın pek bir artısı kalmıyor. O yüzden de çok fazla kalmadık. Ama yine de çok güzeldi tabi FD'nin canlı performansını dinlemek.

Bazı yerler aşırı çamurluydu. Ayaklardan soğuk bir sızı içerimize işlemeye başlamıştı, bunun da etkisi var konserin sonunu beklemememizde.

Bizden sonra çok devam etmemiş zaten, başka biri geçmiş sahneye.



Kısacası Kahve festivali de konser de çok güzeldi. Seneye tekrar gitmeyi düşünüyoruz.
İmkanınız olursa gitmenizi tavsiye ederim, o ortamda bulunmak da tadımlar yapmak da çok keyifliydi! Canlı müzikler ve konser de bonusu.

Bu arada hatıra kalacak bir şey(fincan, hediye vs) alamadım diye üzüldüm dedim ama yine de eli boş dönmedik aslında, cam bardakla kahve veren bir yerden cam bardakları alıp gidiyor herkes diye biz de aldık. Kimse bırakın demeyince ve kimse de bırakmayınca alınıyor demek ki diye düşündük, hatıra olsun istedik ama sonraki gün arkadaşımdan öğrendim ki aslında beş liraya veriyorlarmış ama isterseniz hediye verebiliriz demişler onlara. Herkes alıp gidince hediye etmeye döndürdüler herhalde :) Kimse parayla almadı çünkü. Acemilik işte, biz de sormadık. Gerçi bilete o kadar para vermişiz, bir küçük bardağı da çok görmesinler artık ya :)


22 Eylül 2019 Pazar

1000.Yazı ve 3.Yıl


Son yazımı yayınlarken farkettim, 999 yazı olmuştu. Ve şimdi 1000 oldu!

Şaka gibi ya, 1000 ne demek, hem de 3 yılda :)

5 Eylül 2016’da başlamıştım yazmaya.

Doğum gününü de kutlayacaktım bloğumun ama unuttum... Neyse hala Eylül’deyiz kutlayabilirim bence. Canım Blogum artık 3 yaşında!

Haydi birer makaron alın 3.yıl şerefine:)
Birer de kahve :)


Beni okuduğunuz, takip ettiğiniz ve yalnız bırakmadığınız için teşekkür ederim. ♥️

19 Eylül 2019 Perşembe

Aliexpress devri sona mı erdi? Gümrük vergisi şikayetleri


Arada sırada aliexpressten alışveriş yapmak hoşuma gidiyordu. Dolar yükselince bırakmıştım, vergi eklenince tamamen bıraktım. Dün unutup bir telefon kılıfı siparişi verdim. Sanki hala belli bir ücrete kadar vergi alınmıyor gibi hatırladım. Ama artık Aliexpress'ten 10 kuruşluk bir şey alsanız bile vergi ödemeniz gerekiyormuş. Sanırım en düşük vergi ücreti de 5 küsür lira.

Dün akşam babamla konuşurken hatırlattı bu vergi olayını. Gümrük vergisi alınıyor artık, standart 11.50 lira alınıyor her birinden dedi. Hemen iptal ettim. Bugün internetten araştırınca çok absürd vergilendirmeler gördüm. Mesela 46 liralık ürüne 42 lira vergi kesilen varmış. 9 liralık ürüne 22 lira alınmış. Bu vergiler neye göre alınıyor o da anlaşılmış değil. Ürünün ağırlığına göre değil belli ki, çünkü çok hafif şeyler aldıklarını söylüyorlar şikayet edenler. Fiyatına göre de değil örnekleri karşılaştırınca anladığımız kadarıyla. Vergi memurunun keyfiyle alakalı galiba...

Şikayetvar.com'dan bir kaç ekran görüntüsünü sizinle de paylaşmak istiyorum. Artık Türkiye'de bulamadığımız  ya da enayi yerine koyulduğumuz fiyatlarda alamadığımız için tercih ettiğimiz Aliexpress'ten de alışveriş yapamayacağız anlaşılan...









16 Eylül 2019 Pazartesi

E-kitap: Benim deli anneliğim


Deli Anne blogunun sahibesi Mümine'nin yazdığı Benim Deli Anneliğim isimli 62 sayfalık elektronik kitabı, iş yerimdeki boş vakitlerimde okuyarak bitirdim. Çok keyif aldım. Mümine Yıldız annelik üzerinde yazmış ama hayattaki her konuya çekilebilecek noktalar var içinde. Kendisini yetersiz hissetme duygusu, çevreden gelen duygusal baskılar, ne kadar güçlü olduğunu fark etme çok güzel aktarılmış.

Okumak isterseniz tıklayın: http://deli-anne.com/?page_id=31420

15 Eylül 2019 Pazar

Film: The Prestige


Uzun zamandır izlemem gerekenler listesinde olan ama ertelediğim bir filmdi. Sonunda izledim.

Beklentimi çok yüksek mi tuttum bilmiyorum ama çok da etkilemedi beni. Hatta hiç etkilemedi diyebilirim. Ben mi anlamadım acaba diye kendimden şüphe ettim.

