Yazı yazmak hep çok iyi gelmiştir. Çok dolu hissettiğim zaman aklımdakileri sayfalarca yazar, sonra da o sayfaları çöpe atarım. Zihnim rahatlar, berraklaşır, rahatlarım.
Bir süredir vakit bulamıyordum, hangi birini yazıcam diye düşünüp vakit de ayırmaya çalışmıyordum açıkçası. Bugün aldım defteri yazdım, bittiğinde üç sayfa dolmuştu. Yine çok iyi geldi. Kararlarım netleşti, kendi durumumu gördüm.
Terapiye gittiğim süreçte terapistim bana kendimle konuşmayı çok önermişti. Tehlikeli değil mi diye sormuştum, “ya bunu alışkanlık haline getirirsem ve şizofren olursam” diye sormuştum da gülmüştü, şizofreni öyle bir şey değil demişti. “Bizlere kendi kendine konuşmayı delilik gibi gösterdiler, ama sağlıklı bir şeydir aslında. Asıl kendinle konuşamıyorsan sıkıntılar başlar” demişti. Eğer istemiyorsan bunu yazarak da yapabilirsin tabi ama dene diye de eklemişti.
Başlarda çok saçma gelse de ufak ufak kendimle konuşmaya başladım. Mesela kafama takılan bir konuda kendime “şimdi napıcaz söyle bakalım” diyip baya iyi cevaplar verdiğim oluyor. Sonra laf lafı açıyor :)) içsel rahatlamayı, tamamlanmayı hissedince konuşma da bitiyor zaten.
Malum, çağımızın en büyük dertlerinden biri yalnızlık. Benim de çevremde ailem dahil güvenle içimi döküp konuştuğum pek kimse olmadığı için ilaç gibi geliyor kendimle sohbet etmek. Zaten benim her işe girişimde elim para görür görmez terapist aramaya başlama nedenimin de, (etikten dolayı kimseye anlatmayacağının güveniyle) birileriyle rahatça konuşup, suçlu hissettirilmeden dinlenme ihtiyacım olduğunu düşünüyorum. Çoğu seansa sadece beni dinleyen ve anlamaya çalışan biri olması sebebiyle gittiğimi biliyorum. Sonra bu terapist konuşmaları kendimle de konuşmayı öğrenmeye evrildi işte.
Kendinizle konuşun dostlar, siz de içinizdeki sesi duyun.
Twitter’da bi paylaşım vardı, elinizi kalbinize koyun gözünüzü kapatın ve sesli bir şekilde isminizi söyleyerek kendinize seslenin, ne cevap aldığınızı yazın yazmıştı birisi ve altında çok enteresan cevaplar vardı. Bazısı öfkeyle “ne var” dedi gibi hissetmiş, bazısı küslük demiş. O his bizim ruhumuz işte. İç benliğimizin bizimle ilişkisi nasıl diye onu arada bir kontrol etmek lazım. Benimki de bana küsmüştü, cevap vermiyordu. Ama şimdi biraz daha güveniyor bana ve cevap vermeye başladı :) sizinki ne durumda?

Bir zamanlar ben de kendi kendime konuşurdum. Ama sonradan nedense bıraktım. Tekrar başlayayım o zaman :)
YanıtlaSilBaşla başla hemen şimdi hem de
SilPsikolojik danışman olarak bildiğim bu teknikleri bazen kendim uygulamayı unuttuğumu fark ediyorum. Hayat meşguliyetleri bazen insanın kendiyle arasına mesafe koyuyor. Ama ne güzel oldu bu yazı vesilesiyle bunu hatırlamak. Çok samimi ve tatlı bir anlatım olmuş. Yatmadan önce yapacağım bunu :)
YanıtlaSilYazım sayesinde hatırlayıp uygulyacak olmanıza cok sevindim, evet bazen kendimizi unutabiliyoruz. Hoşgeldiniz :)
Silyani kendimizin en iyi arkadaşı mı olcaz :) mesela puding yerken, hadi gene iyisin mi dicez :)
YanıtlaSilAynen öyle :)
SilBu yöntemle benimkinden de hiç bir ses gelmedi. :)
YanıtlaSilHalbuki çokça beraberiz kendisiyle.
Bu ara gücendirecek bir şey yapmış olmayasın :)
SilAramızdan su sızmıyor aslında ama bilemiyorum. :)
SilMerhabalar.
YanıtlaSilBen sormaya korkuyorum. Çünkü, bana iyi ve olumlu bir cevap vermeyecek!
Selam ve muhabbetle.
Merhaba, evet kolay bir şey değil aslında. O zaman umarım sorma cesaretini gösterebilirsiniz bir gün...
Sil