Sayfalar

23 Şubat 2026 Pazartesi

Aşırı seven kadınlar ve bugün

Çok içten sevip karşılığında bir ilgi görememek yaralayıcı olabiliyor. Sevme ihtiyacımızı nasıl gidereceğiz? “Aşırı seven kadınlar” diye bir kitap adı duymuştum, okumadım ama merak ediyorum, acaba bu konudan mı bahsediyordur ki?

Neden bu kadar fazla seviyoruz, üstelik bizden böyle bir talep yokken. (Aksine talep varsa inadına sevmekten kaçabiliyoruz) 

Tabi ki herkes sevilmek ister ama onlar daha talep etmeden tüm kovayı boşaltıyoruz başlarından aşağıya. Musluğu sonuna kadar açıyoruz daha en başında. Kadın/erkek, büyük/küçük hiç kimse aynı seviyede karşılık veremiyor buna. Fark etmiyorlar bile kendimizden verdiğimizi, normali bu sanıyorlar. Sonra biz tükeniyoruz ve kırgın şekilde kısmaya çalışıyoruz musluğu. Musluktan değil bu sefer gözlerimizden akmaya devam ediyor. Çok sevmenin altındaki itekleyici güç ne? Beni görün mü? Beni sevin mi? Beni üzmeyin mi? Ben masumum mu? Ne? Neden sevmezsek solup gidecek ve tamamen yok olacakmış gibi hissediyoruz. Birincil çoğul şahıs kullandığıma bakmayın, kendime söylüyorum aslında siz belki hiç böyle değilsinizdir. Ya da herkes aslında böyledir ama sevgi dillerimiz farklı olduğu için anlayamıyoruzdur bazılarının aşırı sevgisini. 

Annelik zor diyip durmaları da bu yüzden. Aşırı sevgi ile çocukların kaçma isteğinin oluşması… evet aşırı sevmek böyle bir etki de yapıyor. Sevgiyi kabul edememek olabilir mi bu peki? Ya da bağ kuramamak hepsinin temeli. Hep bağımlı ilişkilere tanık olmak ve normal bağ kurmayı bilememek. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Kaçan kovalanır mantığıyla ama daha kaçmadan kovalıyor olabilir miyiz? Siz de sevince sınır bilemeyenlerden misiniz? Sonra da çok verdim kendimden diye huzursuz hissedenler… peki ne yapmak gerekir?

(Resim yapay zeka.)

(Ekleme…gün özetim)

Bu arada kardiyoloji randevuma gittim, çalıştığım hastanedeki bi doktora. Doktorların da hepsi erkek, ultrasonla bakması lazım çamaşırın kopçasını açmamı istedi ama benim çamaşır kopçasız ben de komple çıkardım valla uğraşamayıp. Sonra azıcık pişman oldum “ya bu doktorla aynı yerde çalışıyoruz orda burda karşılaşırız her şeyi gördü nasıl bakıcam yüzüne” diye. Sonra amannn unutmuştur bile dedim yani inşallah offf. Alışkındır onlar di mi ya. Kalp kapakçıklarına damarlarına vs baktı bi gerildi o da zaten ya da bana öyle geldi, açıklaya açıklaya yaptı o yüzden. Her şey normal, bişey yok dedi. Tansiyonumu ölçtü 12-7 normal dedi. Holter ve kan istedi, henüz yaptırmadım onları. Holtere zaten randevu almak gerekiyormuş. Çalışanlara indirimli bunlar ama yine de tuttu biraz. Asıl fiyatları nedir kim bilir. Gerçi hemen hemen herkes sigortalı geliyor benden bile az ödüyorlar. Neyse ciddi bişey çıkmasın da. Bu çarpıntılar ne acaba ya, ritim bozukluğu mu yoksa. Holter de ilk defa taktırıcam o nasıl olacak bakalım. 

Hastane o kadar dolu ki her yerde sıra sıra hasta var, yarın sabah alırım randevuyu ve kanı da veririm diyip yerime geçtim. Arşive bir hemşire geldi, daha doğrusu bir yeri ararken ışığı görüp bize doğru geldi. Hep telefonda konuştuğumuz tatlı bir hemşire. Bu hastane daha inşaatken başlamış işe hala burdaymış. Alıştın mı dedi pek değil dedim. Sizin yeriniz de çok ücra yerde kimseyi görmüyorsunuz ben bile ilk defa öğrendim şimdi yerinizi dedi. Evet dedim o yüzden de kimseyle muhabbet de kuramadım dedim, bak beni tanıdın her zaman çık gel dedi. İkinci ziyaret edilecek kişiyi de buldum ama ramazan sonrasına bırakıyorum ziyaretlerimi. Bu kattaki bi odada çalışan abladan bahsetmiştim, çay kahveye gel demişti, önce ona uğrarım ne de olsa aynı kattayız. Sonra üst katlara dolaşmaya çıkarım yavaştan. Hayır bi de herkes aynı durumda bi tek ben değil. Bu hemşire de sürekli istifa etmeyi düşünüp mecburen vazgeçtiğini para kazanmak zorunda olduğunu söyledi, diğer abla da sürekli istifa dilekçesi verdiğini söyledi müdürü bırakmıyormuş sanırım. Bazen nasıl bir yere düştüm diyorum :)) yeni bir yere alışmak bu kadar zor muymuş ya, unutmuşum… ama hastane ortamı da ekstra soğuk ve mesafeli bir ortam bence. 