İlk başta birkaç sihirbazlık gösteriliyor, gerçekten de o kuşlar yok edilirken ölüyor mu acaba? Eğer öyleyse bu çok vahşice.

Filmde Tesla'nın da olması dikkatimi çekti. Sonra bir ara Edison geliyor falan. İkisi arasındaki rekabete dikkat çekmek istenildi herhalde. Çok sahne olmadı ikisiyle ama ne alaka dedim görünce.

Tesla ile iş yapma olaylarından sonra filmin nasıl gideceğini az çok tahmin ettim ve gerçekten de tahmin ettiğim gibi gitti.

Aşağıdaki kısım film hakkında açık veriyor ona göre izlemeyenler okumasın.

Spoiler: Tüm film klonlama mıymış yani, sonuç olarak anlamamız gereken şey neydi ki? Lost dizisinin finalinde hepsinin ışığa yürümesi gibi bir şeydi bu filmin sonucu da bana göre. 
En azından klonlandıkça önceki insandan farklı şeyler olsaydı, hafızasında kayıplar olsaydı mesela...

Film: Sokak kedisi Bob


Önce kitabını mı okusam filmini mi izlesem derken filmini izlemeye karar verdim. Konusunu az çok biliyordum. Neler olacağını tahmin ettiğim halde izlemek keyifliydi.

Bob çok tatlı bir kedicik. Uyuşturucu bağımlısı bir adam, Bob'un verdiği güvenle tertemiz ve yeni bir hayata kavuşuyor. İzlenmeli.

9 Eylül 2019 Pazartesi

28 Ağustos 2019 Çarşamba

Truva Antik Kenti ve Çanakkale Şehitlikleri


Son gün mutlu uyandık, sonunda bitiyor ve gece mis gibi kendi yatağımızda uyuyabilcez diye :) Rehberlerin de yüzünde güller açıyordu bitti gidiyoruz diye, silah zoruyla rehberlik yaptırıyorlar sanki...

Sabah troya antik kentine gittik, truva atıyla fotoğraflar çekindik. O kadar az zaman verildi ki, doğru düzgün gezemedik. Çünkü feribota geç kalırmışız çok kuyruk olurmuş...

Truva atına çıktık etrafa bakındık süre bitti. Zaten rehber yine doğru düzgün bir şey anlatmadığı ve kimseyi bir araya toparlayamadığı için nereyi gezeceğimizi anlamadık başta, az vakit vermesinin de fazla bir şey olmamasından dolayı olduğunu sanarak vaktimizi hediyelik eşyalara bakarak harcamış olduk. Vaktimizi derken birkaç dakikadan bahsediyorum aslında, birkaç dakika bile çok önemli çünkü turlarda. Tam atın arkasında kalan köprülü kısmı fark etmiştik ki biraz yürüdükten sonra bizim turdakilerin yarı yoldan döndüklerini fark ettik. Tamamen orayı gezebilen olmadı süre yetersizliğinden dolayı. Otobüste biraz söylenmeler oldu, aslında daha çok itiraz edilirdi de turumuzdaki insanlar çok kibar, anlayışlı insanlar olduğu için problem çıkmadı.Sonra şikayet edeceğiz diye konuştuk aramızda hep.




Bu kısım Truva Atı'nın arkasında kalan, gezemediğimiz kısım. Başta böyle meclis alanıyla başlıyor ve "O" çizerek ilerliyor. Sadece meclisi görüp geri dönmek zorunda kaldık. Allah'tan Müze Kart ile girdim, 35 tl verip hiçbir yer göremeden çıksam çok üzülürdüm.


Apar topar sahile indik, feribot kuyruğuna geçtik.


Otobüs feribot kuyruğunda beklerken biz de inip sahili yürüdük.




Sahilde de çakma bir truva atı bulduk :)


Feribotla Şehitlik'e geçtik. Buranın havası bambaşkaydı. Yere basarken bile tedirgin oluyor insan...



Bu Meçhul Asker, yattığı yer belli olan tek şehit. Diğer mezarlıklar temsili, yattıkları yerler oralar değil. Ama bu askerin yeri burası. Yeri burası derken, vücudu yine yok ama başı bulunmuş buraya gömülmüş....
Bir hikayesi vardı bunun, Anzak askerleri bu kafatasını alıp Avusturya'ya götürmüş ve mumyalayıp saklamışlar. Daha sonra Başkonsolosluğa teslim edilip buraya getirilmiş.
Bayrak üzerindeki yazıyı çekmeye çalıştım ama her açıdan parlıyordu...










Burası da, Mustafa Kemal'in "Ben size taarruz emretmiyorum ölmeyi emrediyorum" dediği 57.alay
şehitliği... Tamamının Türk'lerden oluştuğu tek alaymış ve tek bir kişi bile sağ kalmamış...






Askerlerin siper alanları...


Şehitlikleri de gezdikten sonra İstanbul'a döndük. Geceyarısına doğru evlerimizdeydik.

Gezdiğimiz her bir yeri, kendi imkanlarımla doya doya tekrar gezmeyi umuyor ve gezi yazımı burada sonlandırıyorum.

Okuduğunuz için teşekkürler.