31 Temmuz 2017 Pazartesi
212 / 365
Sabah kahvaltı yapalım diye gittiğimiz yerde kedi yavrusu kaynadığı için sadece çay içip öyle kalkabildik. Oyun oynamak istiyorlardı belli ki, ama zaten birbirlerini yeterince kovalayıp her yeri de istedikleri gibi kullanabiliyorlardı. İlgi arsızı bu kediler :)
30 Temmuz 2017 Pazar
211 / 365
Bir Kore dizisi izledim : Nice Guy. Ama karakterler birbirine o kadar benziyor ki, kimin kim olduğunu anlayana kadar bölüm bitti. İsimler de kız mı erkek mi belli olmuyor zaten... Ben Kore dizisi izlemeyeli baya olmuş...
29 Temmuz 2017 Cumartesi
210 / 365
Neredeyse bütün duvarlar böyle. Panjurlar, tenteler kırık, delik... Dışarı çıktık, bu görüntüleri gördükçe savaş geçirmişiz gibi hissettim. İçim burkuldu ya.
28 Temmuz 2017 Cuma
209 / 365
Önce baya bi dolaştık. Gözleri uygun gördüğmüz yerlere yapıştırdık. Sonra bir pastaneye geçip soluklandık. Pastanenin adına bakmadım ama her şeyi çok güzel ve çok lezzetliydi. Bir dahaki gidişimde bakarım, yazarım unutamazsan.
Kardeşim gelecek bugün, onu bekliyorum evde.
Üsküdar'da eyebombing fırtınası Vol.2 :)
![]() |
| Bunu dünden hatırlarsınız. Ölçülerini alıp Snapchat efekti uygulamaya karar vermiştik. Tam da istediğimiz gibi oldu 😂 |
![]() |
| Bunun adını tam bilmiyorum ama itfaiye borusu galiba. |
![]() |
| Mutsuz çöpçü kız |
![]() |
| Üsküdar Vakıfbank ATM 😁 |
![]() |
| Reklam panosu |
![]() |
| Üsküdar Marmaray'daki akbil yükleme makinası 😁 |
Rezonans Kanunu
Sizinle çok etkilendiğim bir yazıyı paylaşmak istiyorum. Biraz uzun olduğu için hepsini buraya eklemeyeceğim ama verdiğim linki ziyaret etmenizi ve yazıyı okumanızı öneririm.
Demek ki kalbimizle, beynimizle yaydığımızdan çok daha fazla enerji yayıyoruz. Peki bunu bilmek, bizim için neden bu kadar önemli? Çok basit, çünkü bu sayede, bazı dileklerimiz hemen gerçekleşirken, bazılarının gösterdiğimiz tüm çabalara rağmen neden bir türlü tezahür etmediğini anlıyoruz.
İsteğimizin gerçekleşeceğine gerçekten inanmadan olumlama (imgeleme) yaparsak ya da bir şeylerin hayalini kurarsak, sadece beynimiz elektromanyetik dalgalar yayarken, duygularımızın gerçek merkezi olan kalbimiz beş bin kat daha büyük bir kuvvetle, genellikle tereddüt ve korku olan asıl inancımızı dünyaya yayar. Bunun sonucu apaçık ortadadır; hayatımızda sadece kalbimizin derinliklerinde gerçekleşeceğine inandığımız şey gerçekleşecektir.
İsteğimizin gerçekleşeceğine gerçekten inanmadan olumlama (imgeleme) yaparsak ya da bir şeylerin hayalini kurarsak, sadece beynimiz elektromanyetik dalgalar yayarken, duygularımızın gerçek merkezi olan kalbimiz beş bin kat daha büyük bir kuvvetle, genellikle tereddüt ve korku olan asıl inancımızı dünyaya yayar. Bunun sonucu apaçık ortadadır; hayatımızda sadece kalbimizin derinliklerinde gerçekleşeceğine inandığımız şey gerçekleşecektir.