6 yorum:

  1. O kadınlardan biri de benim :) Aşırı romantik bir aşığım ben, çok ve koşulsuz severim sonra da bu adam beni neden benim onu sevdiğim gibi sevemedi der dururum :)) Çok sıkıntılı bir durum.
    Ama çocuklarımı öyle sevmiyorum bak, bundan eminim. O daha dengeli. Bence sorun karşındakinden de aynı sevgiyi beklediğinde, umduğunda oluyor. Çocuklarım beni asla benim onları sevdiğim kadar sevemezler, onların görevi bu değil, onların görevi yavaş yavaş benden kopup uzaklaşmak ve hayata akmak.
    Ama sevgili sevsin ya beni, işi ne :)))) Ne güzel oluyor karşılıklı sevgi.. Belki de hayattaki en güzel şey?
    Kalbin için şunu söyleyebilirim, bende de olmuştu bir dönem ve anlaşıldı ki demir eksikliğim ve anemim var. Bir kan tahlili ve demir ilaçları çözmüştü sorunu.. Bir de kahveyi artık kafeinsiz içiyorum, siyah çay içmiyorum falan filan..
    Kopça konusuna takılma bence, tıp okuyan insanlar bedene farklı bakıyorlar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet çocuk farklı olabilir ama elin adamını eş yapıp o kadar sevgi gösterirken de bir zahmet karşılığını versin :)) hayattaki en güzel şey olabilir karşılıklı sevgi... ama o sevgiyi alabilmek de önemli işte. orda da sanırım devreye sevgi dillerinin uyuşması giriyor.
      Dün akşam kahve içiyordum bardağı sehpaya bırakırken bir anda "aaa yoksa kafeinden mi" aydınlanması geldi. Cok fazla içmiyorum, günde 1-2 ama her gün içiyorum. Belk de azaltmalıyım ya da kafeinsize geçmeliyim. Kafeinsiz çekirdek aldım zaten deneyeceim bu akşam belki :)
      Umarım gerçekten öyledir, doktorlaraları ben de öyle düşünürüm aslında ama aynı yerde çalışma konusu ilk defa sözkonusu olunca bi afalladım :)) ama evet dediğin gibidir

      Sil
  2. Morgun ışığı! :) Mistik koridorları olan bir film sahnesi ehe.

    Biz bazen sevgiyi bir hayatta kalma refleksi gibi kullanıyoruz. Sanki sevmezsek varlığımız eksilecek ve iksir içmiş gibi görünmez olacağız. O yüzden musluğu sonuna kadar açıyoruz, ancak karşı tarafın su ihtiyacı o kadar değil. Onlar bir bardakla yetinirken biz göl kuruyoruz ve gölün taşmasıyla kendi toprağımızı çoraklaştırıyoruz. İçimizdeki boşluğu doldurmak için de hızla bağ kurmaya çalışıyoruz ve karşı tarafı kovalıyoruz. Kendi kaynağımızı hatırlamamız gerek aslında, durmayı öğrenmekte ihtiyacımız olan şey.

    Umarım sonuçlar güzel neticelenir, haberdar et. Bence doktorlar bu tür şeylere o kadar alışkın ki senin düşündüğün kadar gördü, hatırladı diye bir durum yok. Onlar için rutin, senin için özel bir an. O yüzden pişmanlık duymana lüzum yok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burhan'ın "ben aslında yoğumm" repliği var ya hani onun gibi, biz aslında yoğuz :)))

      "Sanki sevmezsek varlığımız eksilecek ve iksir içmiş gibi görünmez olacağız" o kadar iyi tanımladın ki ne demek istediğimi. Durmayı öğrenmeye ihtiyacımız var kesinlikle. O musluğu kontrollü akıtmayı öğrenmeye...

      Bakalım ciddi bişey çıkmaz inşallah strestendir herhalde. Evet düşünmeye gerek yok aslında benden sonra da kim bilir kaç tane görmüştür :)))))

      Sil
  3. Çok geçmiş olsun öncelikle 🙏 Bende de kalp çarpıntıları oluyor ve kahve tüketimini aza indirdiğimde bu durumu yaşamadığımı fark ettim. Yine de stresli ve boğucu günlerimde daha sık yaşadığım bir gerçek. Panik ataktan şüphelendim ama dur bakalım, umarım geçici bir süreç olur ikimiz için de. Ben de sevdiği zaman çok sevenlerdenim, boğucu bir sevme şeklim var mı bilmiyorum, genelde bir alanımın olmasını ve karşımdakine alan tanımayı severim. Yine de ilişkinin o ilk aşk evresi çok zorlu geliyor bana. Hani diyorlar ya aşkın bir ömrü olmak zorunda, sevgiye dönüşmek zorunda yoksa biyolojik olarak sürekli aşık bir halde kalmak çok riskli diye, kesinlikle hak veriyorum. Evlilik kararı vs alınacaksa da biraz daha o ilk aşamasının geçip sevgiye dönüştüğü halde olması daha sağlıklı galiba 😆 Tabi yaşarken bunları düşündün mü Leyla diye sorarsan, elbette düşünemedik. Sonradan ahkâm kesmesi daha kolaydır belki de😅😬

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de mi kahveyi azaltsam mı acaba diye düşünüyoum ama zaten bi kahve keyfim var onu da bırakmak istemiyorum, kafeinsiz kahve deneyeceğim bakalım. Aynen ben de panik ataktan da şüphelendim, stresle artıyor çünkü. Umarım kolaylıkla geçiririz bu süreci.
      Galiba belli bir sınırımız var ve o sınır aşılırsa itiyoruz o sınırdan uzaklaşırsa da aşırı severek yakına çekiyoruz. Bizim işimiz de zor valla.
      Bence de evlilik aşkın en harlı dönemi azalıp dinginlik başlarken, daha beyni kullanarak verilmesi gereken bir karar. Öyle olunca da kimse evlenmez ki ama :D

      Sil