Sayfalar

1 Ocak 2026 Perşembe

Hoşgeldin 2026

 Merhaba sevgili arkadaşlarım, yine buradayım. Bir süre herkese kapalı devam etmiştim, ama geri açmaya karar verdim. Aslında böyle bir düşüncem yoktu, bu sabah aklıma geldi. Yeni bir yıl başladı, ben blogumda yılın tüm günlerini numaralandırıp yazı girerdim, tekrar yapsam nasıl olur diye düşündüm. Açıkçası çok büyük bir hevesim yok ama yine de yapasım geldi. Belki eksiksiz her günü yazmayabilirim ama seri yapmayı düşünüyorum yine şimdilik. Bakalım nasıl olacak.

İstanbulda 31 Aralık bizi kar ile karşıladı, tam da meteoroloji uzmanlarının dediği gibi yeni yıla kar süprizi ile başladık. Bugün de yağmaya devam ediyor. 2025 genel olarak herkes için zormuş duyduğum kadarıyla, 2026 daha rahat geçer umarım. Ben yılı bitirmeden 2 hafta önce işe girdim, bu 2.haftam. 1,5 yıldır çalışmıyordum, maddi olarak zorlanmaya başlamasan çalışmayı da düşünmüyordum ama hayat yine iş ortamına yönlendirdi beni. Tek motivasyonum para. Öyle ahım şahım bir maaş bulmak da zor tabi, olan ile yetinmeye karar verdim. İş bulmak da zor çünkü. 3 aydır aktif olarak iş arayıp neredeyse her ilana başvuruyordum ama geri dönüş olmuyordu. Ben de sonunda pes ettim, yılbaşından sonra deneyeceğim dedim. Herhalde yıl sonu diye bulamıyorum diye düşündüm. Neyse ki yıl bitmeden geri dönen oldu da iş başı yaptım. Henüz maaşımı almadım, işe alışma sürecindeyim. Mümkün olduğunca birikim yapmaya kararlıyım bu sefer, çünkü parasızlık zor. Para gerçekten çok önemli. Ruh sağlığı, beden sağlığı, çevre, saygınlık her şey paraya bağlı maalesef. Tedavi olurken bile iyi bir tedavi için para gerekiyor. Sadece kendimiz çalışıp para kazanmak yetmiyor, o parayı da çalıştırmak gerekiyor.
Hala blog tutmaya devam eden, beni hatırlayan kimler var bilmiyorum. Zaten normalde de çok fazla yorum alan biri değildim, blogum da benim gibi sessiz sakin takılıyor. Sonuç olarak işte geldim buradayım.
Bir de ben bu yıl 40 yaşıma gireceğim. İnanılmaz ama gerçek. Zaman gerçekten tutamadığımız bir şey, yaşlanıyoruz yapacak bir şey yok. Sağlıkla, huzurla, keyifle yaşlanalım, önemli olan hayatın kalitesi. 20lere veda ederken çok zorlanmıştım, 40lar daha sakin geliyor sanki. Büyüdüm, duruldum, olgunlaştım. Ne istediğimi daha iyi biliyorum, kendimi biraz daha önceliklendirebiliyorum, bunlar iyi oldu gerçekten. 2 yıllık terapi sürecimin ve kendi çabalarımın meyvesi olarak... Terapistime her teşekkür ettiğimde ben bir şey yapmadım sen yaptın bu senin başarın diyor ama birinin orada yargısız infazsız dinleyip sadece var olması bile çok şey ifade ediyor bazen.
Böyle işte blogger ailem. Bende durumlar bu. Umarım bugün karar verdiğim gibi düzenli gelebilirim buraya ve bu bana iyi gelir. Şimdilik kalın sağlıcakla.

11 Temmuz 2025 Cuma

Aile kurmak ya da yalnız hayat


Bu fotoğrafa uzun uzun baktım ve düşündüm, böyle bir tablo istiyor muyum? Hayalim bu mu? Değil gibi… Bir çocuğum olsun istiyor muyum diye gözümü kapatıp kendime sordum. İstesem ne için isterdim, mesela bir çocuk yapıp onu kendim mahrum olduğum sevgiden mahrum etmeyerek büyütüp başarılı, ahlaklı, çalışkan bir insan haline getirsem, sonra? Bir kere bu Türkiye’de doğmuş, Türk bir çocuk olacak yani ülkenin yıllar boyu değişmeyen sıkıntılarını o da yaşayacak. Sağ-sol, zengin-fakir, seküler-dindar… Hadi ülkeyi geçtim, dünyanın da derdi bitmiyor. Kendimi bildim bileli var olan Filistin savaşı ve bunun bize kadar yayılacağı söylentisi… Dış etkenleri geçersek, peki ben bir çocuk bir insan dünyaya getirmekten dolayı tatmin olmuş hissedecek miyim? O da hayır sanki ya. İçimde büyüttüğüm, benim bir parçam olan şey benden çıkacak ve ayrı bir insan olacak. Koruyamazsam, yetemezsem, anlayamazsam korkularım olacak. Ben doğurmuş olsam bile bir çok fikri benimle farklı olacak. Beni çoğu zaman eski model görecek ona ayak uyduramayacağım. Hayatına ve özgürlüğüne saygı duymam gerekecek ama aklım hep onda olacak vs… Bir de bir baba eli var orda tabi onu da es geçmemek lazım. Bu fotoğrafın çekildiği an belki de çok az sayılı olan mutlu anlardan biriydi. Belki o babayı o fotoğrafa katılması için ikna etmek gerekti. Erkekler kadınlar kadar romantize edemiyor hayatı. O yüzden kadın erkek çok farklı bunu kabul etmek gerek. Erkek daha gerçekçi, kadın daha toz pembe… Yani illa ki birbirlerine yetemiyorlar bir yerde. Bunu kabul ederek devam ediliyor ilişkiye. Onu öyle kabul ettim diyerek, kendi hayatına ağırlık vermeyi seçerek. 

Şu an 39 yaşında ve bekarım. Hiç evlenmedim, çocuk yapmadım. Yalan yok 30a yaklaşırken ve 30ların başında kendimi geç kalmış, başaramamış hissettim ama artık öyle hissetmiyorum. Tabi bunda artık çevremde yaşıtlarımın, arkadaşlarımın düğün nişan vs durumları olmamasının da çok etkisi var. İnsan tüm arkadaşlarını tek tek evlendirince, birer birer anne olduklarını görünce ve bir de dışarıya o evliliğin ilk zamanlarını o çocuğun ilk zamanlarını falan olduğundan daha harika gösterme telaşları da olunca ister istemez ben neden yapamıyorum diyor insan ve kendine çok yükleniyor. Çok flörtüm, sevgilim oldu ama genelde kısa süreliydiler. Çünkü bir yerden sonra karşı tarafa uyum gerekiyor, fedakarlık, anlayış, sabır ve kararlılık gerekiyor. Sırf çok mutlu, keyifli ve huzurlu hissettirdiği için başladığın bir ilişki bir süre sonra ciddiye alman gereken bir şeye dönüşünce ağır geliyor. Ya doğru insana rastlamamış olduğunu görüyorsun ya da sen henüz doğru insan olmadığını fark ediyorsun. 

Ben çok da evlilik insanı olduğumu düşünmüyorum. Ama ne hikmetse hayatıma bir ilişki girince sanki dünyaya ömrümü biriyle paylaşıp aile kurmak için gelmişim gibi hissediyorum. Birkaç ay sonra o toz pembe bulutlar dağılınca o his de geçiyor tabi. 

Hayattan ne istediğimi bulamadım mı hala acaba? Kimler buldu ki? Belki de bulamadığımız için toplumun bizden istediğini biz istiyormuş gibi kabul edip bunu devam ettiriyoruz. Yani okulu bitir, iş bul, evlen, çocuk yap… biz bir yol çizemeyince ya da çizmeye üşenince var olan yolda gitmeyi seçiyor olabiliriz. Ama elbette bu kadar kolay değil, önüne gelenle de evlenemiyor insan evlenebilecek olsa bile karşı taraf istemeyebiliyor vs.