Yazının tamamı için: https://holyharmony.wordpress.com/2010/09/11/rezonans-kanunu-isteklerin-yonetimi-pierre-franckh/
Not: Lİnkteki Yazı Pierre Franckh - Rezonans Kanunu adlı kitaptan alıntıdır.
27 Temmuz 2017 Perşembe
Üsküdar'da Eyebombing fırtınası :)
208 / 365
Lavabodayken başladı dolu. Hava zaten saat daha altı olmamasına rağmen çok kararmıştı, sağanak bir yağmur geleceği belliydi. Ama fazla ses çıkarmaya başladı yağan şeyler. Bir şeyler kırılıyor, çatlıyordu sanki. Banyonun camına baktım, önünde kocaman bir buz parçası vardı. Duvara çıkıp uzanıp bi şekilde aldım o buzu çünkü hiç bu kadar büyük dolu olamazdı. Elimde buz parçası ile telaşla telefonumu arayıp buldum, fotoğrafını çekmek için mutfak camının önüne gittiğimde ise bildiğin şok geçirdim. Tam önümüzdeki çatıya kartopu büyüklüğünde buz parçaları düşüp parçalanıyordu. İdrak etmekte zorlandım. Bir anda beni acayip bir korku ve telaş sardı, kesin kıyamet kopuyor dedim. Evde tekim zaten bizimkiler de şehir dışında. İlk defa hava muhalefetinden dolayı ağlamak üzereydim yani. Tam salıcam kendimi sakin ol özlem bişey yok sakin diye diye sakinleştirdim kendimi. Normalde de korkarım gök gürültüsünden falan ama bu seferki acayip bir şeydi.
Evin önünde parkeden arabaların üzerinden sekiyordu devasa buz küreleri. Sokakta hiç kimse kalmamıştı ve yolları çamurlu su götürüyordu. Ne kadar sürdü bilmiyorum, ama çok şükür bitti.
---
Bu arada bugün işyerinden arkadaşla eyebombing yaptık. Güya bugünün konusu bu olacaktı ama havanın manyaklaşması önceliği değiştirdi.
Çok eğlendik, bir sonraki postta yaptıklarımızı paylaşıcam :) hatta neresi olduklarını da yazcam belki gidip görmek istersiniz :))
26 Temmuz 2017 Çarşamba
207 / 365
Dişi olan (Limon) kafasını aşağı yukarı hareket ettiriyor sonra iki yana sallayıp etrafa ağzından yem saçıyor.
Eve bi geldim odanın içine etmiş resmen tükürüklü yem saça saça, benim bile üstüme başıma sıçrattı. Yumurtası mı var onu da anlamadım, bazı hareketleri yumurta var gibi gösteriyor ama bakalım...
Araştırmalarıma göre kur yapıyormuş ağzından yem çıkararak. İyi de Lokum (erkek) ona yaklaşırsa da kaçıyor bu sefer. Deli ediyor oğluşumu, amaç ne anlamadım.
Lokum baktı olmayacak, kafasını yemliğe sokup dakikalarca kendi kendine söylendi :))
Sesi yankı yapıyor diye kafayı yemliğe sokup orada konuşmayı çok seviyor.
25 Temmuz 2017 Salı
24 Temmuz 2017 Pazartesi
205 / 365
Bu yeni muhabbet kuşu Limon, panik atak hastası galiba. Acayip korkak. Hızlı hızlı gagasını açıp kapıyor nefes alırken, korkudan tir tir titriyor. Bi alışamadı gitti.
İşten gelirken yeni kafes aldım bu bebişlere, fotoğrafta soldaki eski sağdaki yeni. Rahat etsinler sıkış tıkış olmasın istedim. Ama eski kafesten yeni kafese aktarırken Limon etimi kopardı resmen. Elimi delik deşik etti. Nasıl bir gaga varsa, Lokum'un gagası daha kibar, Limonunki kerpeten gibi!
