Sayfalar

13 Ekim 2024 Pazar

28- Hayatta kalma sanatı


Kendime notlar. Sizinle de paylaşmak istedim.

Hayattaki en önemli şeyler 1-Ruh sağlığı 2-Para 3-Sağlıklı beslenme 4-Kaliteli çevre

1- Hayatın nirvanası nedir? Kendinle barışık olmak. Kendinle konuşabilmek, ihtiyaçlarını duyabilmek, kendini avutabilmektir. 

Hiç kimseyle değil, öncelikle kendinle geçinmeyi bilmeyi öğrenmeye geldik bu hayata. İnsan-ı kamil kişi bence kendisiyle tanışmış ve kendisini olduğu gibi kabul edip sevmiş insandır. 

Sevginin bir ölçüsü varsa bunun en yüksek seviyesi kesinlikle “hatalarıyla birlikte sevmek”tir. Bir anne bile bazen bir çocuğu hatasıyla sevemeyebilir. Biz kendimizi ne zaman ki hatalarımızla da seversek, kabul edersek o zaman gittiğimiz her yerde çiçek açarız.

Ruhumuzla bağlantımız açık kaldıkça ruh sağlığımız da korumamız altında olur. 

Elbette ki bizim dışımızda gelişen travmatik olaylar, istemediğimiz kötü şeyler yaşayabiliriz. Her zaman güllük gülistanlık olmayacak hayat. Ama ruhumuzu tanıdığımız ve onu yalnız bırakmadığımız için bu aşamalardan geçmek bir nebze daha kolay olur. 

2- Kim ne derse desin para ile dönüyor dünya, her sıkıntının altından para çıkıyor öncelikle. Ruh sağlığının yerinde olduğunu varsayarak söylüyorum. İkinci madde kesinlikle para.

Miktarına takılmadan düzenli bir geliri olmalı insanın. 10-20 lira bile olsa kenara para koyabilmek, bunu alışkanlık haline getirmek önemli. Yani bir yatırım yapılmalı her daim. Var olanı tüketip anlık yaşamak çok da doğru değil. Yarınını da düşünerek hareket etmek daha güvende hissettirir. Hayatı, elverdiği kadarıyla, maddi olarak da güvence altına almak gerek. 

Pasif ya da aktif, bir şekilde düzenli bir para akışı sağlamak da hayatın amaçlarından biri olmalı. 

3- Bunu kaçıncı madde yapacağıma karar vermekte zorlandım, aslında maddelendirmeden hepsine azar azar dahil etmek de mantıklı olabilir. 

Bağırsaklarımızın duygusal beynimiz olduğu söylenir. Ruh sağlığımızı da etkileyen, fiziksel hastalıkları da tetikleyen aslında bağırsaklarımızdaki bakteriler. 

Şahsen ben her gün bir bardak kefir içmeyi alışkanlık haline getirdiğimde stres seviyemin düştüğünü, daha mutlu ve sağlıklı hissettiğimi kendimde farkettim. Ne zaman ki 2 gün üst üste hamur, yağlı ve kızartma türü şeyler yesem içime sıkıntı bastığını da fark ettim. 

Bizim maddi yakıtlarımız yemek, su ve hava. Vücudumuza en kaliteli yakıtı doldurmamız gerekmez mi? Bizi hayat boyu taşıyacak, kim bilir kaç sene daha birlikte yaşayacağımız bu bedene iyi bakmak zorundayız. Acı çektiğimizde o acıyı bir tek biz hissediyoruz başkasına devredemiyoruz. Biz söylemeden kimse bilemez hasta olup olmadığımızı, acı çekip çekmediğimizi. Öncelik her zaman kendimiz olmalıyız. 

4- Sev, saygılı ol, kendini bil. Sen kendine güven, kendine yet, mutlu ol ve kimseyi zorla yanında tutmaya çalışma. Seninle olmak isteyen senin yanında olur zaten. 

Zorlanma varsa orda bir sıkıntı vardır. Zaman yanlıştır, tekamül düzeyleri eşleşmiyordur, geçilmemiş dersler vardır. Zorlama. 

Kendin de kimsenin yanında kalmaya çalışma. Su akar yolunu bulur. Akışa bırak olması gereken kendiliğinden olur. 

Herkesi almaya gerek yok hayatımıza. İnsanları seviyor olabiliriz ama bu hepsini kucaklamak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Çevremizi oluştururken titiz davranmak zorundayız, çünkü muhatap olduğumuz insanlara benzeriz zamanla. Nasıl bir hayat ve kişilik istiyorsak öyle olan ya da ona yakın bir kişilik ve hayat tarzına sahip insanları tutmak daha mantıklı. Mesela mutlu bir ilişki mi istiyoruz, mutlu ilişkisi olan kişilerle, zengin olmak istiyorsak parayı nasıl kullanacağını bilenlerle zaman geçirmek gibi.

