Sayfalar

15 Ekim 2018 Pazartesi

Senaryo yazarlığı kursu için bulduğum haberin dramatik hale getirilmiş son hali ve son derste yaptıklarımız


En son beş gün önce yazmışım... Naber? Nasıl gidiyor hayat?

Geçen senaryo yazarlığı kursunda, gazeteden bulduğumuz haberin en fazla bir A4 sayfası kadar olacak halini yazıp götürdük ve derste okuduk. Hoca ve diğer arkadaşlar değerlendirme yaptı. Benimkilerde gelişme bölümü biraz eksik kalıyordu onu doldurdum. Bu haberden anca bu kadar olay çıkarabildim. Siz de okumak isterseniz buraya ekliyorum.

Haberin ne olduğunu merak edenleri önceki yazıma alayım >> burayı tıklayın


Mustafa 3 yaşındayken anne-babasını trafik kazasında kaybetmiş, duygusal, içe kapanık, bekar bir gençtir. Esmer, tıknaz bir yapısı vardır. 15 yaşına kadar babaannesiyle yaşamıştır ama babaannesi vefat edince kalan tek yakın akrabası olan amcasına taşınmıştır. Bir türlü doğru düzgün bir iş tutturamadığı için neredeyse hiç para kazanamamaktadır.
Amcası 7 çocuk babasıdır. Yengesi ise kendisini ev işlerine adamış, çok sessiz ve yüzü her daim hüzünlü bir kadındır. Evde herkes kendi derdinde olduğu için Mustafa ile ilgilenen yoktur.
Mustafa, amcasının yanına taşınmadan bir sene önce, 14 yaşındayken büyük kızı Zehra’yı görüp aşık olur. Bir yıl sonra amcasının yanına taşınınca bunu Zehra’ya söyler. Zehra, Mustafa’yla aynı duyguları hissetmediği için bir daha bu konunun açılmamasını ister. Mustafa kabul eder ama umudunu kaybetmez. Bir gün Zehra’nın da onu seveceğinden emindir. Sadece biraz daha zaman gerektiğini düşünür.
Aradan 3 yıl geçer, artık Mustafa 18 yaşındadır. Bu süre içinde Zehra’ya tekrar o konuyu açmaz ama çok iyi anlaştıkları için kendisine karşı boş olmadığını düşünür. 18. Yaş gününün ertesi akşamı balkonda Zehra’yla oturuyorlardır. Zehra, Mustafa’ya çok önemli bir şey söylemek istediğini söyler. Mustafa yıllardır beklediği anın nihayet geldiğini düşünerek heyecanla ne diyeceğini bekler. Zehra birini sevdiğini, 5 aydır görüştüklerini ve seneye, kendisi 18 yaşına girdiğinde evlenmeyi düşündüklerini söyler. Mustafa beyninden vurulmuşa döner. Bir şey belli etmemeye çalışarak onun adına sevindiğini söyleyip uykusunun geldiğini bahane ederek odasına gider. Sonrasındaki günlerde de hep düşünceli, durgun ve asık suratlıdır. Neyi olduğunu soranlara bir şeyim yok deyip geçiştirir.
Bu çaresizlik ve yalnızlık hisleriyle boğuşurken bir akşam mahalle arkadaşlarıyla buluşur. Beş kişilerdir, ikisi bir süredir uyuşturucu kullanmaya başlamıştır. Mustafa‘nın bitik halini gördükçe ona da kullanması için ısrar etmeye başlarlar. Mustafa her defasında reddetse de bu sefer denemeyi kabul eder. Aşırı baş dönmesi ve mide bulantısıyla eve kendisini zor atar. Biraz beyninin boşalması iyi gelmiştir ama ertesi gün daha şiddetli bir çaresizlik hissine bürünür. O günü evden çıkmadan geçirir, ertesi gün arkadaşının yanına giderek tekrar uyuşturucu ister. Böylece zamanla bağımlı hale gelir.
Zehra’nın özel hayatında her şey normal seyrinde gitmektedir. Aileler tanışır, anlaşır, isteme, söz, nişan olur. Düğüne artık bir ay kalmıştır.
Mustafa hem alkol hem de uyuşturucuya iyice alışmıştır. Düğün günü gelir. Bir süredir işsiz kalan Mustafa, amcası da düğün masrafları yüzünden harçlık veremediği için uyuşturucu alamamaktadır. Düğünde takılan takıları çalmaya karar verir. Takı merasimi bittikten sonra takı çantası gelin odasına saklanır, Mustafa nereye saklandığını gizlice gözleriyle takip etmiştir. Ortamı müsait bulduğu ilk fırsatta içeri girip takı çantasını aldığı gibi odadan çıkar. Kapıda Zehra’nın 10 yaşındaki erkek kardeşi Ahmet’le karşılaşır. Kimseye bir şey söylememesini tehdit edercesine söylese de Ahmet dinlemez. Tam “BABA!” diye seslenirken Mustafa’nın tokadı yüzüne iner. O sırada yengesi görür, amcası gelir “bırak o çantayı paraya ihtiyacın varsa ben sana veririm” der, Mustafa bırakmaz. Zayıf bir anında Mustafa’nın üzerine yürüyüp çantayı elinden almaya çalışırlar. Mustafa köşeye sıkışınca cebinden bıçağını çıkarır ve önüne gelene bilinçsizce sallamaya başlar. Amcası çok yakınında olduğu için ağır yaralanır. Ahmet, yengesi ve kendisi de yaralanmıştır. Dördü ambulansla hastaneye kaldırılır, amcası hastanede vefat eder. Ahmet’in, Mustafa’nın ve yengesinin durumu iyidir.
Mustafa cezaevine gönderilir ve orada uyuşturucu bağımlılığı tedavisi görmeye başlar.


