Sayfalar

Gezi - Çanakkale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi - Çanakkale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2019 Çarşamba

Truva Antik Kenti ve Çanakkale Şehitlikleri


Son gün mutlu uyandık, sonunda bitiyor ve gece mis gibi kendi yatağımızda uyuyabilcez diye :) Rehberlerin de yüzünde güller açıyordu bitti gidiyoruz diye, silah zoruyla rehberlik yaptırıyorlar sanki...

Sabah troya antik kentine gittik, truva atıyla fotoğraflar çekindik. O kadar az zaman verildi ki, doğru düzgün gezemedik. Çünkü feribota geç kalırmışız çok kuyruk olurmuş...

Truva atına çıktık etrafa bakındık süre bitti. Zaten rehber yine doğru düzgün bir şey anlatmadığı ve kimseyi bir araya toparlayamadığı için nereyi gezeceğimizi anlamadık başta, az vakit vermesinin de fazla bir şey olmamasından dolayı olduğunu sanarak vaktimizi hediyelik eşyalara bakarak harcamış olduk. Vaktimizi derken birkaç dakikadan bahsediyorum aslında, birkaç dakika bile çok önemli çünkü turlarda. Tam atın arkasında kalan köprülü kısmı fark etmiştik ki biraz yürüdükten sonra bizim turdakilerin yarı yoldan döndüklerini fark ettik. Tamamen orayı gezebilen olmadı süre yetersizliğinden dolayı. Otobüste biraz söylenmeler oldu, aslında daha çok itiraz edilirdi de turumuzdaki insanlar çok kibar, anlayışlı insanlar olduğu için problem çıkmadı.Sonra şikayet edeceğiz diye konuştuk aramızda hep.




Bu kısım Truva Atı'nın arkasında kalan, gezemediğimiz kısım. Başta böyle meclis alanıyla başlıyor ve "O" çizerek ilerliyor. Sadece meclisi görüp geri dönmek zorunda kaldık. Allah'tan Müze Kart ile girdim, 35 tl verip hiçbir yer göremeden çıksam çok üzülürdüm.


Apar topar sahile indik, feribot kuyruğuna geçtik.


Otobüs feribot kuyruğunda beklerken biz de inip sahili yürüdük.




Sahilde de çakma bir truva atı bulduk :)


Feribotla Şehitlik'e geçtik. Buranın havası bambaşkaydı. Yere basarken bile tedirgin oluyor insan...



Bu Meçhul Asker, yattığı yer belli olan tek şehit. Diğer mezarlıklar temsili, yattıkları yerler oralar değil. Ama bu askerin yeri burası. Yeri burası derken, vücudu yine yok ama başı bulunmuş buraya gömülmüş....
Bir hikayesi vardı bunun, Anzak askerleri bu kafatasını alıp Avusturya'ya götürmüş ve mumyalayıp saklamışlar. Daha sonra Başkonsolosluğa teslim edilip buraya getirilmiş.
Bayrak üzerindeki yazıyı çekmeye çalıştım ama her açıdan parlıyordu...










Burası da, Mustafa Kemal'in "Ben size taarruz emretmiyorum ölmeyi emrediyorum" dediği 57.alay
şehitliği... Tamamının Türk'lerden oluştuğu tek alaymış ve tek bir kişi bile sağ kalmamış...






Askerlerin siper alanları...


Şehitlikleri de gezdikten sonra İstanbul'a döndük. Geceyarısına doğru evlerimizdeydik.

Gezdiğimiz her bir yeri, kendi imkanlarımla doya doya tekrar gezmeyi umuyor ve gezi yazımı burada sonlandırıyorum.

Okuduğunuz için teşekkürler.

27 Ağustos 2019 Salı

Bozcaada ve Assos


Kurban Bayramı'nda Bozcaada-Assos-Ayvalık turundaydık.

Rehberler, konaklama, programın düzensizliği kötüydü ama gittiğimiz yerler muazzamdı.

