Sayfalar

11 Ekim 2026 Pazar

Belgrad’dan İstanbul’a dönüş

Veeee bugün İstanbul’a döndüm. 
Belgradda geceden başlayan yağmur gündüz de baya sağanak şeklinde yağmaya devam etti. Şemsiyem olmasına rağmen bacaklarım boydan boya ıslandı, kollarım ve sırt çantam da. Görmek istediğim yerleri yağmura rağmen gidip gördüğüm için mutluyum. Aziz sava katedrali, cumhuriyet meydanı, hotel moskva. Meşhur moskva tatlısını yiyemedim çünkü doluydu ve sıra vardı yine de içeriyi çektim. Princess puff tatlısından yedim. Sanırım burası bi tek bizim ülkede popüler olmuş. Gelenlerin hepsi Türk’tü. İçeride Türkçe bir şekilde “yakında İstanbul’da” yazısı asılıydı. Belgradda olup da Türk’e denk gelemiyorsanız Türk birilerini arıyorsanız burada mutlaka denk gelirsiniz. Bademli aldım. Güzeldi ama abartıldığı kadar değildi. Bi de biraz ağır geldi bana bitirirken zorlandım. Yapamadığım ulusal bankı gezip paraya resmimi bastırmak oldu, bi de kalemeydanda heykelli tarafı görmediğimi bugün farkettim. Yine de dolu dolu geçti tam istediğim gibi. Harikaydı, oranın yerlisi gibi dolaştım hep. Bi de hvala(teşekkürler) demeye başlamıştım ki dönmem gerekti. Biraz daha kalsam dillerine de alışırdım. Bence kulağa eğlenceli gelen bir tınısı var. Çok soğuklar iticiler falan diyenler oluyor bence asla öyle değiller. Cıvık ve laubali olmamaları benim çok hoşuma gitti. İşlerini yapıyorlar gerisine bakmıyorlar, önemli olan da bu. İlla sevinçle karşılayıp kucaklamaları gerekmez. Uçakta bir adam konuşurken Karadağ’dan Belgrad’a geçtiğini ve Karadağ’da neredeyse ona sarıldıklarını ama belgradda siparişi bile zor aldıklarını anlattı. Ben şahsen bana sarılacak kadar sıcak davranan kişilerin yanında rahat edemiyorum, biran önce oradan kaçmak istiyorum. İşim görülse yeterli benim için, samimiyete çok da gerek yok. Bu açıdan sırplar benim kafadan gibi. Ama erkekleri çok kılıbık sanki ya. Kadının sözü daha çok geçiyor erkekler eşlerinin ağzının içine bakıyor hatta el ele tutuştuklarında kadın erkeği götürüyor gibi bazen. Bu da benim tercih etmediğim bir şey o yüzden bana hoş görünmedi. Hanımköylülük abartılmış gibi dicem ama daha ziyade topu hep kadına atmak gibi de diyebiliriz. Kadınlar daha sert duruyor, belki de bu yüzden. 
Bi de çok fazla çinli var ya. Üsküp’te Türkler neyse burda da çinliler o sanki. Her yerde Çince bi dükkana, tabelaya, restorana rastlayabiliyorsunuz. Süpermarket diye girdiğim bir market tamamen Çin ürünleri satan yer çıktı mesela ve satıcı İngilizce bilmiyordu. 
Uçağım 14:45teydi oranın saatiyle. Türkiye’ye göre 15:45. Çok rahat yetiştim. Havaalanı karışıktı. Üsküpten büyüktü. Uçak havalanıp bulutları geçerken tüm yağmur damlaları silinip kurudu bir anda camlardan. Sonra bulutların üzerinde mavi gökyüzünde güneşe bakarak devam ettik yolculuğa. Yol boyunca beyaz zeminde gittiğimiz için dönüş biletimin cam kenarı çıkmasının pek de bi anlamı kalmadı. Sadece sabihaya inerken gördüm yeri. İstanbul’a inmeye başlayınca resmen eflatun bir atmosfere geçiş yaptık. Bir sürü rüzgar gülü vardı tepelerde ama tek bir tanesi bile kıpırdamıyordu. Nemli ve yağmur öncesi basıklık var. Yarın ve bu hafta yağmur gösteriyor zaten, yağmuru alıp geldim gibi oldu. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder