Sayfalar

25 Nisan 2019 Perşembe

3 Film: Love, Rosie | Titanic | Issız Adam


Bu hafta izlediğim üç filmi paylaşmak istiyorum.

Aslında bunları bir haftaya yaymadım, peş peşe toplamda iki günde izledim.

Love, Rosie bir arkadaşımın tavsiyesiyle not alıp izlemeyi düşündüğüm bir filmdi. Afişine, görsellerine bakınca sıradan bir ergen filmi olduğunu ve beğenmeyeceğimi düşünmüştüm ama sıradan ergenliğin içine karışan gerçek hayat darbesi ile hayatın akışının nasıl değişebileceğini gösteren bir film ile karşılaştım. Dolayısıyla beğendim.

Konusunu Beyazperde.com'dan alıntılıyorum:
Rosie ve Alex 5 yaşından beri birbirlerinin en iyi dostu olmuştur; bu yüzden aralarında aşka ve sevgili olmaya dair hiçbir ihtimal olmamıştır. Ama ne zaman olay sevgili seçimlerine gelse, birbirlerinin en büyük düşmanı olmuşlardır. 18 yaşında yapılan bir seçim, kaçırılan bir fırsat ise hayatlarını bambaşka yönlere sürükler. Ama aralarındaki bağ, kilometrelerce mesafeye, akıp giden zamana yenilmez. Bu arada hayal kırıklıklarıyla sonuçlanan ilişkiler, evlilikler, boşanmalar da cabası… Birbirlerini yeniden bulduklarında ikinci bir şansları olacak mı yoksa her şey için çok mu geç kaldılar?
Cecelia Ahern'in "Where Rainbows End" adlı çok satan romanından uyarlanan filmin yönetmenliğini Christian Ditter üstlenirken, oyuncularda Sam Claflin ve Lily Collins başrolleri paylaşıyor.



Issız Adam filmini ilk çıktığında sinemada izlemiştim.
Çok da beğenememiştim açıkçası. İlk seans fazla +18di. Adam fazla egoist ve çok salaktı. Zaten bu filmden sonra herkes bir anda ıssız adam rolleri kesmeye başladı.
Bu ikinci izleyişimde yine adam çok salak geldi, hatta daha salak geldi.
Bence bu film, bu tip insanlar da var kimseyi iyileştireceğini düşünme başta tanıdığın insan neyse sonda da odur diyor.

Bu kadar tepkili anlatışımdan da anlaşıldığı üzere, oyuncular da konu da müthiş işlenmiş bu filmde. Şarkılar da efsane. Ben filmi izledikten sonra şarkılarında döngüye girenlerdenim. Kaç kere dinlediğimi bilmiyorum.

Konusunu sinematurk.com'dan alıntılıyorum:
Alper 30’lu yaslarda, gurme sayılacak düzeyde yemek kültürü olan kendi restoranının sahibi iyi bir aşçıdır. Lüks yaşamayı seven, işinde başarılı ama özel yaşantısını her gün farklı kadınlarla birlikte olarak düzene koyamamış, hayatını; yaptığı yemekler, günübirlik ilişkiler, paralı kadınlar üçgeninde yaşayan birisi iken... Hayatının akışı, bir gün Beyoğlu’nun arka sokaklarında, aradığı eski plak için bir kitapçıya girmesiyle değişir.

Ada, 20’li yaşlarının sonlarında, güzel, çocuk kostümleri tasarlayıp diken, Alper’in modern yaşamının aksine çok mütevazı, hayatta fazla inişleri çıkışları olmayan genç bir kadındır. Bir gün eski bir kitabi bulabilmek için Beyoğlu’nda dolaşırken Alper ile aynı kitapçıya girer. Çapkın bir adam olan Alper, Ada’nın güzelliğinden etkilenir ve Ada’yı takip etmeye başlar. Ada’nın aradığı kitabı bulmuştur. İlk sayfasına telefon numarasını yazar. Ada’nın işyerine kadar devam eden takip, Alper’in tanışma bahanesiyle aldığı kitabı Ada’ya vermesiyle son bulur.

Ada ve Alper’in yaşamlarında ilk defa karşılaştıkları tutkulu aşkın ilk sinyalleri bu kitapla başlar. Alper kopamadığı özgür hayatının içerisinde Ada’ya yer açmaya çalıştıkça, yaşamının daraldığını fark eder. Aşkı ve özgürlüğü arasında kalan Alper’in sessiz çığlıklarını duyamayan Ada, kendini aşkın rüzgârına kaptırmıştır bir kere... Ve yaşam bir kere daha aşk oyununun perdelerini Ada ve Alper için açacaktır...



Veee efsanelerden, Titanic. Lisede izledim, daha sonra tvde denk gelip izlemiştim ama baştan sona değildi o. Geçen gün tekrar açıp izledim, tekrar izlemek güzeldi.

Konusunu beyazperde.com'dan alıntılıyorum:
Dünyanın hatırlamak istemediği türden felaketlerden olan 'Titanik faciası', dev prodüksiyonların yönetmeni James Cameron tarafından çekilen görkemli bir film. Teknolojinin son sürat ilerlediği bir dönemde, insanlar üstesinden gelemeyecekleri hiç bir sorun olamayacağına inanmaya başlamışlardır. 'Titanic' adlı dev transatlantik ise, insanlığın doğaya karşı gövde gösterisi gibidir. Bu 'Düşler Gemisi' nin yolcuları arasında Avrupa`da birkaç yıl geçirdikten sonra Amerika'ya dönmekte olan, Jack adlı genç bir ressam ile nişanlısı ve annesiyle Philadelphia`ya giden Rose adlı genç bir kız da vardır. İki genç, şans eseri tanışacak, aralarındaki sınıf farkına aldırmaksızın birbirlerine yakınlaşacaktır. Bu arada doğa insanoğlunun günden güne artan kibirine bir nokta koymayı planlamaktadır. Yola çıkılmasından dört buçuk gün sonra, 10 Nisan 1912'de, Titanic iki saat kırk dakika süren ve sulara gömülmesiyle son bulan, hazin olayların başlamasına neden olacak buz dağına çarpacaktır.

6 yorum:

  1. love rosie ye bakayım bakayım şu dosya bir bitse de baksam hatta : )

    YanıtlaSil
  2. Güzel güzel bir çalışma olmuş Çok teşekkürler

    YanıtlaSil
  3. love rosie çok sevdiğim film sık sık izliyorum mutlu olmak için yaaaa :) ıssız adam da öyle çok severim her izleyişimde ağlıyorum. titanik sıkıcı ama benim için bir kez zorla bitirdim :) ama sonu güzel tabii, rooz rooz :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Titanic'i ben de üçüncü defa izlemem muhtemelen, hep aynı etkiyi vermiyor :)

      Sil