Cansel, Yaren, Aybüke falan olan dönemde izlemiştim ilk defa. 2 sene önceydi o sanırım. Hem dalga geçiyordum hem de izlemeyi bırakamıyordum. Ne yalan söyleyeyim özlemişim. Yeni sezonun başladığını öğrenince yeniden bi bakmak istedim. İlk bölüm daha, birbirlerini tanımıyorlar o yüzden pek bişey yok ama kaos oldukça şenlenecek gibi ortalık. Kıvırcık çocuk favorim şu an, Melih’ti adı herhalde. Kızlardan da Gül’e bayıldım. Siz izliyor musunuz?
Şu an saat 21:24 ve ev baya sıcak. Şort tişört tarzı pijamalara geçip örtüsüz uyumaya biraz erken girdik gibime geliyor ama hadi hayırlısı.
Pazar günü bizimkiler turla yurtdışına çıkıyor, şansa da dedeme bir süredir beklediği ameliyat randevusu verilip hemen ameliyat olmuş, babannemin de fizik tedavisini başlatmışlar hastaneden. Nasıl bırakıp gideceğiz diye düşünüyorlar şimdi. Sanki onlardan başka evlatları, ilgilenecek birileri yokmuş gibi.
Annemle babamda bişey var, enerjilerinden mi kaynaklı bilmiyorum ama işleri çoğunlukla hep aksiliklerle gidiyor. Ve mesela benim bir işim için onların da arada olması durumunda benim işim de aksi gidiyor. Örneğin kargom gelecek, ben yokum onlara bıraktıracağım hiç boş olmayan ev boş oluveriyor. Babam benden çok önemli bir şey rica ettiğinde her zaman yaptığım şey bile olsa yapmayı unutuyorum ya da yapamıyorum. Bir şey alacağım, onlarla birlikte karar verirsem aldığım şeyde sıkıntı çıkıyor falan. Bağlantımızda sorun var herhalde. Neden böyle bilmiyorum ama enerjiyi bozan bir şey var. Aslında ben şöyle düşünüyorum, ikisi de kendisini yok saymaya aşırı meyilli insanlar. Başkaları için kendilerini unutan, feda eden yapıdalar. Kendilerini seçmeyi, önceliklendirmeyi bilmedikleri için hayat sürekli sınıyor bence. Bugün onlara da söyledim, siz kendinizi seçmeyi bilmediğiniz için sizi olaylardan uzaklaştırmak zorunda bırakıyor hayat o yüzden siz yurtdışındayken de işlerin yürüyebildiğini görmeniz için böyle denk geldi belki de dedim. Babam “ya da gitmek, gezmek yerine uzaklaşmadan hep burda kalmamız gerektiğinin işaretidir” dedi. Ne diyebilirim ki, kalıplaşmış inançları yıkmak zor. Bu çok ağır bir esaret duygusu bence. Ve elbetteki kaçınılmaz olarak biz çocuklarına da aktarılmış olan bir şey. Çünkü onlar kendini yok saydıkça çocuklar da otomatik olarak kendini yok saymayı öğrendiler. İnsanlardan çoğu zaman uzak olma isteğimin altında bu korku var sanırım “kendimi feda edip yok olup annem babam gibi olacağım” korkusu. Bu yüzden, fazla yakınlaştığımı hissettiğim zaman, bir anda kesip atıyorum tüm ilişkilerimi. Hem de neredeyse hiçbir şey hissetmeden, sanki zaten hiç tanışmamışız gibi, olabilecek en ruhsuz halimle. Sonradan “bu kadarına gerek var mıydı” desem bile tekrar o ana dönsem yine aynı şeyi yapacağımdan eminim. İnanılmaz bir kendimi koruma refleksim var bu konuda. Mümkün değil aşamıyorum. En azından şimdilik.
Umarım bizimkiler dışarıdayken yolculuklarının iyi gitmesinin yanı sıra burada da her şey yolunda gider, ve onlar olmadan da hayatın bir yolunu bulup akmaya devam ettiğini görüp artık daha rahat geçirirler ömürlerini… tek bir kişinin düşünce yapısı bile tüm ailenin bağlantısını etkileyebiliyor. Her aile ayrı bir dünya aslında böyle bakınca.
Neyse yine derinleştik bu akşam. Bu sıcak bu gece uyutacak mı bakalım. Yarın görüşürüz.

Bağlantımızda sorun var herhalde. Neden böyle bilmiyorum ama enerjiyi bozan bir şey var. Nasıl bir sorun yani.
YanıtlaSilBilmiyorum ama işlerin yolunda gitmesini bozan bişeyler olabiliyor hani bir atkadaşınla ne zaman buluşmak istesen ya geç kalırsın ya bişey gelir başına gibi o kişi ile birlikte bişey yapmak hep sorunludur öyle bişey işte ben de tam çözemedim
Sil