Ayriyetten, Limon geldiğinden beri gaga taşını kemire kemire hemen bitirdiği için yenisini aldım, bu sefer kalamar taşı aldım adını yanlış hatırlamıyorsam. Bir de internette akıllı yemlik diye bir şey duymuştum, yem kabuklarını ayıklamak zorunda kalmıyorsunuz alttaki haznede birikiyor çok pratikmiş. Sürekli yem tazelemek zorunda da kalmam diye aldım, inşallah memnun kalırım. Kafes 60 tlydi diğerleri de 10 tl toplam 70 tl tuttu.
Kuşları odama aldım biraz daha ilgilenirsem alışır belki Limon diye ama çok da umudum yok açıkçası. Tek olsa olurdu da şimdi nasılsa arkadaşı var mecbur değil bizimle anlaşmaya.
Ya bi de bu Limon yem yerken Lokum gibi tane tane alıp yemiyor, gagasını yemliğe daldırıp dolduruyor. Sonra bazen Lokum gidip onun ağzından yiyor. Kur yapıyormuş galiba, yere bakan yürek yakan seni. Lokum bunda ne buluyor hiç anlamadım. Kendisi narin bir beyefendi, Limon ise tam bir cadı!
Limon: Yeşil olan muhabbet kuşu dişi
Lokum: Beyaz, erkek
23 Temmuz 2017 Pazar
204 / 365
Çok sıkıldım. Hayat çok boş ve sıkıcı geliyor, çok da kısıtlı. Çalış evlen aile kur gez ye iç hep bunların etrafında dönüyor hayat. Çok sıkıcı.
Bir de etraftakilerin, çevrelerinden biriyle evlendirme hevesi eklenince iyice çekilmez oluyor. Onunla tanış bununla tanış... Tanışmayacağım ya allallaaa... Bir iki tanesiyle tanıştım, hepsinin burnu kaf dağında. Kız naz yapar erkek çabalar olayı bu durumlarda yok. Erkek, armut piş ağzıma düş rahatlığında. Daha da kimsenin tavsiyesine güvenmem. Hem ben böyle iyiyim millete noluyorsa.
22 Temmuz 2017 Cumartesi
203 / 365
Hayatımda gördüğüm en güzel yaşlı çift bu 😍
Evde tek olmamdan fırsatla baya keman çalıştım bugün, komşular isyan edene kadar devam 😁
Temizlikti yemekti derken yorucu bir gün oldu.
Dün kalp atışını izlemeyi unutmuşum, bugün YouTube'da görünce hatırladım. Onu izledim. Yine çok güzeldi. Bir de ateşböceğini izlerken eniştemler geldiği için kapatmıştım izleyememiştim, Tv'de tekrarını izledim ben de. Ama sorsan ne oldu konu neydi diye, söyleyemem. Seçkin Özdemir'i izlemekten dizinin konusuna yoğunlaşamadım valla. Bir insan her haliyle mi her bakışında mı ateş eder ya? Bu yaştan sonra bi ünlü fanı olmadığım kalmıştı o da olacak galiba 😂 Allah sahibine bağışlasın. Özene bezene yaratmış maşallah.
21 Temmuz 2017 Cuma
202 / 365
İşyerinde başka bölümden birine, bin küsür tllik kemanı var çalıyor ediyor diye güvenip kemanımın akorduna baktırmak istedim. Götürdüm kemanı, daha tutamıyor bile bakmadan yayı çekince tahtaya sürüp ses çıkmıyor diyor ben bi işkillendim. Bir de perdenin önündeki reçine tozlarını görünce bu ne ya ne çok tozlanmış sen bunu ne zaman kullandın en son dediğinde onlar reçine tozu, çalışınca dökülüyor, normal deyip susturdum ama keşke o an canım kemanımı ona emanet etmeyip de orayı terk etseydim. Bana geri uzattı bi çal da bakalım sesine diye sonra tek tek yayları sıktı gevşetti. Birini sıkayım derken hep geri sarıyormuş gevşetiyormuş meğer tel özgürlüğünü ilan etti sonunda. Sonra o teli takmak için uğraşırken sekreter de geldi oğlunun kemanı varmış da biliyormuş diye.
Ben hâlâ bi bildikleri vardır diye bekliyorum saf saf.
Taktı sonra iyicene bi sıktı, çat diye koptu tel. Kalakaldım öyle. Güvenip gelen aklıma sövdüm baya. Çok kızdım kendime çok.
İnsan bir şeyi bilmiyorsa neden biliyorum der? Biliyorum demekle de kalmaz kendini o işin ilahı gibi gösterir? Neden? Bilmiyorsan bilmiyorum de, bir de benim tellere çamur atıyor kötüymüş bilmem ne diye.
Aldım kemanı yerime gittim, ben bazen çok salak saf biri oluyorum galiba. Çingene gibi cazgırlaşamadığım için de zararımı kucaklayıp oturuyorum.
Neyse ki asıl birlikte çalıştığım kişiler anlayışlı ve iyi niyetli. Sağolsun yanımdaki abla hemen internetten en yakın enstrüman dükkanını buldu ve bana git teli taktır akoru da yaptır gel biz seni idare ederiz dedi.
Çıktım minibüse bindim, tıklım tıklım. Yolculardan birinden de azar işittim bunlarla biniyonuz iki kişilik yer kaplıyonuz ne bu diye söylendi. Haklıydı biraz aslında. Toplu taşıma aracına binmeyi unutmuşum resmen. Çıkardım sırtımdan koca keman çantasını önüme aldım biraz yer açıldı.
Neyse indim buldum dükkanı, asıl sahibi orda değilmiş tel takmayı bi tek o yapıyormuş bir saat sonra gelirmiş. Ofladım pufladım bekleyemem dedim gideyim o zaman dedim adam beni durdurup bir daha aradı bir dakika bekleyin geliyor dedi. Geldi. Ben o kadar dertliyim ki arkadaşa akord edecek diye getirdim teli kopardı sinir oldum işten çıktım geldim işe yetişmem gerek bi daha kimseye elletmiycem falan diyorum karşımdakiler gülümsüyor susuyor. Ben de uzatmadım sustum bekledim. Adam az kala diğer teli de koparıyormuş dedi. Tellerim kötü mü diye de sordum, değilmiş. Kopan telin yerine yenisini taktı, akordu yaptı, diğer telleri çantama koydu. Teşekkür ettim. 25 tl ödedim çıktım işe döndüm.
Yanımdaki ablaya da bir daha yine o kişiye güvenesim gelirse beni uyar, engelle dedim.
Ah özlem ah sen ne zaman akıllanacaksın...
20 Temmuz 2017 Perşembe
201 / 365
Eve gelen eniştemin kız kardeşimi arayıp, gülerek, kahveni içmeye geldim ama sen yoktun ablanla idare edicez artık demesine alınmam hâlâ büyümediğim anlamına mı geliyor?
Gerçi büyümek isteyen kim? Ama bir kız ablası olunca illa ki pabuç dama atılıyor işte ve 31 oldum hâlâ büyük çocuk olmayı kabullenemiyorum, üstelik aynı zamanda iki tarafın da ilk torunuyum. Küçük olma zevkini hiç tadamadım ya. İçimdeki saf kız çocuğu bu yüzden büyümüyor galiba 🤔
O'lala sufle mini
Markette görünce hemen merak edip aldım. Üç küsür lira fiyatı vardı.
Önce kabındaki gibi ters çevirip sunulmalık şeyler var içinde sandım, açınca ise browni mini keklere çok benzettim. Ama bunun farkı, içindeki akışkan çikolatası. Mini kekler tam da büyük halinin küçültülmüşü olmuş. Küçücük kekin içinde bile o sufle görüntüsü var.
Alıp birer tane ikram etmek için ideal. Ya da kahvenin yanında servis edilebilir.
19 Temmuz 2017 Çarşamba
200 / 365
Birilerine sataşasım var, laf dalaşına girmek istiyorum sevdiğim biriyle, düşmanca değil ama uyuzluğuna. Atıştıkça ufkumuz açılsın. Hem laf koyalım hem de öğrenelim, düşünelim, hazırcevaplılığın dibine vuralım boş boş sataşmayalım öyle bir şeyler de kapalım.
