Sayfalar

Gezi - Yalova etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi - Yalova etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2018 Çarşamba

Erikli Yaylası ve Şelalesi - İlk Trekking Deneyimim


Geçtiğimiz Cumartesi günü birkaç arkadaşla haftalar öncesinden bukla.com'dan aldığımız günübirlik Erikli Yaylası ve Şelalesi yürüyüşüne katıldık. Böylece hayatımda ilk defa trekking yapmış oldum.

Cumartesi sabahı saat 6:50'de otobüs durağındaydım.


7:40da Kadıköy Evlendirme Dairesinin oradan servise bindik ve kalktık. Eskihisar'dan Yalova'ya arabalı feribotla geçtik.


Çınarcık merkezde durup marketten yanımıza almak istediğimiz şeylerin alışverişini yaptık. Tekrar servise binip Teşvikiye'de Erol Abi'nin Yeri'ne geldik. Tur rehberimiz, turun en güzel yanının bu kahvaltı olabileceğini söylemiş, yolda öve öve bitirememişti. Vardığımıza "ayy burası mıymış" diye önce burun kıvırıp sonra kahvaltının muhteşemliğiyle önyargımızdan utandık. Her şey çok lezzetli,taze ve sıcaktı. Ekmeği bile yeni pişirip getirdiler.
Erol abi, evinin alt katına masalar koymuş, arka bahçede kendi yetiştirdiği mahsüllerden de koyuyor masalara.


Biberler çıtır çıtırdı :)
Bir de soba vardı tam ortada, ortam bu şekildeydi.




Kahvaltıda yok yoktu. Kahvaltıdan sonra isteyenler 5 tlye kahve isteyebiliyorlardı, biz de istedik.


Arka bahçe de bu şekilde.
Taş fırın, kiviler, mısırlar, biberler, domatesler... 





Kahvaltıdan sonra servise binip yürüyüşe başlayacağımız yere geldik. Rehberimiz her birimize birer çikolatalı gofret dağıttı.

İlk olarak şöyle bir sallanan köprüden geçtik.


Çeşit çeşit mantarlar vardı...



Biraz yürüdükten sonra küçük bir şelaleye vardık. Bir iki fotoğraf çekildik. 


Az daha yukarı yürüyünce asıl büyük şelaleye geldik.



Biraz da burada durup fotoğraf, video çektikten sonra yola devam ettik. Gittikçe zorlaşıyordu. Bazı yerler su yoluydu, sadece bir ayağımızın eni kadar basılacak yeri olan V şeklindeki yolda yürümeye çalıştık. Bataklık gibi çamurlu yerlerden kirlenmeden geçmeye çalıştık. Bir yerde tam çamurlu yere yaklaşmışken bizim haberimiz olmadığı için acıktık diye çantamızdan çikolatalı sütlerimizi çıkarmıştık, o çamurlu yerden bir elimizde çikolatalı süt ve diğer elimizle rehberden destek alarak geçmemiz çok komikti :))

Bir ara baya dağ sırtında yürüyor gibiydik, eğimli yerlerden gidiyorduk. O sırada bu ağaç gövdesi dikkatimi çekti. İçinde bal petekleri var ama arı yoktu.


Bu arada hiç böcek olmamasına çok şaşırdım. Yol boyunca çoğu yollar böğürtlen sarmaşıklarıyla dolu olmasına ve dikenlere takıla takıla ilerlememize rağmen ne bir örümcek ağı ne de bir böcek türü görebildim. Herhalde sürekli aynı yoldan turlar geçtiği için o yolu insanlara bırakıp gitmişler.

Nihayet düzlüğe çıktık, yaylaya doğru yürüyoruz...


5 kilometre sonra nihayet dinleniyoruz. Ayakkabılarımız ve paçalarımız çamurlanmış halde.
Burası çok güzel dağ kekiği kokuyordu :)



Kampçılar vardı...


Ağaç ev de vardı ama çekemedim çünkü birkaç fotoğraf çektim diye yine en sona kalmıştım onlara yetişmem gerekiyordu.
Aşağıdaki çadırın yeri ne güzel, kamp sevmiyorum ama böyle yüksekte olursa sevebilrim :)) Biraz daha arka tarafında da ağaç ev vardı.


Ve iyice düzlüğe çıktık. Yürüyerek Erol abinin yerine ulaşacağız. "O" çizmiş olduk bir nevi. Oradan başlayıp yine oraya döndük. Ama başlarken arabayla başlamıştık bir yere kadar, dönerken arabasızız.



Erol Abi'nin Yeri'ne geldik. Yemeğimiz; sucuk barbekü, közlenmiş patlıcan, közlenmiş kırmızı biber, salatalık, domates ve turşuyu ayrı ayrı tabaklara koymuşlardı, sandviç ekmeklerini de koymuşlardı. Herkes bir sandviç ekmeği alıp önce yeni pişmiş sucuklardan koydurup, içerisine istediği kadar malzeme doldurup içeceğini (fanta ve kola vardı) alıp masasına geçti. İsteyenlere çay da verildi, yemekten önce de sonra da. 


Biz bol sucuklu sandviçlerimizi yerken masaya tepsilerle kaşarlı mantarlar geldi, çok sıcaktı.


Sonra herkese birer muz dağıtıldı, bunlar erimiş sıcak helvaya batırıp yiyeceksiniz denildi.
Yani şöyle:
:))
Muzu batırmak zor geldi ben çaykaşığı ile üstüne koydum. Muz bitti ama helvayı kaşıklamaya devam ettik, çok lezzetliydi.

Yorucu ama güzel bir turdu. Katıldığımız turun zorluk derecesi 2'ydi. Yani ne kolay ne de zor.
İlk defa trekkinge katılmış olmanın yarattığı şokla pek etrafıma bakamadım, sadece ilerlemeye odaklandım. Yetişeyim, düşmeyeyim diye diye etrafımda ne vardı nerelerden geçtik doğru düzgün göremedim.
Gün boyu oturuyorum, hareketsizim. Onların yürüyüşü benim koşu hızıma denk geliyordu neredeyse :)) Arkadaşlarımda da durum farksızdı. Hatta bir arkadaşımın "etrafa bakmayın, bakarsanız ölürsünüz" lafına çok güldüm :)) Düşmeden gitmeye çalışmanın yanına yavaşlamadan gitmeye çalışmak da eklenince otomatiğe bağlanmış şekilde ilerledik. Neyse ki düşen, yuvarlanan olmadan bitirdik.

Güzel bir deneyim oldu, tavsiye ederim.

19 Eylül 2017 Salı

Eskiköy Yaylası (Yalova/Armutlu)


Esenköy'den Armutlu'ya doğru giderken yol üzerinde bir yer Eskiköy Yaylası. Ama yol üzeri dediysem de hemen yol kenarında görülebilecek bir yer değil, tepede. Bizimkiler bir gün arabayla dağlara tepelere çıkıp gezerken denk gelip keşfetmişler. Çok nezih, güzel bir yer. Kümes, tavuklar, bir at, asmalar, meyve ağaçları ile dolu. Deniz manzarası eşliğinde, ormanla iç içe, istenirse sakin çardaklarda oturup dinlenmelik bir yer.

Bundan sonrası fotoğraf :)
 
(Not: İşletme sonradan bozmuş deniyor, artık gidenler memnun kalmıyormuş. Biz gittiğimizde çok yeniydiler o yüzden sorunsuzdu ama şu anki durumunu bilmiyorum.)