Ben, takıntılarım ve sabırsızlığım.

- Ekim 12, 2016


Dün kızkardeşim ile Çengelköy Çınar Altı'na gittik. Staj yaptığı okul iş yerime yakın olduğu için, oradan çıkıp direk bana gelmesi kolay oldu. Hiç beklemediğim halde yağmur başlaması beni huzursuz etti çünkü ben sahilde yürürüz diye planlamıştım. Yağmur dengesiz şekilde devam edince otobüse atlayıp Çengelköy'e geçmeye karar verdik.


Bir klasik olarak, önce Çengelköy Börekçisi'nden börek aldık. Kalabalıktır kesin ön yargısı ile Çınaraltına girdik. Deniz kıyısında sayılacak masalardan biri boş duruyordu, şaşırdık. O masa boşalınca kimse kalkıp oraya geçmemiş, masasını değiştirmemişti. Geçtik oturduk ve anında çay geldi. Çay dağıtan abi tam da bizim masanın başındaymış, ve tepside sadece iki çay kalmıştı. Ufak tefek şeyler de olsa her şeyin bu kadar yolunda gitmesine şaşırdım. "vay canına hem hemen bu masayı bulduk hem de anında çay geldi" diyip güldüm, çaycı benim çocuksu sevincime babacan bir gülüş verdi. "garibim ne sıkıntılar içinde ki bunda bile bu kadar sevinçle doldu" diyordu gözleri sanki...


Hemen önümüzde iki küçük balıkçı teknesi vardı. Biri küçük, diğeri ona nispeten az daha büyük ama ikisi de küçüktü. Daha küçük olandaki amca, teknesini temizliyordu, masasındaki kovada 6-7 tane palamut vardı. Belli ki balığa çıkmıştı. Sonra içeriden başka bir amca çıkıp yandaki tekneye bir sopa uzattı ve tekneyi kendisine doğru çekip oraya geçti. Demek ki amcamız balığa tek çıkmamıştı.


Tekneler çok sallanıyordu, özellikle daha küçük olanı beşik gibi sallanıyordu ve ben gözlerimi onlardan ayıramıyordum. Arada bir, gün batımının muhteşemliğine gözlerimi kaydırsam da sonra yine kendimi o tekneleri incelerken buluyor, kardeşime sürekli "nasıl midesi bulanmıyor bunların, ay baksana ne kadar sallanıyor ben bile izlerken sıkıldım, aa balıklara bak  bir sürü palamut tutmuşlar, acaba dedem de böyle bir teknesi olsun ister miydi" diye vızıldayıp duruyordum. Kızcağız konuyu kendi gününe, stajına getiriyor ben biraz dinleyip bir kaç kelime yorum yapıp yine tekneye dönüyordum. Sonunda "abla farkında mısın sen dışarı çıktığımızda hep tek bir yere odaklanıyorsun, başka bir şeye bakmıyorsun ve hep onun hakkında konuşuyorsun" dedi. "Gerçekten mi" dedim "evet" dedi, farkında değildim ama o söyleyince ben de hak verdim. "Çok takıntılıyım galiba" dedim "evet" dedi. Ve ben tekne hakkında konuşmayı bırakıp, gün batımına geçtim...

Son zamanlarda takıntı olayını abartmış olabilirim, önceden daha rahattım sanki. Kardeşim sıkıldı tabi "kalkalım mı ben biraz sıkılmaya başladım" dedi, ve kalktık. Yürürken daha rahattım, kafam daha rahat oluyor yürüyüş yapınca bunu da son bir kaç haftadır fark ettim. İş yerinde son iki haftadır, ya da 3 de olabilir, her öğlen aceleyle bir şeyler yiyip sahile gidiyorum yürümeye. O kadar iyi geliyor ki...

Dün öğlen çıkamadım, hasta hissettiğim için.

Önceki gün çıktığımda, biraz bankta oturup da işe öyle döneyim dedim de yarım saat geç kalınca bunun iyi bir fikir olmadığını anladım ve tekrarlamamaya karar verdim.


Çay bahçesinden çıkıp yan tarafta, Sütiş Abdullah Ağa Yalısı'nın hemen önünde kalan deniz kıyısına geldik. Manzara harikaydı. Bir kaç fotoğraf çekip izledik. Yağmur damlaları büyüyünce eve döndük.


Benzer Yayınlar

2 yorum

  1. ya nefis bu yazı ve fotolar. sen üsküdarda çalışıyon demek ki. ne güzel. çarşısını çok severim. kermeslerde çok yedim orda yaa :) çınaraltını ne güzel anlatmışsın. takıntıların da sevimli yaaa. iş arası orlarda yürümek, şanslısın yaa, güzel yerde çalışıyon :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. deeptone'cum ay ne iyi ettin de geldin teşekkür ederim yorumun için :) evet üsküdarda çalışıyorum beklerim :)

      Sil