Tartışmayı sevmem ama her uygun deliğe laf koymak istiyorum bu akşam, kimse alınmasa gücenmese ben de çatır çatır saydırsam 😬
18 Temmuz 2017 Salı
199 / 365
Bugün buraları sel götürdü. İstanbul, Üsküdar sabah korkunçtu. Bunun yanında işyerinde elektrikler gidip geldi bir kaç kere, dışarıda şimşekler çakıyor gök gürüldüyor sağanak yağış var tam korku filmi tadındaydı yani...
Haber sitelerinde acayip fotoğraflar var, bazılarına istemsizce güldüm kendimi tutamayarak. Bir de caps yapmışlar birine survivor'da gönüllüler finale yaklaşıyor diye, adamlar direklere, korkuluklara tırmanmış kalmış, güldüm valla napayım :)
Zor durumda kalan çok insan oldu mutlaka, Allah yardımcıları olsun. 1 yıllık yağmur bir günde yağmış.
Sizde durumlar nasıl?
Haber sitelerinde acayip fotoğraflar var, bazılarına istemsizce güldüm kendimi tutamayarak. Bir de caps yapmışlar birine survivor'da gönüllüler finale yaklaşıyor diye, adamlar direklere, korkuluklara tırmanmış kalmış, güldüm valla napayım :)
Zor durumda kalan çok insan oldu mutlaka, Allah yardımcıları olsun. 1 yıllık yağmur bir günde yağmış.
Sizde durumlar nasıl?
17 Temmuz 2017 Pazartesi
198 / 365
Kapalı kasvetli, yağmak isteyip yağamayan bir gündü. Sebepsiz durgunlaşmalar, zaman zaman karamsarlaşmalar, yer yer hayattan kopuşlarla geçti. Her şey her zaman hep güzel olsun yolunda olsun istiyorum.
16 Temmuz 2017 Pazar
15 Temmuz 2017 Cumartesi
196 / 365
Geçen sene de 15 Temmuz'da İstanbul'da değildim. Cuma akşamı yorgun argın gelip, dişimin ağrısını unutmak için ağrı kesici alıp erkenden uyumuştum. Bir kaç saat sonra annem gelip panikle uyandırmıştı beni, kalk savaş çıktı diyerek. Neye uğradığımı şaşırmış halde, gözlerimi ovuşturarak televizyondaki görüntüleri seçmeye çalışıyordum.
Sonra hep birlikte döndük İstanbul'a.
---
Bir çok yol kapalıymış bugün ve bazı otobüsler de iptal olmuş güzergahı kapalı olduğu için.
Bugün ve yarın ulaşım ücretsizmiş.
---
14 Temmuz 2017 Cuma
195 / 365
Bugün deniz yolculuğu yaparken yanımdaki 13 yaşlarında bir kız çocuğun tableti elinden kayıp denize düştü. Hem de daha yeni alınmıştı, annesine ısrar edip kutusundan çıkarıp oynamaya başlamıştı. Bir saat bile oynayamadan denizde yok oldu. Ben bile çok kötü hissettim çocuk yolun kalan kısmını ağlayarak geçirdi tabi. Annesi bazen kızıp bazen de tamam üzülme sana bişey olmasın da deyip kızını sakinleştirmeye çalıştı ama kendisi de fenalık geçirmek üzereydi. Ne zor bir durum. Çocukcağız keşke hiç gelmeseydim buraya falan dedi, içim acıdı. Mutlu mesut yolculuk yaparken bir anda yolculuğun seyri değişti, üzüntülü ve pişman bir hâl aldı.
Aman diyim denize yakın, açık yerde oturuyorsanız eşyalarınıza dikkat edin. Anlık oluyor her şey, şok olmuş halde kalıveriyorsunuz.