Onun dışında, son dersimizde Vezir adlı hint filminin bir kısmını izledik. İzlerken yorumladık. Karakterimizin Sağlık Bakanı ile tokalaştığı sahnede durdurdu hoca ve bir dahaki derse kadar ödev verdi. O sahnede adam Bakan'ın elini sıkıp, "kaşmir dokumak için fazla sert elleriniz var" gibi bir şey diyordu (sağlık bakanı kaşmir dokuduğunu söylemişti). Hocanın verdiği ödev, başka nasıl anlayabilirdi sağlık bakanındaki herhangi ele verici bir ipucunu idi. Şahsen aklıma pek bir şey gelmiyor. Belki elinin terlemesi yalan söylediğini gösterebilir ya da kaçmaya çalışır panik yapar ya da saçma cevap verişinden anlar ters bir şeyler olduğunu... Bakalım bu akşamki derste neler çıkacak ortaya.

10 Ekim 2018 Çarşamba

Erikli Yaylası ve Şelalesi - İlk Trekking Deneyimim


Geçtiğimiz Cumartesi günü birkaç arkadaşla haftalar öncesinden bukla.com'dan aldığımız günübirlik Erikli Yaylası ve Şelalesi yürüyüşüne katıldık. Böylece hayatımda ilk defa trekking yapmış oldum.

Cumartesi sabahı saat 6:50'de otobüs durağındaydım.


7:40da Kadıköy Evlendirme Dairesinin oradan servise bindik ve kalktık. Eskihisar'dan Yalova'ya arabalı feribotla geçtik.


Çınarcık merkezde durup marketten yanımıza almak istediğimiz şeylerin alışverişini yaptık. Tekrar servise binip Teşvikiye'de Erol Abi'nin Yeri'ne geldik. Tur rehberimiz, turun en güzel yanının bu kahvaltı olabileceğini söylemiş, yolda öve öve bitirememişti. Vardığımıza "ayy burası mıymış" diye önce burun kıvırıp sonra kahvaltının muhteşemliğiyle önyargımızdan utandık. Her şey çok lezzetli,taze ve sıcaktı. Ekmeği bile yeni pişirip getirdiler.
Erol abi, evinin alt katına masalar koymuş, arka bahçede kendi yetiştirdiği mahsüllerden de koyuyor masalara.


Biberler çıtır çıtırdı :)
Bir de soba vardı tam ortada, ortam bu şekildeydi.




Kahvaltıda yok yoktu. Kahvaltıdan sonra isteyenler 5 tlye kahve isteyebiliyorlardı, biz de istedik.


Arka bahçe de bu şekilde.
Taş fırın, kiviler, mısırlar, biberler, domatesler... 





Kahvaltıdan sonra servise binip yürüyüşe başlayacağımız yere geldik. Rehberimiz her birimize birer çikolatalı gofret dağıttı.

İlk olarak şöyle bir sallanan köprüden geçtik.


Çeşit çeşit mantarlar vardı...



Biraz yürüdükten sonra küçük bir şelaleye vardık. Bir iki fotoğraf çekildik. 


Az daha yukarı yürüyünce asıl büyük şelaleye geldik.



Biraz da burada durup fotoğraf, video çektikten sonra yola devam ettik. Gittikçe zorlaşıyordu. Bazı yerler su yoluydu, sadece bir ayağımızın eni kadar basılacak yeri olan V şeklindeki yolda yürümeye çalıştık. Bataklık gibi çamurlu yerlerden kirlenmeden geçmeye çalıştık. Bir yerde tam çamurlu yere yaklaşmışken bizim haberimiz olmadığı için acıktık diye çantamızdan çikolatalı sütlerimizi çıkarmıştık, o çamurlu yerden bir elimizde çikolatalı süt ve diğer elimizle rehberden destek alarak geçmemiz çok komikti :))

Bir ara baya dağ sırtında yürüyor gibiydik, eğimli yerlerden gidiyorduk. O sırada bu ağaç gövdesi dikkatimi çekti. İçinde bal petekleri var ama arı yoktu.


