İkimiz de ilk defa bir tura katılıyoruz. Üstelik Bozcaada Asos turu. O yüzden iki gün beklemeye dahi tahammülümüz yoktu. Üstüne bir de neredeyse tüm kurban bayramını kapsayacak olması da stres yarattı. Ya misafir çok gelirse bizimkiler sorun çıkrırsa falan diye...
Bari beklediğimize değse de güzel geçse turumuz...
Nedense içimde her şeyde sorun çıkacakmış gibi bir his var. Mila’yı aniden kaybetmemin de etkisi büyük tabi ama Mila’yı yeni sahiplendiğimde de vardı bu his. Mila’nın ölümüyle daha da arttı. Kaybetme korkusu ve işlerin ters gitmesi korkusu. Bu korku da tetikliyor olabilir hayatımdaki akışı. Bilmiyorum. Sanki hiçbir şey yolunda değil gibi.
Mesela Limon ağacı almıştık fidancıdan, alttan çıkardığı yeni sürgünleri keseyim de meyveler daha kolay büyüsün dedim ama o kestiğim yerler aşı macununu tutmadı ve bal çıkarıp duruyor. Yapraklarını da dökmeye başladı. Ya meyveler de yetişmeden dökülürse diye ödüm kopuyor.
Mesela Limon ağacı almıştık fidancıdan, alttan çıkardığı yeni sürgünleri keseyim de meyveler daha kolay büyüsün dedim ama o kestiğim yerler aşı macununu tutmadı ve bal çıkarıp duruyor. Yapraklarını da dökmeye başladı. Ya meyveler de yetişmeden dökülürse diye ödüm kopuyor.
Sadece her şey ters gidecek korkusu yok aslında bende, her şey benim yüzümden ters gidecek korkusu daha fazla. Ben budadım diye ağaç ölecek korkusu, annemler tatildeyken Japon balığı bırakmıştı bana onu da öldüreceğim korkusu vardı mesela. Şimdi tur için tamam dedik ama yine bir sorun çıkacakmış gibi geliyor, ya yolda bir şey olursa korkusu geliyor arada bir. Çok şiddetli bir korku değil ama aklıma geliveriyor işte. Ya araba külüstürse ve rahatsız olursak, ya oteller kötü çıkarsa vs...
Ama bunun yanında iyi şeyler de oluyor, iyi insanlar sayesinde.
Mesela YouTube’da Renkler ve Zevkler diye bir kanal var. Videoları çok bilgilendirici gerçekten çok faydalı, severek takip ediyorum. Limon ağacındaki sorunu kime sorabilirim diye düşünürken aklıma geldi, instagramdan mesaj attım. Fotoğraflarını da gönderdim sorunlu bölgelerin. Bir umut diye gönderdim ama kesin görmez diyordum. Cevap yazdı, yoldayım yazamıyorum şu numaradan arar mısınız diye. Aradım, araba kullanıyormuş. Tüm sorduğum sorulara detaylıca cevaplar verdi. İçimi rahatlattı. Narenciye ağaçları dayanıklıdır dedi. Yaprak dökmesinin nedeni açık balkondan kapalı balkona alışımızmış. Çok sıcakta kalınca döküyormuş. Gövdesinde bir sorun yokmuş, biraz bal akar sonra düzelir dedi. Toprakta zararlı böceklenmeye karşı biraz kükürt alıp elle karıştırın dedi. Şeker gübre verin dedi bir tatlı kaşığı yeter o saksı için dedi. Bu kadar bilgiyi bana bedava verişini takdir ettim, her şeyi parayla takas eden bir çağdayız malum. Üstelik hiç tanımadığı, internetten biriyim. Böyle insanlar da var mı hala ya dedim içimden. Çok teşekkür ettim kapattım telefonu. Hemen açık balkona aldım ağacı. Hala içimde lanetli olduğuma dair bir his taşıyor olsam da, belki de o adamın iyiliği hürmetine düzelir diye ümit ediyorum.
O kadar garip bir his ki, sanki çok yoğunlaşırsam elimi değdirdiğim her şeyi mahvedebilirmişim gibi, yakıp yıkabilirmişim gibi bir negatiflikle yüklü hissediyorum. Parmak uçlarımdan kara şimşekler çakıyor sanki. Her şeye zarar verirmişim gibi, karantinaya alınmalıymışım gibi...
O kadar garip bir his ki, sanki çok yoğunlaşırsam elimi değdirdiğim her şeyi mahvedebilirmişim gibi, yakıp yıkabilirmişim gibi bir negatiflikle yüklü hissediyorum. Parmak uçlarımdan kara şimşekler çakıyor sanki. Her şeye zarar verirmişim gibi, karantinaya alınmalıymışım gibi...