13 Temmuz 2017 Perşembe
194 / 365
Sabah yarım saat erken hazırlandığımı farkedince oturdum bizim muhabbet kuşlarını izledim. Her sabah ciyak ciyak cart seslerini duydukça sinirden renkten renge giren ben, oturup izlerken seslerinden hiç rahatsız olmadım. Ara ara izlemek lazım, iyi oluyor. Sabır katsayısı artıyor insanın :D
12 Temmuz 2017 Çarşamba
193 / 365
Bu sabah bir arkadaş blogunda da seneyi bitirdin sayılır dedi, 192 / 365 sayılı yazım ekranında parlarken.
Evet yarıdan fazlası bitti dedim. 2018'de de devam edecek misin dedi yok yook bi daha başlamam dedim.
Güldü ve sonra neden ki devam et bence, kısacık bir şey yazsan bile güzel oluyor okumak dedi.
Biraz düşündüm ve olabilir başlarım belki de dedim. Eğer okuyucular bu seriyi okumayı seviyorsa, neden yazmayayım?
Peki siz ne diyorsunuz? Sizce yeni yılda yeniden bir 365 serisine başlayayım mı?
Durun tahmin edeyim: "Hele bir şunu bitir de" :D
11 Temmuz 2017 Salı
192 / 365
Üsküdar Belediyesi'nin yeni nikah sarayını görmeye gittik (ne alaka derseniz hayır evlenmiyorum merak sadece)
Ben beğenmedim şahsen, gelin odasının mobilyaları kahverengi, salondaki koltuk renkleri lacivert hiç mutluluk tonları değil çok resmi ve çok donuk. Bir de gelin odasından nikah masasına gitmek için asansörü kullanmak gerekiyormuş galiba. Fotoğraf çekimi için ayarlanan arka plan da metro koridorlarından kopyalanmış gibi.
Sonuç, dediğim gibi ben beğenmedim ama zevkler değişebilir beğenenler orada evlenebilir tabi. Önemli olan mutlu, huzurlu bir yuva kurmak neticede.
Yani bir fotoğraf çekesim bile gelmedi buraya eklemek için, o derece cezbetmedi beni.
10 Temmuz 2017 Pazartesi
9 Temmuz 2017 Pazar
190 / 365
Hava çok sıcak bugün.
Canım sıkıldı.
Haftasonu evde olmayı sevmiyorum ama evi toparlamam ve dinlenmem lazımdı. Yani evdeydim.
Yarın iş var...
Ve daha da önemlisi klima var 😁
Sanki çok boş geçiyormuş gibi geliyor günlerim. Siz neler yapıyorsunuz?
8 Temmuz 2017 Cumartesi
189 / 365
Yerim sizi ben :)
Ama Limon pek alışacak gibi görünmüyor, elimizi uzaktan hareket ettirsek bile anında kafesin içinde çırpınıp duruyor çok korkuyor. Lokum var diye çabuk alışır sanmıştım ama öyle olmadı.
7 Temmuz 2017 Cuma
188 / 365
Bu haftasonu güzelce dinlenmeyi ve kimsenin huzurumu bozmamasını diliyorum. Mutsuzken yanımda durmayanlar, mutluyken yanımda olmayı hak etmiyorlar bence. Asıl önemli olan, acı içinde kıvranan kişiye destek olabilmek, güç verebilmek iken en yakınımız bile vebalı görmüş gibi kaçıyor. Güç bela yeniden ayağa kalkınca da herkes dünya iyisi kesiliyor...
Bir dizi başlamış Kalp Atışı. İşyerinden biri önerdi, dün internetten ilk bölümünün yarısını izledim. Yarısını izledim çünkü çok uzundu. Bugün yeni bölüm vardı, başlamadan önce birinci bölümün kalan yarısını izledim. Göz yaşlarımı tutamadım çoğu yerinde. Çok etkilendim kızın çaresizlik içinde güçlü duruşundan, babaannesi ile ilişkisinden falan... Filmde, dizide ağlamak çok saçma gelir bana genelde. Burnumun direği kopsa da gözümden tek damla düşmesine izin vermem ama bu sefer öyle olmadı.