İlk gün, geceden başladı. Gece yolculuğu baya zor oluyormuş. Uyuyamadım. O gün normalde tekne turu olacaktı, dinlenecektik ama programı değiştirmişler bize danışmadan. Hatta otel müsait olsaydı otele bile geçebilirdik, sitesinde öyle yazıyordu ama değildi sanırım. Geçmedik.

Sabah olunca kahvaltı için bir yerde durduk. Güzel bir yer değildi, toz toprak içinde, pis ve lezzetsizdi.

Dediğim gibi, turda memnun kaldığımız tek şey gezdiğimiz yerlerin muhteşemliğiydi. O yerlerin güzelliğinin de turla alakası yok zaten. Kendi başımıza da gidip gezsek olurmuş, daha çok keyif alırdık muhtemelen :) Yine de deneyim oldu. İlk defa böyle bir kaç gece kalmalı bir tura katıldım. Kız kardeşim ise kalmalı da kalmasız da katılmamıştı, ilk defa tur adı altında bir geziye katılmış oldu.

İlk gün, kahvaltıdan sonra feribota geçtik, oraya kadar rehber yardımcımız bizimleydi, feribota binerken rehberimiz de geldi. Otobüsle değil, yaya bindik. Bozcaadaya geçtik.

Rehber şöyle bir anlattıktan sonra serbest bıraktı. Fotoğraf çekilecek bir sürü güzel yer varmış ama çil yavrusu gibi herkes bir yana dağılınca biz o yerlerin farkında bile olamadığımız için fotoğraf falan çekilemedik.

Denize girmek isteyenlerin nasıl gideceğini söyledi rehber, hava baya sert esiyordu. Normalde de ayazma plajı adından da anlaşılacağı gibi soğukmuş. O gün daha da soğuk olur diye çoğunluk gitmemişti.

Yanlış hatırlamıyorsam 3 saat verildi serbest zaman olarak. Rehber aldı başını gitti, hani gezmeyenler genelde rehberin yanında durur ya öyle bir ortam da olmadı.

Gezdik biraz kızkardeşimle ama gece de uyumadığımız için ruh gibi geziyorduk. Bir kaç magnet aldık. Domates reçeli meşhurmuş, ondan aldık. Çaybahçesinden bir şeyler yedik içtik Sonra bari camiye gidelim de azıcık ayaklarımızı uzatalım dedik. Kalan vakti orada yarı uyanık uzanarak geçirdik. Baya iyi geldi, camiden çıktığımızda adaya yeni gelmiş gibiydik. Etrafımızdakileri yeni algılamaya başlamıştık ki gitme vakti geldi.


Caminin bahçesinde yatanlar...



Sahile iniş yolu...




Deniz çok dalgalıydı, çok fazla rüzgar vardı uçacaktık neredeyse.





Yukarıda da taş değirmenleri görüyorsunuz...

Çıkmak için enerjimiz yoktu ne yazık ki.




Camiye geçmeden önce kahve içelim de bi kendimize gelelim demiştik. Kahve zihnimizi açmış olacak ki, camiye gidip dinlenmek geldi aklımıza :P


Geri dönüyoruz...




Dönüp feribottan indik, otobüse geçtik. Assos'a doğru yola çıktık.


Baya dik ve bitmeyen bir yokuş vardı, onu da çekmek isterdim ama rehberi kaçırmayalım derken hiç aklıma gelmedi.







Aşağılarda da kalıntılar vardı, ortam büyüleyiciydi.


Assos'tan sonra otele geçtik. Otelin yemek saati bitmek üzereydi ama bizim için bekletmişlerdi, toplamıyorlardı. Pek bir şey kalmamıştı kalan da soğuk ve lezzetsizdi. Zar zor bir şeyler yiyip odaya çıktık. Odalar da pisti, her şey eksikti. Bir an önce ayaklarımızı havaya dikip şişi biraz indirip uyuma derdinde olduğumuz için diğer şeylere takılmamaya çalıştık.

Bu arada otelin adı Kalif Otel. Tavsiye etmem.

Birinci gün böyle bitti. Diğer gün bir sonraki postta...