Yeni yıla bu videonun güzel enerjisiyle başlayalım. Sabah kahvaltı yaparken izledim, beni çok iyi hissettirdi.
Olumlu, mutlu enerjilerle dolu günlerimiz olsun.
Fotoğraf da yeni yılımın ilk kahvaltısı :)
Yeni yıla bu videonun güzel enerjisiyle başlayalım. Sabah kahvaltı yaparken izledim, beni çok iyi hissettirdi.
Olumlu, mutlu enerjilerle dolu günlerimiz olsun.
Fotoğraf da yeni yılımın ilk kahvaltısı :)
Çok zorlu bir 2023ten sonra şifa gibi bir yıl olsun dilerim.
Yaralar tamamen kapanmaz belki ama daha katlanır hale getirilebilir ve yaşama devam etmek daha kolaylaşabilir.
Mutluluk, umut, neşe, sağlık, zenginlik, huzur dolu bir yıl olsun. Her şey hep yolunda gitsin, hep olması gerektiği gibi olsun. Adalet yerini bulsun. Hakeden hakettiğini bulsun, yüreği yananların yüreği ferahlasın. Kızgın kumlardan serin sulara atlayıp tertemiz mavilikte süzülmek gibi geçsin gitsin inşallah.
——
Bu yıl için kendime hedeflerim;
- En az 1 yurt içi şehir gezisi
- 1 yurt dışı gezisi
- 1 konser
- 1 tiyatro
- 1 sinema
- 1 yeni hobi edinmek / kursa gitmek
- En az 3 seminere ya da etkinliğe katılmak
- En az 10 kitap
- En az 5 film
- Sağlıklı ve güzel bir ilişkiye başlamak
- Düzenli günlük/ajanda tutmak (blog dahil)
- Yeni arkadaşlar edinmek, yeni çevre yapmak
- Herkese her şeyimi anlatmamak
- Dedikoduyu sıfıra indirmek
- Sağlıklı beslenmeye devam etmek
- Sporu hayatıma entegre etmek
- Kilomu 60ın altında tutmak
- Önceliği kendime vermek
- İş arkadaşlarıyla mesafeyi korumak
- Evin fazla eşyalarını çıkarıp olabildiğince minimalist olmak
- Programlı yaşamak/günleri programlamak
- Ve tekrar söylüyorum: Önceliği kendine vermek. Kimse için kendinden ödün vermemek.
Ahmet Mümtaz Taylan ile Empati başlıklı YouTube videolarını izlediniz mi?
Bugün Hazal Kaya ile olan bölüme denk geldim. Güzel bir konsept oluşturulmuş bence. Yaşanmış hayat hikayelerini kimlik belirtmeden anlatıp, konuğun kendini bu hikayedeki kişi yerine koyup ne düşündüğü ne hissettiği soruluyor sen olsan ne yapardın deniyor ve en sonunda da bu hikayedeki kişinin kim olduğu açıklanıyor.
Arada da konuk ile kendi hayatı ile alakalı muhabbet ediyorlar.
Hazal Kaya’ya en sevdiği film soruldu, o da biraz düşündükten sonra “Cesaretin var mı aşka” dedi, Türkçeye böyle çevrilmiş adı dedi ama orjinal adını söylemedi. Ben de rasgele seçmektense beğenilmiş bir film izleyip kafa dağıtmak istiyordum. Video bitince filmi bulup hemen izlemeye başladım.
Pek beklediğim gibi değildi ama bu kötüydü anlamına gelmesin. Çok farklı bir ilerleyişi var ve bu aslında hoşuma gitti. Klasik filmlerden farklıydı.
Aşk, gurur, nefret, kararsızlık, pişmanlık, özür, çaresizlik her şey var filmde.
En çok da, daha kendileri bile ne yaşadığından bir türlü emin olamayan ve kuru yaprak gibi savrulup duran iki insanın çırpınışlarını izlemek, onların ne düşündüğünü ne hissettiğini anlamaya çalışmak ilgi çekiciydi. Psikolojik test gibi bir film.