Bu hayatı, dünyayı, her şeyi senin gözlerinle bir tek sen görüyorsun. En çok sen lazımsın sana. En çok kendine iyi bakman lazım. Sen iyi ol ki sevdiklerin, çevren, yaşamın da iyi olsun. Kilit nokta sensin, kendi ruhuna dokunabildin mi? Onu bir kontrol et başkalarının ruhunu dokunmaya çalışmadan önce. 

Enerjinin ana kaynağına başarılı bir şekilde bağlantı kurulduğunda veri akışı aksamadan devam eder ve ahenkle yaşarız. 

Hepimizin bu tatmini yaşayarak hayatlarımıza devam etmesini diliyorum tüm kalbimle 🙏💖


Görsel: Pinterest

10 Ekim 2024 Perşembe

27- İç huzuru


Manifest diye bir şey var artık herkesin dilinde. Evrene mesaj yollamak yani. Telefon ekranına bi resim ekle dileğini kendine çek, olmuş gibi kabul et, deftere yaz vs bir sürü çeşidi var bunun. Telefon ekranım için bişey koyayım dedim, ne istiyorum diye düşündüm. Huzursuz bir ruh hali içerisindeyim. Malumunuz gündem pek iç açıcı değil, haberlerden kaçamıyoruz… Çok zengin olsam şu an nasıl olurdu? Çok huzurlu hissetmezdim yine. Aşık olsam sevgi dolu bi ilişkim olsa? Yine çok bir şey hissettirmedi. Arkadaşlarımla aktiviteler yapsam? O da yetmedi. Böyle düşüne düşüne en son içimdeki huzursuzluğu dindirmek için içimi rahatlatmam gerektiğine kanaat getirdim. Kendime dönmek, kendimle konuşmak, sessizce özüme inmek gerekiyor. Anladım ki hiçbir şey içimdekini tamir etmeden tat vermiyor tam olarak. Hep bir şey yarım kalıyor. İş, aşk, para… Sağlık dışında diyeceğim ama bence onu da fiziksel ve ruhsal olarak ayırırsak fiziksel sağlıkta bile iyileşmeyi hayal ederken tam bir tatmin hissetmeyebiliriz eğer ruhumuz çok kasvetlenmişse. Hatta iyileşmeyi reddederiz belki de. İyileşsem nolcak bu biter başka şey çıkar gibi olumsuz düşünceler, kaybettiğimizi sandıklarımız kemirmeye devam eder içimizi. 

Ruh sağlığı çok önemli. Umudu kaybetmemek, gülebilmek, anın kıymetini bilmek çok önemli. 

Geçmiş de gelecek de bizden uzak. Biz şu andayız. Ve şu anımız geleceğimize etki ediyor. 

Ruha iyi gelen şeyler bulunmalı ve içimizdeki çocuk unutulmamalı…


(Görsel: Pinterest)