Şu an evli ve çocuklu olsam muhtemelen bekar olsaydım keşke derdim. Bi kere ben yemek yapmayı sevmiyorum, evimi o kadar da düzenli temizlemiyorum. Ama evlenince bunlar otomatikman kadının görevi oluyor. Sanki erkekler farklı kadınlar farklı yaşıyor gibi hayatı ama öyle değil. Nasıl ki bir erkek yalnız yaşadığında evi dağınık bırakıp dışarıdan yemek siparişi ediyorsa kadın da öyle. Kadın da arkadaşlarıyla gezip eğlenip para kazanıp hayatın tadını çıkarmak istiyor. 

Hayatım boyunca hiç evlenmemiş olmak güzel bir seçenek gibi geliyor ama korkutuyor da. Ama bu korku benim korkum mu toplumun bana öğrettiği bir korku mu bilemiyorum. Belki dışlanma korkusu, belki gerçekten yalnız kalırım korkusu… ama evlendiğinde de yalnız kalmayacağının garantisi yok ki. 

Sonuç olarak herkesin kendi tekil hayatı önemli ve biricik. Ne olursa olsun önce yalnız başına bireysel olarak kendinin ailesi olabilmen gerekiyor ve kendine iyi bir çevre edinmen lazım çünkü insan sosyal bir varlık. Bir iki arkadaş da olsa etrafında birileri olsun. Ya da en azından katıldığın sosyal ortamlar olsun. Kurs olur düzenli buluşmalar olur… 

Ama olur da kafama, gönlüme, hayata bakış açıma uyan bir partner bulursam kendime şamda kayısı olur. Birbirimizi geliştirmek ve birbirimize destek olmakla birlikte hayatı daha keyifli hale getirerek yaşasak ömrümüzün geri kalanını. Çocuk çocuk gelenek görenek vs hepsini bırakıp kendi doğrularımıza göre özgür ve rahat yaşasak ne güzel olur. 


17 Nisan 2025 Perşembe

Yaşamak dediğin

Hayat aslında yaşanabilir bir yer değil. Hayatı yaşanabilir hale biz getiriyoruz. Dünyaya gönderildiğimizden beri burayı yaşama uygun hale getirmek için uğraşıyoruz. Bizi mutlu edecek şeyler bulmaya çalışıyoruz ki yaşamaya devam edebilelim. Madem nefes alıyoruz bunu kaybetmek istemiyoruz. Canımız tatlı. 

O yüzden kendimizi bırakırsak depresyona giriyoruz, mutsuz oluyoruz. Mutlu olmak için hep çabalamak gerekiyor çünkü. Bir şeylerle uğraşmak, üretmek, kendimize yatırım yapmak gerekiyor. 

Düşünün ilk insan halimizi, etrafta bir sürü tehlike var, yırtıcı hayvanlar, zehirli böcekler… bitkileri tanımıyoruz zehirli mi değil mi bilmiyoruz. Bir anda yağmur bastırıyor ne yapacağımızı bilmiyoruz vs… bunlara maruz kala kala kendimizi nasıl koruyacağınızı öğreniyoruz. Kendimizi koruyabildikçe kendimize güvenimiz artıyor, güçlü, mutlu ve umutlu hissediyoruz. Başardıkça daha fazla şey yapmak ve hayatı kolaylaştırmak istiyoruz. Yapabildikçe mutlu oluyoruz. Yapamayınca üzgün… ama kendimizi toparlayıp tekrar denersek eğer vazgeçmezsek canlı kalmaya, mutlu olmaya devam edebiliyoruz. Bunu yapamazsak karanlıkta çürüyen bir çiçeğe dönüyoruz. 

Hayat güzel bir yer değil. Acımasız, umursamaz, zorlayıcı… yorulmuş olman umrunda değil, acı çekiyor olman, isyan etmen, kendine zarar vermekle tehdit etmen hayatın umrunda değil. O sadece izliyor seni hatta bazen izlemiyor bile. Sen hayatta tek başınasın. Tek, savunmasız, bilgisiz geldin ve kendini geliştirmek zorunda kaldın her zaman. Bazen etrafında yaşananlardan bazen de kendi hayatından dersler alman gerekti. 

Hayat hiçbir zaman sana ödül ya da ceza vermiyor. Hayatı sen seçiyorsun. Davranışların sana onları getiriyor. 

Hem bu kadar basit hem de bu kadar zor işte hayat…