Hayat aslında yaşanabilir bir yer değil. Hayatı yaşanabilir hale biz getiriyoruz. Dünyaya gönderildiğimizden beri burayı yaşama uygun hale getirmek için uğraşıyoruz. Bizi mutlu edecek şeyler bulmaya çalışıyoruz ki yaşamaya devam edebilelim. Madem nefes alıyoruz bunu kaybetmek istemiyoruz. Canımız tatlı.
O yüzden kendimizi bırakırsak depresyona giriyoruz, mutsuz oluyoruz. Mutlu olmak için hep çabalamak gerekiyor çünkü. Bir şeylerle uğraşmak, üretmek, kendimize yatırım yapmak gerekiyor.
Düşünün ilk insan halimizi, etrafta bir sürü tehlike var, yırtıcı hayvanlar, zehirli böcekler… bitkileri tanımıyoruz zehirli mi değil mi bilmiyoruz. Bir anda yağmur bastırıyor ne yapacağımızı bilmiyoruz vs… bunlara maruz kala kala kendimizi nasıl koruyacağınızı öğreniyoruz. Kendimizi koruyabildikçe kendimize güvenimiz artıyor, güçlü, mutlu ve umutlu hissediyoruz. Başardıkça daha fazla şey yapmak ve hayatı kolaylaştırmak istiyoruz. Yapabildikçe mutlu oluyoruz. Yapamayınca üzgün… ama kendimizi toparlayıp tekrar denersek eğer vazgeçmezsek canlı kalmaya, mutlu olmaya devam edebiliyoruz. Bunu yapamazsak karanlıkta çürüyen bir çiçeğe dönüyoruz.
Hayat güzel bir yer değil. Acımasız, umursamaz, zorlayıcı… yorulmuş olman umrunda değil, acı çekiyor olman, isyan etmen, kendine zarar vermekle tehdit etmen hayatın umrunda değil. O sadece izliyor seni hatta bazen izlemiyor bile. Sen hayatta tek başınasın. Tek, savunmasız, bilgisiz geldin ve kendini geliştirmek zorunda kaldın her zaman. Bazen etrafında yaşananlardan bazen de kendi hayatından dersler alman gerekti.
Hayat hiçbir zaman sana ödül ya da ceza vermiyor. Hayatı sen seçiyorsun. Davranışların sana onları getiriyor.
Hem bu kadar basit hem de bu kadar zor işte hayat…