Sayfalar

27 Ağustos 2019 Salı

Bozcaada ve Assos


Kurban Bayramı'nda Bozcaada-Assos-Ayvalık turundaydık.

Rehberler, konaklama, programın düzensizliği kötüydü ama gittiğimiz yerler muazzamdı.

İlk gün, geceden başladı. Gece yolculuğu baya zor oluyormuş. Uyuyamadım. O gün normalde tekne turu olacaktı, dinlenecektik ama programı değiştirmişler bize danışmadan. Hatta otel müsait olsaydı otele bile geçebilirdik, sitesinde öyle yazıyordu ama değildi sanırım. Geçmedik.

Sabah olunca kahvaltı için bir yerde durduk. Güzel bir yer değildi, toz toprak içinde, pis ve lezzetsizdi.

Dediğim gibi, turda memnun kaldığımız tek şey gezdiğimiz yerlerin muhteşemliğiydi. O yerlerin güzelliğinin de turla alakası yok zaten. Kendi başımıza da gidip gezsek olurmuş, daha çok keyif alırdık muhtemelen :) Yine de deneyim oldu. İlk defa böyle bir kaç gece kalmalı bir tura katıldım. Kız kardeşim ise kalmalı da kalmasız da katılmamıştı, ilk defa tur adı altında bir geziye katılmış oldu.

İlk gün, kahvaltıdan sonra feribota geçtik, oraya kadar rehber yardımcımız bizimleydi, feribota binerken rehberimiz de geldi. Otobüsle değil, yaya bindik. Bozcaadaya geçtik.

Rehber şöyle bir anlattıktan sonra serbest bıraktı. Fotoğraf çekilecek bir sürü güzel yer varmış ama çil yavrusu gibi herkes bir yana dağılınca biz o yerlerin farkında bile olamadığımız için fotoğraf falan çekilemedik.

Denize girmek isteyenlerin nasıl gideceğini söyledi rehber, hava baya sert esiyordu. Normalde de ayazma plajı adından da anlaşılacağı gibi soğukmuş. O gün daha da soğuk olur diye çoğunluk gitmemişti.

Yanlış hatırlamıyorsam 3 saat verildi serbest zaman olarak. Rehber aldı başını gitti, hani gezmeyenler genelde rehberin yanında durur ya öyle bir ortam da olmadı.

Gezdik biraz kızkardeşimle ama gece de uyumadığımız için ruh gibi geziyorduk. Bir kaç magnet aldık. Domates reçeli meşhurmuş, ondan aldık. Çaybahçesinden bir şeyler yedik içtik Sonra bari camiye gidelim de azıcık ayaklarımızı uzatalım dedik. Kalan vakti orada yarı uyanık uzanarak geçirdik. Baya iyi geldi, camiden çıktığımızda adaya yeni gelmiş gibiydik. Etrafımızdakileri yeni algılamaya başlamıştık ki gitme vakti geldi.


Caminin bahçesinde yatanlar...



Sahile iniş yolu...




Deniz çok dalgalıydı, çok fazla rüzgar vardı uçacaktık neredeyse.





Yukarıda da taş değirmenleri görüyorsunuz...

Çıkmak için enerjimiz yoktu ne yazık ki.




Camiye geçmeden önce kahve içelim de bi kendimize gelelim demiştik. Kahve zihnimizi açmış olacak ki, camiye gidip dinlenmek geldi aklımıza :P


Geri dönüyoruz...




Dönüp feribottan indik, otobüse geçtik. Assos'a doğru yola çıktık.


Baya dik ve bitmeyen bir yokuş vardı, onu da çekmek isterdim ama rehberi kaçırmayalım derken hiç aklıma gelmedi.







Aşağılarda da kalıntılar vardı, ortam büyüleyiciydi.


Assos'tan sonra otele geçtik. Otelin yemek saati bitmek üzereydi ama bizim için bekletmişlerdi, toplamıyorlardı. Pek bir şey kalmamıştı kalan da soğuk ve lezzetsizdi. Zar zor bir şeyler yiyip odaya çıktık. Odalar da pisti, her şey eksikti. Bir an önce ayaklarımızı havaya dikip şişi biraz indirip uyuma derdinde olduğumuz için diğer şeylere takılmamaya çalıştık.

Bu arada otelin adı Kalif Otel. Tavsiye etmem.

Birinci gün böyle bitti. Diğer gün bir sonraki postta...

19 Ağustos 2019 Pazartesi

La Casa De Papel


La Casa De Papel dizisine başlayıp adeta bir çırpıda bütün bölümleri izledim. Şimdi 4.sezonu bekliyorum.

