Sayfalar

26 Kasım 2018 Pazartesi

Senaryo yazarlığı kursunda Sultanahmet ile ilgili yazdığım öykü


Aslında senaryo yazmam gerekiyordu ama ben kaptırmışım kendimi öykü olmuş, düzeltmem lazım.
-di'li geçmiş zaman yerine geniş zaman kullanmalıymışım mesela.

Düzenlenmemiş halini paylaşıyorum, çünkü düzenlenmiş hali yok :)

Yoğun ve stresli bir iş gününün ardından eve gitmek yerine biraz yürümek ve kafasını dağıtmak istiyordu. Ona en iyi gelen yere, Sultanahmet’e gitmeye karar verdi. Kadıköy’den vapurla Eminönü’ne geçti. Bu sefer tramvayı kullanmak yerine yürümeyi tercih etti.
Gülhane parkının önünden geçti, sokağın başında bulunan küçük kafelerden yayılan nargile ve Türk Kahvesi kokularıyla yokuşu çıkmaya başladı. Burası sağ tarafı boydan boya Ayasofya’nın bahçesini çevreleyen duvar ile devam eden ve sol tarafında ise dokuz ahşap ev ve şimdilerde Roma Tavernası olan Roma Sarnıcı’nın bulunduğu Soğukçeşme Sokağı’ydı. Evlerin arka tarafının da Topkapı Sarayı’nın duvarına dayandığı bu Arnavut kaldırımlı yolda, geçmişe açılan bir gizli bir geçidin içinde ilerliyor gibiydi.
Soğukçeşme Sokağı’ndan çıkarak Topkapı Sarayı’nın ve Ayasofya’nın girişlerinin bulunduğu büyük meydana çıktı. Meydandan geçip Sultanahmet’e yöneldi.
Sultanahmet Camii’sinin ihtişamından gözünü alamayarak ilerledi. Burası ona huzur veriyordu. Şehrin modern kargaşasından sıyrılmış hissediyordu.
Meydanda bulunan üç dikili anıta ulaştı. Obelisk, Yılanlı Sütun ve Örme Dikilitaş. Üçüne de teker teker baktıktan sonra Obelisk’in önünde durdu. Diğer adı Theodosius(tedosius) Dikilitaşı olan ve Mısır’dan getirilen bu eseri Sultanahmet meydanına taşımak için özel raylı yollar yapıldığı söyleniyordu. Dört bir yanında antik yazıtlar olan 20 metre boyundaki dikilitaşın alt tarafındaki kabartmalara daldı gözleri.  Kemerin altında oturan dört figürden en iri olanının Theodosius olduğunu okumuştu.
Melda böyle dalgın bir şekilde dikilitaşı incelerken ona doğru yaklaşan orta yaşlı bir adamı fark etti. Boynunda profesyonel makinesiyle yaklaşan Amerikalı turist önce İngilizce bilip bilmediğini sordu ve adının William olduğunu söyleyerek kısaca kendisinden bahsetti. Emekli öğretmen olduğunu, emekli olduğundan beri Fotoğrafçılıkla ilgilendiğini ve sergiler açtığını, birkaç ay sonra “İstanbul” adında bir sergi açacağını ve bunun için Türkiye’ye gelip fotoğraflar çektiğini anlattı. Dikilitaş’ın fotoğrafını çekerken Melda da kadraja girmişti ve fotoğraf bu haliyle çok hoşuna gitmişti. İzin verirse bu fotoğrafı sergisinde kullanmak istiyordu. Hatta eğer Amerika’ya gelebilirse kendisini sergide ağırlamak isteyeceğini de ekledi.
Melda fotoğrafı inceledikten sonra teşekkür ederek kullanabileceğini söyledi William’a. Sergiyi ziyarete gelmesinin pek mümkün olmadığını ama yine de sergi açılışını haber vermesi için kendisine mail atmasını isteyerek e-posta adresini verdi.
3 ay sonra gelen mailde o gün tanıştığı fotoğrafçı William, açtığı serginin yoğun ilgisinden bahsediyordu. Melda’nın fotoğrafının olduğu köşeyi çekip eklemişti maile, birkaç kişi fotoğrafın önünde durmuş izliyordu. Gurur vericiydi. William’ın teşekkür ederek sonlandırdığı mailine cevap yazarken serginin ne zamana kadar açık olacağını da sordu. Bilgisayarı kapatıp yatağına uzandığında kendisini Amerika’da, kendi fotoğrafının önünde poz verirken hayal ederek uykuya daldı.

Bu ödevin ilk aşamasıydı. İkinci aşaması ise ana karakterimizin biyografisini yazmak. Onu da en kısa zamanda yazacağım. Melda'nın nasıl bir geçmişi var hep birlikte göreceğiz.

4 yorum:

  1. Çok güzeldi. Ben belki yirmi beş sene önce ablamla ve çocuklarımızla gezmiştik oraları. Anım canlandı birden. Yazmışsın ya, hocanın önerdiği şekilde düzeltmesi kolay olur. Tasvirlerin doyurucuydu. Eline sağlık Özlem.Sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmene sevindim, çok teşekkür ederim Ece abla :) Düzeltmek kolay olacak inşallah ama harekete geçebilirsem tabi :))
      Sevgiler :)

      Sil
  2. Çok güzeldi, İstanbul özlemimi hissettim içimde.

    YanıtlaSil