Vurdumduymaz, karasız, başına buyruk olmanın hayat akıp giderken kişiye ne kattığını ya da kişiden ne aldığını anlamak zor. Sürekli ders alarak, tecrübe ederek öğrenme yoluyla yaşamak yıpratıcı. Hayat çok fazla savurgan olmak için hiç konforlu bir yer değil ama gözü kara olmak marifet sanıyoruz.
Sen hayatı yumrukladıkça o da seni yumrukluyor, bir tarafın alttan alması gerekiyor ve bu taraf sen olmak zorundasın. Hayat, tamamen içgüdüsel davranan, korkunçluğu aslında sığlığından gelen koca bir yaratık gibi.
Bir sonraki izlemek istediğim film ise Limitless. Çok defa izlemeye niyetlendim ama vakit yaratamadım. İzleyip izlemediğimden de çok emin değilim aslında ama izlesem hatırlardım herhalde.
—
Bu arada burnum neredeyse tamamen iyileşti. Hala bantlı ama yarın çıkaracağım artık bantları da. Doktor banyoda sıcak suyla çıkarırsın demişti. Arada çok az masaj yapıyorum. Yamuk sandığım yer de eskisi gibi yamuk görünmüyor gözüme, ödemdenmiş galiba gerçekten. Şiş indikçe yüzüm küçülüyor ve oturuyor. Burun spreylerim bitti, doktora sordum ne yapayım diye çünkü bişey kullanmam lazım burnum çok tıkanıyor. Kanlı parçalar çıkıyor hala. Okyanus suyu kullan dedi. Eczaneden aldım, bir kere kullandım baya rahatlattı gerçekten fısfıs artık işe de yaramıyormuş temizledi baya bu. Ama ikinciye kullanamadım çünkü sprey başlığı bozuldu. Pazar günü olduğu için bugün, değiştirmeye de götüremedim. Beyaz sprey başlığı çıkarıp siyah çubuğu tırnağımla bastırarak çok manuel bir şekilde kullanmaya çalışıyorum ben de.
Salı günü iş başı yapacağım.
Bir de hayatımda farklı yaşam alanları oluşturmak istiyorum. İş ve ev dışında zaman geçirdiğim başka yerler olsun istiyorum. Biraz bunun üzerine düşüneceğim.
Son olarak bugün çok farklı bir hissiyat oluştu içimde. Anne olmak istediğimi düşündüm. Annelik hep bana korkutucu ve asla yapamayacağım bir şey gibi gelirdi ve evlensem bile anne olmayacağımdan neredeyse emindim. Hatta karşı taraf çocuk ister diye evlenmekten hep kaçtım. Ama bugün biri tarafından gerçekten koşulsuz sevilmek, sevgisinden şüphe duymadan, sana muhtaç olan bir varlığın olması çok muazzam geldi. Hep yeteri kadar sevilmediğimi düşünüp kendimi üzen biriyim ama annelikte çocuğun ne olursa olsun seni sevmekten vazgeçmeyeceği gerçeği bu açıdan çok iç rahatlatıcı değil mi? Sadece bunun için çocuk sahibi olunur mu, ne kadar sağlıklı olur bilmiyorum ama böyle düşünmek bi an anneliği sevdirdi bana. Erkeklere asla tam anlamıyla güvenip sevginin karşılığını alamıyorsun maalesef. Eşim olsun seveyim sevileyim yeter diye düşünsen de öyle olmuyor. Hatta fazla sevince cozutuyorlar pişman ediyorlar insanı. Ama bu içimdeki büyük sevgiyi çocuğa verip onu sevgiye doyurabilir ve hayata dayanıklı bir birey olarak yetiştirebilirim gibi geldi bi an. Yaşım 35ten 40a doğru gidiyor diye böyle oldu belki de. Biyolojik saatim “yaşın geçmeden iyi düşün” diye beni dürtüyor sanırım. Nasip.