Bir dilek tut ve kimseye söyleme. Ama dileğini değil, dilek tuttuğunu…
Çünkü mutsuz insanlar her şeye rağmen içinde bir umut yeşertebilen insanlardan nefret ederler. İsterler ki kendileri hep bir kaç basamak üstte olsun, diğerleri hep ondan daha kötü olsun. Olsun ki kendisi dışında acıyacak birilerini bulsun ve hep gözünün önünde dursun.
Mutlu ol ama çok belli etme. Umut et, hayal kur ama anlatma. Sadece çok yakın ve çok güvendiğin kişilere ucundan biraz belki. O kadar. Gerçekleştiğinde herkes görür zaten. Bırak o zaman öğrensinler. Sen gülümse, hayata devam et. Kimseyi mutluluğuna ikna etmeye çalışmana gerek yok.
Sana iyi hissettiren şeyler yap ama biri gelip senden talep etmedikçe ne yaptığını anlatma. Ve biri gelip nasıl böyle iyi kalabildiğini ne yaptığını sorarsa da “ben şunu yapıyorum bana iyi geliyor ama herkese iyi gelmeyebilir, dene istersen” de geç. Çoşkuyla, heyecanla anlatma. Şöyle iyi geliyor böyle iyiyim bu muazzam süper harika vs diye ballandırma.
Hayat senin hayatın. Mutluluk senin mutluluğun, mutsuzluk senin mutsuzluğun. Hissettiklerini hiç kimse senin gibi hissetmiyor. Hayatı başkaları için değil kendin için yaşa.
Önce kendini mutlu et. Çok mutlu ol ve çevrene iyi davran. Onları mutlu etmek için çok fazla çabalama. Bazı insanlar mutsuzluktan beslenir. Bazıları acı çekmeyi sever. Onları da öyle kabul et ama kim acıdan beslenir kim neyi sever diye insanları kategorileştirmeyi de kendine görev edinme.
Kimseyi zorla iyileştiremezsin, kimseyi değiştiremezsin. Sadece kendini değiştirebilirsin. En iyi versiyonuna ulaşmaya çabala ve bırak seninle yürümek isteyen gelsin.
Ben bugün böyle düşünüyorum. Ama doğru ama yanlış. Bilemiyorum. Yanlışım varsa düzeltin, ben de size göre mi yanlış yoksa gerçekten öyle mi diye bir düşüneyim.
Hayattan son zamanlarda öğrendiğim şeyler bunlar. Farkındalık. Kendim olma çabası. Fedakarlığı bırakma, herkesi kendi gibi görmemeye çalışma vs vs vs. Ekleme yapmak isteyen varsa seve seve okurum.