Fotoğraf: Sultanahmet
6 Temmuz 2017 Perşembe
187 / 365
Ne bitmez bir hafta oldu bu ya. Hafta başından beri günleri tutturamıyorum. Bugün de cuma gibiydi. Bakıyorum takvime aa perşembe bugün diyorum iki dk sonra yine cuma havasına giriyorum. Neyse ki yarın cuma.
5 Temmuz 2017 Çarşamba
186 / 365
Eft diye bir şey varmış, parmak uçları ile başınızın tepesine, şakaklara, dudak üstü, çene, köprücük kemiklerinin altına vs vuruyorsun bu esnada da korktuğun şeyi söyleyip kendini yine de sevdiğini falan söylüyorsun bitirince korku falan kalmıyor. Bir deneyeyim dedim. Aklıma bir korku, üzerinde yoğunlaşacağım net bir konu gelmedi ben de mutsuz yaşamaktan korkuyorum ama kendimi bu halimle kabul ediyorum dedim, başladım. Bitince hiç bir değişiklik olmadı. Ama şimdi yazınca hatırladım, ben dudak üstü ve çeneye vurmayı unutmuştum ondan işe yaramamış olabilir.
Bir de fiflofobi diye bir şey öğrendim bugün. Aşık olma korkusuymuş. Üstüste kötü şekilde ilişkileri bitenler(aldatılma, terk edilme vs), bir yerden sonra artık aşık olmaktan korkuyormuş. Kalp kendini korumaya alıyormuş, kapatıyormuş. Buna da filofobi deniliyormuş işte.
Benim 3 yıl önce karşı tarafın isteğiyle başlayıp, kısa süre sonra da hiç bir açıklama yapmadan gitmesiyle sonlanan asosyal ve dengesiz bir terazi erkeğiyle geçen talihsiz bir ilişkim olmuştu.
Bir sene sonra da, ben bu olay yüzünden yeni bir ilişkiye korktuğum için uzak durmama rağmen beş ay boyunca uğraşıp ikna eden biriyle iki yıllık sevgililik dönemim oldu. Sonrasında ben anamın bulduğu kızla evleniyorum denilerek yine terkedildim. Ben filofobi olmayayım da kimler olsun? Ama yok, ben yine de filofobi olmayayım. Yazık bana.
4 Temmuz 2017 Salı
185 / 365
Çakralar, Spritüel konular, Kuantum, Bilinçli evren vesaire vesaire derken iyice kafayı sıyırmasak iyidir. İşyerinde bu konulara fena sardık da...
3 Temmuz 2017 Pazartesi
184 / 365
Bu ne sıcak yaaaaa :(((
İşyerinde klima var diye akşama kadar yerimden ayrılmıyorum, hatta çay almaya giderkenki yolda klima yok diye bugün hiç çay almaya da gitmedim. Sabah da kahvaltıyı evde yaptım ki pastaneye gitmekle falan uğraşmayıp direk klimalı koltuğuma yerleşeyim diye. Çünkü klima candır, canım klima. Beni hasta eden de o bana yaşam enerjisi veren de. Sevgili gibi aynı.
Eyebombing furyası :)
Recep Hilmi Tufan'ın blogunda gördüm az önce, hiç keyfim yoktu ama beni bile güldürdü :))
Yeni bir akım başlamış : Eyebombing. Cansız nesnelere göz yapıştırarak hayata gözlerini açtırıyorsunuz :)) Düşünsenize sokakta yürürken karşınıza birden komik bir surat beliriyor, gel de gülme :)
En iyi, en etkili antidepresan gülmek ve bir insanı güldürebilmek büyük sevap. ReHiTu sevap pointleri kaptı ben de nasipleneyim dedim :D
Bir poşet dolusu göz alıp, önüme gelen her uygun objeye yapıştırmak istiyorum :))
Buyrun örnekler:
Kaynak: http://eyebombing.bg
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















