Bir süredir Yaprak Dökümü dizisini de izliyorum. Yaprak Dökümü'nde bir bölüm iki saat sürdüğü için La Casa De Papel her ne kadar benim için kafa dağıtmalık güzel bir kaçamak olsa da bölüm süreleri çok kısa geldi.

Çok beğendim, 3.Sezonun bu kadar az bölümden oluşmasına üzüldüm. 4. sezon için çok bekletmeseler bari.

5 Ağustos 2019 Pazartesi

İyi düşünememe problemi


Bizim 8 Ağustos’a aldığımız bir tur paketi vardı kız kardeşimle. Tedarikçiden kaynaklı sıkıntı olmuş, turun başlangıç tarihini 10 Ağustos’a almışlar. İptal etmek istemedik, tamam dedik ama moraller bozuldu tabi. Biz bu turu bir ay öncesinden almıştık ve heyecanla bekliyorduk.

İkimiz de ilk defa bir tura katılıyoruz. Üstelik Bozcaada Asos turu. O yüzden iki gün beklemeye dahi tahammülümüz yoktu. Üstüne bir de neredeyse tüm kurban bayramını kapsayacak olması da stres yarattı. Ya misafir çok gelirse bizimkiler sorun çıkrırsa falan diye...
Bari beklediğimize değse de güzel geçse turumuz...

Nedense içimde her şeyde sorun çıkacakmış gibi bir his var. Mila’yı aniden kaybetmemin de etkisi büyük tabi ama Mila’yı yeni sahiplendiğimde de vardı bu his. Mila’nın ölümüyle daha da arttı. Kaybetme korkusu ve işlerin ters gitmesi korkusu. Bu korku da tetikliyor olabilir hayatımdaki akışı. Bilmiyorum. Sanki hiçbir şey yolunda değil gibi.

Mesela Limon ağacı almıştık fidancıdan, alttan çıkardığı yeni sürgünleri keseyim de meyveler daha kolay büyüsün dedim ama o kestiğim yerler aşı macununu tutmadı ve bal çıkarıp duruyor. Yapraklarını da dökmeye başladı. Ya meyveler de yetişmeden dökülürse diye ödüm kopuyor.

Sadece her şey ters gidecek korkusu yok aslında bende, her şey benim yüzümden ters gidecek korkusu daha fazla. Ben budadım diye ağaç ölecek korkusu, annemler tatildeyken Japon balığı bırakmıştı bana onu da öldüreceğim korkusu vardı mesela. Şimdi tur için tamam dedik ama yine bir sorun çıkacakmış gibi geliyor, ya yolda bir şey olursa korkusu geliyor arada bir. Çok şiddetli bir korku değil ama aklıma geliveriyor işte. Ya araba külüstürse ve rahatsız olursak, ya oteller kötü çıkarsa vs...

Ama bunun yanında iyi şeyler de oluyor, iyi insanlar sayesinde. 
Mesela YouTube’da Renkler ve Zevkler diye bir kanal var. Videoları çok bilgilendirici gerçekten çok faydalı, severek takip ediyorum. Limon ağacındaki sorunu kime sorabilirim diye düşünürken aklıma geldi, instagramdan mesaj attım. Fotoğraflarını da gönderdim sorunlu bölgelerin. Bir umut diye gönderdim ama kesin görmez diyordum. Cevap yazdı, yoldayım yazamıyorum şu numaradan arar mısınız diye. Aradım, araba kullanıyormuş. Tüm sorduğum sorulara detaylıca cevaplar verdi. İçimi rahatlattı. Narenciye ağaçları dayanıklıdır dedi. Yaprak dökmesinin nedeni açık balkondan kapalı balkona alışımızmış. Çok sıcakta kalınca döküyormuş. Gövdesinde bir sorun yokmuş, biraz bal akar sonra düzelir dedi. Toprakta zararlı böceklenmeye karşı biraz kükürt alıp elle karıştırın dedi. Şeker gübre verin dedi bir tatlı kaşığı yeter o saksı için dedi. Bu kadar bilgiyi bana bedava verişini takdir ettim, her şeyi parayla takas eden bir çağdayız malum. Üstelik hiç tanımadığı, internetten biriyim. Böyle insanlar da var mı hala ya dedim içimden. Çok teşekkür ettim kapattım telefonu. Hemen açık balkona aldım ağacı. Hala içimde lanetli olduğuma dair bir his taşıyor olsam da, belki de o adamın iyiliği hürmetine düzelir diye ümit ediyorum.

O kadar garip bir his ki, sanki çok yoğunlaşırsam elimi değdirdiğim her şeyi mahvedebilirmişim gibi, yakıp yıkabilirmişim gibi bir negatiflikle yüklü hissediyorum. Parmak uçlarımdan kara şimşekler çakıyor sanki. Her şeye zarar verirmişim gibi, karantinaya alınmalıymışım gibi...