Bu arada hiç böcek olmamasına çok şaşırdım. Yol boyunca çoğu yollar böğürtlen sarmaşıklarıyla dolu olmasına ve dikenlere takıla takıla ilerlememize rağmen ne bir örümcek ağı ne de bir böcek türü görebildim. Herhalde sürekli aynı yoldan turlar geçtiği için o yolu insanlara bırakıp gitmişler.

Nihayet düzlüğe çıktık, yaylaya doğru yürüyoruz...


5 kilometre sonra nihayet dinleniyoruz. Ayakkabılarımız ve paçalarımız çamurlanmış halde.
Burası çok güzel dağ kekiği kokuyordu :)



Kampçılar vardı...


Ağaç ev de vardı ama çekemedim çünkü birkaç fotoğraf çektim diye yine en sona kalmıştım onlara yetişmem gerekiyordu.
Aşağıdaki çadırın yeri ne güzel, kamp sevmiyorum ama böyle yüksekte olursa sevebilrim :)) Biraz daha arka tarafında da ağaç ev vardı.


Ve iyice düzlüğe çıktık. Yürüyerek Erol abinin yerine ulaşacağız. "O" çizmiş olduk bir nevi. Oradan başlayıp yine oraya döndük. Ama başlarken arabayla başlamıştık bir yere kadar, dönerken arabasızız.



Erol Abi'nin Yeri'ne geldik. Yemeğimiz; sucuk barbekü, közlenmiş patlıcan, közlenmiş kırmızı biber, salatalık, domates ve turşuyu ayrı ayrı tabaklara koymuşlardı, sandviç ekmeklerini de koymuşlardı. Herkes bir sandviç ekmeği alıp önce yeni pişmiş sucuklardan koydurup, içerisine istediği kadar malzeme doldurup içeceğini (fanta ve kola vardı) alıp masasına geçti. İsteyenlere çay da verildi, yemekten önce de sonra da. 


Biz bol sucuklu sandviçlerimizi yerken masaya tepsilerle kaşarlı mantarlar geldi, çok sıcaktı.


Sonra herkese birer muz dağıtıldı, bunlar erimiş sıcak helvaya batırıp yiyeceksiniz denildi.
Yani şöyle:
:))
Muzu batırmak zor geldi ben çaykaşığı ile üstüne koydum. Muz bitti ama helvayı kaşıklamaya devam ettik, çok lezzetliydi.

Yorucu ama güzel bir turdu. Katıldığımız turun zorluk derecesi 2'ydi. Yani ne kolay ne de zor.
İlk defa trekkinge katılmış olmanın yarattığı şokla pek etrafıma bakamadım, sadece ilerlemeye odaklandım. Yetişeyim, düşmeyeyim diye diye etrafımda ne vardı nerelerden geçtik doğru düzgün göremedim.
Gün boyu oturuyorum, hareketsizim. Onların yürüyüşü benim koşu hızıma denk geliyordu neredeyse :)) Arkadaşlarımda da durum farksızdı. Hatta bir arkadaşımın "etrafa bakmayın, bakarsanız ölürsünüz" lafına çok güldüm :)) Düşmeden gitmeye çalışmanın yanına yavaşlamadan gitmeye çalışmak da eklenince otomatiğe bağlanmış şekilde ilerledik. Neyse ki düşen, yuvarlanan olmadan bitirdik.

Güzel bir deneyim oldu, tavsiye ederim.

9 Ekim 2018 Salı

Biraz canınızı çektireceğim


Pazar günü evde kardeşler olarak tek kalınca pizza sipariş ettik Yemek sepeti - Little Seazers'dan. Hemen geldi ve sıcacıktı. Ara ara yapıyoruz böyle güzel oluyor. Bayadır yapmamıştık bu kaçamağı.


Ertesi gün, yani dün oluyor, servis arkadaşım kahvaltıyı Sarıyer Börekçisi'nde yapalım deyince yiyebilir miyim diye düşünmeden koca bir porsiyon sipariş ettim. Zor bitirdim ama çok lezzetliydi.
Ve dün akşam bir kaşıntı başladı, midem yanıyor aynı zamanda.
"Ben hiç zararlı beslenemeyecek miyim yaa" diye bir üzüntüye kapıldım. Üzüldüğüm şeye bak. Hemen bir iki tane de sivilce çıktı zaten ona da uyuz oldum. Neden bu kadar çabuk tepki veriyorsun canım bedenim. Kendi içinde halledip yok etsene zararlı şeyleri.
Akıllanmadım ve bu sabah da poğaçayla kahvaltı yaptım. Neden böyle yaptığım hakkında hiçbir fikrim yok.