7 Ekim 2024 Pazartesi

26- Yalnızlık üzerine


İnsan, başka insanlarla birlikteyken de yalnız hissedebilir ya da etrafında hiç kimse yokken yalnız hissetmeyebilir. Yalnız mıyım yoksa yalnız mı hissediyorum diye bakmak lazım önce. 
Başkalarıyla birlikte yalnız hissetmenin de bir sınırı var, yalnızken yalnız hissetmemenin de. Bir yere kadar iyi gelip sonra fazla geliyor yani. 
İnsanlarla çok fazla iç içe zaman geçirdikten sonra yoğun bir yalnız kalma özlemi çekersin, yalnız kaldığında oh dersin sessizliğin ve sadece kendine odaklanmanın tadını çıkarırsın. Ama bir süre sonra bu yalnızlık seni zorlamaya başlar. Zorlandıkça ailenle, arkadaşlarınla görüşür dengeyi sağlamaya çalışırsın. Onlarla bir kaç gün üstüste vakit geçirmek yine sıkmaya başlar seni, bu sefer de yalnızlığı özlersin. Günler, aylar, yıllar geçer yalnız hayatında. 
Yalnızlık güzel midir?
Kendine yetmek başarı mıdır?
Yoksa korkaklık mıdır?
İnsan sosyal bir varlık, tamamen yalnız olmaya uygun değil. Bazen yalnız kalmaya ihtiyaç duyar evet bu kesinlikle doğru, ama sürekli bir yalnızlık insana göre değil. 
Aile evinde yaşarken yalnız yaşamanın hayalini kurduk çoğumuz. Hatta kendi kendimize söz verdik bazılarımız, hemen evlenmeyeceğim önce yalnız yaşayacağım diye. Evde sürekli anne, baba takibinde olmak onların kurallarına uymak ve hesap vermeden özgürce hareket edememek tak etti bazen, evden kaçmak bile istedik. 
6 yıldır yalnız yaşıyor sayılırım. Aileme yakınım ama sonuçta kendi duvarlarım ve bir dış kapım var. O kapıyı kapattığımda kendimle başbaşayım. Başlarda kardeşimle yaşasak da o sadece yatmaya eve geliyor, gününü aile evinde geçiriyordu. Şimdi evlendi, Full time yalnız kaldım. Şikayetçi değilim, ama bazen duvarlar üstüme gelmiyor değil. 
Yalnız kalmak mı istiyorum? Birileriyle birlikte kalmak mı istiyorum? Ne istediğimi ben de bilmiyorum… Birileriyle birlikteyken sıkılıyorum, yalnızken daralıyorum. Sosyalleşmekten uzaklaşıyorum sanki ya da bu aralar böyleyim. 
Çok şey yaşandı bu sene. Küçük kardeşim ciddi bir rahatsızlık geçirdi ailece travmatik bir şey yaşadık, diğer kardeşim evlilik yoluna girdi ve evlendi, ben işten ayrıldım, ben biriyle tanıştım ama birbirimizi sevmemize rağmen uyuşamadık ve daha fazla yıpranmamak için devam edemeyip ayrıldık. Bir anda çok yalnız kalmışım ben aslında, iş ortamım bitti, eve yatmaya geliyo olsa da ev arkadaşım(kardeşim) gitti, hayat boyu birlikte olabiliriz gibi gelen partnerimle ilişkimiz bitti. Yalnızlık çekmem normalmiş. Nasıl aşarım bunu bilmiyorum. 
Dün gece belediyenin şehirdeki ücretsiz etkinliklerine bakayım dedim ufak ufak bir yerlerden başlamak için, hiçbiri beni çekmedi. Hobim var mı diye düşündüm bulamadım. Zamanında hepsini denediğim için bıkkınlık ve doymuşluk var üzerimde. Yabancı dil kursları, enstrüman eğitimi, dikiş nakış, yemek kursu, kendim alıp denediğim hobi malzemeleri, kendi başıma internetten araştırıp öğrendiklerim, YouTube’a giriş denemelerim, Instagram işletme hesabı açma denemelerim, kendi paramı kazanma çabalarım vs vs. Tıklayarak para kazan, anket doldur para kazan, astroloji öğrenip danışmanlık verme çabam, farklı eğitimler, bi milyon şey yani….. gerçekten o kadar fazla ki. Çorba olmuş durumdayım. Ne arıyorum? Ne istiyorum? Neden hiçbiri beni tatmin etmiyor? Öğrendiğim bi ton şey ne işime yarıyor diye sorarsanız, hiççççç. Amigurumi öğrendim mesela internetten, sonra kendime bebekler yaptım bazen etrafımdakilere hediye ettim, öğrenmek isteyenlere öğrettim eee sonra, bir sürü ip ve tığ duruyor hala çantada. Burdan para mı kazansam dedim sonra hevesim kaçtı. Keman aldım kursa gittim bir iki parça çaldım hevesim kaçtı. İspanyolca öğrendim sıkıldım, yemek yapmayı öğrendim sıkıldım, YouTube’a video eklemeye başladım hatta biri 200bin izlendi ondan da kaçtım. Instagramda hesap açtım 2bin takipçi oldu onu da bıraktım. Her giriştiğim şeyden arkadaşlarım oldu ama hepsiyle o işleri bıraktığım gibi görüşmeyi bıraktım. Neden böyleyim? Sevgili konusu da böyle, ya bırakıyorum ya bıraktırıyorum ama asıl sorun şu ki sanki özellikle bana uygun olmayanları seçiyorum. Çünkü uygununu seçersem ayrılma ihtimalimiz çok az olur, sanki bırakabileceğim şeyleri seçiyorum özellikle. Her şeyde. Arkadaş, sevgili, hobi…
İçimdeki boşluk dolmuyor ama dolması için de mantıklı adımlar atamıyorum belli ki. Bunun farkındayım ama yapamıyorum işte. Sanki doğru bir yol tutturursam esir alınmış gibi hissetmekten korkuyorum. O yüzden de her an oradan gidebileceğim tercihler yapıyorum. 
Ailemle de bağlarım çok kuvvetli değil. Zaten ana sorun buradan başlıyor bence. Ait hissedemiyorum hiçbir yere ve hiçbir şeye… yurtdışında yaşamayı hayal ediyorum bazen mesela, ama kesin ondan da sıkılırım, ülkemi özler pişman olurum ya da orada da hayalimdeki gibi olmadı diye üzülürüm. 
Nereye gidersem gideyim, ne kadar kaçarsam kaçayım, ben buyum. Kendimden kaçamam ki. Kendimle nasıl barışacağım? Kendimle barışıp çevremdeki insanları da nasıl çevremde tutmaya devam edeceğim bilmiyorum ama çabalıyorum… düşünüyorum, kendimi çözmeye çalışıyorum. Umarım bir gün bu yazıyı okur ve “şükürler olsun ki bu huzursuz hallerimi atlattım” derim. 

(Görsel: Pinterest)