Dün iki pantolon bir gömlek ve bir iki şey daha ütüleyince stres bastı. Genelde herkes kendi kıyafetini ütüler, babam ve erkek kardeşiminkini annem ütüler ama annem dizinden operasyon geçirdiği için dinleniyor, ben ütüledim. Çok bunalınca, bittiğinde oturdum bir ton tatlı yedim, yanına da bitki çayı aldım ki fazla kilo yapmasın :)) Son lokmayı vicdanımı daha fazla susturamadığım için yiyemedim.
Bir de o tatlıları dolaptan çıkarıp donmuş yağlı halleriyle yedim oturdular mideme. Vicdanım bir yandan midem bir yandan rahatsız etti. Rüyamda balıkçıl kuş yakalamaya çalışmaktan bir o tarafa bir bu tarafa koşturup durdum, keşke gerçek hayatta da spor yerine geçse bu. Yaksa fazla yağları.
Sabah işe gelene kadar, serviste mide bulantımı unutmak için nereye bakıp ne düşüneceğimi şaşırdım. Hala midem bulanıyor ve hala dünkü tatlı tabağı gözümün önünde.
Acaba gerçekten midemi mi bulandırdı yoksa psikolojik olarak kendime ceza mı veriyorum bilmiyorum ama huzursuzum.
Ekim ayının Pazartesi ile başlaması ne güzel değil mi? Tam da takıntılı insanları mutlu edecek bir sebep.
Fazla karbonhidrattan mı, sonbaharın gelişinden mi bilmem, beni hüzünlendirecek şeyler düşünesim geliyor. Mesela normal insanlara bir kapı (hadi bilemedin iki olsun, üç olsun) kapanıp yenisi açılırken benim kapılar neden hep kapanıyor, hiç açılan kapı yok diye düşünüyorum bugün.
Senaryo yazarlığı dersinde hep hayatın kırılma noktalarını işliyoruz mesela, benim kırılma noktaları neden hep başka kırılma noktalarına yöneliyor. Bir şeyler de yukarıya, ileriye gitse keşke...
Off niye böyle oldum ya :) Sonbahar naptın bana :))
Aslında iyiyim, her şey yolunda çok şükür.
Bazen, (ilkbahar-yaz aylarında mesela) sonbahar kış aylarındaki yazılarıma bakıp "niye böyle karamsar yazmışım ki" diyorum, kendime yakıştıramıyorum. Bu da o yazılardan biri oldu :))
Sizde ruhsal durumlar nasıl?
*Not: Fotoğraf temsilidir.